Bu yaşadığım duygular da neyin nesiydi? Tutku beni tamamen ele geçirmişti. Kalbimi de teslim etmek üzereydim. Bu zamana kadar ne sevdiğim ne de yakınlaştığım kimse olmuştu. Ama şundan emindim; istemediğim hiçbir şey yaşamadım.
Pişman mıyım? Asla!
Ama korkularım büyüktü. Yaşanmaya değer duygular içindeydim. Denemek istiyordum. Gerçekliğinden emin olmak istiyordum. “Umarım öyledir,” diyerek içimden dua ettim.
"Yavrum, iyi misin?"
Gözlerimi ona çevirip içimdeki savaştan uyandım. Yanıma adımlayıp beni yeniden kucağına aldı. Başımı hafifçe sallayarak iyi olduğumu işaret ettim.
Eliyle çenemi tutup gözlerini gözlerime kilitledi. Utanç bütün bedenimi sararken gözlerimi kaçırdım. Kesin, yanaklarım kırmızının her tonuna bürünmüştü.
“Ufaklık,” dedi yüzümün her santimini incelerken. “Sen artık benimsin. Utanmana gerek yok. Seni artık kimse benden alamaz.”
Cevap veremedim. Sadece kollarımı boynuna doladım. Başımı boynuna gömüp hafif bir öpücük bıraktım. Nefesi titredi. Elini saçlarıma götürüp okşadı, bir tutamını alıp kokladı.
“Seni daha önce bulmalıydım,” dedi sesi titrek. Derince yutkundum. Bu kadar bağlanması, gerçek olamayacak kadar güzeldi.
“Güzelim, kıyafetlerin geldi. Giyin, çıkalım. Yoksa seni bırakamayacağım. Hatta... bırakmayabilirim de, bu da seçenekler arasında.” Gözlerini kısmıştı.
Duraksadı.
“Benimle kal,” dedi durgun bir sesle.
Kollarımı boynundan çözüp gözlerimi onun gözlerine çevirdim. Ciddi miydi? Evet. Ama yapamazdım.
“Kalamam… Annem merak etmiştir. Gitmemiz lazım,” dedim, sesimi kontrol etmeye çalışarak.
“Tamam,” dedi ve belimden tutup kucağından indirdi.
Peşimden gelerek beni merdivenlere doğru yönlendirdi. Nereye gittiğimizi bilmeden peşinden çıktım. Odanın kapısına geldiğimizde dün gece uyuduğum odaya girdik. Banyoya doğru yürüyüp kapıyı açtı.
“Yavrum, sen duşunu burada al. Ben diğer odada alacağım. Her ne kadar seninle duş almak istesem de... kendimi tutamayabilirim,” dedi alt dudağını ısırarak.
Elini kaldırıp başparmağıyla yanağımı okşadı.
“Bu kadar masum kalmayı nasıl başardın? Bir mucize gibisin… Benim mucizem.”
Dudaklarını alnıma bastırdı. Daha ne kadar kızarabilirdim bilmiyordum.
Yüzüme yerleşen utangaç bir tebessümle, “Ben artık duş alayım,” diyerek kollarından ayrıldım.
“Al bakalım ufaklık, yoksa ben seni alacağım,” deyip göz kırptı.
Gözlerim kocaman açıldı. Elimle omzundan ittim. Hızla içeri girip kapıyı kapattım. Sırtımı kapıya yasladım. Elimi göğsüme koyup maraton koşusuna çıkan kalbimi sakinleştirmeye çalıştım.
Neler yaşadığımı hâlâ idrak etmekte zorluk çekiyordum. Bu kadar yoğun duygular içinde olmak hem heyecan verici hem de bir o kadar ürkütücüydü. Elimi kalbimden çekip lavabonun karşısına geçtim.
Saçlarım dağılmış, dudaklarım öpülmekten şişmişti. Yanaklarım ise kıpkırmızıydı.
“Şu halime bak, sanki kamyon geçmiş üstümden,” diyerek söylenip duşa girdim. Gerçi kamyondan farkı yoktu ama neyse. Daha ileriye gitsek, kalpten giderdim herhalde.
Kabini kapatmadan önce kapının kilitli olduğundan emin olmak için tekrar çıktım. Evet, kilitlemiştim.
Ama sonra düşündüm: Kilitlesem ne olacak ki? En kuytu köşelerimi gördü zaten…
Bu kadar ileriye gideceğimi hiç düşünmemiştim. Bundan sonra ne olacak, nasıl ilerleyeceğiz bilmiyorum. Ama kalbime sorarsan… o çoktan yelkenleri suya indirmişti.
Zihnimde soru işaretleri olsa da, kalbimi ve bedenimin arzusunu yok saymak istemiyordum.
Sağa sola bakınıp saçlarımı yıkayacak bir şampuan aradım. Elime döküp saçlarımı köpürttüm, duruladım. Ardından duş jeliyle vücudumu da hızlıca yıkayıp kabinden çıktım.
Banyo dolabından bulduğum siyah havluyu vücuduma sardım. Aynaya bakıp son halimi kontrol etmek isterken boynumda beliren kızarıklıkları görünce afalladım.
Havluyu biraz açıp göğüslerime baktım. “Yuh!” diye bağırdım farkında olmadan. Resmen her yerim ısırık ve morluklarla doluydu.
Havlu elimden düşerken gözlerim daha da büyüdü. Karnım ve bacaklarımda da aynı izlerden vardı. Elleriyle dokunduğu her yer… işaretlenmişti.
Derince bir nefes alıp gözlerimi araladım. Havluyu toparlayıp sardım tekrar. Havlu oldukça kısaydı, kalçalarımı zor kapatıyordu ama başka çarem yoktu.
Kapıya yöneldim, kilidi açıp odada kimse olup olmadığını kontrol ettim. O yoktu. Hemen banyodan çıktım.
Yatağın üstüne bırakılan kıyafetlere baktım. Mor sütyen takımını elime aldım. Hızla iç çamaşırlarını giydim. Pantolona uzanmak üzere eğildiğimde kapı çaldı… ve hemen ardından açıldı.
Eğilip havluyu aceleyle üstüme sardım.
Kömür karası gözleri, havlumun açıkta kalan bacaklarımda geziniyordu.
“Kapıyı çaldıysan cevabı beklemen gerekiyor,” dedim, sesim titreyerek.
Dudakları kıvrıldı.
Ah kalbim… o nasıl gülüş!
“Ben... şey... ımm…” dedim, sesimi bulmaya çalışarak.
“Giyinip geleceğim,” dedim heyecanla.
“Sakin ol Buse,” diye fısıldayan iç sesime hak verdim.
Gözlerimle odada gezindim, çıkmasını bekliyordum.
Ama ağır adımlarla yanıma geldi. Parmak uçlarımız neredeyse değiyordu. Başımı kaldıramıyordum.
Eliyle çenemi tuttu, başımı yukarı kaldırdı. Gözlerini gözlerime sabitledi. Diğer eliyle ıslak saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdı.
Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Başını boynuma gömdü.
Nefes almayı unutmuştum o an.
Uzunca durdu orada. Sonra kokumu içine çeker gibi derin bir nefes aldı. Boynuma bir öpücük kondurdu. Başını kaldırıp gözlerimin içine baktı.
“Kokum kokuna karışmış, güzelim,” dedi şehvet yüklü sesiyle.
Dudaklarım aralandı. Bakışları dudaklarıma kaydı.
Derince yutkundum.
“Bu yatakta saatlerce içine gömülüp, adımı inlemeni istiyorum ufaklık. O günü bekliyor olacağım,” dedi ve bir adım geriledi.
Sözleri zihnimde canlanınca gözlerimi kaçırdım. İyice kuduruk olmaya başlamıştım. Bu adam resmen dengelerimle oynuyordu.
Gözlerimi utançla tekrar ona çevirdim.
Alt dudağını ısırdı. “Mor da yakışmış,” dedi gözlerini kısarak.
Havluyu önüme tuttuğum halde nasıl gördü diye düşündüm.
Kahkahası odayı doldurdu. Gözlerimi ona dikip kaşlarımı çattım.
“Ah ufaklık, aynadan bana verdiğin manzaranın farkında bile değilsin,” dedi gülümseyerek, arkamı işaret etti.
Başımı çevirdim. Aynadan yansıyan görüntümle yüzüm alev aldı.
Tanganın örtemediği kalçalarım tamamen ortadaydı. Hızla havluyu arkama sardım. Bu kez de göğüslerim açıldı.
Elim ayağıma dolaşmıştı. Heyecandan ne yapacağımı bilemiyordum.
Tam toparlanmaya çalışırken, elinin tersiyle sütyenimin açıkta kalan kısmını okşadı.
Başını eğip dudaklarını oraya bastırdı.
Havlu ellerimden kaydı.
Burnunu göğsüme yaslayıp derin nefes aldı. Küçük öpücüklerle dudaklarıma doğru yükseldi. Alnını benimkine yasladı.
Elini belime atıp hızla kendine çekti.
Gözlerimi ne ara kapattım, bilmiyordum.
“Nefes al güzelim,” dedi fısıltıyla.
Ciğerlerim, havasızlıktan çığlık atıyordu. Zor da olsa nefes aldım.
Parmakları bel oyuntumda geziniyordu.
Sertliği pantolonunun üzerinden tenime baskı yapıyordu. Bu durumdan çıkmamız gerekiyordu yoksa...
Ellerimi göğsüne koydum. Parmaklarımla gömleğinin açıkta kalan tenine dokundum. Aynı anda yutkunduk.
Başımı kaldırıp gözlerini yakaladım.
Şehvet, tamamen gözlerine sinmişti.
“Emir…” dedim kısık sesle.
“Hımm?” dedi, burnunu yanağıma sürterek.
Ah, bu adam bana hiç yardımcı olmuyordu!
Derin bir nefes alıp konuştum.
“Artık gitmem lazım… Annem merak etmiştir.”
“Tamam,” dedi ve yutkundu.
“Bu çok zor. Elimin altında böyle bir güzellik varken… fazlasıyla zor.”
Ellerini belimden çekip bir adım geri gitti. Sıcaklığının kaybolmasıyla boşluğa düştüm sanki.
Kendimi toparlayıp yatağın üzerindeki mavi tişörtü giydim. Ardından beyaz jean pantolonu bacaklarımdan geçirip düğmesini kapattım.
Başımı kaldırınca göz göze geldik.
Tebessüm ettim. Aynaya yöneldim. Havluyla saçlarımı kurulayıp yatağın üstüne bıraktım. Saçlarımı düzelttim, hazır olduğumdan emin olunca ona döndüm.
Elleri cebinde, başı yana yatmış, kısık gözlerle bana bakıyordu.
“Ahh güzelim… sonsuza dek seni böyle izleyebilirim,” dedi hayranlıkla.
Utanarak başımı eğdim. Yanıma geldi, belime elini koydu. Başımın üstüne bir öpücük kondurdu.
“Hadi ufaklık, gidelim. Yoksa seni bırakamayacağım,” dedi boğuk sesiyle.
Başımı sallayarak onayladım.
Elimi avucunun arasına alıp odadan çıktık.
Bir ona, bir de sıkıca tuttuğu ellerimize baktım. Gözlerim doldu.
Kalbim artık gerçek sahibini bulmuştu. Bundan emindim.