Eğer

1093 Kelimeler
Güven kapıyı çaldığında açılmasını beklerken saatine baktı. Geç kalmadığına sevinirken Aynur kapıyı açtı. “Buyurun efendim.” Diyen kadına başıyla selam verip oturma odasına ilerledi. Dedesi koltukta, babası ise televizyonun karşısında oturuyordu. Annesi ve abisi Kaan merdivenlerden inerken “Tam zamanında geldin oğlum.” Dedi. Güven onlara bakıp “Oooo!” dedi gözlerini kısarak gülerek “Seni şirkette sabahlamaktan alıkoyan şeyi merak ettim abiciğim.” Dedi. Kaan merdivenden inip onun karşısına geçtiğinde haki rengi, spor pantolonunun cebine tek elini soktu. “O kadar aydan sonra evine gelmişsin, beraber yemek yemeği hak ediyoruz! Ayrıca bugün cumartesi.” Diyerek hatırlattı. Güven, hiçbir şekilde dağınık görünmeyen abisinin siyah tişörtünün omuzlarını düzeltirmiş gibi yaptı. “Seni böyle, takım elbisesiz görmeye alışkın değilim. Meğerse üzerine yapışık değilmiş.” Dediğinde herkes alışık olduğu abi kardeş atışmasını izliyordu. “Sen beni böyle görmeye alışacaksın bizde seni takım elbiselerle göreceğiz.” Dedi gülerek. Beyaz dişleri Güven’in gözlerini alırken abisinin gözlerinde dediğini yaptıracağı parıltıların varlığını gördü. Buna suratını asarken “Takım elbiseler benim hızımı kesiyor, bana göre değil!” dedi istediğini yerine getirmeyeceğini tekrar tekrar hatırlatarak. Gönül anneleri mutfaktan çıkıp “Ah büyük sıpa gelmiş!” deyip sevincini belli etti. “Tam gününde geldin Kaan! Sevdiğiniz yemekler var hep!” dediğinde Kaan gülümsedi. “Sizin yaptığınız tüm yemekleri seviyorum Gönül anne. Ne olsa elinizden, yerim.” Dedi kendine has kibarlığıyla. Nasıl ki haylaz Güven şeytan tüyünü herkese bulaştırıyorsa Kaan’ın bey efendiliği de büyülüyordu. Kaan kendini pazarlamanın yolunu çok önce bulmuştu ve iş yerinde çoğu zaman sert patron rolünü oynamak zorunda kalsa da asıl silahının bu olduğunu biliyordu. “Ah Kaan!” dedi Gönül hanım “Öyle bir konuşuyorsun ki sana sıpa dediğime utandırıyorsun beni.” Deyince Kaan bu etkiyi yarattığı için memnun olarak gülümsedi. “Güven’e sıpa demek daha çok yakışıyor Gönül anne. Ancak yapacak bir şey yok sonuçta abisiyim.” Deyip kardeşine bakınca onun homurdandığını gördü. İzzet dede bir ona bir buna bakmaktan yorulup “Gönül! Acıktık yahu! İlaç saatim geçecek bak!” diye onu uyardığında Neval hanım “Her şey hazır baba, geçebiliriz!” dedi. Neden beklediğini “Oğullarımı böyle çok iyi anlaşırken görmek beni mutlu ediyor!” diyerek açıkladı. Oldukça büyük olmalarına rağmen hala çocuk gibi sürtüşen çocuklarına dem vurarak. Esat bey her duruma yorum yapan biri değildi. Gözlem yapmayı, yeri geldiğinde de dibine kadar müdahale etmeyi çok severdi. Hep birlikte yemek odasına geçip masaya oturdular. Yemekler tabaklara konulurken İzzet dede dayanamayıp önünde ki yancılardan yemeğe başlarken Kaan bir eksikliği fark etti. “Güneş nerede?” dedi annesine bakarak. Neval hanım “Çalışmaya başladı ya, bugün geç gelir.” Dediğinde “Doğru ya! Unutmuşum.” Diye cevap verdi Kaan. “Hep birlikte yemeğe gidelim mutlaka!” diye hatırlattığında Güven ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Yanında oturan abisine bakarak “Ne yemeği?” diye sorunca, Kaan “Çalıştığı restoranın harika bir şefi var. Menüleri mükemmel. Güneş’in evdeki maharetini bilsem de çalıştığı yerde görmek isterim.” Deyip açıklamasını yaptı ve mis gibi kokan sıcak yemeğe bakışlarını dikip çatalını alıp yemeğe başladı. Güneş ve abisinin ilişiğini merak eden Güven’in kaşları çatıldı. Kendisinin çok az hatırladığı sarışını çocukluktan tanıyor olamazdı. Çünkü o dönemde babası Kaan’ı yatılı okula göndermişti. Sonrasında Güneş’in annesinin hastalığı sebebiyle İstanbul’a taşındıkları için eskisi gibi görüşememişlerdi. Bunu baz alarak yeni bir tanışıklıkları olduğu kesindi ama düzeyi neydi? Güneş çok güzel bir kızdı. Bukle bukle sarı saçları, boncuk gibi kahve bakışları, minik burnu, pembe dudakları ve ortalama boyuyla oldukça dikkat çekiciydi. Güven onu tanımasa da hoşlanmıştı. Sıkıcı biri olmadığını, odasına girdiğinde anlamıştı. Farklı bir havası vardı kızın. Esat bey oğullarına kısa bir bakış atıp “Daha yeni başladı, biraz alışmasını bekleyin!” dedi. Kaan “Tabi ki baba.” Deyip cevap verdi ve daha fazlasını söylemedi. İzzet dede yemek yiyen iki torununa bakıp ortaya “Ah şu kestaneli pilavı Afitap’ım yapacaktı da bir yiyecektiniz!” dediğinde aldığı lokma Kaan’ın boğazına kaçtı. Neval hanım durmadan kendilerini kızdırmaya çalışan ihtiyara susarak cevap verme yoluna girmişken Güven dedesinin onları gaza getirmek için öyle yaptığını bildiğinden tepkisiz duruyordu. Abisinin verdiği tepki ise gözünden kaçmamıştı. “Su iç, iyi gelir.” Dedikten sonra yemeğine geri döndü. Kaan inanamayarak “Hala mı dede?” diye sordu. Babasının bu konuda neden sessiz kaldığını da merak ediyordu. “Ne oldu? Beğenemedin mi?” diye aksi aksi cevap veren dedesi canını sıkmıştı Kaan’ın. Kaan’ın verdiği tepkiye de canını sıkan Güven’di. Ne yani abi, kardeş aynı kızdan mı hoşlanmışlardı? Aynı kişiden hoşlanma ihtimali çok yüksekti de Güneş’te durumlar neydi, nasıldı? Güven biraz düşündü. Onlar aile dostlarıydı ve ciddi olmadığı için uzak durmak en iyisiydi. Üstelik abisinin onunla olan samimiyetini bilmiyordu. Sonuçta Kaan’ın daima ciddi ilişkileri olmuştu. Kendisinin böyle bir niyeti olmadığına göre sorun edilecek bir şeyde yoktu. Kaan “Benim beğenmeme kalmamış, sen beğenmişsin!” deyince dedesi gırtlağından çıkan pürüzlü sesiyle güldü. İkisine de elinde tuttuğu kaşığı kaldırıp “Boşuna gencim diye dolaşmayın ortalarda! Ben sizden önce evleneceğim!” dedi. Güven gerilimi üzerinden atıp “Nasıl istersen dedeciğim. Hatta benim yerime de dört beş kez evlenebilirsin!” deyince Neval hanım itiraz etti. “Ayy!” dedi bunu duymayı hiç sevmeyen kadın. “Biriniz otuz altısına gelmiş, diğeriniz otuzuna hala evlenmeyeceğim diyorsunuz? Ne yapacağım ben sizinle?” diye söylendiğinde hem Güven hem Kaan bunu farklı karşılamadı. Annelerinin her zamanki söylemleri kulaklarında çınlıyordu. Güven “Büyük olan o! Önce onun evlenmesi lazım!” deyip Kaan’a pasladığında Kaan gerçek düşüncelerini söyledi. “Ben evlenmeyeceğim demiyorum ki anne! Sadece doğru kişiyi bulamıyorum!” dediğinde annesi Neval “Yağmur çok doğru kişiydi oğlum! Sen onu elinden kaçırdın!” dedi. Kaan bunu duymayı beklemiyordu. Annesinin Yağmur’u sevdiğini bilse de ayrıldıktan sonra ondan bununla ilgili bir şey duymamıştı. Bu sözler onun canını sıksa da “Ne yapabilirdim anne? Çalışmak zorunda olduğum için ilişki kurduğum kimseye aile olma hissini geçiremiyorum!” deyip onu anlamasını bekledi. Sessizce onları dinleyen babası artık söze girmesi gerektiğini biliyordu. “Annenle evliliğimizin ilk on beş senesinde toplasan beş yılı birlikte geçirmişizdir Kaan! Görev icabı uzak kaldığımız çok zamanlar olduğunu biliyorsunuz!” Kaan büyük çocuk olduğu için üzerine gidildiğini biliyordu. Ailesine hak verse de son zamanlarda içten içe hayatına bu boyutu katmak için derin düşüncelere dalıyordu. İhtiyacı olan en büyük şey ise kendine zaman ayırmaktı. Yağmur’u da bu yüzden kaybetmişti. İlişkiyi devam ettirecek vakti ve alakayı ona gösterememişti. Yoksa onunla uyumu tartışılmazdı. Ayrılmak istediğini söylediğinde kabul etmekten başka seçeneği yoktu çünkü ilişkiyi kurtarmak için yoğunluğunu üzerinden atması gerekiyordu. Bunu başaramayacağını bildiği için olur deyip bitirdi. Tüm bunları düşünürken aklına gelen şeyi hemen ağzından çıkardı. “Peki evleneceğim ama bir şartım var.” Dedi. Herkes pür dikkat ona yönelip ne söyleyeceğini tahmin etmeye çalışırken “Eğer Güven şirkette çalışırsa evleneceğim!” diyerek şartını öne sürüp geriye yaslandı.      
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE