Bölümm3

3513 Kelimeler
Ben, Newburry Vikontu Simon Hartford, genç yaşta soylu bir ailenin mensubu olarak hayata başladım. Babam, beni strateji ve siyaset konusunda eğitmiş, gücün her şey olduğunu öğütlemişti. Bu öğretileri benimseyerek büyüdüm. Bana göre, sevgi ve sadakat gibi duygular sadece birer araçtı; gerçek hedef, güç ve iktidardı. Bir gün, Kraliyet Balosu'nda Prenses Augusta ile tanıştım. Augusta, güzelliği ve zarafetiyle herkesin dikkatini çeken, aynı zamanda kralın kızıydı. Augusta ile olan ilişkimi ilerletirsem, gücümü artırabileceğimi fark ettim. Bu nedenle ona ilgi göstermeye başladım. Prenses Augusta, benim gösterdiğim ilgiden etkilenmişti; ben ise sadece güç peşindeydim. Aylarca süren buluşmalar, balolar ve romantik anların ardından Augusta'yı tamamen etkisi altına aldığımı düşündüm. Ancak bir gün, saraydan gelen bir haberle dünyam sarsıldı: Augusta, bir prensle, James Edward ile nişanlanacaktı. Bu, benim için büyük bir darbe oldu. Hem güç kazanma planlarım suya düşüyordu, hem de gururum incinmişti. Bunu bana yapamazdı. Bu haberin ardından içimdeki öfke giderek büyüdü. Kontrolümü kaybetmeye başladığımı hissediyordum, ancak bunu çevreme belli etmemek için büyük bir çaba harcadım. Augusta'ya olan sahte sevgim, şimdi yerini nefret ve hırsla bırakmıştı. Prensesin, prens ile tanışma günü geldiğinde, büyük bir plan yaptım. Onu son bir kez konuşmak için bahçedeki labirente çağıracaktım. Augusta, eski sevgilisinin çağrısına duyarsız kalamadı ve gizlice labirente geldi. Ben burada, karanlık ve dar bir patikada onu bekliyordum. Augusta geldiğinde, yüzümdeki karanlık ifadeyi görünce tedirgin oldu. Hızlıca onu yakaladım ve planımı uygulamaya başladım. Amacım, prensesi kaçırarak krallığı tehdit etmek ve James Edward'ın itibarını sarsmaktı. Ancak, planım James Edward tarafından öğrenildi. Prens, hemen harekete geçerek Augusta'yı benim elimden kurtardı. Bu başarısız girişim, beni daha da hırslandırdı. Artık sadece Augusta'yı değil, tüm krallığı cezalandırmak istiyordum. Şehir meydanlarında dolaşarak, huzursuzluk yarattım ve isyan çıkarmak için adam toplamaya başladım. Her köşede, krallığın adaletsizliklerinden, halkın çektiği sıkıntılardan bahsederek insanları kışkırttım. Gözümde artık tek bir hedef vardı: İktidarı ele geçirmek ve bana yapılan haksızlıkların intikamını almak. İsyan hazırlıkları sırasında, her adımımı dikkatlice planladım. Sarayın zayıf noktalarını belirledim, halkın hangi konularda memnuniyetsiz olduğunu tespit ettim. Ancak bu süreçte, giderek daha fazla paranoyaklaşmaya ve çevremdekilere güvenmemeye başladım. Gücün peşinde koşarken, aslında yalnızlaştığımı ve içimdeki boşluğun derinleştiğini fark etmiyordum. Sonunda, isyan günü geldi. Ben ve adamlarım, silahlarını kuşanmış halde meydanda toplandık. Kararlılığım ve öfkem, halkı da ateşledi. Ancak, kraliyet ordusu da bu isyanı bastırmak için hazırlıklıydı. Çatışmalar başladı, kan döküldü ve sokaklar bir savaş alanına döndü. Elimde kılıcım ile en ön safta savaşırken, bir yandan da geçmişteki hatalarımı ve hırslarımın beni getirdiği bu noktayı düşünüyordum. Sonunda, isyan başarısız oldu. Yakalandım ve kraliyet mahkemesinde yargılandım. Gücün peşinde koşarken kaybettiklerimi, nefreti ve hırsım yüzünden yaşadığım yalnızlığı düşündüm. Mahkemede, son bir kez Augusta'ya bakarak, içimdeki pişmanlığı ve öfkeyi aynı anda hissettim. Karar açıklandığında, kaderim artık mühürlenmişti. Sürgün edilmiştim.  Biraz nefes almak ve düşüncelerimi toparlamak için nehir kenarında geziniyordum. Düşüncelerime dalmış, öfkem ve hırsımla boğuşurken, suyun içinde hareketsiz yatan bir beden gördüm. İlk başta bunun bir hayal olduğunu sandım, ancak daha dikkatli baktığımda, gerçekten bir insanın suda sürüklendiğini fark ettim. Hiç tereddüt etmeden, üzerimdeki ağır paltomu çıkarıp nehre atladım. Bedenin yanına ulaştığımda, genç bir kadın olduğunu gördüm. Onu hızlıca suyun dışına çıkardım ve karaya taşıdım. Baygındı, kendinde değildi. Gözleri kapalı, soluk benziyle ölü gibiydi. Onu karaya çıkardığımda, yüzünü ilk kez net bir şekilde gördüm ve kalbim yerinden çıkacakmış gibi çarpmaya başladı. İlk görüşte aşık olmuştum. Bu duyguyu daha önce hiç tatmamıştım; içimde bir şeylerin değişmeye başladığını hissettim. Onu dikkatlice yere yatırıp, hayata döndürmek için elimden geleni yaptım. Önce nefes alıp almadığını kontrol ettim. Göğsü inip kalkmıyordu, nefes almıyordu. Kalbimin hızla attığını hissettim; zamanla yarışıyordum. Hemen suni teneffüse başladım. Dudaklarımı onun dudaklarına bastırarak nefes verdim, ardından kalp masajı yapmaya başladım. Parmaklarımı göğsüne bastırırken, her bastırışımda onun hayata dönmesi için dua ediyordum. Birkaç tekrarın ardından, birden derin bir nefes alarak gözlerini açtı. Göz göze geldiğimiz o an, tüm dünyam değişti. Ve tekrar bayıldı.  Köyün çıkışındaki eski ahşap köprünün başında, atımın üzerinde dururken, karşıdan gelen bir figür dikkatimi çekti. Kadın, ağırbaşlı ve vakur bir şekilde yaklaşıyordu. Gözlerindeki tanıdık kederi hemen fark ettim; bu kederi çok iyi tanıyordum. Adımla yanına yaklaştığımda, bir hafta önce nehirden boğulmaktan kurtardığım genç kız olduğunu fark ettim. Kalbim aniden hızla çarpmaya başladı. O anı ve ona duyduğum ani aşkı hatırladım. "Kim olduğunuzu öğrenebilir miyim?" diye sordu bana yaklaştığında, sesi güçlüydü ama bir o kadar da kırılgan çıkmıştı. Gözlerinin derinliklerinde tanıdık bir hüzün vardı. Ve beni hatırlamıyordu... Sorun etmemiştim. Tekrar tanışabilirdik. Gözlerimin içine bakmaya başladığı sırada yüzümde hüzünlü bir gülümseme belirdi. Gözlerinde bildiğim ve benim de derinden taşıdığım bir acı ve azim vardı. "Adım Simon. Simon Hartford," dedim sakin bir sesle. "Newburry Vikontu'yum... ya da öyleydim." Adımı duyar duymaz bir adım geri çekildi. Ama gözlerinde, benim gözlerimdeki acıyı gördüm. Kraliyet, bana yaptıklarını onlara da yapıyordu, kendi milletini bile sürgün ediyordu... "Ben de Ekim Hanzade," dedi yavaşça. "Laranda Baronesi... ya da öyleydim." Ekim'in gözleri benimkilere kilitlendi ve sessiz bir anlaşma anında gerçekleşti. "Neden sürgün edildin?" diye sordum. Derin bir nefes aldı. "Babam, kralın ölümünden sorumlu tutuldu. Oysa o masumdu. Yani... öyle olduğuna inanıyorum. Kraliyet içindeki güç savaşlarının kurbanı olduk. Annem bu sürgüne dayanamadı ve kısa sürede öldü." Başımı sallayarak anlayışla baktım. "Benim de topraklarım gasp edildi. Kraliyete karşı isyan çıkardığım için hain ilan edildim." Kaşlarını kaldırarak, hafif bir alayla sordu, "Ne bekliyordun? Ödüllendirilmeyi mi?" Gülümsedim, ama gülümsemem hüzün doluydu. "Prenses Augusta ile sevgiliydim. Ama o, Prens James Edward ile evlendirilmek üzere nişanlandı. Aslında... dürüst olacağım, ne de olsa onlar ile bir bağlantım yok artık. Sadece unvan için birlikteydim onunla, fakat ona âşık olduğumu sanıyordum ilk başlarda... Onu kaçırmaya kalktım, isyan başlattım ve her ikisinde de başarısız oldum ve cezalandırıldım. Sürgün haberimi James Edward büyük bir zevkle herkese duyurdu..." Onun ismini duyar duymaz, geçmişten gelen bir anı onu sarstı. Gerçekten kraliyetin başına o mu geçecekti? Artemis Krallığı artık onun muydu? "James Edward mı?" dedi şaşkınlıkla. "Ben onu tanıyorum." Gözlerim büyüdü. "Onu nasıl tanıyorsun?" "Babam diplomat olarak görev yaparken, uzun bir süre kraliyet sarayında yaşadık. James ile çocukluk arkadaşıydık. O zamanlar bana karşı özel bir ilgisi vardı." Kaşlarımı çattım. "Eğer James seni tanıyorsa, belki de bu sürgünden kurtulmamıza yardımcı olabilir. Ama o, benim düşmanım..." "Belki," dedi düşünceli bir şekilde. "Ama artık geri dönmeyeceğim. Ailemi kimin sürgün ettirdiğini bilmiyorum, ama onlara gitmeyeceğim." Şaşırmış gibi göründüm. "Ama belki de senin için adalet arayabiliriz. Babanın adını temize çıkarmak için..." Başını salladı, kararlılıkla. "Hayır, bu artık benim savaşım. Topraklarımı ve unvanımı geri almak için tek başıma savaşacağım. Belki de kraliyetin adaletinden daha değerli bir şey vardır... Özgürlük ve kendi kaderimi kontrol etme hakkı." Bir an düşündüm ve sonra gülümsedim. "Öyleyse, savaşçı ruhlu bir baronesle çalışmayı isterim." Elinde olmadan gülümsedi. "Eski barones..." Gülümsemeye karşılık vererek, "Eski bir barones ve eski bir vikont, bir ahşap köprünün önünde karşılaşır..." Birlikte, adaleti aramak ve kaybettiğimiz her şeyi geri kazanmak için mücadele edecektik. Laranda'nın taşlı sokaklarında, birlikte ilerledik, geçmişimizin izlerini takip ederek geleceğe doğru adımlar attık. O gün, bir ahşap köprüde başlayan ilişkimiz, umut dolu bir geleceğin temellerini atmış oldu. Ekim'e duyduğum aşk ve ona olan bağlılığım, bizi daha da güçlü kıldı. Artık ikimiz de yalnız değildik, birlikteyken her şeyi başarabileceğimizi biliyordum.  Ellerim yavaşça beline dokunduğunda, onun da elleri benim yüzümdeydi. Dudaklarımızın arasındaki mesafe giderek azalıyordu ve sonunda, aramızdaki son engeli de aşarak dudaklarımız birleşti. Elleri bedenimde gezinirken, her dokunuşu bir titremeyle karşılıyordum. Parmak uçları tenimde gezindiğinde içimde bir ateşin yandığını hissettim. Dokunuşları nazik ve sevgi doluydu, adeta bedenimi okşuyordu. Her bir dokunuş, aramızdaki duygusal bağı daha da derinleştiriyordu. Ekim'in elleri bedenimde dolaştıkça, içimde bir yangın başlamış gibi hissediyordum. Bu, sadece fiziksel bir yakınlık değil, aynı zamanda duygusal bir bağın ifadesiydi. Parmakları bedenimin her detayını keşfederken, içimde huzur ve mutluluk yayıldı. Dokunuşları, içimdeki her hücreyi canlandırıyor, bana huzur veriyordu. Elleri bedenimde gezinmeyi bıraktığında, içimde huzur dolu bir his hakimdi. Hiçbir şey demedim. Sadece onun gözlerinin içine bakıyordum. Kendime hakim olamıyordum. Elimi onun bacaklarının arasına değdirdiğimde, hafif bir inleme duydum. Arzunun ateşi bedenini sararken, nefesi hızlanmaya başladı. Her bir dokunuşum, içimde derin bir heyecan uyandırıyordu. İnlemeleri odanın havasını daha da yoğun hale getirirken, benim parmaklarım onun kadınlığında gezinirken daha da arzulu hale geliyordu. Elini tutarak hemen arkamızda bulunan sandalyeye doğru yönlendirdim ve onu nazikçe kucağıma aldım. Bedeni ateşlenirken, içimdeki istek giderek artıyordu. Onu şevkle öpmeye başladım. Cesaretlenmişti. Üzerimde oturan kadın erkekliğime sürtünmeye başlamıştı, onun bu hareketine karşı daha da tutkulu bir şekilde ona sarıldım, Ellerim beline dolanmıştı ve her bir dokunuş daha da şehvetli bir hale gelmişti. Aynı sırada, elleri kaslı göğsümü ve karın bölgemi okşuyordu. Gözlerini kapatmıştı ve inlemeleri yükseliyordu. Tepkisi hoşuma gidiyordu. Dudaklarımı tekrar dudaklarına yapıştırarak karşılık verdim. ikimiz de birbirimize sarılarak arzularımızı doruk noktasına çıkardık. Göz teması kurarak birbirimizin ruhunu hissettik ve bu anın tadını çıkardık. Boynunu emmeye başladığım sırada, içimde firtınalar kopuyordu. Onun teninin tadı, onun dokunuşunun yumuşaklığı, her bir inleme, içimde derin arzular uyandırıyordu. Ekim'in teninde kaybolmuş gibiydim, her bir dokunuşuyla birlikte onunla daha da bütünleştiğimi hissediyordum. Fakat bu an sadece tenlerimizin temasıyla sınırlı değildi. Üzerimde ki kadın, cinsel organıma sürtünürken, zihnim uçsuz bucaksız bir deniz gibi açılıyordu. Ekim'in bana duyduğu arzuyu hissediyor, onunla geçirdiğim bu anın tadını çıkarıyordum. Bu anın her bir detayı, benim için bir anlam taşımaya başlamıştı. Gözlerimi gözlerine kenetlediğim sırada, ruhunu hissediyor gibi hissettim. Onunla birlikte olmanın tadını çıkarmak, tüm duygularını en saf halinde yaşamak ile eş değerdi. Teninin her bir zerresini keşfederken, kendimi de keşfetmeye başlıyordum. Onunla birlikte olmanın verdiği mutluluk, arzularımı ve duygularımı daha da derinleştiriyordu. Her bir dokunuşta, her bir inlemede, onunla birlikte bir bütün olmanın verdiği huzur ve mutlulukla doluyordum. Ekim'in inlemelerini duyarken, arzum o kadar artıyordu ki... Bedeni, dokunuşlarıma ve öpücüklerime yanıt verirken, sürtündüğü cinsel organımın üstünde hafifçe kıvrıldığı sırada, üzerimizde ki kıyafetlere rağmen kadınlığının ıslanmaya başladığını hissediyordum. Benim için ıslanıyordu. Bu, onun arzusunun ve isteğinin son ifadesiydi, bedeniyle bana karşılık vermek istediğinin göstergesiydi. Bu tepkisini fark ederek, daha da tutkulu bir şekilde ona yaklaştım. Üzerimde oturan kadını kucaklayarak onu nazikçe arkamızda bulunan masaya yerleştirdim. Bedeni, masanın yüzeyinde yayıldı. Onun üzerine eğilerek dudakları arasında sıcak bir gülümsemeyle ona bakarken, bedenlerinin arasındaki tutkulu arzuyu hissetti. Masanın üzerinde birlikte olmanın verdiği heyecanla, onu daha da sıkıca kavradım ve aramızda ki bağı daha da derinleştirmek için hazırlandım. Ekim'in kıyafetlerini çıkarırken, her bir dokunuşumu özenle gerçekleştiriyordum. Ellerimle onun bedenini keşfetmek, her bir kıvrımını ve detayını hissetmek beni heyecanlandırıyordu. Gözlerim onun vücudunda dolaşırken, dudaklarımda hafif bir gülümseme beliriyordu, parmaklarım, göğüslerine ulaştığında, onların yumuşaklığını ve dolgunluğunu hissetmek beni derinden etkiliyordu. Her bir dokunuşumda, bedeninin bana verdiği tepkileri hissediyordum; ince bir titreme, hafif bir nefes alışverişi... Parmaklarımı nazikçe etrafında dolaştırarak, her bir detayını keşfetmeye çalışıyordum Teninin sıcaklığı, bedenimin içinde bir yangın gibi yayılıyordu. Zaman durmuş gibiydi, sadece ikimiz ve bu an vardı. Kendi kıyafetlerimi çıkarırken, Ekim'in gözleri üzerimdeydi. Onun dikkatli bakışları altında, adeta bedenimdeki her bir dokunuşu hissedebiliyordum Giysilerim yavaşça bedenimden kayarken, gözlerindeki arzu ve hayranlık rahatlık ile okunuyordu. İçimde bir gurur ve heyecan dalgasıyla, tamamen çıplak ve doğal halimle onun karşısında durdum. Bakışları, beni adeta derinliklerime kadar okuyor gibiydi. Onun bakışları altında, kendimi açık ve savunmasız hissediyordum ama aynı zamanda güçlü ve arzulu. "Bedeninin her bir detayı, beni adeta hipnotize ediyor..." Bu cümlenin üzerine gülümsemeden edemedim. Masanın üzerinde uzanmış, beni izliyordu. Bu, o kadar delirtici bir durumdu ki... Ekim'i arzuluyordum. İstiyordum. Beni delirtiyordu... Dudaklarımı aralayarak kalbimin konuşmasına izin verdim. Çünkü sadece ben değil, kalbim de kalbi ile bütünleşmek istiyordu. "Seninle birlikte bu anı yaşamak o kadar özel ki... Gözlerin, beni daha da arzulu hale getiriyor" Ekim'in dudaklarından dökülen iltifatlar, bedenimi saran bir ateş gibi etkiliyordu. Onun isteğini, arzusunu ve beni nasıl arzuladığını hissetmek, beni daha da ateşli bir hale getiriyordu. Her bir sözü, bedenimin daha da canlanmasını sağlıyordu. "Senin arzun beni çıldırtıyor, Simon. Her bir dokunuşun, bedenimde bir ateşin parlamasına neden oluyor," demesi ile bir kez daha yüzümde beliren gülümsemeye engel olamadım. "Senin arzun da beni deliye döndürüyor, Ekim. Birlikte olduğumuz her anın tadını çıkarmak istiyorum." Gözlerimiz birbirimize kilitlenmişken, aramızdaki bağ daha da derinleşiyordu. "Seni istiyorum, Simon." "Ya ben? Sürgün edilmiş kalbimin yaralarını kapatmanı istiyorum. Bedenim senin bedeninle uyum içinde, ruhum senin ruhunla dans ediyor. Seninle birlikte olmak istiyorum, çünkü seninle her şey daha anlamlı, daha güzel. Seni istiyorum, seni arzuluyorum, seni düşlüyorum... Seninle, her bir hücremle, her bir nefesimle, her bir hissimle olmak istiyorum... Seni istiyorum." Cümlelerimin üzerine, Ekim, vakit kaybetmeden, uzattığım masada oturur pozisyona geldi ve cinsel organımı eline aldı. Onu dikkatle inceliyordu. Parmaklarını, elini üzerimde hissetmek, onun elinde olması, aramızdaki bağı daha da derinleştiriyordu. Elleriyle nazikçe kavradı ve parmaklarını etrafında dolaştırarak dokumu ve sıcaklığımı hissetmeye çalışıyordu. Bu dikkatli ve şefkatli dokunuşları, beni daha da arzulandırıyordu. Tepkilerimi izlerken, onun kendi arzusu da giderek artıyordu. Ekim'in elleri, cinsel organımı kavradı ve, yavaşça ileri geri hareket etmeye başladı ve kısa bir süre sonra hızlandı. Onun dokunuşlarının her biri, beni daha da heyecanlandırıyordu nazik ama kararlı hareketleri, benim sertleşmeme ve daha da kalkmama neden oluyordu. Ekim'in ellerinin sıcaklığı ve onun bu dokunuşları, beni derin bir hazza sürüklüyordu. İnlemelerime engel olamıyordum. O küçük elleri ile, iri aletime git gel yapıyordu. Birkaç dakika boyunca, elleri nazikçe ve ritmik bir şekilde hareket etmeye devam etti. Bu süre zarfında, her bir dokunuşu ve hareketi, bedenimde dalgalar halinde yayılan bir zevk hissettiriyordu. içimden gelen bir inleme, dudaklarımdan kaçtı. Onun bu dokunuşları, bedenimi adeta bir enstrüman gibi çalıyor, beni daha da arzulandırıyordu. O hareketlerine devam ederken, inlemelerim daha da yoğunlaştı. Onun elleri, beni doruk noktasına taşırken, aramızdaki bağın derinliği ve gücü her an daha da artıyordu. Ekim'in bakışları, benim tepkilerimi dikkatle izlerken, onun da bu andan ne kadar etkilendiğini görebiliyordum. Elleri beni nazikçe okşarken, vücudumdaki arzu dalgaları artık dayanılmaz noktaya gelmişti. Onun dokunuşlarının verdiği hazla dolup taşarken, kendimi ona daha yakın hissettim. Artık sıra bendeydi; onun bedenine aynı şefkatle karşılık vermek istiyordum. Ekim'in gözlerinin içine bakarak, ellerimi yavaşça onun kalçalarına doğru kaydırdım. Parmak uçlarım onun yumuşak teninde gezindi. nefesi hızlandı ve hafif bir titreme tüm vücudunu sardı. Onu hissetmek, onun tepkilerini görmek beni daha da heyecanlandırıyordu. Kendini ne beklediğini anlamış gibi, bacaklarını hafife ayırdı. Ellerimi onun bacaklarının arasına getirdiğimde, nazikçe onun kadınlığını okşamaya başladım. Parmaklarım onun sıcak, yumuşak ve ıslak teninde dolaşıyor, her bir hareketimle onun zevk aldığını hissediyordum. Ekim'in vücudu bu dokunuşlara yanıt veriyor, inlemeleri odada yankılanıyordu. Bu beni daha da delirtiyordu... Kadınlığını keşfederken parmaklarımın onun üzerinde gezindiği her an, aramızdaki bağ daha da güçleniyordu. Onun vücudunu keşfetmek, onu mutlu etmek, beni derinden etkiliyordu. Ekim'in nefesi daha da hızlandığında, parmaklarımı nazikçe onun içine kaydırdım ve yavaşça hareket etmeye başladım. İnlemeleri daha da yoğunlaştı ve vücudu benim dokunuşlarıma uyum sağladı. Onu bu şekilde mutlu edebilmek, aramızdaki tutkunun ve bağlılığın ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha hatırlatıyordu. Parmaklarım onun içinde hareket ederken, onun bedeninin verdiği her tepkiyi dikkatle izliyor, onun zevkini en üst seviyeye çıkarmaya çalışıyordum. Nefesinin hızlandığını ve vücudunun titrediğini hissediyordum. Kendimi onun zevkine tamamen adamak istiyordum. Bacaklarını hafifçe aralarken, gözlerimiz bir an için buluştu. Gözlerinde gördüğüm arzu ve sevgi, beni daha da cesaretlendirdi. Yavaşça onun kadınlığına doğru eğildim ve dudaklarımla onun yumuşak tenine dokundum. ilk öpücükle birlikte Ekim'in hafif bir inleme sesi çıkardığını duydum. Dudaklarımı onun kadınlığı boyunca gezdirerek, öpücüklerimi her yere dağıttım. Ekim'in zevk aldığını görmek, beni daha da motive ediyordu Ardından dilimi kullanarak onun hassas bölgelerini keşfetmeye başladım. Dil darbelerimle onu daha da derin bir hazza sürüklemek istiyordum. Ekim'in kadınlığını yavaşça yalamaya başladım. Dilim onun üzerinde dolaşırken, inlemeleri daha da yoğunlaştı. Onun zevkini en üst seviyeye çıkarmak için her bir hareketimi dikkatle planlıyordum, Dilimle yaptığım her hareket, onun bedeninde dalgalar halinde yayılan bir zevk yaratıyordu. Ekim'in tepkilerini izlemek, benim için büyük bir mutluluk kaynağıydı. Onun zevk almasını sağlamak, benim için her şeyden önemliydi. Dil darbelerimle onun en hassas noktalarını hedef alarak, onun bedenini adeta bir enstrüman gibi çalmaya devam ettim, Ekim'in inlemeleri odada yankılanırken, onun zevkine tanık olmak, aramızdaki bağın ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha hatırlatıyordu. Ekim'in kadınlığını öpüp yalamaya devam ederken, vücudu benim dokunuşlarıma uyum sağlıyor, onun zevki benim için bir rehber oluyordu. Onunla bu derin ve anlamlı bağlantıyı kurmak, benim için büyük bir onurdu. Ekim'in inlemeleri ve nefesi hızlanırken, gözlerindeki arzu daha da belirginleşti. Onun bedeninin verdiği tepkileri görmek, beni daha da arzulandırıyordu. Bir an için göz göze geldik ve dudaklarından çıkan kısık bir sesle duyduğum sözler, beni derinden etkiledi. "Simon... İçime gir, lütfen..." Onun bu isteği, beni daha da heyecanlandırdı. Onun arzusuna cevap vermek, benim için bir onurdu. Yavaşça kalkıp onun yanına yaklaştım, gözlerinin içine bakarak onayladım. Birlikte yaşayacağımız bu anın özel olduğunu biliyordum. Ellerim, Ekim'in bedeninde gezinirken, onun her bir kıvrımını hissetmek için sabırsızlanıyordum. Parmaklarım, teninin yumuşaklığını keşfederken, her dokunuşumuz aramızdaki bağı daha da güçlendiriyordu. Onun isteği, içimdeki vahşi arzuyu daha da körükledi ve onun içine girmeye hazırlandım. Yavaşça ona yaklaştım, gözlerimizin birbirine derinlemesine bakışları, aramızdaki tutkunun ateşini daha da alevlendiriyordu. Ekim'in gözlerindeki arzu, beni daha da heyecanlandırdı. Dudaklarından çıkan kısık sesle duyduğum istek, içimdeki ateşi daha da alevlendirdi ve ona cevap vermek için sabırsızlanıyordum. "Onur duyarım," dedim, sesimdeki titreme hislerimi yansıtıyordu. Ellerimi sertçe onun bedeninde gezdirdim, her dokunuşumuzda birbirimize olan bağımızı daha da derinleştiriyorduk. Yumuşak dudaklarından öpücükler saçarken, bedenim vahşi bir arzuyla dolup taşıyordu. Sert ve hızlı bir şekilde içine girdim, onun bedeni beni vahşi bir tutkuyla karşıladı. Her bir hareketimizde, aramızdaki bağ daha da güçleniyor ve tutkumuzun ateşi daha da yükseliyordu. Ekim'in inlemeleri ve nefesi, odada yankılanırken, birbirimize olan arzumuzu ve sevgimizi hissediyorduk. Ellerim, bedeninde gezinirken, hâlâ masanın üzerindeydik. Tutkulu bir birleşmenin ardından, birlikte rahatlamak için bir süre sessizce birbirimize sarıldık. Ekim'in bedeni, benim içimde huzur ve mutluluk dalgaları oluşturuyordu. Sıcaklığı ve yakınlığı, bütün vücudumu sarmıştı ve bu anın tadını sonuna kadar çıkarmak istiyordum. Bir süre sonra, yavaşça kalkıp birlikte rahatlamak ve tazelenebilmek için duşa girmeye karar verdik. Ellerimiz hala birbirimize sıkıca kenetliydi ve birlikte banyoya doğru yöneldik. Duş başlığını açtığımızda, sıcak su bedenlerimizi nazikçe sarıyordu. Birlikte suyun altında olmak, bize huzur ve tazelik veriyordu. Gözlerimizi kapatıp, birbirimize sevgi dolu bakışlarla eşlik ederek, birlikte geçirdiğimiz bu özel anın tadını çıkarıyorduk. Ekim'in cildinin dokunuşu hala parmak uçlarımda yankılanırken, onu duşun altına yönlendirdim. Duş başlığını açtığımda, sıcak su bedenlerimize akmaya başladı. Suyun altında parlayan ıslak saçları ve teni beni büyülüyordu. Onun vücuduna su damlaları düştükçe, her birinin izlediği yolu gözlerimle takip ediyordum. Ona doğru bir adım attım, vücudum onunla temas ettiğinde aramızdaki elektriklenme yeniden canlandı. Ekim'in dudaklarına doğru eğildim ve onu tutkuyla öptüm. Elleri omuzlarımda gezinirken, onu daha sıkı tutmak için beline doladım. Ayakta durduğumuz bu pozisyonda, aramızdaki arzuyu doruklarda hissediyordum. Ellerim ıslak vücudunda gezinmeye başladığında, onun derin nefes alışlarını duyabiliyordum. Avuç içlerimle bedenini keşfederken, suyun altında birbirimize daha da yaklaştık. Bacakları hafifçe aralanırken, onun teninin sıcaklığı ve suyun serinliği arasında kaybolmuş gibiydim. Ekim'in gözlerindeki parıltı ve dudaklarındaki hafif gülümseme, beni daha da ateşliyordu. Onun vücuduna daha sıkı sarıldım ve beline yerleştirdiğim ellerimle onu yukarı kaldırdım. Ayak parmaklarıyla yere tutunurken, elleri omuzlarıma daha sıkı sarıldı. Dudaklarım boynunda gezinirken, nefes alış verişi hızlanıyordu. Elleri omuzlarımda sıkıca tutunmuş, gözleri kapalıydı. Ellerimle belini kavrayıp onu biraz daha yukarı kaldırdım ve yavaşça içine girdim. O anda, bedenlerimizin birleşmesiyle ortaya çıkan hissiyat her zamankinden daha yoğundu ve Ekim'in kulağıma doğru derin bir inlemesine sebep olmuştu. Nefes alışverişleri hızlandıkça, vücudu benimkine daha sıkı sarılıyordu. Her hareketimde, onun teninin sıcaklığını ve yumuşaklığını hissediyordum. Dudaklarımı tekrar boynuna, omzuna ve ardından kulaklarının hemen altına kondurdum onun inlemelerini daha da artırmak için. Bacakları benim etrafımda sıkıca sarılırken, suyun altındaki her temas, her hareket daha da derin bir zevk veriyordu. Kollarımda ki kadının içindeki sıcaklık beni daha da çılgına çevirirken, onunla birlikte hareket etmeye başladık. Her adımda, her ileri geri harekette, aramızdaki bağ daha da kuvvetleniyordu. Ekim'in içindeki daralma ve sıcaklık, tüm duyularımı uyarıyordu, "Leydim..." dedim arzu ile, o ise cevap veremeyecek kadar inlemek ile meşguldü. O an, sadece ikimiz vardık. Duşun altında, suyun ritmik sesi eşliğinde, bedenlerimiz birbirine karışmış haldeydi. Her ikimizin de nefes alışları, hareketleri, dokunuşları bu anı daha da yoğun ve unutulmaz kılıyordu. Zaman adeta durmuştu ve sadece birbirimize odaklanmıştık. Bu anın büyüsü altında, her hareketimde, her dokunuşumda her içine doğru hareket ettiğimde Ekim'le daha da birleşiyorduk. Ekim'in nefes alışları düzensizleşmiş ve tüm vücudu titriyordu. Birlikte geçirdiğimiz yoğun anların ardından, hala duşun altında suyun sıcaklığına teslim olmuş durumdaydık. Ekim'i kollarımda hissederken, onun yorgunluktan güçsüz düşmüş hali bana istemsizce ona özel bir an yaşattığımın hissini verdi. Yavaşça Ekim'i bıraktım, suyun altında birlikte dururken ona daha fazla destek olmak için. Ellerimle onun saçlarını nazikçe okşadım, suyun altından geçen saç telleri parmaklarımın arasından kayıyordu, Ekim gözlerini kapatmış, tamamen benim onu yıkamamın tadını çıkarıyordu. Sabunu avucuma alıp Ekim'in vücuduna uygulamaya başladım Parmaklarım onun omuzlarından aşağı, kollarına, beline ve bacaklarına doğru yavaşça ilerledi. Her dokunuşumda, onun gevşediğini ve yorgunluğunun yerini huzura bıraktığını hissediyordum. Ekim'in vücudunu iyice temizledikten sonra, kendimi yıkamaya başladım. Onun gözleri hala kapalıydı ve yüzünde huzurlu bir ifade vardı. Banyo işlemi bittikten sonra, duşu kapattım ve Ekim'i nazikçe kollarıma aldım. O, kendini tamamen bana bırakmıştı. Yavaşça adımlar atarak, onu yatak odasına götürdüm. Kollarımda zaten uyumaya başlayan güzeller güzeli kadını yatağa yatırdım, saçlarından damlayan su damlaları yastığa düşüyordu. Onun üzerine hafif bir örtü örtüp kendim de yanına uzandım. Havalar zaten sıcaktı, ve buna rağmen onun teni hâlâ sıcaktı... Ekim, başını göğsüme yaslayarak rahat bir nefes aldı. Parmaklarım onun sırtında dolaşırken, o da kollarını benim etrafıma doladı. Bu anın huzuru ve sıcaklığı, her ikimiz için de dünyadaki tüm sıkıntıları unutturmuştu. Sıkıntılarımızı unutturmuştu. Birbirimize sıkıca sarılmış halde, çıplak bedenlerimiz birbirine temas ederek, suyun serinliği etkisini kaybederken o anın mahremiyeti içinde uykuya daldık. Ekim'in düzenli nefes alışları ve kalp atışları, benim için adeta bir ninni gibiydi. Bu gece, ikimiz için de huzur ve sevgi dolu bir uyku vaat ediyordu, Sürgün edilmiş iki kalp, fırtınalı denizlerde birbirini bulmuş ve nihayetinde bir liman gibi huzur içinde birbirine sığınmıştı; birbirlerinde hayat bulmuşlardı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE