10. BÖLÜM

3926 Kelimeler
Esen rüzgar saçlarımızı zorla savururken onların karşılık verme hakkı yoktu. Tüm ipler rüzgarın elinde olduğu için ne derse yapılıyordu. Kimine göre zalim, kimine göre zorba, kimine göre ise bir nimet olan bu rüzgar, biraz olsun kafamızı dağıtıyordu. Dönüşümünü tamamlayan sabırsız tırtıllar gibi bir an önce uçmak isteyen Seren hanımın bakışları ömrümden en güzel anları birer birer koparıp götürüyordu. Onun, Melisa'ya her doyumsuz sarılışının verdiği acı, damarlarımdan hızlıca çekilen bir diken yumağının yaptığı etkiyi hissettiriyordu. Yutkunmak bile bana sıkıntı gibi geliyordu. Dejavu bana doğru yöneldiğinde, artık başlamam gerektiğini anlamıştım. Dünyanın en talihsiz, en şahşahalı prensesi. Prenses bile denilmesi hakaret olurdu belki de. Seren hanımın gözlerine yeniden değdiğinde gözlerim, bir şey daha kafama dank etti. Dejavu bana "Çok sevdiğin bir insan için ölebilir misin? Eğer bunu göze alırsan işte gerçek aşk bu!" demişti. O zaman pek bir şey anlamamıştım ama sanırım şimdi ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. Ancak bir anne, gerçek sevgiyi temsil edebilirdi. Ancak bir anne, bir insan için ölebilir. Ancak bir anne, kendi ömrünü bir insana verebilirdi. Seren hanımın hayatını düşününce de, neden yaşamaktan vazgeçtiğini anlamak pek zor olmuyordu aslında. Bir sağa bir sola sendeleyerek, Seren hanıma doğru yaklaştım ve kollarımı açtım. Önce şaşırdı ama sonra hızla bana sarıldı. Saçları ne güzel kokuyordu. Tıpkı bir anne gibi. Yüzüne sürdüğü onca makyaja rağmen, elleri kesik ve nasır içindeydi. Biraz kamburu çıkmış, kaburgaları sayılır duruma gelmişti. Bu olaydan çok sonra öğrendim ki, Seren hanımın üvey babası bir Sırpmış. Annesi savaş zamanı sırpların eline esir düşünce ç, babası öldürülen Seren hanım sırp bir asker tarafından dünyanın bütün pisliklerine maruz kalmış. Bu Boşnakların çektiği çile neydi? İstemsiz gözyaşlarım akarken, kanatlarımın yavaş yavaş havalandığını hissettim. Bu vaktin yaklaştığını mı anlatıyordu bilinmez ama Seren hanım belime doladığı ellerini çözmüştü. Kanlı gözleri gözlerime bakarken, dudaklarında hafifçe bir tebessüm belirdi ve tıpkı bir anne gibi eli ile göz yaşlarımı sildi. Boğuk çıkan sesi ile "Dece olduğun için teşekkür ederim. Dünyada var olduğun için teşekkür ederim. Bu önemli görevi kabul ettiğin için teşekkür ederim. Beni bulduğun için, Melisa'yı emanet edeceğim melek gibi bir ablası olduğun için teşekkür ederim." dedi. Ağlamamak için sıktığım çenem titrerken, tam benim hizamda yukarıda büyük bir hortumun oluştuğunu fark ettim. Gittikçe hızlanan bir hortum, ortalığı felakete çevirirken ben kendimden geçmiştim. Açılan kanatlarım ile yükselen bedenim, hafifçe dönerek birbirine sarılmakta olan Melisa ve Seren hanımın üzerinde asılı kalmıştı. Kanatlarımdan biri Melisa'nın diğeri Seren hanımın üzerinde iken ikisininde bedeni etkileşime geçti. Seren hanım gözlerini yumarken, Melisa gözlerini açtı. Her şey bittiğinde, Melisa'nın mezarının olduğu yerde Seren hanımın ismi yazıyordu. Yeniden aramıza dönen Melisa'nın ilk yaptığı şey annesinin mezarının başına gitmek oldu. Onlar anne kız ağlaşırken, normale dönen bende hızla uzaklaşmaya başladım. Dejavu arkamdan bağırdı ama onu duymamazlıktan geliyordum. Birden güçsüz kalmıştım. Adımlarım çok cılız ve yavaştı. Hızlı hızlı nefes alıyordum. Bir anda önümde biten Dejavu "Ne yapıyorsun Hazal?" diye sordu. "Kaçıyorum!" dedim alnımdaki teri silerken. "Sence bu bir çözüm mü?" diye yeniden soru soran Dejavu önüme siper oluyordu. Birden o kadar dolu hissetmiştim ki kendimi bütün gücümü toplayıp bağırmaya başladım. "Çözüm olup olmaması umrumda bile değil! Ben, ben bu kadar zalim olamam!" Bu bağırışım uzun sürmemişti. Birileri tarafından esir alınmıştım. Ona da ne oluyordu? Dejavu beni sım sıkı sarmış kucaklıyordu. Hiç böyle bir hareket beklemediğim için dona kalmıştım. Ellerim sallanırken, gözlerim sonuna kadar açılmıştı. Robotça olan konuşmamla "Şimdi ne yapıyorsun?" diye sordum. Sorduğuma bin pişman eden cevabı ile tüylerimi diken diken etmişti. Söylediği cümleyi düşünürken, farklı duygular hissetmeye başlamıştım. Her şeyi bilen Dejavu neden şimdi "Bilmiyorum" demişti? Yoksa buda bir tür anı mıydı? Nasıl bilmezdi? Ne yapmalıydım şimdi? Sarılsam, Tarık değil! Ama tamamen farklı biri de değil! Sahi Dejavu tam olarak ne? Benim hayalim olan bir insan, neden Tarık'ın şeklinde? Tarık benim için tam olarak ne ki, hayallerimde onun silüeti var? Tüm bunları düşünürken "Yapma Dejavu!" dedi Melisa. İstemsizce birbirimizden ayrılırken, Dejavu'nun başını öne eğdiğini gördüm. Ne olduğunu neden sadece ben anlamıyordum. "Bunu Hazala yapma!" Hâlâ başı yerde olan Dejavu, bir de derinden nefes almıştı. Anlamıyordum neler oluyordu? "Ne demek istiyorsun Melisa?" diye Melisa'ya yöneldiğimde, Dejavu'nun arkasını dönerek gitmekte olduğunu gördüm. Garip davranışları canımı sıkıyordu. "Sormak istediğin bir çok soru var biliyorum Hazal abla! Ama sana cevap veremem. Sadece senin gelecekte çok üzülmeni istemiyorum bu yüzden böyle davranıyorum. Lütfen beni yanlış anlama." diye cümleleri birbiri ardına sıralayan Melisa da Dejavu'yu takip etmeye başlamıştı. Bir anda neden çekip gidiyorlardı? Etrafta bir şey mi var diye sağıma soluma bakarken, hafifçe kıstığı gözleri ile bana bakan Selim'i gördüm. Onu fark ettiğimde, dudaklarına ince bir tebessüm yerleştirdi. Ve uzun adımlar atarak yanıma yaklaştı, "Ben de yapabilir miyim?" diye sordu. "Neyi?" diye sormama fırsat bırakmadan, sıkıca kolları tarafından sarıldım. Zorla kendimi geri çektim "Ne yapıyorsun?" diye hafifçe sesimi yükselttim "Rahatsız mı oldun?" diye nazikçe soran Selim'e. Bu soruyu yanıtlamamıştım ama anlaşılmıştı her halde. Kaşlarımı çattığım için çok sinirli gözüküyor olmalıydım. Selim kısıkça bir gülüş atarak "Hiç değişmiyorsun." dedi ve devam etti. "Aynı şeyleri yaşadın değişmedin, hafızanı kaybettin değişmedin, Dece oldun değişmedin. Söylesene neden senin gibi birini seçtim?" Bir iki adım daha geri atarak "Ne için beni seçtin?" diye sordum. Selim alaycı bir tavırla "Gerçekten neden seçtiğimi bilmiyor musun? " diye sordu. Kaşlarım anlamamışçasına havaya kalktığında Selim "O zaman göstereyim." diyerek hızla yüzümü iki elinin arasına alarak dudaklarını alnıma sımsıkı yasladı. Gözlerim sonuna kadar açılmıştı. Onun gözleri ise huzurla kapatılmış gibi gözüküyordu. Kalbim hızla atmaya başladı ama bu, mutluluk yada sevinçten olan bir atış değildi. Kendimi kötü hissetmeye başlamıştım. Bunu beklemiyordum gafil avlanmıştım. Selim yüzünü çektiğinde, gözlerimin içine uzunca baktı. "Bunu en azından bir kere yapmalıydım." diye fısıldayarak geri çekildi. Onun geri çekilmesiyle karşımda titreyerek bekleyen Tarık'ı gördüm. Gözleri kızarmıştı ama yaşlı değildi. Titriyordu ama yüzünde hiç bir ifade yoktu. Yavaşça yutkunurken, bütün gücümün kesildiğini hissettim. "Tarık ben..." açıklamamı dinlemeyen Tarık'ın arkasından bakakalmıştım. Kendimi çok kötü hissediyordum. Ağlamak istiyordum ama göz yaşı gelmiyordu. Bir anda kendimden nefret etmiştim. Hiç bir şeyi bilmememe rağmen, ihanet gibi bir duygu bütün bedenimi sarmıştı. Yavaş yavaş dolan gözlerimi hiç hareket ettiremesem bile, yaşlar boşalmaya başlıyordu. Tarık'ın arkasından yavaşça Selim'e kayan gözlerim, umutsuzca bana bakan bir çift gözle karşılaştı. Hiç kırpmadan bakan bu bir çift göz, pişmanlık değilde daha çok kendine acıyan bir ifade takınmıştı. Acınası bir ifade ile gülümsediğinde "Sanırım ne yaparsam yapayım, kalbinde bana hiç yer olmayacak." dedi. Olanları anlamıyordum yada geçmişte olanları hatırlamıyordum ama hislerim onun sözlerini doğru buluyordu. Onun gözlerine eşlik eden gözlerim, onun gözleri ile birlikte göz yaşını akıttı. Ama önemli olan gözlerimin kırpışı değil, kalbimin atışıydı. Ve kalbimi attıran tek kişi Tarık'tı Hüzünlü gözlerimiz birbirine bakarken, güneş yavaşça yere çekiliyordu. *** İlk dejavunun üzerinden bir hafta geçmişti. Yeşim beni bulamayınca binadan çıkmış okula gelmişti. Sapasağlam kavuştuğum sevgili arkadaşıma kapatılması güç bir sevgi kucağı daha açmıştım. Selim gönüllü askerliğinin ardından okulumuza gelmişti. Dejavu bu zaman zarfında hiç gelmemişti. Ve Tarık... Anlatması en zor kişi ise Tarık'tı sanırım. Ne zaman ona baksam yüzünü çeviriyordu. Aramızda hâlâ ne tür bir ilişki olduğunu çözememiştim ama onun bana olan duygularının çok derin olduğunu hissedebiliyordum. Selim ve Tarık o kadar zıtlardı ki, biri sakin sessizken diğeri sürekli başını belaya sokan tipteydi. Tarık'ı ne zaman görsem bir kavganın içindeydi. Okuldaki popülerliği bu yüzden olsa gerek. Normalde komutan olan Tarık, gerçek hayatta Selim'e göre fazlaca pasif bir karakterdeydi. Onun ile ne yapacağımı hiç bilmiyordum doğrusu. *** Bir sebeple gittiğim okul kütüphanesinde masada oturan Tarık'ı gördüm. İki katlı kütüphanenin alt katında sessizce kitabını okuyan Tarık'ı gözetleyen kişi sadece ben değildim. Tarık'tan az uzakta ayakta onu takip eden Yeşim, hiç kıpırdamadan ve gözlerini hiç kırpmadan Tarık'a bakıyordu. Sinirle olacakları izliyordum. Derin bir nefes alan Yeşim, ağır ama kararlı adımlarla Tarık'a doğru yaklaştı ve karşısına oturdu. Kitaptan gözünü aralayan Tarık, hızla ayağa kalkmak için yeltendi ama Yeşim elini Tarık'ın elinin üzerine koydu ve bir şeyler söyledi. Bunun üzerine Tarık yeniden oturdu ve Yeşim'i dinlemeye başladı. Ne oluyordu orada? Yeşim söyleyeceklerini söyledi ama Tarık sürekli olumsuz yanıt veriyordu bunu sağa sola salladığı başından anlıyordum. Bunun üzerine üzgün bir şekilde sandalyesini çekip giden Yeşim farklı duygularla dolu gibiydi. Pişmanlık mı desem, üzüntü mü desem. Yeşim'in arkasından bakarken, farklı bir taraftan gelen iki kişi dikkatimi çekti. Dejan ve kardeşiydi. Tarık'a doğru yaklaşıyorlardı. Onların Tarık ile ilgili iyi bir şeyler düşündüklerini sanmıyordum. Bu yüzden aşağı inmeye karar verdim. Ya da çok geç olmadan olduğum yerden müdahale mi etmeliydim? Dejan Tarık'a yaklaşarak, "Teklifimizi geri çevirmişsin." dedi. Tarık gözünü kitaptan ayırmadan "Sizinle anlaşma yapmayı kabul ettiğimi hatırlamıyorum." diye cevap verdi. Tarık'ın umursamazlığı canını sıkan Dejan, Tarıkın önündeki kitabı büyük bir hışımla yere atarken, tehditlerine başlamıştı. "Gönüllü askerlik yapan ordunu sırplılara söyleriz!" Tarık çok şaşırmış gözüküyordu "Siz nereden biliyorsunuz?" diye sorarken. Dejan "Ne sandın?" diye sordu aşağılarcasına. Tarık "Onlara bir şey yapamazsınız, çünkü dağıldık."dedi. Bu sefer şaşıran Dejan olmuştu. Hemen kendisini toparlayarak "Şimdi sahip olduğun bir şey olsa onunla tehdit edeceğim ama, bu hayattaki her şeyini almış durumdayız. Yine de insanın aklından bir kişi geçmiyor değil." dedi. Telaşla ayağa kalkan Tarık "Kimden bahsediyorsun?" diye sordu. Hınzırca gülümseyen Dejan "Hayatın karşılığında Hazalı alırız." dedi. Tarık sinirle Dejan'ın yüzüne fena bir yumruk attı. Sinirini alamayan Tarık, Dejan'ın üzerine çökmüştü. Bilinçsizce vururken "Ona dokunursanız sizi öldürürüm, öldürürüm anladınız mı ? Öldürürüm!" diye bağırıyordu. Dejan kardeşinin yardımı ile kurtulmuştu ama yediği yumruklarla kana bulanan yüzü hâlâ korkunç bir şekilde gülüyordu. Ağzında biriken kanı yere tükürürken, kardeşi omzundan kavrayarak onu götürmeye başlamıştı. Deli gibi atan kalbimle öylece titreyerek bakıyordum. Ne yapacağımı bilmez bir halde izlemek ne kadar zordu. Dejan arkasına dönerek "Senden nefret ettiğimi biliyorsun değil mi?" diye sordu. Sonrada dudaklarını silerek "Bana bir fırsat tanıdığın için teşekkürler. Hayatında önemli olan tek kişinin Hazal olduğunu gösterdin. Ne yapalım biz de o zaman ikinizi birden alırız." dedi. Öyle korkunç gözüküyordu ki, gözlerimi uzun bir süre ondan alamadım. Yeniden Tarık'a yöneldiğimde parmaklarının kanamakta olduğunu gördüm. Bu sefer bekleyemedim ve koşarak aşağı indim. O da kütüphaneden ayrılıyordu. Hızlı adımlarla koridora doğru koştum. Nefes nefese karşına çıktığım da, şaşkınca bana baktı. Hemen sonrasında da kaşlarını çattı. Bir müddet öylece birbirimize baktık. Gözlerim ellerine gittiğinde, yavaşça gizledi ellerini. Aslında onu özlemiştim, ince ve iltifat dolu sözlerini ve okyanus kokusunu özlemiştim. Hafifçe gülümsedim ama beni orada öylece bırakıp yürümeye başladı. Ters yöne doğru gidiyordu. Bana doğru geliyordu ve sanırım yanımdan gelip geçmeyi planlıyordu. Yaklaştıkça gözlerinin doluluğunu fark ettim. Bana kırgın mıydı? Niye gözlerini benden kaçırıyordu? Tıpkı bir yabancı gibi davranıyordu. Birden her şey anlamsızlaştı sanki, o zaman benim çektiğim bu işkence kim içindi? Her şeye katlanıyordum ama Tarık'ın bu hali kalbimi param parça etmişti. Şimdi Dejavu kabul etse hemen şimdi her şeyi bırakırdım. Yavaş yavaş yaklaşıyordu. Adımları kalbimde ritim oluşturmaya başlamıştı bile, tıpkı ilk karşılaşmamızdaki gibi. Ama artık benimle ilgilenmiyor gibiydi. İyice yaklaşıp tam yanımdan geçerken, herşeyin sonuymuşçasına bir hisse kapıldım. Ne yaptığımı bilmeden sallanan elini kavradım ve sımsıkı tuttum. Benim tutmamla sarsılan Tarık'ın elindekiler yere saçıldı. Ve istemsizce bana yaklaştı. Yüz yüze gelmiştik. Öfke ile bakan gözleri , merakla bakan gözlerimi erittiğinde, derin bir nefes aldım. Hızla elini çekip beni sarstı ve yerdekileri topladı. Kanayan elini sıkmış olmalıydım. Kanaması iyice artmıştı. Hemen ben de onun eşyalarını toplamaya başladım ama sert bir şekilde beni uzaklaştırdı. "Tarık!" dedim. Ağlamaklı sesimle. Tüm eşyalarını topladıktan sonra gözlerimin içine bakarak "Ne o, canın mı yandı barbie bebek? Sana izin verdim mi? Eşyalarıma dokunmak için izin aldın mı?" diye sordum. En ufak bir sevgi yoktu gözlerinde, tamamen farklı biri olmuştu. Yerden destek alarak kalkıp bileklerimi ovuştururken elimin kesildiğini farkettim. Kanıyordu. Tarık'ta gördü ama oralı bile olmamıştı. Nefesim yarıda kesilmişti. Tarık büyük bir hızla ellerindekini yere bırakıp beni duvara yaslamıştı ve boğazımı sıkıyordu. Gerçekten o kadar çok sıkmıştı ki nefes alamıyordum. Gözlerimi sonuna kadar açtığımda, yutkunmamın bile imkansız olduğunu farkettim. Tanıdığım Tarık değil miydi yoksa bu kişi? Vücudumun üzerine öyle bir yüklenmişti ki, ellerimi bacaklarımı hiç bir yerimi hareket ettiremiyordum. Gözleri kızaran Tarık, gözlerimden akan yaşa aldırmıyordu. Neyin nefretiydi bu? Tüm bunları düşünürken Tarık fısıltı ile konuşmaya başladı. "Bana bak Hazal! Senin düşündüğün gibi bir insan değilim ben! Bir çok insanın kanı var üzerimde ve olacakta. Amacının ne olduğunu bilmiyorum ama, benim amacım seni bir yem olarak kullanmaktı. Şimdi artık işime yaramazsın. İstediğin haltı yiyebilirsin. Sakın bir daha karşıma çıkayım deme yoksa elimde olan kanlardan biri de sana ait olur. Ha, unutmadan söyleyim, yerinde olsam, vaktim varken Türkiye'ye dönerdim." Hızlı bir geri çekilişle yürümeye başlayan Tarık'ın ardından yere serilmiştim. Bir yandan hızla nefes alırken bir yandan da boğazımı ovuşturuyordum. Tarık koridorun sonuna doğru karanlıkta kaybolurken, arkasından bakakalmıştım. *** Lotus çiçeklerinin neden hep kirli sularda açtığı merak edilmiştir. O kadar güzel bir çiçeğin, kirli ve pis suların arasında ne işi olduğu uzun süre anlaşılmamıştır. Kirli suda büyüyen koruma çiçeğinin bir süre sonra suyu arındırdığı gözlemlenmiştir. Yani lotuslar arındırmak için kirli yerlerde yetişen bir süzgeç gibidir i. Benim içinde Tarık tıpkı bir lotus çiçeği gibi. Nasıl ki lotus kirli suları arındırıyorsa, o da benim küf tutmuş kalbimi arındırıyor. Tıpkı bir lotus gibi. Ne zaman tüm kara hislerle bulansam, lotus gibi beni arındırıyor. Görünürde bir şey yapmamış olmasına rağmen o, sadece var olmasını istediğim tek kişi. Ne geçmişimde, ne geleceğimde vazgeçemeyeceğim tek kişi. Aramızdaki bağı tam olarak bilemesem de, insanın kalbi asla yalan söylemez ! Bunu çok iyi hissediyorum. **** Elimde bulunan kağıt kesiği ince ince sızlarken, onunla ilgilenmediğimi fark ettim. Dikkatim tamamen koridorun sonuna doğru ilerleyen Tarık'a yoğunlaşmıştı. Aslında çok kırılmamıştım, onu anlayabiliyordum. Onun hayatını yaşayan bir insanın başka bir insana bağlanması yada ona tutunması çok zor olmalıydı. Ve sanırım o bunu istemiyordu. Gitme vakti geldiğinde arkasında onu bekleyecek birilerini bırakmak ve onları gözü yolda çaresizce terketmek, bu onun istemediği bir şey olmalıydı. Yerden destek alarak ayağa kalktım ve Tarık'ın arkasından yürümeye başladım. Onu takip etmiyordum, sadece yürüyordum. Koridorun sonuna geldikçe, konuşma sesleri duymaya başladım. Sesler fısıltı halindeydi ama ben duyabiliyordum. Aralarında Dejanın ismi de geçiyordu. Tereddütlerimi geçen merakım beni kapıya iyice yaklaştırdı. Seslerin geldiği odaya yaklaşarak dinledim. Bunun kötü bir şey olduğunu bildiğim halde dinledim. Çok daha fazla şey konuşmalarına karşın, cümlelerinin arasından çekip aldığım iki kelimeyi ezberleyerek oradan uzaklaştım. İçim büyük bir ürperti ile dolmuştu. Çantamın uzun koluna sıkı sıkı tutunarak koşmaya başladım. Bunu Tarık'a söylemeliydim. "Evet söylemeliyim." diye tekrar ettim kendi kendime. Neyse ki Tarık çok uzaklaşmadan onu bulabilmiştim. Okulun bahçesinde bir şeyle ilgileniyordu. Koşarak yanına geldiğimde nefes nefese kalmıştım. Telaşla bana bakan Tarık merakla "Ne oldu sana?" diye sordu. Zar zor yutkunarak iyi olduğumu ifade ettim ve kolundan çekerek bir köşeye götürdüm. "Ne yapıyorsun Hazal?" diye çıkışan Tarık sinirlenmişti. Neden bu kadar çok tepki veriyordu? "Bir şey duydum ve bunu sana söylemeliyim." dedim ağır ağır nefes alırken. "Ne duydun? Hemen söyle. Burada bu şekilde durmak istemiyorum." dedi. Canım sıkılmıştı ama bu cümlesine fazla yoğunlaşmadan konuya girdim. "Dejan! Dejan!" dedim nefes nefese. "Ne olmuş Dejana?" diye sordu ciddi bir şekilde. "Dejan ve bir kaç kişiyi gizlice konuşurlarken duydum ve onları dinledim. Yakında büyük bir savaşın çıkacağından bahsediyorlardı. Bosna ve Sırbistan ile yeniden bir savaş çıkacakmış. Tıpkı doksanlarda olduğu gibi." Zar zor nefes alırken Tarık kollarımdan sıkıca tuttu ve beni bir iki defa sarstı. " Ne işin vardı senin orada? Ne yapıyordun orada?" Canım yanıyordu. "Canım acıyor." dedim kısıkça. "Demek acıyor ha?" Gözlerindeki duyguyu kestiremiyordum korkunç geliyordu. Gerçekten canım acıyordu. "Sana söylediklerimi hatırlıyor musun?" kolumu hala sıkmaya devam eden Tarık iyice katılaşmıştı. "Onlar yalan ya da masal değildi? Senin basitçe söylediğin savaşta bir oyun değil! Burası da Türkiye değil! Biz yalnızız kızım, yalnız! Bu yüzden yaşamak istiyorsan Türkiye'ye dön, uzun yaşamak istiyorsan da benim peşimi bırak! Sakın seni bir daha Dejan ne kardeşinin yakınında görmemeyim yoksa ..." Tarık bu sefer beni iteklememişti, yavaş yavaş gevşettiği ellerini kollarımdan uzaklaştırırken bir kez daha geride bırakılmıştım. Söylemek istediği bir çok şeyi varmış ama söyleyemiyormuşçasına cümlesini yarıda bırakarak çekip gitmişti. *** Aradan geçen bir saat sonrasında, ayaklarımı Mostar köprüsünden sallandırarak muhteşem manzarayı seyrediyordum. Kendimi çok yorgun ve bitkin hissediyordum. Hafif esen rüzgar yüzümü okşarken, hareket eden yaprakların çıtırtıları uykumu getiyordu. "Keyifler efendim." diye mırıldandı biri. Kapattığım gözlerimi hızla açarken sesin geldiği yöne baktım. Hemen yanımda oturan Dejavu tatlıca gülümsüyordu. "Dejavu!" dedim heyecanla. " Merhaba Hazal!" dedi sağ elini selam için kaldırırken. "Merhaba, nasılsın Dejavu ?" "Ben iyiyim, ya sen?" "Şöyle böyle..." dedim kafamı sağa sola sallarken. Küçük bir tebessümle gülümseyen Dejavu "Bu kadarcık mı?" diye sordu. Anlamamıştım "Nasıl yani?" diye sordum. "Bilmem, senin yaşadıklarını yaşayan bir insan için fazla dayanıklısın." diye cevap verdi Dejavu. "Bunu iltifat olarak alıyorum." dedim tebessüm ederken ve aklıma takılan bir soruyu sormak için Dejavu'ya doğru döndüm. "Bir şeyi çok merak ediyorum Dejavu, sorabilir miyim?" diye sordum kibarca. "Genelde izin almazsın ama sor bakalım." dedi muzipçe. Gülümseyerek cümlemi tamamladım "Sen benim yanımda olmadığın zamanlarda ne yapıyorsun? Yani seni ben hayal ettiğime göre, ne kadar zekiyim! Neyse, işte bu arada ne yapıyorsun? Nerelerdesin?" Koca cümlemin arasında kendimi övdüğüm iki kelimeyi çekip çıkararak gözlerini beğenmezcesine çeviren Dejavu "Niye merak ettin şimdi bunu? O kadar araştırman gereken konu varken." dedi ve önüne döndü. "Aa! Hiç öyle olur mu ? Sen benim için bel kemiği gibisin." dedim övgü dolu cümlemle. Yüzünü ekşiten Dejavu "Bunu bir iltifat olarak alacağım." dedi. "Beni taklit etme! Yeni fikirler üret." İkimizde birbirimize ince şakalar yaparken, güneşin son ışıklarının üzerimize deyip geçmesine izin verdik. Gülücüklerimiz havaya karışırken her zamanki gibi beni bulanıklıktan çıkaran bir lotus çiçeği yardımıma koşmuş i, beni arındırmış gibiydi. Her şey bittiğinde Dejavu, minnettar olduğum kişilerin başında gelecekti. Her ne kadar, başlangıç için iyi bir karşılaşmamız olmasa da o gerçekten iyi bir dosttu. Yanımda değilken nereye gittiğini , ya da tam olarak ne olduğunu bana hiç söylemedi ama, önemli olan, hissettiğim ya da gördüğüm bir Dejavu'nun var olmasıydı. Tarık görünümlü bu hayal çocuk benim için bir numaraydı. *** Dakikalar sonra karanlık çökmüş, şehrin ışıkları ortalığı cıvıl cıvıl aydınlatıyordu. Dejavu oturduğu yerden kalktı ve "Kalk hadi gidelim" dedi. "Nereye?" diye sormama fırsat bırakmadan "Senin yanında değilken nerede olduğumu göstereceğim." dedi. "Gerçekten mi?" diye heyecanla sorarken ben de oturduğum yerden kalkmıştım. "Gerçekten." diye bağırdı ve koşmaya başladı. Arkasından koşarken, dik Mostar köprüsü bacaklarımı ağrıtmıştı. Zaten yorgun olan bedenim iyice yoruluyordu. "Ya Dejavu! Sen sihirli değil miydin? Şöyle hokus pokus yap da öyle gidelim, yoruldum! Sana diyorum! Ya!" Beni dinlemiyordu bile, değil sihir arabaya bile binmemiştik. "Bak sen yapmazsan, kanatlarımı çıkarırım he!" diye tehdit ettim ama beni dinlemiyordu bile. "Sen görürsün!" diye tehdit ettim. Köprünün ortasında durdum ve gözlerimi kapattım. Ellerimi yavaşça havaya kaldırdım. Bu arada dizlerimi de titretiyordum. "Açıl! Kanatlarım, açıl!" Şimdi yerden yükselecektim, şimdi, bir iki üç şimdi. "Hadi bir kere daha !" Aynı hareketleri denedim ve üçe kadar saydım. Şimdi, şimdi! Olmuyordu . Koşmakta olan Dejavu'ya tüm gücümle bağırdım. "Ya! Dejavu bu kanatlar bozuldu, yeni kanat ver bana !" Arkasından bağırıyordum ama o çoktan köprüyü inmişti bile. Söylene söylene onu takip ederek bende indim köprüyü. *** Yarım saatlik koşmamızın sonucunda geldiğimiz yere ağzı açık bakıyordum. Omuzlarım çökmüş, dizlerim titriyordu. Kollarım birbirinden bağımsızca sallanırken, yorgunluktan gözlerim yarım açık kalmıştı. Akustik yada ormantik bir yer bekliyordum. Böyle sihirli, büyülü. Yerden duman çıkan, havada kanatlıların uçuştuğu falan. "Yani, yani benim yanımda değilken sen, buralarda mısın?" Dejavu evet anlamında başını salladı. Titreyen gözlerim yaşla dolduğunda "Seni!" diye bağırarak Dejavu'ya bir tane geçirdim. Şaşkına dönen Dejavu "Geri dönelim istersen" die sordu. "Tabiki dönmeyeceğim!" dedim ve lunaparka doğru koştum. Koşarken bir yandan da "Tüm bunlar için paran var mı?" diye bağırdım. Dejavu da arkamdan "Çıldırdın mı sen? Bu gün senin günün lunaparkı satın alayım mı?" diye bağırdı. Kısıkça gülümserken "Bunu bir iltifat olarak alacağım." diye cevap verdim. *** Atlı karıncada bir aşağı bir yukarı sallanırken, Dejavu'yu izliyordum. Çocuk gibi olan içini, yaşadığı sıkıntıları. Benim hayallerimdeki Tarık. Unuttuğum ve hafızamdan sildiğim Tarık! Küflü hatıralarımın arasına sıkışan Tarık! Sürekli sorular dolaşıyordu zihnimde. Acaba Dejavu da, gerçek bir insan olmasa bile bizim gibi acıları hissedebiliyor muydu? Onunda kalbi bizim gibi milyonlarca parçaya bölünebiliyor muydu? Hiç aşık olmuş muydu? Hiç pamuk şeker yemiş miydi? Hiç uçurtması olmuş muydu? Bir çok soru ile karşılaştığım o anda, onun beni duyduğunu ve içimden geçenleri anladığını unuttuğumu fark ettim. Ta ki "Ben pamuk şeker çok severim, sana da alayım mı?" diye soran Dejavu'yu görene kadar. Bir çok oyuncağa bindikten sonra, tüm stresimi atmış olarak panda kostümü giymiş bir kişinin yanında resim çektiren kalabalığın yanına gittik. İçeceklerimizi içerken onun komikliklerini izliyorduk. Herkes kahkaha ile ona gülerken Dejavu yüz ifadesini hiç değiştirmiyordu. Aslında panda çok komikti ama neden gülmüyordu? Hatta kaşlarını çatmış yoğun bir hüzün içindeydi. Sormak istemedim ve sadece izledim. Neden sonra Dejavu sebepsizce "İyi ki varsın ve iyi ki Decesin." dedi. Yavaşça yutkunurken, soru sormamam gerektiğini düşündüm ve bir Dejavu'ya bir pandaya bakıp durdum. Pandanın görevi bitikten sonra, başlığını çıkardı ve terlemiş yüzüne bir şişe su tuttu. Saçlarından su damlacıkları etrafa sıçrarken bir yandan da hızla su içiyordu. Yorulmuştu, ama çalışmalıydı belli ki buna ihtiyacı vardı. Elimdeki pamuk şeker yere düştüğünde ilk kez Dejavu ve Tarık'ı aynı karede gördüm. Panda kostümlü kişi Tarık'tı aslında. Dejavu hâlâ Tarık'a hüzünle bakıyordu. Tıpkısının aynısıydı. Tarık bizden habersiz eşyalarını toparlıyordu. Kendisine verilen az bir paranın dolu olduğu zarfla yürümeye başladı. Dejavu tam karşısında duruyordu. Ben kendimi gizlemiştim ama Dejavu onun tam önüne geçmişti. Neler olacağını merak ediyordum doğrusu, ama hiçbir şey olmadı. Tarık Dejavu'nun içinden geçip gitti. Kısa bir süreliğine sırt sırta duraksadılar. Tarık dönüp arkasına baktı ama hiçbir şey göremeyince tekrar yürümeye başladı. Lunaparktan çıkan Tarık, gözden kaybolmasına rağmen Dejavu hâlâ durduğu yerde duruyordu. Yavaşça giderek önüne geçtim ve "Kimsin sen?" diye sordum. Yere diktiği gözlerini bana çeviren Dejavu, gözlerinin titremesine engel olamıyordu. Tekrarladım. "Kimsin sen?" Yavaşça yutkundu, gözlerini açtı kapattı. Derin bir nefes aldı. Tekrarladım. "Kimsin sen dedim." Yavaşça kaybolan silüetine bağırmaya devam ediyordum. "Kimsin sen? Dejavu sen kimsin ?" Bağırmaya devam ettim. "Kaybolma! Kimsin sen cevap ver! Dejavu. Dejavu." *** Dejavu gittikten sonra koşarak Tarık'a yetiştim ve onu takip etmeye başladım. Karanlık caddede sadece ikimiz vardık. O beni görmüyordu ama ben onu takip ediyordum. Yine yavaş ve bir o kadar istemsizce yürüyordu. Genç olduğu için olsa gerek sallanmıyordu . Ama gelecekteki Tarık'tan pek bir farkı yoktu. Buraya en çok onun için gelmiştim. Onu tanımak istiyordum. Yanağıma düşen ilk yağmur damlasını silerken, karanlık bulutların birbirlerine yaptıkları bağırtıları duyuyordum. Kuvvetli bir yağmur yoldaydı ve ben hazırlıksız dışarıda öylece yürüyordum. Bir Tarık adım atıyordu bir ben. Önde Tarık, arkada ben yavaş adımlarla ilerliyorduk. Bu bizim ilk yolculuğumuz değildi. Gelecekte de olan, geçmişte de olan bir yolculuktu bu. Nereden başladığı, nereye gittiği ya da sonunda ne olduğu bilinmeyen meçhul bir yolculuk. Bu bizim, bu ikimizin ortak yoluydu. İkimize ayrılmış ortak bir kader ... Uzun bir yürümenin ardından Tarık derme çatma bir çadırın yanına geldi. Onun ayak seslerini duymuş olsa gerek içeride ki yaşlı kadın ve iki çocuk dışarı çıktı. Kadının ağzında diş kalmadığı için sesi çok farklı çıkıyordu. Çocuklar hızla Tarık'a yapıştılar ve ona sıkı sıkı sarıldılar. Sevinçle bağıran küçük kız "Tarık abi, çikolata getirdin mi? " diye sorunca Tarık, cebinden çıkardığı iki çikolatayı ikisine uzattı ve "Anneannenizi üzmeyin tamam mı?" diyerek onların başını okşadı. Yaşlı kadına gülümseyerek oradan uzaklaşırken kadın Tarık'ın kolundan tuttu ve "Neden tüm paranı bize veriyorsun? Yemek yedin mi?" diye sordu. "Yedim teyze merak etme!" diye gülümseyerek cevapladı Tarık. "Tarık oğlum çok üzülüyorum sana, hangi birimize bakacaksın bu mahalle savaştan madur olanlarla dolu. Her gece birimize para veriyorsun ama ya sen?" "Ben iyiyim teyze sen merak etme! Bir aile, bir ailedir. Tüm Bosna'nın kurtulması için gerekirse canımı veririm. Bu yüzden markete git ve ihtiyaçlarını al lütfen." Yaşlı kadından ayrılan, Tarık yeniden yürümeye başlamıştı. Tüm bu yerler onun anılarıyla dolu olmalıydı. Acılarla geçirdiği çocukluğu, işkence ile yaşadığı gençliği ve sahipsizliği. O tek kelime ile anlatılamayacak kadar sade, sayfalar ile açıklanamayacak kadar gösterişliydi. Uzun bir yürüyüşün sonunda evine geldi ama içeri girmedi. Hemen evinin yanındaki derme çatma bir kulübeye geçip oturdu. Burası önü açık bir depo gibiydi. Sırtını duvara yasladı ve bir dizini dikerek diğerini uzattı. Elini diktiği dizinin üzerine koyarak kafasını da duvara yaslayıp gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. Ben de onun sırtını dayadığı duvara sırtımı dayayarak yerdeki karton parçasına oturdum. Yine tanıdık geliyordu her şey! Tıpkı gelecekteki gibiydi. O ve benim bir çizilmiş kaderimiz, geçmişimiz ve geleceğimiz... İkimizde uzun süre yağan yağmurun altında ıslanarak, sadece gözlerimizi kapatıp lotus çiçeklerinin gelip bizi arındırmasını bekledik.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE