Merkezin içindeki saatler, dışarıdaki saatlere benzemezdi. Zaman burada ilerlemez; sıkışır, keskinleşir, bir köşede birikir ve insanın göğsüne ağırlık gibi çökerdi. Defne sabah gözlerini açtığında, ilk hissettiği şey uykusuzluk değildi. Bir başka şeydi: Beklenen bir darbenin sessizliği. Tavanın beyaz ışığı, sanki hiç kapanmamış gibi duruyordu. Odanın düzeni insanı rahatlatmak için değil, insanın içini karıştırmamak için tasarlanmıştı. Eşya yok, iz yok, fazlalık yok. Fazlalık, saklanacak yer demekti. Defne ayağa kalktı, yüzünü yıkadı. Su soğuktu. Aynaya baktı; gözlerinde kendine ait olmayan bir sakinlik vardı. Bunu sevmedi. Çünkü sakinlik burada bazen sadece “Henüz vurmadılar” demekti. Kapı kilidi açıldı. Bu sefer çalınmadı bile. Meryem kapıda belirdi. Üniforması sabahın sertliğini taşı

