Bölüm 2: "Uzun Gece"

1868 Kelimeler
Bölüm 2: "Uzun Gece" Fall Out Boy, I Don't Care Hani filmlerdeki esas kız uyandığında full makyajlı olur ve gülümser ya, ben asla o esas kızlardan olamadım ve olamayacağım. Kulağımın dibinde çalan alarmıma ağıza dahi alınmayacak küfürler ederek kalktım ve banyoya gittim. Adımlarım bir sarhoş gibi sarsaktı, gözlerimi ise zar zor açıyordum. Aynada aksimi görünce uykum açılmıştı, "Yüce İsa, bu ben miyim?!" Gözlerimin altı çökmüş, saçlarım kuş yuvası gibi olmuştu. Bir an sol işaret parmağım yanağıma doğru gitti, gözlerim kapandı ve istemsizce zihnimde dün akşamki anılar belirdi. Aniden bileğimde hissettiğim elle duraksadım, dönüp Eren'e ne olduğunu anlamak ister gibi baktığımda hiçbir şey söylemedi. Birkaç saniye tebessüm ederek derince yüzümü inceledi. Daha sonra ise gözleri dudaklarıma kayınca tebessümü soldu. Ne yapmam gerektiğini anlayamamıştım. Uzaklaşmam mı gerekiyordu? Ve bir anda transtan çıkmışçasına geri çekilirken yanağımı öptü. İşte beni şaşırtmayı başarmıştı. Her ne kadar bu yakınlaşmayı istemesem de sanırım zamanla buna alışmam gerekiyordu. Aklımdan o anları atmak istercesine başımı iki yana salladım, pijamalarımı üzerimden çıkardım ve duşa girdim. Böğürtlenli duş jelim ve şampuanımla güzelce yıkandım.Ardından kurulanınca siyah kot pantolonumu ve düz beyaz,V yaka tişörtümü giydim. Otelden çıkmadan önce de siyah spor ayakkabılarımı ve siyah deri ceketimi giydim. Bebeğimi İzmir'de bırakmıştım bu yüzden resepsiyondaki görevlinin çağırdığı taksiye binip emniyete gittim. Sert adımlarım Mehmet Müdür'ün odasının önünde durdu ve girmek için kapıyı yavaşça tıklattım. "Gel!" sesini duyunca içeri girdim. "Merhaba Müdürüm." "Merhaba Gece." "Müdürüm ben Eren'le tanıştım." deyince Mehmet Müdür'ün masmavi gözleri şaşkınlıktan büyüdü, "Ne, bu kadar çabuk mu?" Ben de, "Müdürüm verdiğiniz dosyada bar işlettiğini ve her cuma akşamı oraya gittiğini öğrendim. Dün de Cuma olduğu için fırsat bu fırsat oraya gittim, ben daha onu göremeden bana çarptı. Böylelikle tanışmış olduk ve beraber yemek yedik. Gitmeden önce de inanamayacaksınız ama beni öptü," dedim. Mehmet Müdür kısık sesli, erkeksi bir kahkaha attı ve sonra "Gece, güzel bir kadınsın fakat ne yalan söyleyeyim bizim soğukkanlı katilimizi bu kadar çabuk etkileyeceğini düşünmemiştim," dedi. "Ben de bu kadar erken olacağını düşünmezdim, peki sizce şimdi ne yapmalıyım?" diye merakla sordum. "Şimdilik sadece bekleyeceğiz Gece. Eğer onu gerçekten etkileyebildiysen Eren seni bulacaktır, malum eli kolu uzun biri." dedi Mehmet Müdür. "Müdürüm eli kolu uzun dediniz ya, polis olduğumu fark etmez değil mi?" diye endişeyle sordum. Bir yanım merakla cevabı beklerken diğer yanım bu sorunun cevabından deli gibi korkuyordu. "Merak etme, sana çıkardığımız sahte kimliği kullandığın sürece sıkıntı olmaz. Sakın kendi kimliğini kullanma, bir de Defne Kor adına olan kredi kartlarını kullan, tamam mı?" dedi Müdürüm. "Tamam Müdürüm." ❄️ Neydi genç adamın içini kaplayan bu genç adamın? Şu yaşına kadar hayatına bir kadın almayan Eren, deli gibi bir çift havai mavi gözü merak ediyordu. Onu öptüğü andan beri böğürtlen tadı aldığı teni aklından çıkmıyordu. Böğürtlenlerin onun için ne kadar önemli olduğunu ise bir o, bir de Allah biliyordu. İlk öpücüğünü vermiş liseli ergenler gibi hissediyordu. Oysa tecrübesiz, yeni yetme bir adam değildi. O geceden beri her anını Defne'yi düşünerek geçirmişti Eren ve fakat artık böyle idare edemezdi, ne evini ne de telefonunu biliyordu. Onu tekrar görmesi gerekiyordu. Bu yüzden tek güvendiği kişi olan can dostu Kuzey'i aradı. Kuzey hem çok güvenilirdir hem de iyi bir hackerdır. İkinci çalışta açtı can dostu. "Buyur, Eren." "Kuzey sana vereceğim isimle ilgili her şeyi öğrenmeni istiyorum." "Neymiş bu isim?" "Defne, Defne Kor." "Peki, bir saate oradayım, sen merak etme." "Tamam." deyip telefonu kapattı genç adam. ❄️ Yaklaşık bir saattir Kuzey'in gelmesini bekliyordu Eren. Önündeki kristal bardağı eline aldı ve koyu kehribar rengi içkiden büyük bir yudum aldığında, o kadar alışmıştı ki, yüzü bile buruşmamıştı. Tam diğer yudumumu da alacaktı ki kapı çaldı. Hemen ayaklandı, koşar adımlarla kapıyı açmaya gitti genç adam ve Kuzey'i içeri davet etti. "Al Eren, ihtiyacın olan her şey bu dosyanın içinde." deyip ona lacivert kapaklı bir dosya uzattı. Elinden aldı genç adam, "Teşekkürler abi, şimdi gidebilirsin," dedi minnetle. "Kal derdim ama şu an kafam çok dolu sonra uzun uzun anlatırım olanları." "Görüşürüz kardeşim. Merak etme, rahat bırakmam seni," dedikten sonra evden çıktı Kuzey. "Bakalım Defne Kor kimmiş?" diye iç geçirdi Eren ve dosyadakileri okumaya başladı. "Defne Kor. 25 Eylül 1991 doğumlu. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde bölümünü birincilikle bitirmiş, bölüm öğretmenleri kendisinin üstün yetenekli bir öğrenci olduğundan bahsetmiş, her ne kadar kendisi 'İşimin parasıyla ilgilenmiyorum.' dese de sergilerinden tonlarca para kazanıyor. İzmir'den buraya yeni taşındığı için Dark Purple Hotel'de konaklamaktadır. Annesi, kız kardeşine hamileyken, riskli bir gebelik geçirmiş. Annesi erken doğum yapmış ve doğum sırasında hayatını kaybetmiş. Kız kardeşi ise doğduktan bir hafta sonra ölmüş. Defne'yi babası büyütmüş. Defne, on dokuz yaşındayken babası kalp krizi geçirip ölmüş." Ölüm. Şu hayatta tek gerçek vardır. O da hiç şüphesiz ki ölümdür. Ölüm hiçbir şeyin olmadığı kadar ciddi ve gerçek bir kelimedir. Ah, bahtsız Defne! diye düşündü genç adam. Onunla kaderleri aynıymış. İkisini de kader ailesinden ayırmış meğer. Evden çıkarak siyah spor arabasına bindi Eren ve kafasında hüküm süren tilkilerle birlikte Dark Purple Hotel'e doğru sürmeye başladı. ❄️ Otele girdiğimde ılık bir duş alarak vücudumdaki her bir kasın rahatlamasını sağladım. Ardından eşofmanlarımı ve gri terliklerimi giydim. Saçlarımı da ev topuzu yaptıktan sonra rahat olduğumdan emin oldum. Gardrobumun içindeki demir kapaklı kasayı açtım. Kasamda polis kimliğim, rozetim, silahım, kelepçelerim ve gerçek kimliğim vardı. En önemlisi ise aile albümümüz. Albümü kasadan çıkardıktan sonra kasayı kilitledim ve albümün tozlu kapağını sildikten sonra yavaşça açtım. Fotoğrafları incelerken bir şey dikkatimi çekti. Son altı yıldır hiçbir zaman bu fotoğraflardaki gibi gülmediğimi fark ettim. Dudaklarımda gerçek bir tebessüm yer almadı, alamadı. Sahte gülücükler saçtım etrafa. İçim kan ağladı ama sesli kahkahalar attım. Bazen insanlar mutlu oldukları için gülümsemezler. Bazı gülümsemeler mutluluktan çok uzaktır; en acı, keder dolu anlarımızı saklamak için kullandığımız maskelerdir. Annem, babam ve kardeşim öldüğü zaman kendime söz vermiştim. Ne olursa olsun ağlamayacaktım. Altı yıldır bu sözümü tutuyordum. Ama şu an sanki içimde fırtınalar kopuyordu. İlk defa kendimi tutmakta bu kadar zorlandığımı hissediyordum. Saniyeler sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Bağıra bağıra, sanki etimden et koparmışlarcasına ağladım.Ve burnumu çektikten sonra odamın camından gökyüzüne bakarak bağırdım. "Annecim, babacım ve canım kardeşim; size kendi şerefim üzerine yemin ederim ki kanınızı yerde bırakmayacağım. O şerefsizi bulacağım ve cezasını kendi ellerimle vereceğim. Tanrı şahidim olsun ki yapacağım bunu. Söz, Kar Tanesi sözü." İşte bu sözü, ne olursa olsun asla unutmayacaktım. Bu esnada kapım çaldı, irkilerek kapıyı açtığımda karşımda duran kişiyi görünce şaşkınlıktan gözlerim büyüdü ve dudaklarım aralandı. Kaşlarını kaldırdıktan sonra konuşmaya başladı, "Eee, beni içeri davet etmeyecek misin? Hadi ama, biraz misafirperver olmalısın Defne." Kendimi toparladıktan sonra, "Ah, tabii. Bir an seni görünce şaşırdım. Gelsene içeri," deyip elimle içeriyi gösterdim ve kenara çekildim. Şu an içimden kendime lanet ediyordum. Kendime âşık etmem gereken adam buraya gelmişti fakat ben onu kızarmış bir çift mavi göz, kızarık bir burun ve şişmiş dudaklarımla karşılıyordum. "Eren beni, daha doğrusu kaldığım oteli nasıl buldun?" dedim hayretler içerisinde. Göz kırptı, "Çalışanlarımdan birine rica ettim seni bulması için." Sessizce mırıldandım, "Eren, kusura bakma, karşına böyle çıkmak istemezdim. Duygusal bir anıma denk geldin de." Onaylamaz bir şekilde başını salladı, "Saçmalama Defne, kusura falan bakmıyorum. Ayrıca göz rengin ağlayınca çok güzel olmuş. Hem anlat bakalım seni bu hale getiren nedir?" Anlatıp anlatmamak arasında kaldım ama resmen şu an kafamın üstünde bir ampul yandı. Mehmet Müdür eli kolu uzun demişti. Baya ileri gidip kaldığım oteli bulmuş. O zaman ben onun hayatını biliyorsam o da beni, yani Defne'yi araştırmıştır ve zaten biliyordur. Öyleyse bir de benim ağzımdan duysun hem de yakınlaşmamızı sağlar. "Ben beş yaşındayken, annem kız kardeşime hamile kalmıştı fakat riskli bir gebelik geçirdi. Ama buna rağmen kardeşimi doğurmak istiyordu. Annem erken doğum yaptı ve doğum sırasında hayatını kaybetti. Kardeşimden, annemin canını aldığı için nefret ettim. Keşke doğmasaydı dedim. Doğduktan bir hafta sonra ise kardeşim de erken doğduğu için öldü. O zaman çok vicdan azabı çekmiştim. Kardeşime keşke doğmasaydı dediğim, ondan nefret ettiğim için. Aslında onu çok seviyordum ama dışımdan hiç söylememiştim. Beni babam büyüttü. Benim hem annem, hem babam, hem de arkadaşım oldu. On dokuz yaşıma geldiğimde babam da kalp krizi geçirerek öldü." dedim. Eren de, "Ben çok üzgünüm Defne, aileni kaybetmenin ne demek olduğunu iyi bilirim. Benim ailem de ben on iki yaşındayken trafik kazası geçirdiler." dediğinde "Çok üzgünüm." dedim. Eren biraz daha bana yaklaştı. Başımı ellerinin arasına aldı ve baş parmaklarıyla gözlerimin altındaki ıslaklığı okşayarak sildi. "Biliyorum onları çok özledin güzelim, ama ağlama." deyip beni kolları arasına aldı. Bir seri katil nasıl bu kadar şefkatli olabilir? Başım tam Eren'in kalbinin üzerine denk geliyordu ve aman Tanrı'm! Eren'in kalbi yerinden çıkacakmışcasına atıyor, hatta çırpınıyordu. Başımı kaldırıp kendi mavilerimi, onun mavilerine dikerek "Eren neden kalbin bu kadar hızlı atıyor?" diye sordum. Belki de sana ilan-ı aşk eder, Gece. İç sesim yine hayal dünyasındaydı. "Karşımda çok güzel bir kadın var da ondan." dedi. Hadi biraz daha zorla şu adamı. "Hmm, hep güzel bir kadın gördüğünde böyle mi oluyor yani?" dedim alaya, dudağım sola doğru kıvrılırken. "Hayır. Çok güzel bir kadın gördüğümde değil, dünyanın en güzel kadınını gördüğümde bu kadar hızlı atıyor." Vay, demek senden etkikeniyor Eren efendi. O zaman vakit cesaret vakti. Eren'in sağ elini tutup göğsümün sol kısmına bastırdım. Zaten ondan etkilendiğim için zor olmuyor, kalbim normalden hızlı atıyordu. "Bak, benim kalbim de senin elinin altında adeta çırpınıyor. Yanlış anlama yakışıklı bir adam olduğun için değil, karşımda dünyanın en yakışıklı adamı var da ondan." dedim tebessüm ederek. Başımı kaldırıp ona biraz daha yaklaştım. Gözlerim onun hafif ıslak, açık renk dudaklarına kaydı. Dudaklarım ihtiyaçla aralanınca onun böğürtlenleri de ihtiyaçla aralandı. Bu sefer, onu ilk ben öptüm. Yanağına masum bir öpücük kondurmuştum Normalde bu kadar cesaretli olamazdım fakat görevim yüzünden ona yakın olmalıydım ki o da bana yakın olsun. "Az önceki üzüntüden sonra çok iyi hissettirdin bana. Teşekkür ederim Eren." dedim gülümseyerek. "Rica ederim Defne, bana da çok iyi geldi." "Eren benim bir ay sonraki sergiye yetiştirmem gereken fotoğraflarım var. Sana ayıp olmazsa bugünlük beni yalnız bıraksan, sonra görüşsek?" dedim mahcup bir şekilde. O ise gülümseyerek, "Zaten davetsiz gelmiştim. Başka zaman buluşuruz, ben sana mesaj atarım." deyip gitti. Tanrı'ya şükürler olsun ki gitti. Tam yarım saattir Mehmet Müdür beni arıyordu ve ben Eren telefonumu görmesin diye bin dereden su getirmiştim. Hemen Mehmet Müdür'ü aradım. "Gece, yarım saattir sana ulaşmaya çalışıyorum, neden açmıyorsun?" diye bağırdı, endişeli bir sesle. "Müdürüm, Eren geldi otele. Dediğiniz gibi beni buldu. O buradaydı ondan açamadım. Ne oldu niye aramıştınız?" diye sordum merakla. "Göreve dönmek istediğini, sadece bir aşk oyunu çevirmek istemediğini söylemiştin ya, seni göreve yolluyorum. Rozetini, silahını ve kelepçeni yanına al. Cinayet masasında başkomisersin. Ekibinde iki tane komiser var. Sarp Yüksel ve Deniz Çakır. Onlar olay yerindeler. Sana adresi mesaj atarım. Fırla evlat." "Anlaşıldı Müdürüm." Telefonu kapattıktan sonra kolumdaki saate baktım. Saat 01.17'ydi. Ve anlaşılan bu gece bana uyku haramdı. "Bu gece baya uzun olacağa benziyor." ❄️ Defne yüzünden birkaç gündür işlerini aksatıyordu Eren. Öldürmesi gereken adamın bilgileri bir hafta önce eline geçmişti. 'Öldür' emrini aldıktan sonra ise araştırmaya başlamıştı. Artık mahallesindeki kızlara tecavüz eden şerefsizi cezalandırmanın vakti çoktan gelmişti. Telefonunu aldı ve Kuzey'i aradı genç adam. "Kuzey, Ekrem Kabasakal'ı depoya getir. Vakit geldi," çağrıyı sonlandırdı. Rahat olabilmek için üzerini değiştirdi Eren. Siyah eşofmanlarını giydikten sonra ve ürkütücü bir sakinlikle arabasına bindi. Yarım saate onların deposuna gelmişti. Deponun kapısını tekmeleyerek açtı adam, baya sinirliydi anlaşılan ve içeri girdi. "Abi, kameraları kurdun mu?" "Evet Eren, her şey hazır." "Öyleyse çıkabilirsin. Sana haber verene kadar dışarıda bekle." "Tamamdır," dedi ve gitti. Adımlarını ilerletirken üstündeki kapüşonluyu çıkardı Eren, "Bu gece baya uzun olacağa benziyor." diye mırıldandı. Bölüm Sonu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE