Konunun neden kendine bağlandığını anlamayan Güven isyan edercesine “Senin evlilik akdinin benimle ilgisi nedir abiciğim!” diye sevimli sevimli ona baksa da kimse onun bu işten kolayca sıyrılamayacağını biliyordu.
Kaan duruşunu bozmadan “Çok basit kardeşim! Eğer sen sorumluluk alırsan bende aile kurmak ve kurduğum aileye
kendimi vermekte zorluk yaşamayacağım!” deyince Güven ona cevap veremeden babası söze girdi.
Esat bey büyük oğluna bakıp “Haklısın Kaan!” dedi her zaman olduğu gibi ciddiyetle. “Güven bunun için çok geç kaldı. Daha da geç olmadan başlasa iyi eder.” Güven’e dik dik bakarak “Zaten okulun biteceği yok!” deyince Güven bir an yerin dibine girmek istedi ancak bu durumu koz olarak kullanabileceği aklına geldi.
Yine de kararından taviz vermeyeceğini göstererek omuzlarını dikleştirdi. “Okulu bile bitirememiş olmamdan yola çıkarak anlıyoruz ki; aile şirketimizde çalışmaya başladığım an işlerin birbirine girmesi kaçınılmaz. Bu sorumluluğu alacak kudret; damarlarımdaki gezinen kanda bile mevcut değil!” diyerek babasının beş yaşında kendisine ezberlettiği ‘Gençliğe Hitabe’yi yorumladı.
Esat bey sinirlenmeye başlamıştı. Yemekte olduklarını kendine hatırlatarak biraz kendini sakinleştirmek için bekledi. Karısı onun halini fark edip “Peki nereye kadar oğlum?” diyerek Güven’e sakince sordu.
“İşin yok, mesleğin yok, eğitim desen ne yaptığın belli değil! Hayatını ne zaman düzene sokacaksın?” diyerek öğrenmek için yineledi.
“Benim hayatımın zaten bir düzeni var anne! Bundan yakınan, mutlu olmayan sizsiniz. Yapabileceğimi bilseydim bir an bile düşünmeden Bursa’ya dönerdim.” Dedi sesine biraz duygu katarak. Duygu sömürüsü yapmanın vakti gelmişti.
“Bize de açıkla!” dedi babası. Oğlunun hayatında anlatmadığı bir düzen olduğu konusunda tahminleri vardı. Şimdiye kadar kimseyle paylaşmamıştı. Şüpheleri doğruysa Güven yine anlatmayacaktı ve Esat bey o zaman ne olduğunu öğrenmek başka kişilere baş vurmaktan kaçınmayacaktı.
“Pekala!” dedi Güven ellerini havaya kaldırıp teslim oluyormuş gibi. “Şimdiye kadar bunu gizlememin sebebi baba, senin hoş karşılamayacağını düşündüğüm içindi.”
Hepsinin gözlerinin içine ara ara bakıp onları söylediği yalana inandırmak için dürüstlük abidesi davranışlar sergilemeye çalışıyordu.
“Ben, bir arkadaşımla gece kulübü işletiyorum.” Dedi tek nefeste. Sanki sırtında bir yüktü ve ondan kurtulmaya çalışır gibi.
Esat bey oğlunun gözlerine iyice baktıktan sonra söylediğini duymamış gibi yemeğine dönüp yemeğe devam etti.
Kaan kardeşinin ne iş yapmaya çalıştığını düşünürken bu ihtimali göz önünde bulundurmuşu ancak kendisine söylememesi için bir sebep olamazdı.
Annesi ve Gönül annesinin bu durum hoşuna gitmemişti. Nitekim böyle yerlerin getirisinin iyi olması bir yana dursun sarhoşu, delisi, kıskancı, belalısı ve daha niceleriyle uğraşılması gereken tehlikeye açık yerlerdi.
Dedesi ise olaya çok farklı yaklaşmıştı. Yanında oturan Güven’in ensesine hafifçe tokat geçirip ona eğildi. Gözlüğünün üzerinden bakarak kısık sesle “Seni hergele! Madem öyle bir yerin var! Beni niye hiç götürmedin?” diye paylayınca Güven aynı ses tonuyla dedesine sırıtarak “Belli yaşın üzerini almıyoruz dede? Kalp krizi falan geçirirsin! Maazallah!” deyince yanında oturan abisi güldü.
Dedesi kaşlarını çatarak “Bunu unuturum sanma!” deyip biraz doğrularak yemeğine döndü.
Kaan “Sermayeyi nereden buldun?” diyerek onun söylediklerinin doğruluğunu tartıyordu.
“Arkadaşımla ortak yapıyoruz. O para koydu bende beden gücümü. Bir nevi işletmesine bakıyorum.” Deyince abisi vazgeçmeden sorulara devam etti.
Nerede, nasıl, ne zamandır, kapasitesi ne, adı ne? Bir sürü soruya cevap aldıktan sonra “Arkadaşın senin yerine başka birini bulabilir.” Dediğinde Güven beklemeden “Sende başkasını bulup yükünü hafifletebilirsin!” dedi.
Abisi bu konuşmadan sıkılıp “Aynısı değil Güven! Koskoca şirketle gece kulübünü bir mi tutuyorsun?” diye sorduğunda gecikmeden “Hayallerimi hiçbir şeyin gerisinde tutmuyorum!” dedi.
Esat bey onların gerginliğinden sıkılıp “Tamam artık!” dedi. “Yemeğinizi yiyin daha sonra konuşuruz!” deyip onları susturdu.
Küçük oğlunun neler karıştırdığını öğrenecekti ve o zaman herkesin ipliği pazara çıkacaktı.
Yemekler bitmeye yakınken masadan kalkan Gönül hanım elinde tatlılarla geri döndü.
“İstediğin tatlıyı yaptım Güven!” diyen kadın gülümseyerek kaymaçinayı orta yere koydu.
“Sağol Gönül annem, şahane görünüyor.” Deyip almak için uzandı. İlk önce yanında kıvranan dedesinin tabağına koyup onun tatlıdan gözünü ayırmayışını izledi.
“Güven!” dedi annesi panikle “Dedenin tatlı yemesi yasak! Şekeri var!” deyince “Bugünlük yesin anne bir kereden bir şey olmaz!” diye cevap verdi.
Babası “Dedenin perhizlere çokta uymadığını biliyorsun oğlum! Bir kere olmaktan çıkıyor hep!” dediğinde Güven kendini tatlısından bir lokma alıp “Eminim ki dedem iyi niyetimi suiistimal etmeyecektir!” dedi.
Gözlerini kapatıp “Çok güzel olmuş Gönül anne! Ellerine sağlık!” dediğinde mutlu olan kadın teşekkür etti.
Kaan’ın karnı doyunca yana dönüp “Dışarı çıkalım mı?” diye sordu kardeşine. Güven başını sallarken tatlı tabağını bitirdi.
“Hazırlanayım, Çıkarız.” Deyip ayaklanınca annesi “Güven, sen dedenin odasında kalacaksın. Diğer odalar tadilatta.” Diye açıklama yapınca Güven onu onayladı.
İki kardeş dışarı çıkıp kendi arabalarına bindiler. Kaan şirkete yakın bir rezidansta kalıyordu. Güven için odası olmadığı için kardeşi ailesinin evine dönmeliydi.