1
Hayat adil değildi, oyunlarını hiçbir zaman adaletin terazisine göre oynamazdı. Ve davanın sonunda biri, mutlaka o mahkemeden mutsuz ayrılırdı. Lakin adalet, herkesi mutlu etmek demek de değildi; adalet sadece haklıyı mutlu etmekti. Ama hayat haklı olanı haksıza düşürecek kadar plansız, kötüyü baş tacı yapacak kadar da acımasızdı.
Aslında her şey, lanet bir oyundan ibaretti ve bu oyunu en iyi bilenler, bu kumarı en iyi şekilde yönetenlerdi. Ama şayet terazi yanlışı gösterirse doğruyu bulmak imkansıza dönüşürdü. Çünkü adaletin olmadığı bir yerde hiç kimse, hangi terazinin doğruyu ölçtüğünü bilemezdi.
Bu gece de adaletin ölüm, katliamın ise doğuş gecesiydi, kan süslemişti her yeri. Bir ağıt yükseldi Limali Konağı'nın önünden. Çığlıklar, feryatlara karıştı; bir izdiham sahnesinin en can alıcı yeri çınlattı kulakları. Gözyaşları durmaksızın döküldü; o yaşlar, akan kanların üstüne düştü. Törenin kurbanları, kilide vurulmuş küfürleri gün yüzüne çıkardı. Küfürler beddua şeklini aldı, feryatların içinde günaha karıştı.
Töreye uyulmuştu lakin herkes mutsuzdu. Zira yıllardır alışagelmiş olan bu lanet töre, kan döküp masumları öldürmekten ve geride kalan anaları, çocukları, kadınları acıya boğmaktan başka bir halta yaramıyordu.
Limali Konağı'ndaki izdiham sahnesinin sebebi, bu adaletsiz oyunun kurbanı olmasıydı. Zira Limali aşiretinin lideri Kamah Ağa ölmüştü. Onu, Limali'lerin en büyük düşmanı olan Karacakan aşiretinin ağası Mikar Ağa öldürmüştü. Mardin'in en büyük iki aşireti artık bu törenin kurbanıydı. Kılıçlar çekilmiş, kan bayrağı açılmış, beyazla süslenen Mardin; kanın koyu kırmızı rengine boyanmıştı.
"Lanet olsun, kötülük için atan bütün kalplere lanet olsun!"
Kulakları çınlatan bu bedduanın sahibi Limali Konağı'nın hanımağası olan Zival Hanım'a aitti. Zival; yerde kanlar içinde yatan, Limali konağının ölmüş ağası olan Kamah'ın karısıydı.
Gecenin karanlığını gözyaşlarıyla süsleyen sadece Zival değildi; bu gece Limali Konağı'ndaki herkes ağlıyordu, herkes çığlık çığlığa bağırıyordu. Lakin hiç kimse, acıdan ne yapacağını bilmiyordu. Acı onları kıskıvrak yakalamış ve cayır cayır yanan öfke ateşinin tam ortasına atmıştı. Limali Konağı'ndaki herkes, bu intikam ateşiyle tutuşmuştu; Kamah Ağa'yı öldüren Mikar Ağa'nın kanını içmek istiyordu. Töreye uyulmak zorundaydı; kana kandı, cana candı.
Konağın kapısı aralandı. İçeriye giren siyah araba, yüreklere su serpti. Herkes ayağa kalktı çünkü gelen kişi, yerde kanlar içinde yatan Kamah Ağa'nın en büyük oğlu; konağın yeni ağası olan Arza Ağa'ydı.
Siyah arabanın kapıları açıldığında acının esiri olmuş bir şekilde gözlerden dökülen yaşlar kesildi ve kan çanağına dönmüş bütün gözler, Arza Ağa'ya çevrildi. Konağın uşağı, Arza Ağa'nın kapısını açtığında hepsi hatta Arza'nın annesi Zilan bile ayağa kalktı, oğluna saygıyla baktı ve gelecek haberi dinlemeye başladı. Kan gölüne dönmüş bahçe, sessizlikle süslendi. Kimse bu sessizliği bölmek istemedi. Herkes sustu ve Arza Ağa'nın dudaklarından dökülen cümleyi duymak için tutuştu. "Gözün arkada kalmasın Ana." dedi Arza, anası Zilan'a bakarak.
"Dağlar taşlar, babamdan dökülen kanlar şahidim olsun ki töreyi bozmadım. Babamı vuran o kalleş Karacakan'ların Ağa'sı Mikar artık ölüdür!"
Feryatlar sustu, zılgıtlar yükseldi. Acı dinmemişti lakin yüreklere su serpilmişti. Atılan zılgıtlar büyüdü, çığlıklara dönüştü. Herkes, kana karşı kan alan bu töreye seviniyordu ama hiç kimse, töre denen bu katliama bir dur demiyordu. Bu zulüm, zihinlere öyle bir kazınmıştı ki herkes, onlara gösterilen doğruya inanıyordu. Lakin hiç kimse, asıl doğrunun adaletten geçtiğini bilmiyordu. Ama onlar da haklıydı, bütün terazilerin bozuk olduğu bir yerde hangi terazinin doğruyu ölçtüğünü kim bilebilirdi?
Zilan güçlükle ayağa kalktığında kocasını öldüren Mikar alçağının ölümüne en çok sevinen kişinin o olması gerekirdi lakin Zilan'ın kara gözlerinden geçen ifade tam tersini haykırıyordu çünkü Zilan, oğlunun işlediği bu cinayete asla sevinmemişti.
"Ne zaman sona erecek bu kan yağmuru hey oğul?" diye bağırdı oğluna.
"Toprak kana doyunca!" dedi Arza.
"Cana doymayan toprak, kana doyar mı?"
"Doymaz ana, doymaz." Arza, annesine doğru ilerlemeye başladı. Adımları heybetli, gözleri öfkeliydi. "Ne ki çare yoktur, babamı bizden koparan soysuz yaşadıkça rahat yoktu bize!" Arza, annesinin elini tuttu. "Babamın öcünü aldım ana, Mikar'ın kanı, babamdan döküldüğü gibi döküldü. Mikar artık bir ölü, ben öldürdüm onu!"
"İyi halt ettin!" diye bağırdı Zilan.
Bu bağırış, herkesi dehşete sürükledi. Zira Arza doğru olanı yapmış, töreye uymuştu, Kamah Ağa'yı öldüren Mikar'dan öç almış; kana kan, cana can demiş ve çift kurşunda işini bitirmişti. Doğru olanı yapmışken annesi niye ona bağırıyordu peki? Babası Kamah'a karşı o kalleş Mikar'ı mı savunuyordu ona?
Arza, annesinin elini sertçe bıraktı. Deniz gibi dalgalanan mavi gözleri, herkese öfke kusuyordu. "Doğru olanı yaptım ben, töreyi bozmadım! Babam yerde kanlar içinde yatarken senin dediğin iş midir ana, senin ağzın ne söyler?!"
"Doğruyu derim ben! Sen Mikar'ı öldürdün de ne oldu, başın göğe mi erdi şimdi?"
Arza artık duyduklarına inanamıyordu. Bu konuşan kişi, bütün konak halkının yıllardır baş üstünde taşıdığı annesi miydi gerçekten? Kamah Ağa'ya deliler gibi aşık olan Zilan Hanımağa, nasıl olur da Kamah'ı öldüren kalleş Mikar'ı savunurdu ona?
"Senin ağzın ne söyler?! Daha babamın kanı bile soğumamışken babamı öldüren o soysuzun dölünü mü savunursun bana? Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin ana?!"
Arza'nın bağırışı, konağın bütün duvarlarını inletti. Herkes korku dolu gözlerle bu iki gücün savaşını izliyordu. Zira Arza ve Zilan, onca yıldan beri ilk kez kavga ediyordu.
"Kamah'ımı Mikar öldürdü, sen de Mikar'ı öldürdün. Öyleyse ölüm sırası şimdi kime gelmiştir oğul?!"
Zilan, kan çanağına dönmüş gözlerine rağmen başını ve duruşunu dimdik tutup oğluna baktı. "Sana gelmiştir oğul! Öldürme sırası onlarda, ölüm sırası sendedir. Sen Mikar'ın kanını nasıl içtiysen onlar da senin kanını öyle içecektir!"
Arza bunu hiç düşünmediğini fark etti. Kanla karışan intikam hırsı, gözlerini öyle bir bürümüştü ki tek isteği babasına son nefesini verdirten o kalleş Mikar'ı öldürmekti. Lakin Arza, bu ölümden sonra sıranın ona geleceğini hiç düşünmemişti.
"Seni öldüreceklerini hiç hesaba katmadın, değil mi oğul?"
Arza, Zilan'ın sorusunu duyduğunda ellerini öfkeyle saçlarından geçirdi. "Katmadım ana, katmadım."
Arza'nın karısı Palan'ın kan çanağına dönmüş gözlerinden yaşlar boşalmaya başladı. "Şimdi ne olacaktır ana? O kalleşler, Arza'mı mı öldürecekler?"
Palan, titreyen adımlarla onlara doğru ilerlerken bacakları, yüreğindeki o ağırlığı daha fazla taşıyamaz oldu; Arza'nın önünde diz çöküp yalvarmaya başladı. "Kurbanın olayım gitme bizden. Kızlarımız, oğullarımız... Biz sensiz ne yaparız? Dökülen kanlar üstüne yeminim olsun ki sen ölürsen ben yaşayamam Arza'm."
Arza, karısının bu feryadına daha fazla dayanamadı. Çenesinden tutup onu kaldırdı ve sıkıca sarıldı. "Korkma Palan'ım, ben artık Limali aşiretinin yeni ağası Arza'yım. Beni vuracak olan soysuz, daha anasının karnından doğmamıştır!"
"Sen öyle san Arza." Zilan derin bir nefes verdiğinde gözünden akan her damla yaş, onun omuzlarına yüklenmiş birer yüktü artık. "Karacakan'lar, Mikar Ağa'nın intikamını senden almayacak mı sanıyorsun?"
Bunu duyan Palan'ın ağzından bir hıçkırık koptu. Arza; karısını susturmak istedi lakin karısının ağlaması bir türlü durmak bilmiyordu, pes edip bıkkın bir nefes verdiğinde annesinin hüzne boyanmış gözlerine baktı. "Ne edeceğiz peki ana?"
"Kurtuluş için tek bir çare vardır oğul." Zilan, kararsızlıkla bir iç geçirdi. Ne söyleyeceğini biliyordu, kelimeler de aklına geliyordu lakin dudakları, bu kelimeleri ortaya dökmek istemiyordu. Ama oğlu için buna mecburdu. Törenin devamını artık oğlu getirecekti, Limali'lerin ağası artık Arza'ydı.
"Keşke başka çare olsa ama yoktur. Yıllardır bu topraklara ev sahipliği yapmış bir aşiretiz biz, töre denen melanetin her bir şeyini bilirim ben. Ve senin ölmemen için tek çare vardır oğul."
"De diyeceğini ana."
Herkes sustu, herkes Zilan'ın dudaklarından dökülecek olan çareyi beklemeye başladı. Ve Zilan, bir devrin sonu; diğer devrin başlangıcı olacak, bütün Mardin'i birbirine katacak o cümleyi kurdu.
"Kızın Roya, Karacakan aşiretinin yeni ağası olan Hazar'a gelin gidecektir!"