7.bölüm

934 Kelimeler
“Ne?” diyebildim yalnızca, korkuyla. Emir hiçbir şey söylemeden arabanın kapısını kapattı. Öfkeyle kendi kapısını açıp koltuğu oturdu. Donup kalmıştım. Ne konuşabiliyor ne de arabadan inip kaçmak için hareket edebiliyordum. Motorun çalışmasıyla birlikte arabayı ani bir şekilde sürdü.Ani kalkışıyla öne doğru savrulurken koluyla beni tutarak çarpmamı engelledi. Nereye gittiğimizi bilmeden, karanlık bir yolda ilerliyorduk. Tabelalara bakarak nerede olduğumuzu anlamaya çalıştım ama başaramadım. Bütün cesaretimi toplayarak başımı çevirip ona baktım. Yanakları öfkeden çukurlaşmış, direksiyonu sıkmaktan parmak boğumları beyazlaşmıştı. Benim ona baktığımı fark ettiğinde başını çevirip göz göze geldi. “Korkma,” dedi dudaklarını yana doğru kıvırarak, “Sana bir şey yapacak değilim. Tabii, senin rızan olmadığı sürece.” Sesi biraz daha yumuşamıştı. Öfkesinin yerini sakinliğe bıraktığını hissettim. Şimdi onu ikna etmem gerekiyordu. Titreyen bir nefes alarak konuşmaya başladım. “Emir Bey… Ne yaptığınızın farkındasınız, değil mi?” Sesimi mümkün olduğunca sakin tutmaya çalıştım. “Bakın, bu yaşananları kimseye anlatmam. Şikâyetçi de olmayacağım. Benimle burada da konuşabilirsiniz.” Başını hafifçe salladı. Doğru yoldaydım. Biraz daha rahatlamış görünüyordu. Derin bir nefes aldım ve devam ettim. “Beni Ayça’nın evine bırakır mısınız?” dedim, içimden ‘Ne olur kabul et’ diye dua ederek. Yüzüme döndü, muzip bir gülümsemeyle baktı. Bu gülümseme hiç hayra alamet değildi. “Ne oldu? Az önce bana çemkiriyordun. Şimdi ne kadar nazik oldun,” dedi aynı gülümsemeyle. Gülümserken yanağındaki çukur dikkatimi çekti. Bende de gamze vardı ama onunki… Onunki sanki insanı kendine hapseden bir tuzaktı. O kadar güzeldi ki, içimden ‘Beni buraya gömün’ demek geldi. “Seyrin bittiyse soruma cevap ver güzelim,” dedi yine gülümseyerek. Of, dedim içimden. Az önce istemediğini söyleyen ben sanki o değilmişim gibi adamın yüzünde takılıp kalmıştım. “Sizi izlediğim falan yok,” dedim gözlerimi kaçırarak. Üstüne üstlük bir de bana “güzelim” diyor. Allah’ım, bu adam ne yapmaya çalışıyor? Sakin olmam gerektiğini kendime hatırlattım. Belki sakin kalırsam onu ikna edebilirdim. Yüzümü cama çevirdim, karanlığı izlemeye çalıştım. Camın yansımasından bana bakmaya devam ettiğini görebiliyordum. Bir süre sessizce yol aldık. Nerede olduğumuza dair hiçbir fikrim yoktu. Kucağımdaki çantayı açıp telefonumu aldım. Ayça’dan 23 cevapsız arama ve mesaj… Kerem de ondan geri kalmamıştı. Annemden hâlâ bir arama gelmemiş olması tek tesellimdi. Telefonu tekrar çantaya koyup derin bir nefes aldım. Başımı ona çevirip fısıldar gibi sordum: “Artık nereye gittiğimizi söyler misin?” O kadar çok bağırmıştım ki, sesim kısılmıştı. “Evime,” dedi, kömür karası gözleriyle bana bakarak. İçimi korku sardı. “Neden senin evine gidiyoruz?” dedim endişeyle. Her ne kadar bana bir şey yapmayacağını söylese de dengesiz tavırları beni huzursuz ediyordu. “Arabada konuşsak sonra da beni Ayça’ya bıraksanız,” dedim rica edercesine. “Olmaz. Evde konuşacağız. Zaten geç oldu. Konuşuruz, sen de uyursun. Sabah bırakırım seni,” dedi kesin bir ses tonuyla. “Ya ben sizinle ne konuşacağım? Bırakın artık beni!” dedim öfkeyle. Sabrımın sonuna gelmiştim. “Bak güzelim… Konuşacağız dediysem konuşacağız. Zaten az kaldı. Biraz uyu, dinlen. Gözlerin ağlamaktan küçülmüş.” Şefkatli bir ses tonuyla devam etti: “Hadi, dediğimi yap ufaklık.” Elini yanağıma uzatıp başparmağıyla hafifçe okşadı. Gözlerim istemsizce kapandı. Bu adamın kaç tane yüzü vardı böyle? Sanki yaşananların sorumlusu o değilmiş gibi davranıyordu. Ondan uzaklaşmak istememe rağmen, şu anlık bu düşünceyi erteledim. Yorgunluk bedenimi ele geçirmişti. Dokunuşlarıysa uykuya yenik düşeceğimin habercisiydi. Sırtımda ve dizlerimin altında kollarını hissederek gözlerimi araladım. Başımın dayandığı sert göğsü ve burnuma dolan erkeksi kokusu uykuyu daha da cazip kılıyordu. Direnmeye çalışsam da göz kapaklarım ağırlaştı. “Uyu güzelim,” dedi yumuşak sesiyle. Sırtım yumuşak bir yatakla buluştu. Bilincim açık olsa da kalkacak gücüm yoktu. Yorgunluk tüm bedenimi sarmıştı. “Güzelce dinlen. Sabah konuşacağız,” dedi alnımdan öperek. Güneş ışığı odayı aydınlattığında gözlerimi araladım. Bir anda yerimden fırladım. Etrafıma bakınıp nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Dün gece yaşananlar zihnime ağır ağır dolarken, gözlerim çantamı ve telefonumu aradı. Komodinin üstünde duran çantamı alıp saate baktım. Akşam beş! Gözlerim kocaman açıldı. “Annem…” dedim fısıltıyla. Numarasını tuşlayıp aradım. “Alo kızım?” dedi annem. Sesi duyulur duyulmaz gözlerimden yaşlar süzüldü. Derin bir nefes alıp kendimi toparlamaya çalıştım. “Annem… Nasılsın?” dedim titreyen bir sesle. “Ben iyiyim güzel kızım. Asıl sen nasılsın? Ayça, geç döndüğünüz için hâlâ uyuduğunu söyledi. Ondan ulaşamadım sanırım,” dedi. İçimden bir oh çektim. En azından bir bahanem vardı. “Evet anneciğim… Geç döndük, uyuya kalmışım. Şimdi yeni uyandım. Birazdan çıkarım, merak etme.” “Tamam kızım, acele etme. Bir şeyler ye, öyle çık. Çıkarken haber ver.” “Tamam annem. Öpüyorum.” “Ben de öptüm kuzum. Görüşürüz.” Telefonu kapatıp ayağa kalktım. Artık buradan gitmeliydim. Kapıyı açıp aşağıdan gelen seslere yöneldim. Merdivenlerden indiğimde salon olduğunu düşündüğüm yerde, haki koltukta oturmuştu. Elinde sigarası, önünde bir viski… Telefonda konuşuyordu. Beni fark ettiğinde gözleriyle baştan aşağı süzdü. Gözlerini benden ayırmadan dudaklarında o tanıdık gülümseme… “Yavuz, ben seni sonra ararım,” deyip telefonu kapattı. Ellerini cebine koyarak yanıma doğru yürümeye başladı. Her adımıyla kalbim daha hızlı atıyor, nefesim daralıyordu. Parmak uçlarımız neredeyse birbirine değecek kadar yaklaştı. Elini cebinden çıkarıp yanağıma dokundu. “Günaydın,” dedi yumuşak bir sesle. “G-günaydın,” diyebildim, sesimdeki titremeyi engelleyemeden. Gözleri yüzümün her milimetresinde geziniyordu. Ardından boğuk bir sesle fısıldadı: “Çok güzelsin…” Ay… Hangi tarafa bayılıyoruz?! İç sesimi bastırmaya çalıştım: Sakin ol. Kaptırma kendini. Olanları unutma. Kaşlarımı çatarak bir adım geri çekildim. Derin bir nefes alıp söylemem gerekenleri zihnimde toparladım. “Bakın… Ne yapmaya çalıştığınızı anlamıyorum. Beni neden buraya getirdiniz?” “Gel, otur. Konuşalım,” dedi, ardından koltuğa oturdu. İstemeyerek de olsa karşısındaki koltuğa geçtim. Ela gözlerimi onun kömür karası gözlerine diktim. “Sizi dinliyorum,” dedim kararlı bir tonla. Ve beni bir kez daha şok eden o cümle ağzından döküldü: “Seni istiyorum. Her şeyinle.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE