3.Bölüm

4583 Kelimeler
Bedenim üzerindeki yorgunluğu atmak isterken Misperinin sanırım yirminci kez 'öykü' demesi ile zorla da olsa gözlerimi açmayı başarabildim. En son gondoldan düşeceğimi hatırlıyordum,sonra birisi beni tutmuştu ve ben karnımdaki ve başımdaki ağrı sayesinde bayılmıştım. Gözlerimi araladığımda misperinin yüzündeki endişe bir an beni bile korkuttu,bir şey mi olmuştu yüzüme? "misperi..neden bana beni yiyecekmiş gibi bakıyorsun?" dedikten sonra elimle gözlerimi ovuşturdum ve derin bir nefes aldım. Çok yorgundum , ne kadar süredir baygındım? Etrafıma baktığımda karşımdaki gondolu gördüğümde büyük bir şok yaşadım, hastaneye götürme gibi bir şeye bile kalkışmayan Ateşe buradan aferinler diyorum,aferin! "ıhmm..şey.." dedikten sonra dudağını ısırdığında anladığım şey kötü bir durumun içinde bulunduğumdu. "ne şey? Misperi ne oldu!!" dedikten sonra yatırıldığım  banktan kalktım ve gözlerimi endişeyle bana bakan misperiye yönelttim. Karnımda hala az da olsa ağrı vardı ve bu her an kusma ihtimalimi arttırıyordu. Hava kararmaya durmuşken gondol çalışıyordu ,diğer aletlere döndüğümde hepsinin dolu olduğunu gördüğümde İstanbul'un ne kadar kalabalık bir şehir olduğunu düşündüm. Misperi 15 milyon gibi bir şey demişti , tam hatırlamıyorum. 'sen ranger'dan düşüyordun düşüyordun ve benim ödüm koptu Londralı!' deyip beklemediğim bir şekilde ellerini bedenime doladığında 'öncelikle bana Londralı demeyi kes lütfen ve sonralıkla..benim için endişelendiğin için teşekkür ederim arkadaşım' deyip bende ona sarıldım ve gözlerimi yumup rüzgarın tenime işlemesine izin verdim. Giydiğim giysi biraz inceydi ve hava soğuduğu için üşüyor ve karnımın ağrımasına katkıda bulunuyordum,ah öykü! Öğren şu İstanbul'un soğuğunu!. Geri çekildiğinde 'peki neden yüzüme bakıp duruyorsun?' dediğimde tekrar dudağını dişledi ve gözlerini korkuyla kıstı. Neden sürekli soru işaretleriyle dolu hareketler yolluyorsun misperi? "misperi ne var söyle" dedikten sonra zorla da olsa ayağa kalkmayı başardım. İlk dengemi kuramasam da misperi kolumu tutup düşmemi sağladı,,canım benim. "makyajın aktı ve berbat görünüyorsun.." cümleyi duyana kadar sakin olan bedenim ani bir bilgi üzerine şok oldu, herkes beni böyle mi görmüştü şimdi? "Nee?!!! Nasıl? Sonra ne oldu peki?" dediğimde cümledeki saçmalık gözümden kaçmadı, delirecektim resmen! Saçlarını ağzına götürdüğünde misperi ile benzer yönlerimden birini daha gördüm, korkunca ya da endişelenince bende böyle yapardım. Sinirli gözlerim misperiyi korkuturken bir cevap bekliyordum,cevap! " sonra... Ateş seni tuttu ,ve sen panik atak gibi bir şey geçirdin ve bayıldın.., adam hemen ranger'i durdurmadı maalesef ve bir de horon teper gibi zıplamış olabilirsin ,ve şey... başını demir'e çarpıp şişirmişte olabilirsin,her neyse sonra seni bu banka yatırdık,,biraz bekledik,kalkmadın. onlarda gittiler,yani sap gibi burada kaldık. On dakikadır uyanmanı bekliyorum" Ne ne ne ? nasıl? Benim başım mı şişti şimdi? Bu..bu..olamaz! alnımın şişmiş olması..ah!! lanet şimdi o davul gibi şişiği nasıl gizleyeceğim ben? Ama hiçbir şekilde acı hissetmiyordum, ki bu durumu garipleştiriyordu. Yani böyle bir durumda canımın acıması gerekmez miydi? "ne? Başım mı şişti?" demek bu da varmış kaderimde, yarın okuldan eve 'Davul Öykü' yeni lakabım ile dönerdim artık. "üzgünüm öykü..iyiysen gidelim artık? Evde alnına buzda tutarız?"dedikten sonra kolumdan çekiştirmeye başladı. Eyvah! Saat çok geç olmuştu! Teyzeme mesaj atmıştım ama bu kadar geç bir zamanda döneceğimi söylememiştim! Başımdaki lanet şişiği unutmaya çalışarak zar zor konuştum. "olur.." arkamızı dönüp çıkışa giderken Ateşi gördüğümüzde ikimizde öyle kaldık. ¤¤¤ "önemli bir şey yok Ateş bey, sadece vücudu ani hareketle sarsılmış ve alnını demire çarptığı için şişmiş. Eğer buz tutarsa ağrısı ve şişiğin görüntüsünden kolayca kurtulabilir. Karın ağrısı ise ancak uyursa azalır" babam yaşlarındaki  doktor Ateş ile el sıkıştıktan sonra odadan çıktı. Kürşat ile misperi yan yana dururken ateş bana doğru geliyordu. "hazırsan çıkalım artık.." dedikten sonra kürşat'a dönüp "arabaya geç geliyoruz.." deyip misperiye döndü ve "sende gidebilirsin." dedi. Neden ki? Benle neden yalnız kalmak istiyor? Misperi bana dönüne başımla onayladım, gitsin bakalım Ateş bey benle ne konuşacak? Misperi ve Kürşat odadan çıktıklarında Ateş sesini düzeltmek istercesine öksürdü ve bana döndü. Kaşları kaldırdığında insanı büyüleyen kahve gözleri alayla bakıyordu bana. Anlamıyordum alay edecek ne vardı ki? "fazla heyecan göte zarar" dediğinde "göt" kavramına özellikle vurgu yapmış olması her ne kadar sinirimi bozsa da iradem ağzımı tuttu ve sadece sırıtmamı sağladı. 'neden sırıtıyorsun? Doğruyu söylediğim için mi? ranger ranger diyordun sonra da boku yiyordun" son söylediği sözdeki uyum sırıtmama devam etmeme neden oldu, kendimi toparladığımda konuştum. "nereye varmaya çalışıyorsun Durkan?" dediğimde cesur halim beni de şaşırttı. Durkan? Ona neden soyadı ile hitap etmiştim ki ? Ateşin soyadını normalde hiç umursamadığım için öğrenme gereği duymazdım ama maşallah herkes biliyor ve ben istemeden de olsa duydum. 'durkan mı? Ne zamandır soy ad ile hitap eder olduk Suskun?' alayla söylediği cümle karşısında sinirime hakim olamadım ve 'neden benle ilgileniyorsun ki? Gerek yoktu hastaneye! Zaten misperi ısrar etmese gelmezdim bir daha bana yardım etme durkan!' dedim bile bile hava atarak omzuna çarpıp odadan çıktım. Çıkışa yöneldiğim sırada pis hastane kokusunu hissetmemek için burnumu tıkadım bu kokuya karşı alerjim vardı. Kusmama sebep oluyordu. Özel hastaneden daha güzel parfüm havası beklerdim ama hastane hastane, yine aynı koku. Kolumdan tutulduğumda gözlerimi yavaşça yumdum ve nefesimi verdim, "Eviniz nerede?" dediğinde Ateş'ten şüphe duymaya başladım, bu kadar ilgi çoktu.an tutulduğumda gözlerimi yavaşça yumdum ve nefesimi verdim. "sana ne! Bırak beni , biz kendimiz gideriz! Yolu biliyoruz herhalde!"dedikten sonra ağzımdan çıkan cümle ile kendime kızdım. Ben yolu bilmiyordum ki! Umarım Misperi biliyordur yoksa.... Ateş koluma karşı olan gücünü azalttığında kolumdaki ağrıda doğal olarak azaldı, şükür. Kanım pıhtılaşmış gibi hissediyordum, sanki nefesimi süpürge ile çekiyorlardı ve ölecektim. Onun yanındayken neden böyle hissediyordum, neden içimde garip şeyler oluyordu?! Gözlerimi yumup art arda birkaç derin nefes alıp 'bırak kolumu, bizi rahat bırak!' dedim. Lafın neresini anlamıyordu? Rahat bırak beni-bizi- anlaşılmıyor muydu? "geç oldu, kendiniz gidemezsiniz bu saatlerde İstanbul'un her yeri serseri doludur" dediğinde gülecektim. "olsun Ateş ha burada serseri ha orada"dedikten sonra var gücümle koluma karşı olan gücünden kurtuldum ve çıkışa doğru yürümeye başladım. Çıkışa ulaştıığmda Kürşat ve Misperiyi gördüğüm arabaya doğru yürümeye başladım. Acaba hatamı etmiştim? Cidden saat geç olmuştu ve Ateşe çok güvenmesem de dışarıda hiç tanımadığım kişilere oranla o daha güvenliydi, her ne kadar kabul etmek istemesem de.. Misperi beni gördüğünde 'gidiyor muyuz?' deyip tek kaşını kaldırdı. Kumral saçlarını arkaya atmıştı ve bakışları sinirli gibiydi ki gerginleşen suratı bunu onaylıyordu, ne olmuştu acaba? Gözlerimle Misperiye 'ne oldu?' demeye çalıştığımda gözlerini devirdi ve Kürşata sinirle bakıp 'bazı önemsiz kişiler canımı sıktı gitsek ya?' İşte o konu biraz sıkıntılı olabilirdi...'ıı..mispericim biz yürüyerek gideceğiz ayaklarım açılır hem.' Dediğimde Misperi kaşlarını çattı ve 'ne? Yürüyecek miyiz?' deyip oturduğu yerden kalkıp eteğini düzledi ve bana doğru geldi. Kulağıma 'kızım sen deli misin? Bu saatte ne yapacağız biz...' dedikten sonra alayla baktı bana ve kaşlarını çattı. Hata etmiş olabilirdim , hala hatamdan dönme şansım vardı ama.. 'sen onlarla git ben yürüyeceğim' dediğimde sırıttı . 'buraya yeni geldin öykü farkındasın değil mi? Kaybolursun yüzde yüz kaybolursun ve ben seni yalnız bırakmayacağım arkadaşım ' deyip elini koluma geçirdi ve 'hadi görüşürüz Kürşat' deyip el salladı ve beni de kendisiyle beraber ters istikamete çevirdi. Ve böylece misperi bile kayboluş yürüyüşümüz başladı. Ben yolları bilmiyordum ama Misperi 17 yıldır burada yaşayan bir kız olarak kesinlikle bizi eve sağ salim götürürdü. Aniden telefonum çalmaya başlayınca tiz bir çığlık sesi yankılandı yolda. Sessizliğin ardıdndan dibimde öten telefon korkmama neden oldu. 'kızım ne cıyırıyorsun ya! Gece gece ! aç şu telefonu!' deyip gözleriyle çantamı işaret ettiğinde duraksadım ve birkaç kurcalamadan sonra telefonuma ulaşıp arayana baktım. 'teyzem' Açtıktan sonra kulağıma götürdüm 'alo teyze?' dediğimde arkadan müzik sesleri geliyor ve teyzemden çıkan cümleyi duymamı zorlaştırıyordu. "öykü canım..."duraksadı, sanırım sesi az olan bir yere çıkacaktı. "alo, alo?" dediğimde 'canım biz eniştenle iş yemeğinden partiye geldik, gitmek zorundaydık önemli bir mesele. Her neyse 5 gün yurt dışına çıkacağız ve maalesef ki yanında olamayacağız ,sen benim arkadaşım da kalmak ister misin? Bir de kızı var?' dediğinde dediklerini idrak etmeye çalıştım. Şimdi ben evde tek mi olacaktık? Koskoca 5 gün? Evet be! Evet sonunda tek başıma kalacağım , hu hu! Teyzemler geldiğim gibi gidiyorlar ve özgürüm! 'yok teyze ben tek kalırım boş verin beni okula gidip eve geliyorum zaten şimdi de evdeyim..' ve koca bir yalan! Evdeymiş mişim! Kesin öyledir. 'tamam sen hep bilgilendir bizi kapatmam gerek görüşürüz' telefon kapandığında misperi 'yalanın böylesi' deyip alayla alkış tuttu ve' bizde kalsana ?' dedi. Üzgünüm misperi ama evde tek kalmak gibi mükemmel bir şey varken sen de kalamam. 'yok boş ver ben tek kalırım hadi gidelim' deyip yürümeye başladım. "Yolu biliyorsun değil mi?" dediğimde 'bilsin Allah'ım lütfen bilsin..' diye dualar ediyordum,ona döndüğümde surat ifadesinden anladım ki bilmiyordu çünkü oldukça tedirgindi. Gözlerimi ona kaydırdığımda kaşlarını korkuyla kaldırmış ve dudağını ısırmıştı. Bilmiyorsa eğer ölüm fermanımızı az önce imzalamış bulunuyorduk. Yine de "Tabii ki biliyorum yani." Deyip sıyrılmaya çalıştı ama yalan söylediğini iki yaşındaki bir bebek bile anlayabilirdi. Lanet olasıca Ateş! Hep senin yüzünden bunlar! 'Misperi! Bilmiyor musun yani!!?' dediğimde 'sana söylemeye çalıştım! Ama dinlemedin kusura bakma! Bu hastaneye hiç gelmemiştim' dedi. Etrafa baktığımda hava o kadar kararmıştı ki önümü zar zor görüyor olmam böbrek üstü bezlerimi daha da çalıştırıyor ve bedenime adrenalin yüklüyordu. '17 yıldır nasıl hiç gelmiyorsun ya?' dediğimde 'ya ben bu semtlere gelmezdim kızım ne yapayım ya?' deyip saçlarını topladı. Bizde dümdüz yürümeye devam ettik. Birkaç dakika yürüdük, ben caddeye çıkmayı planlarken,dar sokaklara indik. kafamı kaldırdığımda iki çocuk bize doğru yaklaşıyordu. Titreyen sesimle "Misperi.." Dedim. Uzaktan yüzlerini göremiyordum ama sarhoş gibi yürüyor olmalarını içimdeki korkuyu depreştiriyordu. Sokakta birkaç tane sokak lambası yanıyor ve etrafı az da olsa aydınlatıyordu. Biz ne yapıp buralara düşmüştük böyle. Ağlamak üzereydim korkudan tir tir olmuştum ve misperi de korkuyla bedenini bana çevirince onun da karşımızdaki serserileri görmüş olduğunu anladım. Misperi ile şok olmuş bir biçimde baktık çocuklara. sonunda iyice bize yaklaştıklarında ise sanki planlıymış gibi misperi ile  iki çocuğun da özel bölgesine tekme attık ve "yaa!" diyerek koşmaya başaldık. çocuklar şok olmuş bir biçimde inlerken misperi "öykü koş!" diye  çığırdı. koşuyordum ancak çok yetenekli değildim ve ayağa kalkıp peşimizden gelmeye başlayan çocuk bana yetişmek üzereydi, en sonunda Misperi kolumdan tuttu ve ana yola çıktık. "bekleyin beni sürtükler! sizi cezasız bırakmayacağım!!" diye tısladı ancak insan içine çıktığımız için rahatlamıştık.  yarım saat süren bir maratonun ardından evime geldik. misperiye benimle kalması için ısrar etsem de eve gitti, bende en iyisi bu diyerekten kendime poçağa hazırlayıp televizyon izlemeye karar verdim. poğaçayı fırından çıkarmıştım ki aniden kapı çalınca korkuyla titredim. Kim gelmişti ki? Teyzemler şehir dışındaydı,ee başka kim vardı ki? kimse, ya yine kötü bir serseri ise? Kapıya geldim ve delikten kimin geldiğine baktım. Ben bu çocuğu tanımıyordum. bu çocukta bir serseri miydi? "Anne.." sesini duyduğumda cevap verip vermemek arasında kaldım, anne derken? "Sen kimsin?" en sonunda bedenimde konuşma cesaretini bulmuştum, kapının kulpunu sıkı sıkı tuttum. Henüz kapıyı açmamıştım ancak açılmasından korkuyordum. "Sen evin yeni hizmetçisi falan mısın? Aç kapıyı!" sesi inceydi, Ateşe oranla ,kesinlikle.. ben neden Ateşle kıyasladım ki şimdi? "Kimsin onu söyle" dedikten sonra bilmiş bilmiş kaşlarımı çattım kimsenin görmeyeceğini bilsem de. "Ben Eren. Aç artık" eren kimdi be? Ben öyle birini tanıyor muyum? "Eren..sen bu evde kimi tanıyorsun?" dediğimde birkaç saniye cevap alamadım. Daha sonra kapının kulpunu bırakıp gidecekken "Ben bu evde yasıyorum şimdi aç!" Teyzem bana oğlu olduğundan bahsetmişti ama gerçekten o muydu? Yani teyzemler zengindi ve bu bir tuzak olabilirdi, hem Erenin döneceğinden bahsetmemişlerdi ki? "Annenin adı ne?" Dedim bilmişce ve delikten onu izlemeye devam ettim "Cidden bu bir soru mu?" Dedi ve kahkaha attı,delikten tipine biraz bakıyordum ama çok belli değildi, ama yakışıklı gibiydi. "Evet ve cevaplamazsan seni eve almayacağım" dediğimde huysuzlaştığını çıkardığı seslerden anlamıştım. Şimdi biri gelse ve beni arkamdan tutup boğsa şaşmayacaktım. "Bende annemlerin gelmesini beklerim?" işte kötü bir haber! "Annenler dört gün yok., şehir dışındalar" cümleyi duyduğunda yüzündeki siniri çok merak ediyordum ve kapıyı açıp görmek istedim ama açmadım. "Melek. Şimdi aç şu kapıyı" adını doğru söylemişti ama ya bu evde kimlerin oturduğunu bilen bir sapık ise? "Peki babanın?" Dedim. Biraz fazla zorluyordum. Bu sefer bilirse açacaktım. "Aç artık,zorlama" dediğinde biraz hak verdim ve açtım. Açtığım gibi içeriye daldı ve beni süzdü. Şu giysilerle neyime bakıyorsa. Tipsiz –den daha tipsiz olduğuma emindim. "Annemler yine çıtır bir hizmetçi almış..." Diye mırıldandı. Gözleri yeşildi ve saçlarını diklemişti benden 5 cm kadar uzundu ve cidden yakışıklıydı. Ben daha cevap veremeden mutfağa atıldı. Mutfak.. Koşarak mutfağa gittim ve acı gerçek o an bedenimi esir aldı! Portakal suyum ,böreklerim.. Oysa rahatça bir saattir uğraştığım poğaçalarımı yiyordu, o kadar uğraşayım sonra geri zekalı bir kuzen gelip yesin hayat ne güzel! "Se..senn" dedim ve sinirle baktım Eren'e. Kendini eren olarak gösteren kişiye belki de odur. "Poğaçaları güzel yapmışsın,annemler hem çıtır hem de yetenekli bir hizmetçi almışlar" deyince sinirim tavan yaptı tabii. Hem yiyor hem bana bakıp sırıtıyordu. "Ben hizmetçi değilim! Ben bu evde yaşıyorum!" Dedim ve Eren'e baktım. Oda bayağı şaşkındı,yani şaşkın görünüyordu. Mavi gözlerini üzerimde gezdiriyordu. Dürüst olalım bayağı yakışıklıydı. Eh , eh, tabii kuzenine çekmiş! Yutkundu ve "Nasıl yani,annemler beni senle mi evlendirecekler?" Dediğinde yediği poğaçayı yutup ayağa kalktı. Acaba kandırsam bir şey olur muydu? Bende salak gibi "Evet" dedim.demez olaydım , keşke. "Annemler ilk defa güzel bir kız seçmişler,ama ben evlenemem. Hem gerdeği evlenmeden de yapabiliriz " deyince öksürdüm ve gözlerimi büyüttüm. Yetti ama bu kadarı da fazla, 1 haftada 4 tacize kalkışma? "Terbiyesiz misin oğlum sen?" Diyip sinirle baktım Eren'e. "Ne? Hem ne oğlumu? Kocam de bana" dedi ve masadan kalkıp bana doğru yaklaştı. Tamam! Bu kadar şaka yeter. "yuh! Ne kocası be! Ben senin kuzeninim!" "Ne?? Kuzen mi? Yani sen şu Londralı güzel misin?" dediğinde kaşlarını çatmış yeşil gözlerini belirginleşmişti? "Evet" dediğimde 'Londralı' lakabına kızmamış olmama kızdım! "Biliyordum" "Ne ? Biliyor muydun? O zaman niye öyle gerdek merdek dedin?" ödümü kopartmıştı ya! "Sen aklınca beni kandıracaktın.ama ben seni kandırdım. En başından beri kuzenim olduğunu biliyordum, yalnız annemlerin dediği kadar varmışsın ha" güzelmişsin manasında süzdü beni, bu biraz utandırmıştı beni kuzenim dahi olsa. "Teyzemler ne dedi ki?" Dedikten sonra Eren'e baktım. "Hiç.. Boş ver duymak istemezsin." Deyip geçiştirmeye çalıştı. "söyle!" kötü bir şey diyeceklerini sanmıyordum ama şimdi öyle deyince korkmuştum,kötü bir izlenip yaratmak istemiyordum "Tamam abla. Ellerimi kaldırıyor ve teslim oluyorum..Dediler ki.....çok zilli bir kız" Zilli mi? ne? zilli ne demek ya? "Zili mi dediler? Yalan. Doğruyu söyle " deyip onu tehdit edecek bir şey aradım. Hah! Bıçak! Hızla bıçağı kaptım ve sırıttım. "Beni böyle mi korkutacaksın?"  kaşlarıın kaldırıp ciddi misin anlamında bir bakış yolladı bana, ne vardı ki bunda? hem korkması gerekirdi,yani..teknik olarak genelde öyle olurdu "Evet." Deyip daha da yaklaştım. "Ne dediklerini söyleyemem, ama süper bir şey söylediler" "Söyle!" Deyip ona daha da yaklaştım. Bıçak tenine çarpıyordu. "Tamam,tamam! Söyleyeceğim" deyip korkuyla baktı,ama bir yandan alay eder gibiydi. O geriye çekilirken yükümü ona verdiğim için bende ileri atıldım ve... ''eren bak lütfen..lütfen affet beni bilerek yapmadım gerçekten,canını yakmak istememiştim..' dediğimde bir yandan da açık pembe rengindeki mükemmel görünen kremi erenin eline sürüyordum. Oysa sadece elini kestiğim yere bakıyordu, sadece. Hiçbir mimik değişimi yoktu resmen. Gözlerini de kırpmıyordu. Nefesimi üfledim ve gözlerimi bir iki saniye yumdum . 'eren bak lütfen affet beni, cevap ver artık bana!' Aslında bağıracaktım ama hem suçlu hem güçlü olmak istemiyordum bu yüzden sustum, sorun yok. 'üzgünüm ama sana küstüm bayan' dediğinde kremi sürmeyi bıraktım ve arta kalan kremi ıslak mendille sildim. "Üzgünüm ama sana küstüm bayan" sesi kiraz mevsimindeki Olcay gibi çıksa da sesimi çıkarmadım. Bu sefer 'oh hem elimi kes hem dalga geç' falan derdi kesin. Ama çocukta kendi çapında haklıydı, şaka maka elini kesmiştim ve epey kanlar akmıştı. Bıçak eline değil de karnına gelseydi şuan o hastanede bende hapiste olabilirdim. Hapis...artık 20 yıl hapis cezası yer ve hapisten çıkınca çocuklarımı değil de kedilerimi severdim. 'ne yaparsam beni affedersin?' dediğimde bakışlarını yüzümle buluşturdu. Kötü bir şey seçmemesini umuyordum, eğer kötü bir şey ise küs kalırdık daha iyi. Kremi yerine koyduktan sonra yanına oturdum ve cevabını beklemeye başladım. 'ee söylesene?' dediğimde gözlerini devirip 'dur bi düşünüyüm önce' dedi. Şuan yaptığım şeye inanamıyordum, normalde birisine yalvardığım bir zaman olmamıştı, hayır olmuştu. Londra'da derse girmeyip 1-2 kızla alışverişe gittiğim gün annem babama söylemesin diye yalvarmıştım, yalan yok. Saçlarım enseme yapışmış bedenimi rahatsız ederken bakışlarımı erene çevirmiş bir cevap bekliyordum. Elini ağzına götürmüş düşünüyordu ama bu hareket garipte olsa onda tatlı duruyordu. Saate döndüğümde 12.45 olduğunu fark etmemle gözlerimi büyütmemde bir oldu, şimdi uyumam lazımdı yoksa sabah uyanamayacaktım! Ve uyanamazsa Ateşi göremezdim, yani Misperiyi.. 'eren hadi uyumam gerek artık?' dediğimde gözlerini devirdi, birkaç saniye sonra 'tamam buldum , buldum!'deyip sırıttı. Ve tabi ki ödümü kopardı, bir anda bağırılır mıydı öy Nefesimi üfleyip 'ne buldun?' dediğimde gözlerini kıstı ve 'bana poğaça yap ' dedi 'imdi' Poğaça mı? Bu çocuk cidden salak önünde zaten poğaça var amacı ne anlamıyorum? 'önündekileri yesene' dediğimde kaşlarını çatıp poğaça tabağını itti ve 'olmaz onlar taze değil yarım saatten çok olmuş çıkalı?' dedi. Bu çocuk sorunlu olmalı! Cidden! 'yarım saat önce çıkmış işte daha tap tazedir bu haydi yede sinirlendirme beni' dediğimde biraz ileriye gittiğimi fark ettim. Ne diye sinirlendirme beni diyorsun sen öykü?! 'olmaz onlar..ben tap taze istiyorum ilk çıktığı anda olan o tadı istiyorum..' görende gurme sanacaktı resmen halbuki Ereni 1 saattir tanıyor olsam da gurmelikle alakası olmadığına emindim. Saçlarımı önüme attım ve 'saat on iki kırk beş eren git zıbar yarın yaparım tamam mı? Okula gideceğim!' deyip arkama döndüm. O sırada 'yapmazsan seninle asla barışmam' dediğinde ilgimi çekebilmişti. Of lanet olsun sana Eren! Lanet olsun! 'yaparsam barışacak mısın gerzek?! Dediğimde kaşlarını çattı ve 'gerzek mi? Neyse o kullandığın iğrenç cümleyi umursamayacağım sanırım, ve evet yaparsan barışacağım' ** Günün ilk ışıkları bedenimi esir alıp daha çok çile yol açarken aniden uyandım. Saat kaçtı? En önemlisi bu yüzümdeki kum gibi şeyde neydi? Bir dakika...poğaça? Eren? Saat7? 'erenn! Okula geç kaldım!' dediğimde aniden yattığı kanepeden sıçradı ve gözlerini ovuşturarak nefesini üfledi. 'ne bağırıyorsun kızım ya? Ne var geç kaldıysan 10 dakikadan bir şey olmaz üzerine temizle git okuluna ne diye keyfimi bozuyorsun?' Haklı , çocuk haklı ama onun yüzünden buradayım ve okula geç kaldım. Yüzüm hep un olmuş, ellerim desem kurumuş hamur ve bu insanı çok rahatsız ediyor. Ayakta uyumuş olmama mı üzüleyim yoksa belime kırmış gibi hissetmeme mi bilemiyorum. Bedenimi tekrar tezgaha koyduğumda gözlerim gitmeye başlamıştı. 'öykü! Okul! Kalk!' erenden duyduğum cümle ile gözlerimi araladım. 'ne? Ne oluyor?' ne olmuştu ben.. neden uyuyordum? 'okul diyorum saat 7.10 çabuk ol beni ayağa dikip uyudun sinirimi bozma da git okuluna ben kayıt işlerimi halledip bir sınıf bulacağım' 'bizim okulda mısın?' dediğimde alayla sırıttı. 'evet kuzen sizin okuldayım' Ne ara temizlenip giyindim ve saçarlımı düzledim anlamadım ama evden çıktığımda saat 7.30 olmuştu. Çantamda hangi kitabın olduğunu bile umursamadan evden çıktığım için okulda başıma dert olabilirdi. Bizim okulda Amerikan okulları gibi ayrı dolapta yoktu ki maalesef. Londra! Çantamda hangi kitaplarım var bakarken beklemediğim bir şekilde başımı bir şeye çarptığımda bakışlarımı merakla çarptığım şeye çevirdim. Lütfen bir ağaç olmasın , lütfen.. 'a..ateş?' Bedenim şok dalgası ile sarsılırken aynı zamanda şişliği biraz da olsun ,inen alnımı yavaşça ovuyor ve tekrar oluşan acımı dindirmeye çalışıyordum. Sanki üç kez boğulduktan sonra tekrar suya atlamışım gibi hissediyordum. Ateşi burada görmüş olmama bir anlam yükleyemedim, onun evinin buralarda olduğunu sanmıyordum sonuçta,nasıl desem bayağı zengin duruyordu. 'yine mi sen?' sesini duyduğumda bakışlarımı bir dakikaya yakın bir süredir baktığım gözlerinden çekip yere sabitledim. Evet yine ben! Kendimi sürpriz çikolatalardan çıkan palyaço gibi hissediyordum. Yanağımda hala kurumuş unun hissi vardı ve bu durumdan çok rahatsızdım, cidden! 'ne?' dediğimde kaşlarını çatıp dudağını alayla kıvırdı ve 'neden sürekli karşıma çıkıyorsun?' dedi. Sanki ben onu görmek için bu yoldan gidiyordum , okula başka yoldan da gidiliyor zaten ve marslılar artık dünya da yaşıyor, evet evet öyle. Ağzımdan çıkan cümle ise sadece 'ben...bilmiyorum ' oldu. O kadar laf ederim ama dışarıya çıkan masum bir cümle olur işte. Karakterlerim örtüşmüyor, çift karakterliyim galiba. 'başına buz tutmayı unuttun galiba Londralı , şişmiş ,dikkat et ve sağlığın için sürekli karşıma çıkma' duyduğum cümleden sonra nefesimi üfledim ve birkaç saniye gözlerimi yumdum uyumak istiyordum, bedenim yaklaşık 5 saatlik bir uykuyla tatmin olmamıştı daha fazla uyku istiyordu, daha fazla. Gözlerimi aralayıp cevap verecektim ama o gitmişti bile, ne diyeceğimi beklemeden.. * Okula geldiğimde yorgunluğumu Misperi'de fark etti. Sırama oturduğumda kaşlarını çatıp 'kızım bu ne hal, iyi değilsin sen?' deyip yanıma oturdu ve yumduğum gözlerimi açmamı sağladı. İstemsizce kapanıp duran gözlerim sinirimi bozmaya başlamıştı. Şu durumdaysa eğer tek suçlu erendi! O olmasa 11.30 demeden yatar en az iki saat daha uyurdum ve bu çok daha iyi olurdu, en azından gözlerimi yumup durmazdım. Evden hiçbir şey yemeden çıktığım için ağzım kokuyor olabilirdi cebimden dün aldığım açılmamış olips'i çıkardım ve kutusunu yırtıp bir tanesi aldım ve paketi cebime attım. Küçük naneli şekerin kutusunu da attıktan sonra ağzımda götürdüm ve birkaç saniye iyice dilimde sabit tuttum. Yumuşadığından emin olunca normal bir şekilde çevirdim. 'sende ister misin?' dediğimde misperi kaşlarını çatıp 'yok karnımı ağrıtıyor benim öyle şeyler öykü sen iyi misin?' yine aynı soru,aynı,aynı soru.. Olipsi damağımda sabit tuttuktan sonra açık saçarlımdan rahatsız olup cebimdeki toka ile topladım ve misperiye döndüm. 'bomba gibiyim! Dün eren adındaki geri zekalı kuzenim ile tanışmadım, elini kesmedim ve ceza olarak poğaça yapmadım' mı?! Neden böyle söyledim ki şimdi? Misperi gözlerini büyüttükten sonra 'öykü! Hemen her şeyi anlatıyorsun, her ayrıntıyı!' * Ereni dün telefonuma kaydetmiştim ve mesaj atmıştı 'öykü sınıfım 11-D galiba aynı sınıfta değiliz , olsun. Her neyse yanıma gelsene?' Misperiye erenin yanına gideceğimi söyledikten sonra telefonumu cebime atıp sınıftan çıktım. 11-f üst katta ise 11-d alt katta olmalıydı. Çünkü alt katta 10-Z'den sonra a,b,c,d ve e sınıfları vardı, merhaba şans! Erenin sınıfına girdiğimde etrafa göz gezdirdim. Beş altı tane yakışıklı çocuk dışında gelen kassız sıska çocuklar kapsıyordu, herkes yakışıklı olacak değil. Gözlerim ereni bulduğunda arkadaşları olduğunu tahmin ettiğim kişiler ile konuştuğunu fark ettim. Bu yüzden yanına gidip gitmemek arasında kalmadım değil, ne ara arkadaş edindi bilmiyorum ama teyzem erenin eskiden de burada olduğunu söylemişti, belki bu yüzdendir.. Kapıya yönelip gideceğim sırada 'öykü?' erenin sempatik sesi kulağımı doldurdu. Gözlerimi kısıp tekrar eski haline çevirdim ve yavaşça onlara dönüp gülümsedim. " naber kuzen?" * Yanlarına oturduğumda eren beni kendine çekip 'millet bu kuzenim öykü, ilk olarak yan gözle bakanı oyarım her neyse. Teyzemler öyküyü bize emanet etti o yüzden kuzeninin koruması altındadır anlaşıldı değil mi?' dediğinde kendimi 5 yaşında kaybolmuş bir çocuk gibi hissettim, garip (!) Konuştuğu 5 kişiden 3ü kız 2i erkekti. Uzun boylu olduğunu tahmin ettiğim siyah saçlı ve dövmeli olan çekici çocuk kaşlarını çatıp 'biz adını biliyoruz dostum , öyle değil mi Londralı' bu sefer bakışlarını bana çevirip sırıttı. 'Londralı ne ya? Londra'dan geldiğim için oralı olmuyorum ,Türkiye de doğdum ama orada yaşadım bunun neresini anlamıyorsunuz? Türk vatandaşıyım ve müslümanım sizden tek farkım babamın beyin göçü yaptığı için Londra'da yaşamış olmam anladınız mı?! Aptalın biri bu ismi taktı diye sürekli o lakabı söyleyip durmayın yeter artık!' Eren ani tepkim karşısında sadece dediklerimi dinlemiş ve sanırım olayı anlamaya çalışmıştı ,bilemiyorum. 'peki öykü , özür dileriz' çocuğun centilmenliği karşısında şaşırsam da cevap vermedim. Bir cevabı hak etmiyordu çünkü. Eren yeşillerini bana çevirip 'öyküye Londralı demek yok tamam mı? ' deyip arkadaşlarına tek tek baktı. Bakışları siyah saçlı kızda takıldığında ben de kıza döndüm. Beyaz teni ile uyuşan yeşil gözleri siyah saçları ile onu çok güzel gösteriyordu, cidden güzel bir kızdı,yalan yok. 'anlaşıldı mı peri?' dediğinde peri gözlerini devirdi ve 'anlaşıldı Eren' dedi. 'iyi' Teneffüsün sonuna kadar yanlarında durdum ve arada sohbetlerine katıldım, zil çaldığında Eren 'çıkışta güvenliğin orada bekle ben orada seni bekleyeceğim kuzen' dediğini duydum ama cevap verme gereği duymadım , çıkışta orada olacaktım. Biyoloji dersinde kapı çalındığında sinirli hoca tavrını ortaya koyarak 'gir!' diye bağırdı. Kapı açıldığında gözlüklü bir nöbetçi öğrenci girdi. 'ne var kızım?' Arkamı döndüğümde Ateşi arkamda Kürşatla gördüğümde sınıfta olması bedenimi şaşırttı.. Gözlerimiz buluştupunda hemen önüme döndüm. 'dersinizi böldüğüm için çok özür dilerim ama bu duyuruyu yapmam gerek' 'kızım şuan daha da bölüyorsan sadece orada okunanı söyle' 'Hocam burada böyle yazıyor , birkaç sinirli hoca kızmasın diyeymiş. Neyse okulumuzda bu yıl dans yarışmaları düzenlenecekmiş. İlk olarak ilk dönemin bitmesine iki ay kaldı ve okulda elemeler olacak belirli öğrenciler çalıştırılacak ve dönem sonunda gösteri yapacaklar, dans yarışmaları ise seneye şimdi sadece hazırlanacaklar seneye yıl sonunda yapılacak yarışmaya katılmak için adınızı öğretmeninize vermeniz gerek,kimse istemezse öğretmen kişileri kendisi seçecektir, iyi dersler' Kumral saçlı kız sınıftan çıktığında gerisinde kızların bağrışmalarını bırakmıştı. 'kızlar susun yoksa sizi sınıfta bırakırım' biyolojicinin söylediği cümle karşısında sesleri bir anda solan kızlar önlerine dönüp gözlerini sahte sahte kitaplarında gezdirdiler. "Neden buz tutmadın?" Ateş beni mi düşünüyordu? Bir dakika.. "Ne? " dedim ve gözlerine baktım. "Neden buz tutmadın diyorum. Davul gibi şişince görürsün. Hatta şişmeye başlamış" ''akıl mı bıraktılar insanda hem sanane'' deyip önüme döndüğümde kolumdaki baskı ile damarlarım ağrımaya başaldı. ''bana sana ne diyemezsin, aklını başına topla Londralı'' Gün boyunca Misperiyle takıldık. Ateşi bir daha görmedim. Çıkışta Erenle eve geldik,bar'a gideceğini ve benim gelmemi istedi.Tabii hemen gitmedik,akşam gidecektik sanırım. Bende onu kırmadım ve tamam dedim. Akşam olana kadar evde oturdum,genelde televizyon başında the wampire diaries izliyor ve stefan aşkıma bakıyordum.Kafamdaki şişiği kapattıktan sonra rimel,eyeliner ve ruj sürdüm. Giysi olarakta ''siyah bir şort, içime beyaz bluz ve dışına koyu, çizgili bir ceket giydim. Ayakkabımı da kırmızı topukludan yana kullandım. Yanıma lacivert bir çanta aldım ancak lazım olduğunu sanmıyordum. Odamdan çıktım ve Eren'e" ben hazırım "dedim. Alt kattan yanıma geldi ve "vavv! Bu ne şıklık kuzen? Valla kuzenim olmasan.." Tamamlamasına izin vermedim,"ses kes kuzen!" dediğimde sesimin ve bakışımın ciddi çıkmasını umuyordum. "Peki abla!" dediğinde alayla sırıtıyordu, başaramamışım ben ciddi olamıyorum. Aşağı indikten sonra kırmızı üstü açık araba dikkatimi çekti , büyüktü ve çok güzeldi. ''bu araba senin eren?" iğneleyici ses tonum karşısında öksürdüm ve sesimin düzelmiş olmasını umdum. " evet dün tamircide olduğu için otobüsle gelmiştim zaten az önce aldım" "hmm,hadi gidelim" dedim ve gülümsedim. "Bayanlar önden" diyip nezaket gösterdi. Eren çok sevecen tatlı ve sempatik bir çocuktu, bu çocuğu Misperiyle tanıştırmalıyım!.diye yazdım aklıma. Yirmi dakikalık yolculuğun ardından sonunda bar'a geldik. Yol boyunca telefonumda Misperi ile konuştum. Akşam olduğundan hava kararmıştı ve etrafı görmem zorlaşıyordu. "Şurası,gel" dedi ve kolumu tuttu Eren. Bar'ın dışı bile tıklım tıklımsa içi nasıldır? Diye düşündüm. "Çok dolu burası, nasıl gireceğiz?" Diye sorduğumda gülümsedi "Gireriz iki dakikaya sen bekle" deyip beni olduğum yerde bıraktı ve korumaların oraya doğru ilerledi. bir kaç saniye sonra gelip kolumda tuttu ve en arkadan öne doğru atıldık Eren adamla bir şeyler konuştu ve hemen bizi içeri soktu. "Na..nasıl?" Dedim gözlerimi büyüterek. O ara bar'ın adının RİO olduğunu fark ettim. Rio..güzel isimmiş. "Burayı beğendin mi?" Diye sordu Eren. Dur eren ,bismillah gördüm sanki. ilerimde kızların striptiz yapıp erkeklerin onlara hayran hayran bakmalarını sağladıklarını gördüğümde nefesimi üfledim 'emin değilim..pek güzel değil, yani...kızlara bakar mısın?' ."öykü. burası bir bar tabi ki böyle olacak bak arkadaşlar karşıda . gel yanlarına gidelim" "Tamam." Dedim ve gülümsedim. Etrafıma baktığımda bana bakan birkaç erkek gördüm. Eh tabi buldunuz çıtır kızı. eren'in arkadaşlarının yanına oturduktan sonra ortada sap gibi kaldım onlar konuşurlarken ben etrafa bakıyordum. Eh tabii siz arkadaşsınız konuşun. ben burada limonata içerim zaten öykü kim? "Kuzenn.. Gelsene orada oturuyorsun mum gibi?" "Ha, şey ben iyiyim ya böyle" dediğimde cümlenin bile ne kadar yapmacık çıktığını fark ettim, çok sıkıcıydı. limonata içiyordum ve bir kaç kızın alaylı bakışlarına maruz kalmıştım. "Ya gelsene! Allah Allah. Biz konuşuyoruz sen orada oturuyorsun haydi gel senin için diyorum yani" dediğinde limonatayı ağzımdan "Off,tamam" dedim ve Eren'in yanına oturdum Sabah okulda erenle gördüğüm çocuk " öykü neden limonata içiyorsun içki içsene?" dediğinde nefesimi verdim ve ; "gerek yok ya gece gece barda sarhoş olmaya niyetli değilim" dedim. kahkaha attı ." olur mu öyle şey? barda içki içmeyeceksin de nerede içeceksin?" gibisinden bir sürü şey söyledi. bu kadar aşağılanmak istemedim ve 'tamam alıp geliyim' dedim . iki kadeh aldıktan sonra diğer iki kadehi de içmiş ve  kafayı sıyıranlar kulübünü boylamıştım. 'öykü.. bildiğim kadarıyla Londra'da bakireler ayıplanıyor , sen bakire olamazsın değil mi?" d Saçlarını çektiğimde çığlıklar atmaya başladı. Suratına birkaç çizik attığımda oda vahşileşip suratıma koca bir leke yaptı.oradan eren 'öykü!!' dediğinde kızın saçını bir kez daha çekip kalktım nereye gittiğimi bilmeden yürümeye başladım. büyük görünümlü biri önümü kapatınca " Çekilir misin?" Dedim, kendimde değildim ve kusmam gerekiyordu. "oo prenses hemen gidecek misin? Bi konuşaydık ya?".deyip sırıttı. Sarhoştum ve görüş alanım daralıyordu. "Bırak!" Diye bağırdım. "Güzelim sende ne inatçı çıktın. İşimi halledeyim. Ne yaparsan yap" "Bırak! Aptal sapık bırak!" "Kulağında bir sorun mu var bırak kızı" Sesi duymuştum ancak kim olduğunu anlayamıyordum. En son duyduğum şey birkaç yumruk sesi ve "oo"lamalar oldu. **
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE