Merkezin sabahı diğer sabahlara benzemezdi. Güneş doğardı ama içeride ışık artmazdı. Cam cepheler şehri yansıtır, fakat içeriye hiçbir sıcaklık sızmazdı. Defne üçüncü günün sabahında bunu artık bedeninde hissediyordu. Uyku, kesintili bir gölge gibi gelmiş, dinlendirmeden çekilmişti. Kapı çaldı. Bu saatte kapı çalınmazdı. Defne ayağa kalktı. Aynaya baktı; yüzü kontrollüydü ama gözlerinin altında ince bir yorgunluk çizgisi vardı. Kapıyı açtığında karşısında Meryem’i buldu. “Komutan seni alt salona çağırıyor” dedi Meryem. Sesinde nötr bir ton vardı, fakat gözleri Defne’nin yüzünü bir saniye fazla inceledi. Sanki “Hazır mısın?” diye soruyordu, ama kelimeye dökmüyordu. Defne başını salladı. “Ne için?” diye sordu. Meryem küçük bir duraksama yaşadı. “Bu kez… Daha resmi.” Resmi. Bu keli

