Acı, kalbimdeki kömür karası tahta kuruldu.
Umut, hiçlikteki mezarlığa gömüldü.
Kavruldu tenim, yandı tüm benliğim.
Aklıma dolandı türlü düşünce.
Karıştı herşey. Ay ve güneş kayboldu. Gökyüzü yalnızlığa mahkum oldu.
"Aklım almıyor!" Diye, bağırıp ayağa kalktım. Ellerimle saçlarımı çekiştirdim.
"Bana yalan söyledin! Bir değil, bin yalan söyledin sen bana Ömer! Ben senin bi kız kardeşin olduğunu dahi bilmiyordum. Ve şimdi başka birinin kocası olacaksın. Beni bırakıp, kilometrelerce uzağa gidiceksin Ömer. Ben sensiz ne yapıcam bunu da düşündün mü?!" Boğazım acıyana kadar bağırmaya devam ettim.
Gözyaşlarım ard arda intihar ederken, dizlerimin bağı çözüldü. Yere çakılmamak için kendimi frenledim.
"Ben seninle hayaller kurarken, sen o hayalleri başka bi kadınla yaşayacaksın. Töre falan yalan demi?! Başka biri var..." Dilim sinsice, aklıma gelenleri zehir misali akıtıyordu.
Evde yankılanıyordu bağrışlarım, hıçkırıklarım. Elime geleni duvara fırlattım. Dünyam toz bulutu olmuş çökmüştü omuzlarıma.
Ömer, sertçe kavradı minik bileklerimi. "Asla! Aklından dahi geçirme bunu. Başkası olmadı, olamazda. Sen benim güneş'im, ay'ım, en değerlimsin. Gönlümdeki sızı, alnımdaki yazı...Destinamsın. Senin için yapamayacağım şey yok ama anla beni Derin. Anneme, babama evlat acısını yaşatmamı isteme benden. Kardeşimin hayatı söz konusu."
Ömer konuşurken, yüreğim sızladı. Son kez bakarcasına baktım çehresine.
Başımı hafif sağa yatırdım. Gözlerim dolu dolu konuşmaya çalıştım. "A-ama ben sensiz yaşamayı bilmiyorum ki, sen-den öncesi koca bir toz bulutu. Gitme demeye dilim varmıyor, iki insanın hayatı söz konusu ama git de diyemiyorum." Dedim, hıçkırık firar etti dudaklarımdan.
Başımı geriye yatırıp, gözlerimi yumdum. "Allahım al canımı, bitsin bu ızdırap." Yalvardım yaranada. Kalbim acıyordu. Çok acıyordu.
Bedenimi sıkıca sardı güçlü kollarıyla. Azarlar tondaki sesi ilişti kulaklarıma. "Şşt, deme öyle. Rabbim benim ömrümü de sana versin." Hafif geri çekildi Ömer. Yüzüme düşen bi tutam saçı yavaşça çekti ve alnımı öptü.
"Derin, uçak hazır, bizi bekliyor. Sende bavulunu hazırla. Orda bi şekilde çözeceğim durumları sonra da istersen tekrar döneriz buraya ya da sen nereye istersen oraya gideriz." Deyip, ağlamaktan ıslanan yanaklarımı sildi.
Geri bi kaç adım attım. "Onca yalandan sonra seninle geleceğimi de nerden çıkarttın?" Diye, sordum sakince. Bu sakinlik nereden geliyordu bende bilmiyordum. Fırtınadan önceki deniz gibi soğuktu bakışlarım.
Cevap gecikmedi. Buruk bi tebessüm belirdi Ömer'in çehresinde ve araladı dudaklarını. "Bana olan sevginden."
"İstemiyorum gelmek falan!" Diye haykırdım.
"Gelmek zorundasın Derin, ben sensiz yapamam. Bencillikse bencillik ama mecbursun, geleceksin." Diye, diretti.
Sözleri sert ve emindi ama gözleri sözlerine tezat korku doluydu. Gelmememden mi korkuyordu? Bensiz kalmak mıydı onu bu denli çaresiz bırakan? Peki, niye paramparça etmişti onu seven kalbimi? Neden yıllarımı yalan etmişti?
"Bağır çağır, affetme hatta! Ama kestirip de atma Derin. Biliyorum sende bensiz yapamazsın. Bir şans ver, gel benimle." Diye, yakardı adeta.
"Sevdiğim adamı başkasının kollarında görmeye hiç niyetim yok Ömer, Git." Dedim ve ellerimle yüzümü sıvazladım.
Gözlerimi araladığımda kendimi odamda buldum. Bedenim bitap düşmüş, bilinç altım. Saatler önce olanları tekrar canlandırmıştı zihnimde.
Ağlamaktan gözlerim kırmızının ilginç bir tonuna bezenmişti. 3 yılım yalanlardan ibaretti. Herşey şaka gibi geliyordu. O zaman ben niçin gülemiyordum?
Çıplak ayaklarımı parke zeminde sürüyerek banyoya ardından duşa kabine girdim.
Kıyafetlerimi umursamadan soğuk suyu açtım. Sırtımı şeffaf duşa kabine yaslayıp, suyla beraber yere kaydım. Bacaklarımı kendime çekip, etrafıma kollarımı doladım.
Su demir gibi çarpıyordu vücuduma.
Her hücresimde hissediyordum acıyı. Oluktan akarcasına dökülen göz yaşlarım aslında içimden kopup, feryat eden, kurumaya yüz tutmuş yaşam pınarımdı.
"Ne yapacağım ben sensiz."
Aklıma gelen şarkıyla kahkahayı koyuverdim. Tam da içim bi yerde karanlık mahzenimde sıkışmış kız çocuğunun durumunun sözlere döşenmiş haliydi. İstemsizce pembe dudaklarımdan yeni bi kahkaha koptu.
Sahi ağlarken gülmek şizofrenide kaçıncı seviyedeydi?
"Peki nasıl istersen öyle olsun, tutamam tutamam gideni."
Hafiften mırıldanmaya başladım şarkıyı. Orkestram yoktu ama duş başlığından şırıl şırıl beni ıslatan su sesi eşlik ediyordu sesime.
"Belli ki kırmak istemiyorsun kalbimi, kıyamam bi de kıyamam iyi mi?"
Kırmak istemeyenler değil miydi hep en derinden parçalayanlar?
" Beni özle isterim, beni çok özle. Üzül..Üzül bi süre."
Üzül...Üzülme ben iki kişilik üzüleyim, sen üzülme be adam.
" En azından ince bi kabuk bağlasın, azıcık eşitlik sağlasın."
"Giden gitmiştir zaten. Kesemem kesemem yolunu. "
Nasıl kesebilirdim ki? Ulan yıllarım yalanmış, sevdiğim adamı tanımıyormuşum ben.
"Bende yoluma giderim ezdirmem kendimi ama gezdirmem de, gönlümü gider acımı çekerim."
Gezdirmem gönlümü, istesemde çünkü o gönül senden başkasına haram. Senden başkası olamaz ki artık. Öncesi neydi unuttum sonrası ne kestiremiyorum.
Ben bi tek seni biliyorum. Yaşamayı, nefes almayı bi tek senle biliyorum.
Su içmek gibi sıradan ama hayati önemi olan bi faktör düşün. İşte o faktör sen oldun bana. Su oldun. Can oldun.
Sen bana umut oldun.
Ciğerlerime nefes oldun,
dudaklarıma su damlası,
yanaklarıma göz yaşı,
kalbime yara oldun be adam.
Kapanmayacak her daim kanayacak bi yara. Şuan kafam sanki sirk alanı susmak bilmiyor, kalbim ise cenaze yeri gibi.
Konuşturana aşk olsun. Dünyadaki tüm ruhu sömüren duyguları aynı anda yüksek desibelde maruz kalıyor gibi hissediyorum.
Fazla yüklenmeden ölmezsem büyük ihtimal zatureden ölücem. Titreyen ellerimi duşa kabinin iki yanına yaslayarak zorla kaldırdım buz kesmiş bedenimi.
Suyu kapatmak gibi bi yaşama belirtisi gösterdikten sonra odama girip ruhsuz bakışlarımı gardropdaki kıyafetlerde gezdirdim.
Rastgele uzun kollu tişört ve jean aldım. Üzerimdekilerden kurtulunca iç çamaşırlarımın ıslak olmasını takmadan kıyafetleri gelişi güzel geçirdim vücuduma.
Odadan çıkıp, alt kata indim. Mutfağa gideceğim sırada, gözüm salona kaydı. Tuzla buz olmuş sehpa. Duvarın dibinde, kırılmış vazo ve süsler.
Zorla bi nefes alıp, mutfağa yürüdüm. Tezgahtaki mantı ve mezeler ilişti gözüme. "Yemek yiyecektik biz...Sen anlayacaktın benim yapamadığımı. Uğraşacaktın benimle sonra ben sinirlenecektim. Sen öpecektin beni." Acıyan gözlerimden kan niyetine göz yaşı aktı yine.
Ben onsuz bir hayat bilmiyordum. Kendiyle beraber tüm oksijieni götürmüştü sanki. Nefes alamıyordum. Ciğerlerim kavruluyordu. Israrla akan gözyaşını sertçe sildim elimin tersiyle.
Tezgahtaki salata malzemelerinin yanındaki, bıçağa kaydı bakışlarım. Hangi ara bıçağı elime aldım. Hangi ara bileğime derince bi kesik attım bilmiyordum.
Herşey saniyeler içinde oldu. Zihnim kapanmaya yüz tuttuğunda ne ara yere çöktüğümü anımsadım.
Beyaz fayans kırmızıya boyandı. Kaç saat geçti aradan, ne kadardır kan kaybediyorum hiç bişeyi bilmiyordum. Bilmek de istemiyordum zaten. Sadece uyumak istiyorum.
Gözlerimi açık tutmaya çabalarken son gücüm de tükendi. Gözlerim kararıken, bilincim kapandı.