Duyduklarımla ne diyeceğimi bilemez hale geldim. Gerçek miydi? Yoksa ulaşamadığı için mi istiyordu beni? Bir yanım “İnan” diye haykırırken, diğer yanım “Saçmalama, hevesi geçince bırakır. Kendine gel!” diye bağırıyordu. Ben onu tanımıyorum ki. Kaç yaşında? Kardeşi var mı? Hangi okula gitti? Onunla ilgili hiçbir şey bilmiyorum. Nasıl kabul ederim böyle bir şeyi? Kendime bunu yapamam, dedim içimden, verdiğim mücadeleye son vererek.
Her ne kadar öfkelensem de, benimle olmak istemesi gururumu okşamıştı. Kendimi hızla koltuktan kaldırdım. Sesimi sakin tutmaya çalışarak, istemediğimi açıkça belli edecek cümleleri kurdum:
“Bakın Emir Bey; ben sizin tanıştığınız kızlardan değilim. Öyle istiyorum diye alınabilecek, sıkılınca bırakılacak biri hiç değilim. Bir birliktelikte aşk yoksa, ben de yokum. Neden bu ısrar, anlamıyorum.”
Cevap vermesine fırsat tanımadan devam ettim:
“Biz birbirimizi tanımıyoruz. Hele ki bu olanlardan sonra, sizi tanımak isteyeceğimi hiç sanmıyorum,” dedim, kendimden emin bir ses tonuyla. Kurduğum cümlelerle ben bile kendime şaşırmıştım. Bu denli korkup istemediğimi, ben bile yeni fark ediyordum.
Yüzündeki muzip gülümsemeyle gözleriyle koltuğu işaret edip, otoriter bir sesle, “Otur,” dedi. Göz devirdim. Bu adamın kesinlikle kibarlık dersi alması lazım, dedim içimden.
Tekrar koltuğa oturdum.
“Daha ne kadar istemediğimi söyleyeceğim?” dedim gözlerinin içine bakarak.
Boğazını temizleyip, her zamanki gibi beni şok eden cümleleri kurdu: “Bir; bana göz devirmeyeceksin,” dedi parmağını bana doğru sallayarak.
Dikkatle hareketlerini izliyordum. Ne kadar ukala olduğundan artık emindim.
“İki; ben birini istiyorsam, onu alırım,” dedi ve dudakları yana doğru kıvrıldı.
Bu kendini ne sanıyor böyle? Sinirden artık ellerim titriyordu. Ağzımı açıp konuşacakken, “Sus ve beni dinle,” dedi bay kendini beğenmiş.
Kendimi sakin tutmaya çalışıyordum. Onun evindeydim, sonuçta sinirlendirmemek en iyisi olurdu. Dudaklarımı kapatıp olumlu anlamda kafamı salladım.
“Üç; senin aksine ben seni gayet iyi tanıyorum,” dedi.
Şaşkınlıktan kaşlarım çatıldı. Ne yani, beni mi araştırmıştı? Bu adamdan kurtulmam farz oldu.
“Beni araştırmışsın! Ancak beni gerçekten tanımıyorsun. Lütfen artık bırakın, gideyim. Kendinize başka oyuncaklar bulun,” dedim sesimi sakin tutarak.
Olumlu manada kafasını salladı. “Tamam, seni bırakırım. Lakin yarın yeniden buraya geleceksin,” dedi ve ayağa kalkıp bana doğru adımladı.
Bana doğru eğilip koltukla arasına sıkıştırdı beni. Elini kaldırıp dudaklarıma başparmağıyla dokundu. Dudaklarını ısırıp sesli bir şekilde yutkundu.
Artık kalbimin hızını kontrol etmekte zorlanıyordum.
“İlki olduğum dudaklar artık benim. Bırakmam,” dedi, dudaklarıma doğru fısıldayarak. Kendimi tutamayarak yutkundum. Dudaklarım aralandı. Gözlerini dudaklarımdan ayırmadan, “Beni zorluyorsun ufaklık,” dedi ve doğruldu.
“Şimdi,” dedi ve sakin olmaya çalışarak devam etti. “O dudaklara yapışmamak için kendimi zor tutuyorum. Sabırlı bir adam değilim. Bana alışmaya çalış. Yarın burada ol. Aramızdaki çekimin farkındasın, bunu yok sayamazsın,” dedi küstah bir şekilde.
Bu adam kendini ne sanıyor! Kendimi tutamayarak sesli bir kahkaha attım. Oturduğum yerden hızla kalktım. Sesimin kontrolü artık bende değildi:
“Sen istiyorsun, ben geliyorum, öyle mi? Hah! Sen kimsin ya? Yeter! Bitsin artık bu saçmalık. Ben seni istemiyorum! Senin gibi birini hiç istemem zaten. Cinsellikten başka bir şey düşündüğünüz yok. Gidin, kendinize başka cinsel objeler bulun. Yanlış kişiyi istiyorsunuz. Ben bana âşık olmayan biriyle bu denli bir yakınlaşma istemiyorum.”
Sinirden gülüyordum artık. O ise sakinliğini koruyarak başını salladı. “Beni istemediğini söyleyebilirsin ama vücut dilin...” dedi ve gözleriyle bedenimi baştan aşağı süzdü.
“Hiç de öyle söylemiyor ufaklık. İstersen bir deneyelim, bakalım ne diyor?” diyerek hızla yanıma geldi.
Belimden kavrayıp beni kendine yapıştırdı. Titrek bir nefes verdim. Diğer elini enseme koyup dudaklarıma doğru eğildi. İstem dışı gözlerim kapandı. Sertliğini göbeğimde hissediyordum. Karnımdaki kelebekler, kasıklarıma doğru hücum etmişti. Kahretsin ki... ıslanmıştım.
Şehvetin en koyu tonuyla dudaklarıma fısıldadı.
“Nefes al ufaklık” dedi gülümseyerek.
“Daha hiçbirşey yapmadım.Şimdiden böyleysen altımda inlerken”dedi ve yutkundu gözüm adem elmasına takıldı tamda öpülesi duruyordu.Aklımı kontrol etmekte zorlanıyordum.
“Seni tatmak istiyorum”dedi ve dudaklarıma yapıştı.Yoğun duygu içinde karşılık veremiyordum.Alt dudağımı emdi,ısırdı,yetmemiş olacak ki iki dudağımı ağzına alıp hapsetti.
Bir anda dudaklarını ayırdı, çölde susuz kalmış gibi oldum.Bu nasıl duygu? Beklentiye gözlerine baktım, gülümsedi ve “Bana karşılık ver ufaklık.Aramızdaki çekimi,tutkuyu gör”dedi ve tekrardan dudaklarıma yöneldi.
Kollarım benden bağımsız boynuna dolanmıştı.Tecrübesiz şekilde ona karşılık verirken buldum kendimi. Bacaklarım artık beni taşıyacak durumda değildi. Bunu anlamış olacak ki belimi iyice kavrayıp beni kaldırdı. Bacaklarımı beline doladım. Bir kaç adım atıp koltuğa oturdu. Dudaklarını ayırdı ve belimden tutup beni sertliğine bastırdı.
Hissettiğim baskıyla gözlerim kapandı ve ikimizde aynı anda inledik. Elleri açılan elbisemden bacaklarımı okşuyor,dudaklarıyla yüzümün her yerini öpüyordu.
“Ahh ufaklık içine gömülmemek için kendimi zor tutuyorum”dedi şehvet kokan sesiyle
Hızla gözlerimi açtım. Elâ gözlerim, onun kömür karası gözleriyle buluştu. Bakışlarında aşk dışında her şey vardı. Tutku, hırs, hâkimiyet… Ama aşk yoktu.
Benim de ondan farkım yoktu. Yalnızca cinsel çekim… Sadece arzu…
“Ben ne yapıyorum böyle?”
Bu istek… Bu his... Bu aşk değil, yanlış bir şey bu. Ama kendime hâkim olamıyordum.
“Ufaklık, vücut dilin seni yalanlıyor,” dedi boğuk sesiyle, bana biraz daha yaklaşarak.
“Bırak kendini bana… Vücut dilini dinle.”
Sözleriyle beraber dudaklarımı esir aldı. Acemice hızına yetişmeye çalışıyordum. Nefesim, kalbim, bedenim… Hepsi onundu sanki. Kendime engel olamıyordum.
Aniden yerinden kalktı, beni koltuğa sırt üstü yatırdı. Tüm ağırlığını üzerime vermeden vücudumun üzerine kapandı. Başını boynuma gömdü, derin derin nefes aldı… Ardından öptü, ısırdı, yaladı.
Ses çıkarmamak için alt dudağımı ısırdım. Ama başını kaldırıp dudaklarıma fısıldadı:
“O dudaklar artık benim… Sadece ben ısırabilirim.”
Ardından dudaklarımı ısırdı. Boğukça inledim ama sesim ağzında kayboldu.
Tekrar boynuma yöneldi. Nefesini üzerimde hissederken fısıldadı:
“Çilek…”
Derin bir nefes aldı.
“Kokusu gibi tadı da güzelmiş,” diyerek kulak mememi dişlerinin arasına aldı.
İnlemelerim artık bütün odayı sarmıştı. Eliyle tek bacağımı kaldırıp sırtına doladı. Sertliğini en kuytu yerimde hissediyordum. Elbisem belime kadar sıyrılmıştı, aramızda sadece ince bir iç çamaşırı kalmıştı.
Boynumdan aşağıya doğru öperek göğüs çatalıma ulaştı. Başını oraya gömdü.
“Kaynağı buldum,” dedi gülümseyerek.
Ben de burukça gülümsedim.
Başını kaldırıp tekrar gözlerime odaklandı.
“İstemediğin hiçbir şeyi yapmam, ufaklık. Korkma,” dedi ve güven verircesine gülümsedi.
Omuzlarıma yönelip açıkta kalan yerleri öpmeye başladı. Diliyle her dokunduğu yerde işkence çektirircesine gezindi. İnlemelerimi artık tutamıyordum.
Elbisemin omuzlarını çekiştirerek sütyenim açıkta kalacak şekilde indirdi. Ne yaptığına bakmak için kapalı gözlerimi araladım. Gözlerinde şehvetin her tonu vardı. Bana hayranlıkla bakarak gülümsedi.
“Ufaklık…”
Kömür karası gözleri gözlerime kilitlendi.
Nefes alıp verdikçe göğsüm yükselip alçalıyor, yüzüne iyice yaklaşıyordu.
“Çok güzelsin,” dedi boğuk bir sesle ve yutkundu.
Dudakları, sütyenimin açıkta bıraktığı yerlere yöneldi. Öptü, ısırdı… Sütyenimi çekiştirerek tamamen aşağıya sıyırdı.
Kendime engel olamadan, “Ahhh…” diye inledim.
“İnle güzelim… Sesini benden esirgeme. Tutkunun eline bırak kendini,” dedi. Sözleriyle birlikte göğüslerime doğru sıcak nefesini bıraktı. Göğüs ucumu dudaklarının arasına aldı, nazikçe emdi.
Bacaklarımı iyice beline sardım, onu kendime çektim. Sertliği, kadınlığımda baskı yapmaya başladıkça onu daha da çok istiyordum..
“Ahh... Emir…”
“Ahh güzelim, ismimi hiç bu kadar güzel duymamıştım… Beni delirtiyorsun,” dedi, yeniden göğüslerime yönelerek.
Birine ağzıyla işkence ederken diğerini avucunun içinde yoğuruyordu.
“Tam avucuma göre…” diye transa girmiş gibi sayıklıyordu.
Başını kaldırıp gözlerimin içine baktı. Gözleriyle sanki benden izin alır gibiydi.
Kafamı hafifçe sallayarak onayladım.
Elbisemi bir hamlede ikiye ayırarak yırttı. Derin bir nefes aldım. Artık karşısında sadece iç çamaşırımla kalmıştım.
Bu kez hedef sütyenimdi. Gözlerimin içine bakarak onu da hızla yırttı. Utançla gözlerimi kapattım.
“Merak etme güzelim, sana yenilerini alırım,” dedi gülümseyerek.
Ellerini göğüslerime koydu, başını geriye yasladı.
“Ahh... Güzelim, aklımı kaybedeceğim,” diyerek başını göğüslerime gömdü.
Benim çıplaklığıma karşılık, o hâlâ tamamen giyinikti. Ellerimi kaldırıp gömleğinin düğmelerine yöneldim. Gözlerime bakıp tebessüm etti.
Düğmeleri teker teker açtım. Gömleğini kollarından sıyırıp yere düşürdüm. Kaslı göğsü ve belirgin adonis kasları gözümün önündeydi. Gördüğüm manzara derin bir yutkunmayla karşılık buldu bende.
“Dokun… Hisset, güzelim…” dedi şehvet dolu sesiyle.
Gözlerinin en derinine baktım.
“Ben…” dedim, titreyen sesimle.
“Söyle güzelim,” dedi, eliyle yanağımı okşayarak.
“Bunlar doğru değil… Sen bana âşık değilsin, ben de sana… Ama bu çekim… Çok kuvvetli,” dedim ve gözlerimi kaçırdım.
“Biliyorum güzelim,” dedi, bakışları bedenimde gezinirken.
“Ama ben seni artık bırakmam. Bu tat, bu koku, bu ten… Artık sadece benim. Bir bütün olmak için seni bekleyeceğim.”
“Sende sadece benim misin?” dedim, gözlerinin içine derinlemesine bakarak.
“Bu dakikadan sonra hiçbir beden beni bu denli arzuya ulaştıramaz. Artık sadece ben senin, sen de benimsin güzelim,” dedi ve dudaklarını tekrar göğsüme bastırdı.
“Bu koku insanı bağımlı yapar…” diye fısıldadı, ardından göğüs ucumu dudaklarının arasına aldı.
Ellerimi kaldırıp çıplak sırtına uzun tırnaklarımı batırarak iz bıraktım. Altında kıvranıyor, kendimi kaybedercesine inliyordum.
Göğüslerimi bırakıp göbeğime doğru dudaklarıyla işkenceye devam etti. Göbek deliğimin çevresinde dilini gezdirip ardından hafifçe ısırarak emdi. Eliyle göğüslerimle oynamaya devam ediyordu. Artık zevkten kendimden geçmiştim.
Saçlarından tutup çekiştirerek başını bastırdım. Bu işkence hoşuna gitmiş olacak ki boğuk, hırlamaya benzeyen sesler çıkardı. Bu da beni daha da tahrik ediyordu. İnlemelerim artmıştı ve her an boşalacak gibi hissediyordum.
Elini göğsümden çekip kalçamı kavradı. Kendine bastırdı ve boğukça inledi. Dudakları çamaşırımın kenarında gezinmeye başladı. Ardından elini kadınlığıma koyup sıkıca bastırdı.
“Ahh güzelim… Sırılsıklamsın,” dedi, dudaklarını çamaşırımın üzerinden kadınlığıma bastırarak.
“Emir… Yapma… Dayanamıyorum artık,” dedim fısıltıyla.
“Sen istemediğin sürece ileri gitmem, ufaklık. Sadece seni biraz rahatlatalım,” dedi gözlerimin ta içine bakarak.
“Bana güveniyor musun, güzelim?”
Başımı hafifçe sallayarak onayladım.
“Güzel,” dedi gülümseyerek.
Başını kadınlığıma gömüp hafifçe ısırdı. Çıkan çığlıkla birlikte tüm bedenim ona doğru yükseldi.
Kasıklarıma bıraktığı ısırıklar ve öpücükler beni uçurumun kenarına getirmişti.
Elini kadınlığıma götürüp çamaşırımı yana sıyırdı. Hem utanıyor, hem de delicesine dokunmasını, kuytularımı keşfetmesini istiyordum.
Dayanamayıp gözlerimi araladım. Gözlerini kısmış, alt dudağını ısırarak kadınlığıma hayranlıkla bakıyordu.
“Off... güzelim, burası muazzam,” dedi yutkunarak.
Her kelimesi, her dokunuşu kalbimin ritmini biraz daha artırdı.
Kadınlığımda alevlenen ateş tüm bedenimi sarmıştı.
İstem dışı bacaklarımı birleştirdim ama eliyle tutup engelledi.
İki yana ayırarak bir anda kadınlığımı ağzına aldı.
Ağzımdan çıkan çığlığa engel olamadım.
Diliyle klitorisimde vurduğu darbelerle beni sona doğru yaklaştırıyordu.
Ellerimi yumuşacık saçlarına gömdüm ve başını kendime bastırdım.
“Ahh Emir... Ben ııınmm be..,” dedim titreyen sesimle.
“Güzelim, benim için ağzıma gel,” demesiyle birlikte uçurumdan düşercesine titredim.
Kasılmalarım o kadar yoğundu ki nefesim kesildi, gözlerim karardı.
Derin nefesler alarak kendime gelmeye çalıştım.
Bu nasıl bir hazdı böyle?
Alt dudağımı ısırarak gözlerimi açtım. Hayran bakışlarla beni izliyordu.
“Off güzelim... ne kadar muhteşem olduğunu bir bilsen,” dedi şehvet dolu sesiyle.
Bakışlarıyla tüm vücudumu adeta süzüyor, her bir parçamı ezberine kazıyordu.
Utançla kollarımı göğsüme sardım, kendimi kapatmak istedim.
“Hayır güzelim, sakın utanma. Benim olanı benden gizleme,” diyerek ellerimi aralayarak tekrar bedenime sahip çıktı.
Dudaklarıma yöneldi, öpücüğüyle içimdeki tüm utanma duygusunu eritti.
Öpüşlerimiz yeniden derinleşti, şehvet dört bir yanımızı sardı.
Tam o sırada kulağıma gelen telefon sesiyle gözlerimi açtım.
Elimi Emir’in göğsüne koyup hafifçe ittirdim.
Dudaklarını dudaklarımdan ayırdı, gözlerime soru dolu bakışlarla odaklandı.
“Emir... telefon çalıyor,” dedim kısık bir sesle.
“Şu an hiçbir şey umrumda değil. Siktir et,” diyerek tekrar dudaklarıma yapıştı.
Telefon bir kez daha çaldı. Başımı yana çevirerek öpücüğünden kaçtım.
Bu kez hızla üstümden kalktı.
“Kimse bu, siktim belasını!” deyip telefonu açtı.
“Zamanlamanı sikerim, Ali!” diye kükredi adeta.
“Tamam, geliyorum... sus!” dedi ve telefonu kapattı.
Birkaç tuşa bastıktan sonra telefonu tekrar kulağına götürdü. Gözleriyle beni süzerken yutkundu.
“Şebnem, 85 beden iç çamaşırı ve 36 beden kıyafet ayarla. Eve gönder. 15 dakikan var,” dedi ve telefonu kapattı.
Sonra bana dönüp yanıma adımladı.
Tekrar üzerime uzandı ama ağırlığını vermedi.
“Şu siktiğimin işi olmasaydı, seni buradan asla çıkarmazdım,” dedi oflayarak.
Gülümseyerek kollarımı boynuna doladım, dudaklarına kısa bir öpücük bıraktım.
“Bir dahaki sefere artık,” dedim tebessüm ederek.
“Hmm... öyle mi? Tamam, bana uyar. Ama bil ki benden kurtulamazsın,” dedi göz kırparak.
Yüzümdeki gülümseme bir anda dondu, yerini kısa süreli bir korkuya bıraktı.
Kahkahası odada yankılandı.
“Korkma, yemem seni…” deyip omzunu silkti.
“Belki de yerim... belli olmaz,” diyerek dudaklarımı ısırdı.
“Ahh! Acıttın!” dedim omzuna hafifçe vurarak.
“Güzelim, biraz daha altımda böyle çıplak durursan... seni ‘yemem’ kaçınılmaz olacak,” dedi ve gözleriyle adeta bedenimi yedi.
“Tamam, kalk üstümden artık,” dedim hafifçe ittirerek.
Gülerek üzerimden kalktı ve beni yavaşça kucağına oturttu.
“Ne yapıyorsun Emir?” dedim sesimdeki tutkuyu saklamaya çalışarak.
“Ahh güzelim... üstümde zıplayacağın günleri iple çekiyorum,” dedi boğuk ve alaycı sesiyle.
“Rüyanda görürsün,” dedim gözlerimi devirerek.
Tam o anda belimden tutup kendine bastırdı. Sertliği, kadınlığıma baskı yapıyordu…
“Bana göz devirmeyeceksin demiştim, güzelim,” dedi dudaklarını ısırarak.
Ben ise yaramaz bir çocuk gibi olumlu şekilde başımı salladım.
“Ama sen dinlemedin…”
Dudaklarıma iyice yaklaştı.
“Evet…” dedim fısıltıyla.
“Şimdi beni dinlemediğin için ufak bir ceza...”
Sözleriyle birlikte göğüs ucumu ağzına aldı ve hafifçe ısırdı.
Acı ve haz birbirine karıştı. Başımı geriye attım, içimden yükselen inlemeyi bastıramadım.
Ellerini belime sarıp beni kendine bastırdı, erkekliği altımda büyürken, kadınlığıma doğru sertçe sürttü.
Dili hâlâ göğüs ucumdaydı, her hareketi bedenimi biraz daha ele geçiriyordu. Zevk, damarlarıma kadar yayılmıştı.
“Haydi güzelim… Sürtün bana,” dedi boğuk sesiyle.
Artık kontrolü ben almıştım. Kalçamı ileri geri hareket ettirerek hızımı artırdım.
Hırıltılı inlemeleri tüm odayı dolduruyordu. Benimkiler de onunkilerden geri kalmıyordu. Aynı tutkuda birleşmiştik.
“Ahh… Emir… Dayanamıyorum…” diye inledim.
“Sürtün, bebeğim… Birlikte gelelim…” dedi, iki göğsümü birden avuçlarının içine alarak sıktı.
O an bizim için son noktaydı.
“Ahh… siktir! Siktir!” diye kükreyerek boşaldı.
Onun kasıklarına hücum eden zevkle birlikte ben de titreyerek boşaldım. Bedenim kontrolden çıkmış gibiydi, hazla sarsılıyordum.
Kafasını göğsüme gömdü, derin derin nefes aldı.
Erkekliği hâlâ sertti. Göz ucuyla aşağıya baktım. Kaşlarımı kaldırıp içimden kendi kendime söylendim:
Ne yani… Yetmedi mi?
Bu adam bizi tüketir, Buse… Haber veriyorum sana, dedi iç sesim.
Dudaklarım yana doğru kıvrıldı. Belki de artık fazlasıyla arsızlaşmıştım.
Kafasını göğsümden kaldırdı, gözlerimin içine baktı.
“İçinde olmak için sabırsızlanıyorum, güzelim…” dedi, şehvetle dolu sesi içimi ürpertti.
Gözlerim korkuyla açıldı. O ise muzur bir gülümsemeyle burnumun ucunu ısırdı.
“Sen istemeden olmaz… Korkma güzelim,” dedi ve ardından dudaklarıma uzun, derin bir öpücük bıraktı.
Tam o an, kapının çalmasıyla ikimiz de o büyülü şehvet uykusundan sıyrıldık.
“Bunların zamanlamasını sikmezsem bana da Emir demesinler,” diye söylenerek hızla yerinden kalktı.
Beni koltuğa oturttu, koltuğun şalını alıp çıplak bedenimi örttü.
İşaret parmağını sallayarak, “Sakın buradan kalkayım deme,” dedi ve kapıya yöneldi.
Yüzümde koca bir sırıtmayla arkasından bakakaldım.
Lütfen... Bu yaşadıklarım gerçek olsun, diye fısıldadım kendi kendime…