Sabah kalktığımda Aras evde yoktu, kahvaltı masası hazır olduğuna göre yakınlarda olmalıydı. Onu bekleyecek değildim, su ısıtarak çay poşetini içine attım. Of ekmek yoktu… Enseme dokunan dudaklar sıcacıktı.
“Günaydın meleğim rahat uyudun mu?”
“Çok” Alaycı gülümsemeyle yüzüne baktım. Dudaklarımı kavrayınca ne olduğumu şaşırdım. Elimden çay kupasını almış karşıma geçmişti “Ne düşüncelisin aşkım, çay demlemişsin”
“O benim”
“Şimdi benim güzelim. O muhteşem poponu kaldır yeni yap kendine. Sıcak simitte aldım sen seversin”
Huylarımı çok iyi biliyordu, benimde onunkileri bildiğim gibi. Simiti elime aldım açmayı da gayri ihtiyari onun tabağına bıraktım. Simitten çok açma yemeyi severdi. Ne yaptığımı fark ettiğimde çok geçti sevimli sevimli gülümsedi.
“Açma sevdiğimi unutmamışsın”
Sesimi çıkarmadım onunla ilgili olan hiçbir şeyi unutmam mümkün değildi.
Kahvaltı sofrasını birlikte topladık. Gazeteleri paylaşarak okuduk. Bir ara çıplak bacaklarımın üzerine yattı, başını itsem de kaldıramadım. Uykuya aldı sıcaklığını çok fazla hisseder olmuştum. Uykusunda döndü tehlikeli yerlerimde nefesini hissedince daha da bir kötü oldum. Kıpırdayınca uykulu gözlerle bana baktı. “Şişştt çok rahatım kıpırdama aşkım” yüzünü kasıklarıma daha çok bastırdı. Bu adam delimiydi ne? Saçlarının içine parmaklarımı geçirdim başını çekmeye çalıştım, eli penye şortumu esneterek içeri girmişti bile. Kalçalarımı avuçlayıp kendine daha çok çekiyordu, yarı yarıya koltuğa uzanmıştım, başını olduğu yerden çekmeden oyunlar oynamaya başladı. Sıcaklık almış başını gidiyordu, vücudumda özellikle kasıklarımdaki sancıya dayanamayacak hale gelmiştim. Anlamıştı ne halde olduğumu, şortumun bir anda üstümden çıktığını fark ettiğimde artık her şey için çok geçti. Başı aynı yerdeydi, dudakları çok daha ısrarlı olarak oyunlar oynuyordu. Tüm çıplaklığımla önümdeydim, yaptıklarının verdiği haz dayanılmayacak hale geldiğinde, teslim olduğumu hissettim… Bana istediğini yapabilirdi elimi uzattım başını daha çok bastırdım kendimi iyice açtım.
“Hadi kalk denize gidelim”
“Ne”
Bir anda üzerimden kalkmış arkasını dönmüştü, yüzüm utançtan alev alev yanmaya başladı. Kendimi sersem gibi hissediyordum. Senelerdir reddettiğim adam tarafından şu an reddedilmiştim. Doyurulmamış arzular içinde kalakalmıştım.
Çabucak toparlanıp yukarı çıktım, sızılar hala devam ediyordu. Serseri ne yapmaya çalışıyordu niye durmuştu.
Bikinimi giydim aşağı inip onu beklemeden sahile yürüdüm. Kendimi soğutmak için suya daldım. Ne mümkün deniz bile ılıktı. Hızlı kulaçlarla yüzmeye başladım çok geçmeden o da gelmiş yanımda yüzüyordu. Bir süre sonra yavaşladım geriye döndüm sahilden oldukça uzaklaşmıştık. Sırtımdan sarıldığını hissedince panikledim. “Rahat dur sevgilim ikimizi de boğmaya mı çalışıyorsun?”
Gerçekten bu adam delirmişti, yarım bıraktığı arzular soğumadan üzerine yenilerini eklemeye çalışıyordu. Elleri hem üstte hem altta çalışmalara başlamışlardı, boynumu ısırdığını hissettim başımı yana eğdim devam etmesini deli gibi istiyordum birden bırakıverdi suyun içini boyladım. Yukarı çıktım bir sürü su yutmuştum “Hadi güzelim kıyıya kadar yarışalım” Yaptıklarına dayanacak halim kalmamıştı “Aras bu yaptıkların yüzünden seni öldüreceğim”
“Ben ne yapıyormuşum?”
“Biliyorsun neler yaptığını, seni boşamak zaruri ihtiyaç haline geldi. Benimle bez bebek gibi oynuyorsun, bir daha dokunamayacaksın”
“Sana her istediğimde dokunacağım ta ki bana tam anlamıyla ruhunu verene kadar. Hem bedenini hem ruhunu ikisini birlikte istiyorum”
Dediği gibi onunla oynuyordum… Kıyıya doğru yüzmeye başladım. Vücudum kaskatı olmuştu, dayanacaktım. Kendi ayaklarıyla bana gelmesini istiyordum. Her zerresiyle benim olmalıydı.
Havluyla kurulanırken iki yeni yetmenin ve arkasında duran üç adamın “Of lan şunun güzelliğine bak yemede yanında yat bu afetin” Dediklerini duyduğum da benim afet olduğunu anlamıştım, beyaz bikinisinin içinde denizkızı gibiydi, saçlarını bir tarafa toplamış suyunu sıkmaya çalışıyordu. Şezlongdan havluyu aldığım gibi yanına koşturdum. Vücuduna sardım “Ne oluyor”
“Bir daha bu bikiniyi giyme, mümkünse bir daha denize de girme”
“Emrin olur paşam”
“Beni katil etmek istiyorsan devam et”
“Kaç sene verirler dersin, çabucak senden kurtulurum”
“Benden kurtulmak o kadar kolay değil. Sözümü dinleme bak neler olacak”
“Korkuttuğunu mu sanıyorsun, yanılıyorsun. Sende bunu unutma. Hım bu arada sorayım beni nasıl geçindirmeyi düşünüyorsun. Oldukça çok masraflarım vardır. Şu anda senin yüzünden işimden olduğumu unutma. İş aslanın midesinde çok zor yeni bir iş bulmak”
“Senin ihtiyaçlarına yetecek kadar kazanıyorum, orasını dert etme”
“Hadi ya daha yirmi dört yaşındasın. Çalışsan bile ne kadar kazancın olabilir ki?”
Beni küçümsüyordu çok şaşıracaktı çok “Senin çalışmana gerek olmayacak kadar”
******
Konuşarak eve kadar gelmiştik, Aras’a bakmadan yukarı çıkıp duşa girdim, deniz iyi hoştu şu kumlar orana burana yapışmıyor muydu sinir oluyordum. Sabunlanmaya başladım kabinin kapısı açıldı elimdeki sabunlukla önümü zor örttüm, üstekiler dışarıda kalmıştı. Bir elimle de onları kapadım…
“Aman da benim karım kocasından utanır mıymış?” Sabır taşı olsa herhalde çatlardı, yok Aras yılmadan devam. Elbet bu acılar bitecekti…
“Çabuk çık dışarı bak sabrımı zorluyorsun”
Elimden sabunlama bezini kapıverdi “Canım su nimettir, çok sarf edilmemesi gerekir. Bir damla su ihtiyacı olan insanlar var. Birlikte yıkanıp tasarruf edecekken niye ayrı yıkanıp ziyan edelim değil mi?”
“Değil, kısa tutarım çabuk çıkarım” Of bu adamın vücudu ne güzeldi, gözlerimi daha aşağıya indiremiyordum…
Tabi beni umursamadı, her yerimi uzunca süre sabunladı… Oldukça uzun uzun…
“Aras” Adı ağzımdan yalvarır gibi çıkmıştı, bacaklarımın titrediğini hissediyordum. Birden soğuk suyu açıverdi…
“Seni alçak”
“Hadi cici kız ol, git giyin yemeğe çıkalım”
“Seninle tuvalete bile gitmeyeceğim”
“Geleceksin kuşum, burada çok güzel balık lokantaları varmış”
Yanında az daha kalırsam bu adamı öldürebilirdim, sırtımdan iterek dışarı çıkardı. Kabinin kapısını yüzüme kapattı. Islık çalıyordu bir gün içinde defalarca beni teslimiyet sınırına kadar getirmiş son anda bırakmıştı. Ne yapmaya çalışıyordu. Biraz daha devam ederse benimle seviş diye yalvaracak hale gelecektim.
Banyodan çıktığı anda buz gibi akan suyun altına oturdum, Bu ne güzellikti ve ben daha ne kadar dayanabilirdim… Bu günlük bu kadar yakınlaşma yetmeliydi tükenmiştim...
Banyodan çıktım, Zümrüt beyaz mini bir etek ve kırmızı askılı bluz giyinmişti “ Eteğin çok kısa”
“Gayet normal, burası yazlık yer millet neredeyse yarı çıplak dolaşacak”
Saçlarını savurarak aşağı indi, üzerine varsam çıkarttırırdım ama gider inadına daha kısasını giyerdi. Günlük hayatımızda döndüğümüzde kıyafetlerine göz gezdirmekte yarar vardı. Her seferinde onunla tartışmaya giremezdim.
Giyinip aşağıya indim, mutfakta su içiyordu. Sabah doğradığım domatesleri dolaba kaldırmıştık… Dolaptan su doldurdum çaktırmadan domatesi mıncıkladım. Tezgâhın kenarındaydı elimi kenara sürdüm.
“Şöyle birazcık ileri gitsene”
“Kocaman mutfak niye dibime kadar geliyorsun”
“Sana yakın durmaktan hoşlanıyorum ne var bunda. Hadi hazırsan gidelim”
Arkasını döndü biraz ilerledi “Zümrüt eteğinde leke var farkında mısın?”
“Çıkartayım diye söylüyorsun”
“Güzelim niye böyle bir şey yapayım, ben kısa dedim başka bir şey demedim. Aynada bak göreceksin”
Gördü ve yukarıya üzerini değişmeye gitti. Akıllı adamdım vesselam kavga dövüş olmadan etek olayını halletmiştim… İnşallah inat için daha açığını giymezdi…
“Hadi acıktım artık” Oh be yaşasın kotunu giymişti…
Arabaya binerek şehir içine indik sahil kenarı irili ufaklı lokantalarla doluydu. Onunla her an birlikte olmak, karım olduğunu bilmek beni çok mutlu ediyordu. Yürümeye başladık eline uzandım ilk çeker gibi olduysa da biraz ısrar edince bıraktı. Elini öptüm oldukça kalabalıktı, lüks lokantaların olduğu yerlerden yürüdük ikimizde doğal yerleri severdik
Küçük balıkçı lokantasının önüne geldiğimizde ikimizin de ayakları durdu. Tahta masalar ufak tabureler, sağda solda asılı balıkçı ağları. Birbirimizin yüzüne baktık burasıydı. Konuşmadan anlaşmak gibisi yoktu.
Bol yeşil salata ve tazecik balıklar. Biraz ilerimizde açık mangalda kızartılıp önümüze geliyordu acıkmıştık. Aç kurtlar gibi balıklara elimizle daldık. Kalamar istedim Zümrüt severdi…
“Midyede isteyelim sen seversin”
Gülümsedim, gülümsedi birbirini tanımak güzeldi… Yemeğimizin keyfine vardık…
“Çok lezzetliydi”
“Doymadıysan bir porsiyon daha alalım”
“Patlayacağım neredeyse, uzun bir yürüyüş gerek”
Hesabı ödeyip dışarı çıktık hiç acelemiz yoktu. Sesini kıstığım telefonumun sinyal sesini duyunca açmak zorunda kaldım. Oturduğumuzdan beri inat edip açmamıştım belli ki önemli bir şeydi.
Alex…
Ben konuştukça Zümrüt yüzüme şaşkınlıkla bakıyordu. İlk İngilizce başlamıştım anladığını biliyordum, sonra Japonca konuşmaya başlayınca o güzel kaşlarını hayretle kaldırmıştı. Konuşma bittiğine merakla yüzüme bakıyordu.
“Pasaportun yanında mı?”
“Yurt dışına çıkacağımı düşündüğüm için çantama atmıştım”
Yurt dışına kiminle çıkacağını biliyordum, kazanan ben olmuştum şimdi benimle gelecekti hem de sonsuza kadar “Mükemmel, evimize gidiyoruz”
“Nasıl evimize gidiyoruz”
“Projem onaylanmış anlaşma için benim imzam gerekiyor.”
“Senin bilgisayarlarla ilgili iş yaptığını oyun tasarladığını biliyorum. Çalıştığın şirketi bilmiyorum”
“Şirket için çalışmıyorum üç arkadaş, okulun ilk senelerinden beri birlikte oyun tasarlamaya başladık. Geliştirip büyük şirketlere satıyorduk. Seneler geçtikçe oyunlarımız popüler hale geldi. İki sene önceki oyunumuz çok fazla tutuldu. Geçen sene tek başıma tasarladığım oyun piyasaya çıkartılacak büyük şirket alıcı olmuştu. Fiyatta anlaşamamıştık. Nihayet istediğimiz fiyatı verdiler”
“Oyun oynayarak para kazanıyorsun”
“Hem oynuyorum. Hem tasarlıyorum, hem kazanıyorum. Şansınla geldin güzelim”
Üç yaşından beri tanıdığım adamın son altı senesini tam bilmiyordum. Neler yapmıştı Amerika’da ki yaşamı nasıldı? Arkadaşları kimlerdi?
Lokantadan çıktık yolda dondurma aldı, biraz yemiştim elindekiyle değiştirdi. “Yine yüzüme yapıştıracak mısın dondurmayı?”
“Bu sefer yemeyi düşünüyorum”
Anılarımız ne kadar çoktu, biraz daha yedim tam yanımda büyük bir keyifle dondurmasını yerken yüzüne yapıştırıverdim. Gülerek koşmaya başladım peşimden geldiğini biliyordum…
Doğal olarak yakalandım onun uzun bacaklarıyla rekabet edemezdim, belimden tuttu elindeki dondurmayı ağzıma yapıştırdı, hem gülüyor hem kurtulmaya çalışıyordum…
“Geçen seferki gibimi olacak sandın. Dondurmamı dudaklarından yiyeceğim”
Bir dondurma bu kadar mı lezzetli olurdu. Öptükçe tadı daha bir güzelleşiyor gibiydi ve Zümrüt’üm tam teslimiyet içinde karşılık veriyordu.
“Dünyanın çivisi çıktı kardeş çivisi, bu gençlerde ne ar ne namus kaldı”
“Vallahi öyle kardeş, insan sağına soluna bakar, kocası olan var olmayanı var. Bunların canı çeker mi diye düşünen yok”
“Kız Fadime ben ne diyorum sen ne diyorsun azdın mı ne”
“Ah ah koca gideli yirmi sene oldu azmayayım da ne yapayım kardeş”
Biz öpüşmeyi bırakmış teyzeleri dinliyorduk. Fark ettiler, biri “Devam edin evladım devam edin” diğeri “Vallahi başımıza taş yağacak, hadi bunlar cahil… Yaşlı karı kudurmuş” diye söyleniyordu…
Gülerek yanlarından uzaklaştık.
Telefon çaldı, Aras uzunca süre konuştu…
“Gitmemiz gerek, biletlerin ayarlandığını hemen yola çıkmamız gerektiğini söylediler.”
“Ben gelmesem”
“Benim karımsın bir daha seni asla bırakmam. Buna bir an önce alışmaya başla”
******
Eve gittik garip bir inatla oturdum, son çırpınışlarımı yaptığımı biliyordum. Bu gün defalarca sınırdan dönmüştüm. Benim durdurmam değil Aras’ın durmasıyla sona ulaşamamıştım. Biraz önce bile öpüşlerinin etkisi altına girmiş, eve gelince neler olacağının hayallerine dalmıştım. Teni, kokusu dokunuşları beni mahvediyordu.
İnatla oturuyordu, tam boşaltmadığımız bavullara çıkardıklarımızı koydum. Yarım saatte hazırdım, Zümrüt’ün kıyafetleri iyi olduğuna göre yola çıkma vaktiydi. “Hadi kuşum uçma zamanımız geldi”
Havaalanı, pasaport kontrolü. Vizelerimin tam olması işime yaramıştı. Uçuş saatini beklerken Aras’ın uzaklaşmasını fırsat bilip Yeliz’e telefon açtım.
“Vay gelin hanım keyfin yerinde mi?”
“Yeliz herkesten böyle bir oyun beklerdim de, senden beklemezdim”
“Kızdığını biliyorum kardeşime dayanamadım. Seni nasıl sevdiğini defalarca anlattı. Sende benim yerimde olsaydın dayanamazdın. Kızım hem ne kızıp duruyorsun çıtır çıtır çocuk. Keyfine bak ha bana bozuk atacağına asıl sen söyle içten pazarlıklı… Kardeşimi ne zaman hangi ara baştan çıkardın… Ben neredeydim, nasıl anlamadım… Ben kör müyüm, kaz kafa mıyım?”
“C şıkkını işaretliyorum. Hepsi”
“Birde dalga geçiyorsun, Aras senin de ona âşık olduğunu söyledi. Çektiği videoyu da izledim. Ne zamandan beri söyle”
“Çok uzun süredir”
“Oha çüş, inanamıyorum. Sübyancımısın kızım sen ilk tanıştığımızda Aras daha üç yaşlarındaydı”
“Pes Yeliz, ilk ilgi duyduğumda on sekiz yaşındaydı”
“Hım bu su kaldırır bir yaş ama belliydi didişmelerinizden nasıl anlamadım aklım sırrım ermiyor. Takıntından kurtuldun mu?”
“Ne mümkün oldukça zorlanıyorum”
“Bende de aynı dert var, Mustafa beş ay benden küçük çıktı”
“Hadi ya sen ne yapacaksın”
“Sen iki buçuk yaş küçüğüyle evlenebiliyorsan, ben beş ay küçüğümle evlenip keyif çatacağım. Kadere karşı gelinmez. Biz çok büyük konuştuk Allah başımıza verdi çıtırları. Kız Zümrüt kocan kardeşim olmasaydı genç adam nasıl oluyor diye sorardım. Ayrıntılı anlattırırdım”
“Evet, canım hatta ben sana özel video çekip gönderirdim, hadi geveze uçuş saatimiz geldi. Benim çıtır geliyor. Kapatıyorum öpüldün”
Ah Yeliz ah daha o kırmızı noktalı bölümlere gelemedik. Şu sarı kadın benim çıtırımamı bakıyordu. Gövde gösterisi zamanıydı…
“Aras bebeğim zaman geldi herhalde”
Koluna girdim, kadının yanından geçerken saçlarımı şöyle attırıverdim.
“Ne saçlarını sallayıp duruyorsun”
“Hiç sıcakladım, hava aldırıyorum” Kıskandım diyerek onun havalarda dolaşan egosunu daha fazla beslemeye hiç niyetim yoktu.
Uçağa bindik uzun yolculuk bizi bekliyordu. Kemerlerimizi bağladık. Aras elimi tuttu,
“Burada kaçacak yerim yok. Pilot kabini ve kuyruk tarafına kadar gidebilirim”
“Kuyruk tarafı önemli değil ya pilot kabinine gidersen diye korkum var”
“Şirin çocuk”
“Sevgilim ilk fırsatta sana ne kadar büyüdüğümü kanıtlayacağım. Çok hoşuna gidecek”
Sözlerinin içerdiği anlam gözlerimin önüne geldi. Banyoda bakmıyorum desem de gözlerim kendiliğinden bir ara bakmış olmalıydı. Oldukça büyüdüğü belliydi sadece yutkundum, başımı arkaya yasladım gözlerimi kapatıp o anı düşünmemin hiçbir mahsuru yoktu. Düşüncelere yayın yasağı konamazdı. RTÜK ceza veremezdi gerçi verse de şu sıralar işsiz olduğumdan benden beş kuruş alamazdı. Hapse girer miydim acaba?
Gözlerimin önüne hapishane geldi, ellerim kelepçeli gardiyan kadın yürü ahlaksız diye bağırıyor. Ben başım önümde yürüyorum en nihayet demir bir kapıdan içeri sokuyor, ellerimdeki kelepçeleri açıyor. Ortada bir masa, kenarda ranzalar. Elinde tespih sallayan iri yarı bıçkın görünüşlü şişman bir kadın yanıma geliyor. Bu sırada gözümden kaçmıyor kadının saçını boyama zamanı gelmiş. Saçları cırt bir sarı… Allah kurtarsın kardeş sesleri… Ve kadın bana soruyor “Niye hapistesin bacım”. “Kocamın şeyini düşündüm de RTÜK ceza verdi, parayı ödeyemedim” . “Vay be bu düşüncelere de ceza geliyor demek. Benim o dediğin hep aklımda, yandım hiç kodesten çıkamayacağım, kadersiz kardeşim “ omuzuma sarılıyor. Hıçkırarak ağlıyorum “Ağlama kardeş “ diyerek daha sıkı sarılıyor kadının memeleri arasında neredeyse boğulacağım “Ben ağlamayayım da kimler ağlasın. Daha bir kez bile şey edemediydik”
Ben bu düşünceler içerisindeyken Aras’ın elini hissettim. Başımı nazikçe tutarak omuzuna yasladı biraz daha aşağıya kaydı. Çıtırım çok düşünceliydi…
Yol oldukça uzun gelmişti, uyudum uyandım. Yemek yedik yine uyudum işin garibi yan yana ilk uykumuz uçakta olmuştu. Yatay durumda değil dikey durumda…
Dudağıma kondurulan öpücükle uyandırıldım “Hadi kalk güzelim geldik”
Gözleri ne güzel bakıyordu “Günaydın, her tarafım tutuldu” gülümsedim…
“Evimize gidince dinlenirsin karıcığım”
Uçaktan indiğimizde ilk kez geldiğim bu ülkenin şimdilik sadece havalimanına bakabiliyordum. Türkiye’den hiç farkı yoktu. Niye insanlar özellikle de bizim insanlarımız bu ülkeyi gözlerinde büyütüyorlardı anlamıyordum. Her ırktan ve renkten insanlar yürüyor konuşuyordu, kısa bekleme anımızda Aras’ın koluna resmen yapıştım. Dil bilmeme rağmen yabancı bir ülkede olmak beni rahatsız etmişti. Gözlerimin önüne Harlem geliyordu devasa irilikte zenci adamlar, ardından Çin sokağı geliyordu, bazıları üzerinde ejderha resimleriyle süslü kıyafetler giyinmiş minik adımlarla yürüyen kadın ve adamlar nedense adamların kel kafalarının üstünde yarım koni şeklinde kesilmiş şapkaları ve incecik örgü yapılmış saçları. İncecik kıl şeklinde bıyıkları. Orayı da geçtim kocaman harley davidson markalı motorlara binmiş, şişman pis bakan adamlar arkalarında menken fizikli yarı çıplak kızlar. Dahası da vardı mafya olanlar gerçi bunlar biraz karışık oluyorlardı tek özellikleri siyah takım elbise giymeleriydi fotokopi makinasında çoğaltılmış gibi görünürlerdi. Bu sıralar oldukça televizyon izlemiştim herhalde, ya bunlardan birinin ellerine düşersem, ya beni kaçırıp Meksika’nın ücra yerlerinde kötü bir eve satarlarsa…
“Seni asla affetmem”
“Kimi affetmiyorsun canım”
Of sesli konuşmuştum “Sinek ısırdı o yüzden dedim”
“Sinek mi?”
Neyse ki çok soru sormadan gençten bir adam geldi. Aras’la sarmaş dolaş oldular, ilgiyle bana bakıyordu.
“Bu güzellik sevgilin mi?”
“Düzgün bak burnunu kırmayayım, benim karım Zümrüt”
Adamın bakışları birden değişti “Nasıl derler sizde Yende yok Yenge, nihayet bizim genç isteğine kavuşmuş, sende ne zorluymuşsun yenge adama kan kusturdun. Tebrik ederim”
“Teşekkür ederim sizde Alex olmalısınız”
“Doğru hadi gidelim Akina bizi bekliyor”
“Akina kim?”
“Üçüncü ortak”
“Uzak doğulu ismi gibi”
“Japon’dur oldukça da güzel bir Japon”
“Kadın mı?” Benim antenler dikilmişti, uzak doğulu Geyşalar gözlerimin önünde resmigeçit yapıyorlar ve hepsi de Aras’a göz süzüyorlardı.
Kesin minik adımlarla yürüyüp, minik fincanlarda kibarca çay ve içki servisi yapmayı öğrenmeliydim. Acayip müzik aletlerini çalmayı öğrenebilir miydim acaba ya o kat kat kıyafetleri giymeyi. Arkalarına yastık gibi bir şeyler bağlıyorlardı. Herhalde sırt üstü yatınca belleri acımasın diye düşündüm. Ya o takma saçlar kesin dört beş kilo vardı. Peki, ben memelerimi nereye sığdıracaktım. O Kadınların varla yok arası göğüsleri vardı.
“Hadi canım niye daldın öyle”
Arabanın kapısını açmış beni bekliyordu. Hemen bindim çevreme bakınmaya başladım onlar önde sohbet ediyorlardı. Büyük caddeler, geniş sokaklar… Oldukça büyük bir binanın önünde durduk Alex bavullara yardım için indi. Asansörün içine bıraktı gitti. Katlar bitmiyormuş gibiydi on beşinci kat sondu ve biz indik. Tek kapı vardı Aras kapıyı açtı.
Direk salona açılan bir kapı. Duvarın biri boydan boya camdı manzara çok güzeldi, korkarak kenara yaklaştım. İnsanlar küçücük görünüyordu…
Bavulları içeriye koymaya çalışan Aras’a bağırdım “Bak haberin olsun ben bu camları silmem, bitirene kadar ömrüm gider. Gitmesine de gerek yok düşer ölürüm zaten” Kendimi belimden ipe bağlanmış olarak camları silerken düşününce içim bir hoş olmuştu. Başımda bir yemeni, orasını burasını siliyorum ve benim yakışıklı kocam içeriden “Cık cık hiç iyi silememişin” deyip parmağıyla en köşeleri silmemi işaret ediyor. “Asla anladın mı asla, o ipin ucunda sallanmam. Kenarda mermer bile yok”
Kahkahası çok güzeldi…