Güven sarsak adımlarla taş yolu takip ederek evin kapısını bulduğunda telefonunu cebinden çıkardı. Gönül annesini rehberden bulup aradı.
Gönül hanım telefonu cevaplamadan kapıyı açtı ve hala telefon kulağında bekleyen Güven’in haline sırıttı.
“Geç bakalım sıpa!” dedi onu kolundan içeri çekerek.
Güven telefonu cebine koyup işaret parmağını dudağının üzerine koyup “Şşş. Gönül anne! Babamı uyandıracaksın!” deyince kadın onun ağzında yuvarladığı kelimelerin komik çıkışına güldü.
“Adam senin gidişini biliyor, nasıl geldiğini mi tahmin etmeyecek?” diye söylediğinde aslında kendi kendine konuşuyordu. Güven onun bu tavrını anlamayacak kadar sarhoştu.
“Biliyor, değil mi?” diye sorunca Gönül hanım güldü. Bu hali ona ergenlik dönemlerini hatırlatmıştı. Az sarhoş içeri almamıştı onu. Babasına yakalatmadan odasına çıkarmış sabah erken vakitte ağzına kahveyi verip kahvaltı masasına ayık oturmasını sağlamıştı.
Güven’in adam olmayışında payı büyüktü Gönül hanımın, ona dayanamayıp yardım ve yataklık ettiği olaylar yaşını geçmişti kadının. Bundan kendine çok kızsa da ‘ah işte bu haytaya’ kıyamıyordu.
“Biliyor, biliyor da gözüne gözüne sokma adamın! Hadi doğru yatağa!” dediğinde Güven başını salladı.
Gönül hanım onu dedesinin odasına yönlendirirken kapıya kadar gelmişlerdi. O sırada telefonu çalınca telaşla eline aldı Gönül hanım.
Gecenin birinde onu arayacak kimse yoktu. Göçmen asıllı olan Gönül hanımı Üsküp’ten arıyorlardı. “Güven içeri gir, bu telefonu açmam lazım.” Dedi Gönül hanım. “Tamam.” Diyerek yanıt alınca beklemeden odasına gitti ve görüşme için telefonunu açtı.
Güven giden kadına baktı baktı öyle durdu ve sonra kapıyı açtı. Dedesini yatıyor görünce burasının kendi odası olmadığını anladı ve yavaşça kapıyı kapatıp yandaki merdivenlere yöneldi.
Ahşap trabzana tutunarak kendini yukarı çekiyor adımlarını dengeli atmak için uğraşıyordu. Uzun zamandır böyle içmemişti.
Deniz’i buluncaya kadar akşamları sürekli içen arkadaşını ayakta tutan biri olması gerektiği için Güven sadece eşlik etmiş sonrasında onu toparlamaya çalışmıştı.
Odasının önüne geldiğinde babasının odasına bakıp kendi kendine “Şşş!” yaptı yine parmağını dudaklarına götürerek. Yavaşça kapıyı çekip içeri girdi ve kendini çuvalmış gibi yatağa attı.
Burnunu gıdıklayan şeyi çekmek için elini burnuna götürünce bir avuç saçı kavradı. O sırada bir ses duydu.
“Ah!”
Güneş saçının acısıyla kurtarmak için Güven’in elini tuttu. “N’oluyor?” diyerek uyku sersemi anlamaya çalıştı.
Yanında birinin olduğunu anlaması uzun sürmeyince doğruldu ve yandaki duran ışığı açtı.
Güven’i görünce “Yine mi sen!” dedi. Güven gözlerini açmaya çalışarak “Aaa sarışın! Senin ne işin var burada?” deyince Güneş onun sarhoş olduğunu anladı.
Bir gece öncenin tekrarını yaşıyor gibi hissetti.
“Bak!” dedi anlaşılır olmaya çalışarak “Burası senin odan biliyorum! Ama burada şimdilik ben kalıyorum!” deyince hala yüzüstü yatmakta olan Güven “Tamam kal da, babam kızmasın?” deyince Güneş’in siniri bozuldu ve kendini tutamayıp güldü. O kadar masumane bakıyordu ki sanki küçük bir çocuktu.
Güven’in ayık halinin sarhoş halinden çok farklı olmadığı dikkatini çekerken Güneş “Eğer seni burada görürse kızar! Hadi kalk!” diyerek onu yarı uykulu halinden sıyırmaya çalıştı.
“Tamam, kalkıyorum.” Dedi başını kaldırarak kafasını diğer tarafa çevirip yeniden uyumaya durdu.
Güneş onunla baş edemeyeceğini anladığında başka bir çözüm bulması gerektiğini düşündü. Bu oda da kalamazdı. Yatacak yer yoktu. Üstelik olsa bile kalmaması gerekirdi. Diğer odaların tadilatı, salon derken aklına Gönül teyzesinin yanı geldi.
Yataktan kalkıp üzerine kısa bir sabahlık geçirdi. Telefonunu alıp yavaşça odadan çıktı. Merdivenleri inerken oldukça dikkatliydi. Kimseye yakalanmadan Gönül teyzesinin odasına gelince sessizce kapıyı çaldı.
Gönül hanım konuşmasını bitirip salona bir göz atınca Güven’in odaya girdiğini düşünerek yenice yatağına girmişti.
Evde başka uyanık kimsenin olmadığını düşünerek sabahlığını üzerine geçirdi ve kapıyı açtı.
Güneş’i görmeyi beklemezken “Bu saatte bir şey mi oldu?” diye endişeli bir şekilde sorunca Güneş başını sallayarak “Evet.” Dedi. “Güven benim odada olduğumu unuttu sanırım. Şey,” dedi parmaklarıyla tutuyormuş gibi göstererek “birazcık sarhoş herhalde. Sızıp kaldı.” Deyince Gönül hanım derin bir nefes aldı.
“Bende nerede uyuyacağımı bilemedim.” Diyen tatlı kıza kapıyı açıp “Geç içeri kızım. Ben sana yatak yaparım.” Dedi anaç bir tavırla.
Odasında ki geniş televizyon koltuğunun yastıklarını kaldırıp Güneş’in hayli sığacağı geniş bir yatak haline getirdi.
“Ah şu oğlan bir gün hepimizi yakacak!” dedi çarşafı sererken. “Haytalıktan başını ayırdığı yok! Dedim halbuki dedenin odasında yatacaksın diye!” söylendi sanki Güven karşısındaymış gibi.
Güneş baş parmağını ısırıp düşünürken “Aslında bir suçu yok Gönül teyze! Odasını işgal eden benim.” Dediğinde “Ayol tek odadan yakınmıyorum ki ben! Sana Güven’in ört bas ettiğim açıklarını anlatmaya kalksan kırk gün kırk geceyi geçer.” Diye cırlayarak neye kızdığını anlatmaya çalıştı.
Güneş ise onun haline gülmekten başka bir şey yapamadı. Hazırlanan yatağa sabahlığını çıkararak oturdu. Gönül hanımda yaptığı telefon konuşmasının tesirini üzerinden atamayıp Güven’e söylenerek acısını çıkardığının farkındaydı.
O da yatağın üzerine oturduğunda “Çocukken böyle değildi tabi. Çok akıllı ve zeki bir çocuktu. Becerikliydi. Seninle oynarken bayılırdım ikinizi izlemeye. Sen hep yaramazlık yapardın o da sanki senden çok büyükmüş gibi idare eder, öğretmeye çalışırdı. Kim derdi ki böyle zırtapoz olacak!” dediğinde Güneş’in uykusu çoktan dağılmıştı.
Onlardan çocukluğu ile ilgili güzel anılar dinlemeyi seviyordu. Kendisinin hatırlayamadığı bir çok anıyı hayal etmek sanki o günlere geri götürüyor şimdiki dertlerinden birkaç dakikalığına da olsa sıyrılıyordu.
Gönül teyzesi bir şey söylemesini ister gibi Güneş’e bakınca genç kadın daldığı düşüncelerden çıktı.Onun kızgınlığının taze olduğunu ve ondan böyle söylediğini biliyordu. İki aydır onlarla birlikteydi artık iyi tanıyordu.
“Şimdi böyle kızıyorsun ama sabaha kalmaz unutursun.” Deyip gülünce Gönül hanım tebessüm etti.
“Elimde büyüdüler, başka türlü davranamıyorum.” Dedi.
Güneş’in duydukları kendisi üzerinde çok emeği geçen Nilüfer ablasını hatırlattı.
“Annem hastalanınca babam kardeşim ve benimle ilgilenmesi için Nilüfer ablayı buldu. O da aynı senin gibi bizi çok sever ve kıyamaz.” Dedi.
“Biliyorum kızım, çok iyi baktı size.” Dedi Gönül hanım. Güneş’in duygusallığını gözlerinde an be an görüyordu. Bahtı yoktu kızın. Küçücük yaşında annesini kaybetmişti. Ne kadar iyi bakılırsa bakılsın asla yeri dolmaz bir boşlukla kaplıydı içi.
Buraya ilk geldiği günden, eskiler anıldığından beri Güneş başka bir boyuta geçmişti. Bir yandan annesini daha çok özlüyor bir yandan da sanki onunla kucaklaşıyormuş gibi. Tarifini yaptığı ama asla duygularını birebir anlatmadığı hisler tarafından kuşatılmıştı.
Neyse ki işe başlamış biraz daha aklını meşgul ederek duygularından arındırabilmişti.
Bir yanda annesinin yokluğunun yarattığı boşluk bir yanda Harun bir yanda da babası. Sıkışıp kaldığı üçgenden kurtulmasına çok kalmıştı.
Yakında her şey bitecek ve rahat bir nefes alacaktı.
Gönül hanım Güneşin daldığını görünce esnermiş gibi yapıp “Daldık yine çenelere, uykum geldi kızım, alınmazsan artık uyuyacağım.” Dediğinde Güneş başını salladı. “Benim de uykum geldi. İyi geceler.” Dileyip yatağına uzandı.
Gönül hanım aynı şekilde iyi geceler dileyip baş ucundaki lambayı kapatıp yatağına serildi ve kendini uykuya bıraktı.