10.BÖLÜM

1860 Kelimeler
“Kadın memurumuz Hatice’nin nişanlısı Harun, Yüksel ve ailesini tanıyormuş düğün günü sabahı terk edildiğini o nişanlısına, nişanlısı arkadaşına, arkadaşı ona, o buna derken birimde öğrenmeyen kalmadı. En sonunda Yüksel’in kulağına kadar gitti o günü hiç unutamıyorum nasıl öfkeliydi anlatamam. Geçmişte ne yaşadığım hiç kimseyi ilgilendirmez, öğrendiniz rahatlamışsınızdır… Bu performansınızı davaları çözmekte kullanırsanız faili meçhul cinayet diye bir şey kalmaz diye bağırdı. Hiçbirimiz nedeni neydi demeye cesaret edemedik” Böylesi harika bir kadını hangi ahmak terk ederdi, o herifin kaybı benim kazancım olmuştu. Her yeri aradık nereye gittiğine dair bir ipucu bulamadık. Evden çıkıp tekneye gittik, bir yerden başlamalıydık ama nereden. Polat’a telefon gelince dikkat kesildim, haberin Yüksel hakkında olduğu belliydi. Telefonu kapattı düşünceliydi “Yüksel’i hepimiz biliriz. Karabatak gibidir, izini kaybettirmeyi çok iyi bilir.” “Demek istediğin nerede olduğunun bulunamadığı” “Aynen onu diyorum, ufacık bir ipucu olsa ulaşma imkânımız olabilirdi.” Volkan’ın önüne evden aldığım nikâh fotoğrafını attım “İçimde ki his ipucunun bu olduğunu söylüyor. Yüksel bu fotoğrafta çok genç” “Bir yerden başlamak gerek, Hatice’nin kocasından hikâyenin devamını öğrenebiliriz” Hatice’ye ulaştılar eşinin telefon numarasını verdi… Hoparlörü açmasını istedim adamın ne diyeceğini merak ediyordum. Volkan kendini tanıtarak Yüksel’in hikâyesini anlatmasını istedi… “Çok fazla bir şey bilmiyorum, annemle birlikte nikâha gitmiştik, ben o zamanlar çocuk sayılırdım. Yüksel Hanım'ın gelinliğinin içinde melek gibi göründüğünü. Annemin, on sekiz yaşında kız niye evlenir, damat kızdan büyükmüş diyen kadını sana ne diyerek terslediğini hatırlıyorum. Birden nikâhın iptal edildiği anonsu yapıldı…” “Sonrasında duydukların var mı?” “Annem çok daha fazlasını bilir. İki saniye bekleyin üst katta oturuyor” Volkan’ın “Kulaktan kulağa dolaşan bilgilere itibar edilemeyeceği bu sayede anlaşıldı. Yüksel düğün günü sabahı değil, nikah olacağı gün terk edilmiş” demesini onayladım bunu çok iyi biliyordum. İlk benim kadınım olmuştu… Telefondan, Harun’un annesine açıklama yaptığını duyuyorduk. “Bakın ben dedikodu yapmayı sevmem, oğlum çok önemliymiş dediği için sizinle konuşuyorum. Yüksel’in annesini tanırdım öyle çok içli dışlı değildik. Nikâh günü olanı oğlum anlatmış, sonrasında babasının aniden öldüğünü, kız kardeşinin yatılı okula gönderildiğini, abisinin kaza yapıp sakat kaldığını duydum… Sonra semtten taşındılar başka bir malumatım yok” Duyduğum her söz içime işliyordu, Yüksel’in henüz on sekiz yaşındayken çektikleri az buz değildi… İkimizin de geçmişi berbattı, belki bu yüzden kader bizi karşılaştırmış birbirimizin yaralarına merhem olmamızı istemişti. Telefon kapandıktan sonra uzun süre hiç birimiz konuşmadık. Volkan’ın telefonu yine çaldı Tolga’nın muhbirlerinden biri Yüksel’in Suriye’ye geçiş yaptığı ihbarında bulunmuştu. “Hey Allahım bu kadının Suriye'de ne işi var.” Diyen Polat’a “Şu damat beyi araştıralım bakalım neyin nesiymiş” diyerek cevap verdim. Adam hiç doğmamış gibiydi, nikâh kayıtlarında verdiği kimlik bilgileri sahte çıkmıştı. Volkan’la, Polat merkeze gideceklerini söylediler, Hatice’nin kocasının telefon numarasını istedim, onlar koştururken ben boş bekleyemezdim. Adamı aradım semti ve mahalleyi söyledi. Yüksel’in eskiden oturduğu mahalleye gittim yerleşim yerinin çoğu eski görünüyordu. Bu hedefime daha kolay ulaşmamı sağlayacaktı. Ailenin nereye taşındığını bilmiyorduk. Mutlaka bilen birileri olmalıydı kendi kasabamdan biliyordum, bir yerde yıllarca oturunca kocaman bir aile gibi olunur kim kiminle ne yapmış bilinirdi. Hatice’nin kocası Harun’la buluştuk, annesinden arkadaşlarını arayarak Yüksel’in ailesinin nereye gittiğini öğrenmesini rica ettim. Kadın birkaç arkadaşını aradı, bilmiyorlardı. Ümidi kesmiştim “Münevver isminde bir kadın daha var ama ben onunla Yüksel’in nikâhından beri konuşmuyorum, dedikoducun biridir.” “Azarladığı kadın Münevver teyzeydi” diyen Harun annesinin yanına oturup elinden tuttu. “Dargınlık zamanı değil anne, Yüksel Hanım’ın hayatı tehlikede olabilir.” “Allah günah yazmasın, bir daha konuşmayacağım diye yemin etmiştim” “Yazmaz, can kurtaracaksın” Kadın tövbe diyerek eski telefon rehberinden numarayı bulup açtı… “ Münevverciğim merhaba, ben Tülin… Eskileri anarken birden aklıma geldin ne yapıyor acaba eski arkadaşım dedim. Tabii canım eskilerin üstünden sular seller geçti. Artık yaşlandık küslüğe ne gerek var değil mi? Ya ben Pervin’i merak ettim, taşındılar gittiler hiç haber alamadık. Metin beyden sonra, Pervin’de mi öldü ay çok üzüldüm. Ya çocuklarından haberin var mı? Yüksel polis mi olmuş maşallah, ya Nursel ondan haberin yok mu? Evet, Bahadır’ı duydum kaza geçirmiş dağ gibi gençti şimdi nerede biliyormusun? Sargınlar şirketinde mi çalışıyor çok sevindim. Benim çocuklarda çok iyiler ellerinden öperler sık sık görüşelim canım” Babasından sonra annesi de ölmüştü o da benim gibi hem öksüz hem yetimdi. Nursel ve Bahadır izini sürmem gereken onlardı. Bahadır olayları tam olarak bilen tek kişi olabilirdi. Sargınlar Holding ülkenin en güçlü şirketlerinden biriydi yerini öğrenmek çok kolaydı. Harun ve annesine teşekkür edip ayrıldım. Yakınlarında gördüğüm pastaneden bir kutu çikolata, çiçekçiden güzel bir canlı çiçek yaptırıp teşekkür kartıyla adreslerine yolladım. Sargınlar Holdingle aynı piyasanın içindeydik. Rakip şirketlerden biriydi, Muzaffer’e telefon açıp şirkette çalışan Bahadır Tuna’yı gizlice araştırmasını söyledim. Beş dakika sonra bilgilerini yolladı, maslak genel merkez muhasebe bölümünde çalışıyordu. İş çıkış saati yakınlaşmıştı, mümkün olduğu hızda şirketin önüne geldim. Bedensel özürlü olduğunu biliyordum, çalışanlar çıkmaya başlamıştı. Tekerlekli sandalyede oturan adam kesinlikle o olmalıydı. Arabadan inip servise doğru aracını süren Bahadır’ın önüne geçtim. “Bahadır Tuna” Meraklı gözlerle baktı “Benim” “Ben Oleg Veles, müsaitseniz sizinle konuşmak istiyorum” “Konu nedir, servisim gidecek” “İstediğiniz yere sizi bırakırım, konu kız kardeşiniz Yüksel” dediğim anda telaşlandı. “Başına bir şey mi geldi, lütfen söyleyin” “Bunu bana siz söyleyeceksiniz. Yüksel ortalardan kayboldu en son duyumlarımız Suriye’ye geçtiği yönünde” “Kahretsin hala o pisliğin peşinde… ” Bahadır ailemden biri olacaksa ilişkimiz yalanlar üzerine kurulmamalıydı. “ Bir yerde otursak, yemek yerken konuşursak çok daha iyi olur ne dersiniz?” “İki blok ileride güzel bir lokanta var bu saatlerde sakin olur” Aracını hareket ettirdi yol yakındı masalardan birine oturup yemeğimizi sipariş ettik. Konuşmamızın bölünmesini ikimizde istemiyorduk, sessizdik. Yemekler geldi, biraz atıştırdıktan sonra konuşmaya hazırdık “ Kardeşimle ilişkiniz nedir?” “Sizinle açık konuşmak istiyorum bulabilirsem niyetim onunla bir aile kurmak” “Yüksel asla evlenmeyeceğini, yemin ettiğini söylemişti, yıllardır hiçbir erkekle birlikte olduğunu duymadım, görmedim” “Şimdi ben varım” Helina’dan hiç bahsetmiyordu, iki kardeş fazla yakın olmamalıydı. “Bir süredir birlikteyiz. Geçmişimiz üç yıl öncesine dayanıyor bunları daha sonra etraflıca konuşuruz. Benim duymak istediğim evleneceği adamla arasında geçenler. Nikâhta terk edilmesi, onca yıldan sonra peşine düşmesi bunların nedenini merak ediyorum. Başına kötü şeyler gelmeden onu bulmalıyız sadece ben değil polis olan arkadaşları da bu işin peşinde ve Yüksel’in kaybolduğunu Suriye’ye geçtiğini söylediğim anda o adamın peşinde dediniz. Anlatın sizi dinliyorum” “O pisliği aileme ben soktum bundan ne kadar pişman olduğumu anlatamam. Kuyumcu dükkânımız vardı, Cevat Şakir de yanımıza kuyumcu dükkânı açtı, tek işi bu değildi emlak işleriyle de ilgileniyordu. Hatırnaz, arkadaş canlısıydı, sadece benimle değil tüm civar esnafla arası çok iyiydi. Zaman içinde iyi dost olduk. Babamla da çok iyi anlaşıyordu. Kız kardeşlerim okul dönüşü dükkâna gidip geldikçe onlarla ilgilenir bazen bizden evvel yiyecek, içecek gibi şeyler alırdı. Annesini babasını çok erken yaşta kaybettiğinden aile sıcaklığına hasretim derdi. Zaman ilerledikçe evimize girip çıkmaya başladı, annemle babam onun için ikinci oğlumuz derlerdi. Babamı Kavaklı da çok büyük bir arazi almaya ikna etti, zamanla değerleneceğini söyledi. Hep birlikte gittik yer gerçekten çok büyük ve güzeldi. Yine hep birlikte hayaller kurduk, babam tüm parasını o araziye yatırdı, oldukça büyük bir miktarda kredi çekti. Yüksel okulunu bitirmişti Cevat evlenme niyetini bildirdi, Yüksel ilk baştan pek yanaşmadı yaşı büyük, okulumu yeni bitirdim üniversiteye gideceğim dedi. Babam, ben hatta annem ısrarla iyi insan olduğunu söyledik durduk. Resmen kızın başının etini yedik. Cevat okumasına engel olmayacağını defalarca söyledi, İstanbul’u kazanamazsan seninle gelirim dedi. Kardeşime nasıl kızarım içimizde en akıllı olan oymuş, keşke sözlerine kulak verip ısrar etmeseydik. Henüz çok gençti Cevat hediyelerle geliyor, kardeşimi altına, pırlantalara boğuyordu. Nikâh günü geldi çattı, saatleri gelmişti gelin damat odasına gittim. Yüksel, Cevat’ın lavaboya gittiğini söyledi. Devamlı anons yapılıp duruyordu lavaboya gittim kimseler yoktu. Biraz bekledik gelmedi, eve döndük, Yüksel sinirinden ne yapacağını şaşırmış haldeydi. Cevat telefonuna çıkmadı evine gittim taşındığını söylediler. İş yerine gittim kapalıydı, bizim dükkâna girdim duvarda kocaman bir delik vardı altınları koyduğumuz kasa soyulmuştu, onun dükkânına baktım bomboştu. Hedef sadece biz değildik diğer yanında ki kuyumcuyuda soymuştu. En büyük zarar bizdeydi. Polise haber verdim geldiler kameralar iptal edilmişti kimin yaptığı zaten belliydi. Eve geldim babama durumu anlattım adam resmen yıkıldı… Aklıma arazi geldi araştırdım hepsi tüm belgeler sahteydi, tüm mal varlığımız gittiği gibi dünya kadar da borcumuz vardı. Babam o gece odasına kapandı evde dikkat etmediğimiz tek kişi Nursel’di sabaha karşı banyoya giren Yüksel onu ölmek üzereyken bulmuş evde ne kadar ilaç varsa içmiş. Hastaneye götürdük midesi yıkandı, ilaçlar iç organlarını mahvetmiş uzun süre kendine gelemedi. Doktorlar yaptıkları muayenede kız kardeşimin tecavüze uğramış olduğunu söylediler. Neredeyse rahmi parçalanmıştı. Uyandığında duyduklarımız berbattı Cevat ona tecavüz etmiş. Söylememesi için çıplak fotoğraflarını çekmiş o da korkusundan konuşamamış daha on üç yaşındaydı… Babam bunları duyunca kalp krizi geçirdi kurtaramadık, Nursel hastanede yine kendini öldürmek istedi, Yüksel kurtardı… Bense vicdan azabından kahroluyordum. İlk işimiz o semtten taşınmak oldu… Nursel asla eskisi gibi olmadı bir kez daha intihara teşebbüs edince ruh ve sinir hastalıkları hastanesine yatırmak zorunda kaldık. Gün be gün akıl sağlığını iyice yitirdi. Bir gün tesadüf eseri kırmızı ışıkta Cevat pisliğini gördüm, peşine düştüm amansız bir takipti. İkimizde çok hızlıydık beni sıkıştırdı ters yola soktu arabam takla attı, hastanede uyandığımda bir daha yürüyemeyeceğimi söylediler. Adamın her şeyi sahteydi adı sanı her şeyi. Çok ince bir şekilde hazırlanan profesyonel dolandırıcının tuzağına düşmüştük. Para, giden mallar, hiç gözümde değil, Nursel’in hali, babamın giden canı onların acısına dayanamayıp ölen annem. Yüksel o adamla tanışmadan evvel neşeli, sevimli çok şirin bir kızdı. Bir güler bir daha gülerdi evimizin neşe kaynağıydı. Olanlardan sonra taş gibi katılaştı, gülmez konuşmaz oldu polis akademisine girdi. Banka borcumuzun bir kısmını evimizi satarak ödemiştik, kalanını o üstlendi. Yıllar geçtikçe birbirimizden koptuk nadir görüşmeye başladık. Birbirimizi görmemiz ikimize de o günleri hatırlatıyordu. İki hafta önce son kez görüştük o adamın gerçek ismine ulaştığını Suriyeli olduğunu öğrenmiş. Yapma olan oldu geçmişi geçmişte bırak dedim olur bırakırım dedi. Bırakmayacağını bilmeliydim” “İsmini söyledi mi?” “Fayiz Halef, lütfen kardeşimi kurtarın o herifin eline düşerse kim bilir neler olur” Uzun çok uzun bir konuşma olmuştu, Yüksel’le hayatımız bile birbirine benziyordu… “ Merak etme, polis olan arkadaşlarına haber vereceğim umarım ona hemen ulaşırız. Seni evine götüreyim” “Taksiye binmeme yardım etmen yeterli, kardeşimi çok sev olur mu? Tekrardan kahkahayla gülmesini sağla.” “Ya sen” “Öylesine yaşıyorum… O tecvüzcü pislik evimize geldiğinde Nursel devamlı kaçardı nasıl fark etmedim… Onu içimize soktuğum için ben cezamı buldum.” İki bacağına yumruklarıyla vurdu “Bir bacağım Yüksel, bir bacağım Nursel” Adam vicdan azabından kendini yiyip bitiriyordu. Bir gün hayatımı Bahadır’a anlatacaktım, bazı insanları tanımak mümkün değildi… Taksi çağırdım şoföre fazla ücret vererek evine girene kadar yardım etmesini söyledim. Fazla paraya gerek yok insanlık ölmedi dedi. Kötülerin yanında iyiler olmasa bu dünya yaşanacak yer değildi. İlk işim Volkan’a telefon açıp adamın ismini bildirmek oldu. İpin ucunu bulmuştuk elbet devamı gelecekti. Babaannemi arayıp kızımı sordum çocuklarla oynadığını çok mutlu olduğunu söyledi. “Babaanne Suriye'de tanıdığın güçlü insanlar var mı?” “Bir araştırayım sana geri dönerim” Tekrar Volkan ve Polat’la buluştuk, Suriye’ye polis kimlikleriyle girmelerinin biraz zor olacağını söylediler. Kaçak girebilmek için yol araştırıyorlardı… Aklıma gelen ilk fikri söyledim “Ben yatırımcıyım sizlerde benim korumalarım” “Bu iş nasıl olacak, zor ülke didik didik edileceksin hele Türkiye’den geçiş yaparsan çok daha zor” “Bizde Rusya’dan geçeriz her işin bir kolayı var” *****
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE