"Çok kötü olmuş biliyorum. Biraz uğraştıracak seni ama yardım ederim merak etme."
Hayal kırıklığı ile önümdeki hengâmeye dalan gözlerimi, duyduğum üzgün ama yine de umut vaadeden sese doğru çevirdim.
İyi bir adamdı Burak; bu mütevazı tavırlarından öyle anladığımı sanıyordum en azından. Normal şartlarda başına böyle bir iş gelen biri, tüm hırsını yanında çalışan kişiden çıkarır, hıncını alana dek üstüne giderdi. Hoş, yapsaydı da gıkım çıkmazdı çünkü önümdeki pisliğin yapımında bizzat başrolü oynadığım yadsınamaz bir gerçekti.
Bir şey söylemek için yüzüm yoktu. Konuşmadan uysalca başımı sallayıp önümdeki harabeye doğru ilerledim ve diz çöküp yere oturarak bir yerden başlamak için omuzlarıma dökülen saçlarımı bileğimdeki tokayla tepemde salaş bir topuz yaptım.
"Polis geldi değil mi?" diye sormak zorunda hissettim kendimi sanki haberim yokmuş gibi.
"Evet, sen buradan başla o zaman, ben de içerideki odaya gidiyorum. Ne olduğu biraz da olsa anlaşılır olan her şeyi ayır mutlaka. En son kontrol edeceğim."
"Peki efendim," diye ağız alışkanlığıyla söylediklerini onayladığımda salondan çıkmak üzereydi ki bir anda durup olduğu yerde gerisin geriye ani bir dönüş yaptı.
"Efendim yok Beril. Kimsenin efendisi değilim. Canın çok resmiyet çekiyorsa Burak Bey de gitsin."
Cevabımı beklemeden gözden kaybolup girdiği odanın kapısını kapattığında tuttuğum nefesi sanki son nefesimmiş gibi yanık kokan ortama bırakırken, başımı umutsuzca iki yana sallıyordum.
Ne yazık ki az önce mütevazılığı hakkında vardığım yargı tam olarak doğruyu yansıtıyordu ve bu beni zorlayacak en büyük etkendi.
Onun bir şerefsiz belki bir ırz düşmanı falan olması gerekliydi ama o, benim dünyamdaki ben de dâhil herkesten iyi ve temiz görünüyordu.
Peki, öyleyse bizim bu adamla ne işimiz vardı?
Mahir Abi bir adamın kendine olan kastını hemen anlayabilecek bir kurttu.
Burak'ınsa bizim dünyamızla uzaktan yakından bir alakası yoktu.
Tüm bunları düşünürken aynı anda dağılmış eşyalardan bulduğum ele gelir şeyleri bir kenara ayırıyor, geri kalanları ise sonradan rahatça poşetleyebileceğim hatırı sayılır büyüklüğe ulaşan yığına ekliyordum. Maalesef telef olmuş eşyalar evin yüzde doksanına yakındı.
Süresini bilmemekle birlikte uzunca bir çalışmanın ardından kurtaramadığım eşyaları bir çöp torbasına tıkıştırırken hala çok dalgındım. Bir an evvel akşam olmasını ve kafamdaki soru işaretlerinin çözüme kavuşmasını istiyordum. Ne olursa olsun bu dünyada en çok Mahir Abi'ye güvenirdim. Onun yaptığı her şeyin haklı bir sebebi olmuştu bugüne dek çünkü...
"Hah buradaydın demek!"
Nerede olacaktım?
Sorduğu sorunun manasızlığını anlamaya çalışmak için ona döndüğümde yere çökmüş ayırdığım eşyaların içinden bir kutuyu, üst üste yığdıklarımın arasından çıkarmaya çalışıyordu. Kumaş kaplı kutuyu eline aldığı gibi üzerindeki gömleğin etek kısmıyla silmeye başladığında gösterdiği özeni kıskandığımı hissettim. Uzun zamandır böyle çok değerli bir varlıkmışım gibi özenilmemiştim.
"Beril bunu arıyordum her yerde, çok sağ ol ya!"
İçinde ne olduğunu deli gibi merak ettiğim halde soramayacak olmam berbat bir histi.
"Rica ederim."
Gülümseyerek verdiğim kısa cevabımla kafası kısa bir süreliğine bana döndüğünde gözlerinde sormamı arzu ettiğini hissettiren bir bakış yakaladığımı sandım ama soramazdım. Hem oluşturmak istediğim imaja tersti hem de gerçekten insanların sınırlarına önem verirdim.
Hazine muamelesi yaptığı mavi kadife kaplı kutusuna gösterdiği ihtimam son bulduğunda tekrar bana döndü parlamaya devam eden güzel gözleriyle.
"İçeride kapının soluna ayırdıklarımı da poşetleyiver sana zahmet, atar çıkarız birazdan. Ben de alacağım eşyaları hazırlayayım."
Konuşma gereksinimi duymadan başım önümde bahsettiği odaya gidip, söylediği son işi de yaptım. Tüm işlerimizi bitirip yola çıktığımızda ikimiz de sessizdik. Çok kısık bir tonda kulağımı şenlendiren klasik bir vals müziği hâkimdi arabada.
Geçen günkü zoraki yolculuğumuz sırasında rezidansa giderken evimin yakınından geçtiğimiz noktaya geldiğimizde istemsizce gülümsedim.
"Şurada bırakabilirsiniz beni," dedim, o günü hatırlatırcasına. Bu kez yönümüz gereği elimle sol tarafı işaret etmiştim.
Saniyeler içinde yolun kenarında durduğunda kinayemi anlamış olmasından kaynaklandığını düşündüğüm bir sırıtışla, "Buyurunuz hanımefendi," dedi ve arabanın kilidi açılıverdi.
"Yarın sabah dokuzda işimin başındayım," deyip arabanın kapısını açtım. İndikten sonra kapıyı kapatırken sağ elini kaldırıp, "Görüşürüz Beril," dediğinde cevap verecek zamanım kalmamıştı. Duraksamadan kaldırıma geçtiğimde arkasından bakmak gibi bir toyluk yapmadığıma memnun olmuştum. Yoluma devam ettim. Zaten kısa süre sonra evimin önündeydim.
Kapının önünde iri cüssesini arabaya yaslamış Emrah'ı görmeyi beklemiyordum tabii. Bugün pek iletişim kuramamıştık onunla. Konuşmadan bahçe kapısından içeri girdiğimde arkamdaki adım seslerinden beni takip ettiğini anlamıştım. Daireden içeri girer girmez kendini gördüğü ilk koltuğa vahşi bir hayvana benzeyen sesiyle bırakıverdi.
"N'aber güzellik?"
Yılışık sesiyle memnuniyetsizce yüzümü buruşturup, "İyi değilim Emrah," dedim. Ses tonum uyarıcıydı. Hemen oturur pozisyona geçip, "Hayırdır?" diye sordu sanki bilmiyormuş gibi.
"Hani adama gözdağı veriyorduk sadece? Ulan taş üstünde taş bırakmamışsınız evde!"
"Eee?"
Umursamaz tepkisine daha çok sinirlendim.
"Ne demek eee? Böyle mi konuştuk? Ne zamandır birbirimizden bir şey saklar olduk Emrah?"
"Ne saklaması kızım? Bizimkileri bilmiyor musun? Vur deyince öldürmüşler işte! Hem... Sana ne bundan? Niye taktın bu kadar? Sanki ilkmiş gibi!"
Verdiği cevapla donup kalmıştım.
Sahi, bana ne idi?
"Vicdan yaptım oğlum! Adamın dünyadan haberi yok ki! Selin'den hoşlanıyormuş, Mahir Abi'yi karşısında buluverdi. Ben de oradaydım, gördüm!"
"Ayşe, güzelim. Sence Mahir Abinin senin bildiğin bir şeyi bilmeme ihtimali var mı?"
Yine ayarsızca ağzından çıkan ismime karşı dişlerimi çenemi ağrıtacak kadar sıkmıştım.
"Bir! Ayşe deme. İki. Ben de onu söylüyorum işte. Bile bile niye uğraşıyor adamla? Ben niye gidip adamın burnunun dibine giriyorum. Vuracaksa çeksin vursun! Hep öyle yapmaz mı?"
İçim neden titriyor?
Tabii ki suçsuz olduğu için, öyle değil mi?
"Ben bilmem kızım. Akşam git kendin konuş. Ben bir soru sorsam yarım saat laf çakar. Seni ayrı seviyor sonuçta."
"Konuşacağım. Belki şu işten de kurtulurum. Sen niye geldin?"
Cevap vermeden sadece omzunu silktiğinde bunun "Özledim," demek olduğunu anlayacak kadar tanıyordum onu.
Oturduğum yerden ayaklarını koltuğun kenarına yaslamış iri bedenini boydan boya süzerken, sanki annesiymişim de kendim büyütmüşüm gibi bir gurur yerleşiyordu içime.
"Aç mısın?"
"Hı açım ama çok da uykum var. Azıcık kestirsem şurada önce olur mu?"
"Olur olur, hadi uyu sen."
Salondan çıkıp kendimi odama attığımda kafamdaki soru işaretleri ile boğuşuyordum.
Üzerimi değiştirip mutfak da yemek hazırlarken de...
Yemekten sonra Mahir Abi'nin yanına gitmek için hazırlanırken de hep onu düşündüm.
Yani Mahir Abi'nin Burak'la olan derdini...
Yüksek topuklu ayakkabılarımı giymek için antrede büyük bir çaba sarf ederken, Selin'in evinde işe başlamadan önce bu ayakkabıları nasıl hayranlıkla giydiğimi düşünüyordum. Bir yıl içinde her anlamda epey değişmiş, rahatıma daha çok önem verir olmuştum.
Kulüpteyse görsel olarak insanların aklına kazındığım şeklimle kalmam Burak Efendi'nin deyimiyle klasım için gerekliydi. Onu neden bu kadar sık sık hatırladığımı ise bilmiyordum.
"Kızım ne çok oldu Gölge'yi görmeyeli."
"Sululuk etme yürü hadi!"
Arabada giderken epey gergindim. Mahir Abi ile o günden sonra bir mesaj ve bir telefon görüşmesi haricinde konuşmamıştık. Bugün göstereceği tavrı merak ediyordum.
Arabamızı valeye teslim ettikten sonra sırada bekleyen gençlerin yanından hızla geçip içeri girdiğimizde, uzun zamandır gelemediğim kulübün canlılığından hiçbir şey kaybetmediğini fark ettim. Buraya gelemememin sebebi ise Selin'di. Mahir Abi'nin yanında kraliçe edası ile süzülmeye bayıldığından her gece burada olurdu ve beni hizmetçisi sandığı için görmemesi gerekiyordu. Eğer buralardaysa onunla da bir yüzleşmem olacaktı tabii.
Değişime asla inanmayan Mahir Abi her zamanki özel locasında oturmuş içkisini yudumlarken gözleri tıpkı bir şahin gibi her an etrafı kolaçan ediyordu. Mekanında en ufak bir aymazlığa kat'a göz yummaz, aymazın kendisini yola getirene dek türlü türlü şekillerde misafiri ederdi.
Temkinli adımlarla locasına yaklaştım ve basamağı çıkmadan kenarda bir yerde sinip beklemeye başladım. Destur vermeden yanına girilmezdi. Neyse ki çok geçmeden göz göze geldiğimizde yüzünde beliren neşesi içimi biraz rahatlatmıştı. Mahir Abim tehlikeli adamdı tamam ama mazluma kıymazdı, bilirdim.
"Ooo Gölge Hanım sahalara inmiş."
Saygı ve korku duygusunu aynı anda hissettiren tek insana edeplice gülümsedim. Büyüğümdü o benim patronumdan önce. Küçücük yaşımızda Emrah'la birlikte kapısına dayanıp yardım istediğimiz günü asla unutamazdım.
"Gel otur. Nasıl gitti bugün?"
"İyi Abi. Gitti evini topladı. Bizimkiler biraz abartmışlar durumu epey hasarı var."
"Yoo abartmadılar, bizzat ben söyledim."
Kaşlarım şaşkınlıkla havalandı.
"Abi, durumu dillendirmek istemem ama..."
"Tamam Beril biliyorum."
"Yani gerek var mıydı bu kadarına? Hadi sinirle bunu yaptın, ben niye orada çalışıyorum?"
"Adam tanınmayan biri olsa çekip vururdum. Böyle çok ortada olur olay. Mecburum takibe."
"Ama Selin söylememiş ki ilişkinizi!"
"Beril, sen bana uzun süredir ama dememiştin, biliyor musun?"
Çaresizlikle gözlerimi yumup başımı önüme eğdim. Gerçekten utanıyordum.
"Ben haksız bir durum olduğu her an ama derim Abi, sen de bunu bilirsin."
"O meseleler biraz kadın hakları konusunda oluyordu sanki?"
"İnsan hakları?"
Yüksek kahkahası ile yerin dibine girdiğimi hissettim. Mafya babasına insan hakları diyordum. Şaka gibi!
"Yani habersizdi işte her şeyden..."
"Tamam Beril, ben de farkındayım her şeyin merak etme. Benim sorunum..."
Sözlerine, ne diyeceğini bilemiyormuş gibi kısa bir mola verdiğinde, gözleri delip geçercesine bir sinirle üzerimde dolaşıyordu fakat dalgın gibiydi.
"Çiçek böcek derken aşık etmiş işte kendine benim hatunu!"
Aşık etmiş cümlesi kafamın içinde yankılanıp sağa sola çarparken gözlerimin dehşetle açılmamış olmasını umdum.
"Tamam, bizim işte biraz şey... Serbest bir ilişkimiz var. Kimi zaman ayrıyken göz yumdum birkaç şeye ama Selin'in asla benden başkasına aşık olacağını ummamıştım."
Sessizce dinleyip anlamaya çalışıyordum.
Serbest ilişki? Göz yummak?
Mide bulantısı?
"İntikam istiyorum. Zarar veremem çünkü tanınıyor. Senin intikamında ben sana sonuna kadar yardımcı oldum hala da oluyorum. Şimdi sıra sende."
"İntikam? Nasıl?"
"Alıştır adamı biraz kendine. Ev kuşu gibi zaten. Bakarız sonrasına bakalım."
Adamı takip ettirmiş bir de!
Başıyla gitmemi buyururcasına yolu gösterdiğinde aynı teamülle locanın kenarında giriş izni bekleyen Selin ile göz göze geldim.
"Selin Hanım'ı buyur et Beril."
İnadıma yapıyordu!
"Tabii Abi. Buyurun Selin Hanım."
Selin yanımdan geçerken karanlık ortama rağmen yaştan parlayan gözlerini ve birkaç yerinde oluşmuş morlukları seçebiliyordum. Onun vücudunda ilk kez böyle izler görüyordum. Demek ki Mahir Abi uzun zaman sonra çığırından çıkmıştı. Bu yıkık haline rağmen sinirle gözlerime baktığında onun için biraz da olsa üzülmüştüm.
"Görüşeceğiz seninle!"
Üzüldüm mü? Bilemiyorum.
Selin para avcısı ve cingöz bir kadındı. İşin açıkçası ne Mahir Abi'yi ne de Burak'ı zerre kadar sevdiğine inanmıyordum ama hiçbir kadın da böyle bir zorbalığı haketmezdi. Mahir Abi'den dövüşmeyi öğrenene kadar ben de çok dayağını yemiştim ama bizimki talim esnasında olduğundan elden pek bir şey gelmezdi. Şimdi Mahir Abi'ye dur deme şansım olsa hiç düşünmez Selin'i elinden kurtarır neye ihtiyacı varsa sağlardım.
Hızlı hızlı tepinenlerin arasından adımlayıp barın önünde barmen ile sohbette olan Emrah ve bizim tayfadan birkaç çocuğun yanına yanaşıp oturdum. Erkek muhabbetine fevkalade alışmıştım artık yadırgamıyordum hatta bazen daha çok kafa açıyordu.
Bir kadeh içecek söylemişti Emrah ama sabaha zinde olmam gerektiğinden ve saat de epey ilerlediğinden kalkmak için müsaade alıp çıkışa yöneldim. Arabama yönelip eve doğru sürmeye başladığımda koca geceden aklımda kalan tek şey Mahir Abi'nin sözleriydi:
"Kendine alıştır, sonrasına bakarız."
Bu iş hiç hoşuma gitmemişti.