2 gün sonra Perla'dan
Böyle bir şeye nasıl karar verilirdi ki? Benim aklım bir türlü almıyordu. Şimdi istemiyorum desem kral bana öyle bir seçenek sunmamıştı, sadece kendi isteğinle bana bir bebek ver dedi. Adamı anlamam mümkündü. Çünkü benimde bebeğimin hayatı söz konusu olsa, bende sevmediğim birinden bir bebek yapardım.
Bunu iki gündür aralıksız düşünüyordum. Sevdiğim biri yoktu, ihanet edeceğim kimse yoktu. Bedenimi iyi bir amaç için kullanmasına izin verebilirdim. Tek düşündüğüm şey bebeğim olduktan sonra beni azat edince bebek kiminle kalacaktı?
Annelik hissini hiç tatmamış bir kız olarak ne hissedeceğimi bilmiyordum. Bebeği kurt dünyasına götürürsem onu öldürürlerdi. Melez olması bile onu kurtarmam için yeterli olmazdı. Ama bebeğimi bırakabilir miydim? Can sağlığı için bırakmak zorunda kalacaktım.
Ben ele avuca sığmayan bir kızım. Böyle büyük kararlar bana göre değil. Ben karar veremiyorum tanrım lütfen sen yardım et.
Saatler geçse de düşüncelerim sabitti. Düşünmek tüm bedenimin kasılmasını, midemin burkulmasını sağlarken ben teklifi kabul etme yönünde yoğunlaşıyordum. Korkuyordum ama hiç korkmadığım kadar. Hayır dersem bebeğin %50 yaşama ihtimalini alıp götürecektim. Gerçi gitme ihtimalim yoktu. Bu bebeği isteyerek veya zorla yapacaktım.
O yüzden kendi isteğimle olmasına karar vermiştim. Hem Kral fazlasıyla yakışıklı bir adamdı, daha ne isteyebilirdim ki? Derin bir nefes alıp yatağa uzandım. İki gündür doğru düzgün uyumadığım ve kararımı vermiş olmamın hafifliği ile uyuyup kalmıştım.
Kaç saat uyudum bilmiyorum ama Kralın kokusuyla uyandım. Bakışlarım onu ararken duvara yaslanmış şekilde beni izlediğini gördüm. Siyah gözlerinde boş ve yoğun bir bakış vardı. Biraz stres yaptığını söylemek hiçte yalan olmazdı.
Oturur pozisyona gelip dilimi dudaklarımda gezdirdim. Biraz gerinip ayaklarımı yataktan sarkıttım. Üzerimde hala kaçırıldığım sade elbise vardı. Derin bir nefes alıp yere bakarken
"Sormak istediğim bir kaç soru var" dedim.
"İstediğini sorabilirsin" diye karşılık verdi
"Doğan bebeği görebilecek miyim?"
"O seninde bebeğin olacağı için annelik hakkını elinden alamam. Şartlar uygun oldukça onu görmen için seni bizzat aldırırım" dedi nazikçe.
"Anlıyorum. Teklifini kabul edeceğim ama bir şartım var" dedim.
"Ne isteyeceksin?" diye sordu.
"Hayatında olduğum sürece başka kadınlar olmayacak." dedim kararlılıkla. Ben henüz kimseyle olmadıysam oda yetinmeyi öğrenecekti.
"Bunu neden istiyorsun?" diye sorunca sinirli bakışlarım yüzünü buldu.
"Yok birde olacak mıydı?" diye sordum sinirle. Yüzü yumuşayıp güler gibi olsa da kendini toparladı. Hiç boşuna uğraşmasın, ikinci kadın muamelesi görecek değildim birde.
"Tamam" dedi.
Kaşlarım çatıldı
"Ne tamam?"
Bıkkın bir nefes verip
"Başka kadın olmayacak" dedi.
Tamamla kurtulamazdı.
"İyi" dedim
"Başka bir isteğin var mı?"
"Şimdilik yok"
"Bu gece odama taşınman için talimat vereceğim. Sana özel iki kadın savaşçın olup birebir senden emir alacaklar. Sana zarar gelmemesi için geçici olarak işaretimi taşıyacaksın. Bu işaret seni benim kadınım statüsüne çıkaracağı için sana dokunmaya kimse cesaret edemeyecek. Bir sene, yani burdan gidene kadar dönüşmen yasak" dedi hiç nefes almadan sözlerini sıralarken. Kaşlarım çatılırken
"Dönüşmem neden yasak?"
"Biliyorsun ki yüz yılları aşkın bir süredir kurt ve vampirler düşman. Bu kararı senin iyiliğin için veriyorum. Sana zarar gelebilecek her şeyden uzak duracaksın"
Bence beni değil doğacak olan bebeği güvene alıyordu.
"Ya kendimi korumam gerekirse?"
"Savaşçılar seni canı pahasına koruyacak. Çünkü sen zarar görürsen öleceklerini biliyorlar"
Adamda ki çocuk sevgisi takdire şayandı.
"Yine de dönüşmem gerek majesteleri. Kurdum uzun süre çıkmazsa yabanileşebilir. Bu riski göze alamam"
Kral sert bir soluk bırakıp
"Haftada iki gün benimle ormana gelip kurdunu çıkarabilirsin ama sadece iki gün. Bensiz bunu yapmana izin veremem" dedi. Vampirler bizden hızlı olduğu için bu teklifi makuldü.
"Tamam kabul ediyorum" dedim.
"Benden sonra savaşçılar ve iki hizmetli gelecek. Seni hazırlayıp odama götürecekler" diyerek kapıya yöneldi. Kapıyı açıp çıkınca derin bir nefes aldım. Onun çıkmasıyla iki hizmetkar odaya girdi. Başları saygıyla öne eğilip
"Gidelim mi hanım efendi?" diye nazikçe beni yönlendirdiler.
Oturduğum yerden kalkınca benimle odadan çıktılar. Kapıda bekleyen iki kadınla küçük bir hamam sayılan büyük bir banyoya girdik. Kadınlar bana bakarken bende onlara bakıyordum. Şimdi biz burda ne yapıyorduk. Sonunda hizmetkarlardan biri
"Sizi yıkamamıza izin verin" diyince ellerim elbisemin üzerine getirip
"Kendim yıkanabilirim" Bu yaşta birinin beni yıkamasına ihtiyacım yoktu.
"Siz nasıl isterseniz" diyerek sıcak suyu hazırlayan kadınlara baktım. Sıcak suyu hazırladıktan sonra kenara çekilmişlerdi. Onlar orda iken ben burda yıkanacak mıydım? Bıkkın bir nefes verip odada olan 4 kadında gözlerimi gezdirdim. Bana bakmadıklarına kanaat getirdiğim zaman elbisemi çıkardım. Sütyenimi de çıkarıp saçımda ki tokayı çözdüm.
Saçlarımı biraz dalgalandırdıktan sonra sıcak suyu dökmeye başladım. Sıcak suyun verdiği rahatlama ile iyice mayışıp kendimi keselemeye başladım. İyice köpüklenince kendimi yıkadım. Son olarak alt çamaşırımı çıkarınca hızla yıkanıp havluya sarıldım. Kadınlara işimin bittiğini söyleyince bana doğru dönüp beni büyük bir giyinme odasına götürdüler.
Giyinme odası değil küçük bir alışveriş merkezi gibiydi oda. Gördüğüm çeşit çeşit elbiseler sayesinde büyülenmiş gibi olmuştum. Babamın bize layık görmediği güzel elbiseler burda emrim altındaydı. Biraz renk farklılığı olsa iyi olurmuş ama elbiselerin çoğu ya kırmızı, ya siyah, ya bordo yada lacivertti. Yani koyu renklerin çoğu vardı.
"Hangisini giymek istersiniz?" diye soran kadınla
"Fark etmez" dedim. Kadın askılara yaklaşıp bana bordo bir elbise getirdi. Elbise salaş bir elbiseydi ve hafif dekoltesi vardı. Kadınlar beni kuruladıktan sonra iç çamaşırı takımı verip giyinmem için döndüler. Çamaşırları giyince bana elbiseyi giydirdiler. Bir kadın saçımı tararken diğeri bir kaç makyaj malzemesi hazırladı.
Makyaj nadir kullandığım bir şeydi. Saçımı salık bırakıp, yüzüme hafif bir makyaj yapıldı. Yani kırmızı rujdan önce sadeydi. Kırmızı ruju görünce şaşırdım.
"Bu renk dışında başka renk yok mu?" diye sordum.
"Majesteleri bu rengi istedi özellikle. İtaat etmek zorundayız" ufak çaplı bir şaşkınlık yaşasam da ruja izin verdim. Dudaklarım kıpkırmızı olduğu için bu şekilde utanırdım. Neden kırmızı istemişti ki? Kan rengi olduğu için mi acaba? Düşüncelerimden sıyrıldıktan sonra yan odanın önüne geldik. Burası kralın odasıymış.
İçeriye girerken derin bir nefes aldım. Oda çok büyük olmasına rağmen içeride yalnız büyük bir yatak ve küçük bir masa ve sandalye vardı. Anlaşılan yemeğimi burda yiyecektim. Odanın içinde yanlız kalınca derin bir nefes aldım. Yeni hayatıma yani bir senelik hayatımın başlangıcına bu şekilde ilk adımımı atmıştım...