Yaşamak, bazen gülmeyi gerektirse de ölmek için dua ettiğimiz bir zamanlardır. Kültigin, siyah çalan saçları, minyon tipli, bir yetmiş boylarında,hafif esmer bir normal tipli bir insandı. Hakan’la tanışmaları kısa sürmüştü. Hakan bir seksen boylarında sarışın biriydi. Tabi ki her insanın kötü alışkanlıkları olur, Kültigin ve Hakan’ın bu genç yaşta sigara içmek gibi alışkanlığı vardı. Kültigin, Hakan’a güvendiği için bunu ona söylemiş arada içmek için kaçamak yapıyorlardı. Hakan sigara paketini okula sokmanın bir yolunu bulmuştu. Okul çatısının yağmur sularının saçaktan akmasını sağlayan yere kadar uzanan boruların içine yatay şekilde sıkıştırmak şekilde paketi saklıyorlardı. Teneffüs aralarında kimseye görünmeden sigara içmeye giderlerdi. Böyle kaçak köçek hareketler onlara heyecan veriyordu. Hakan’la geçmiş yaşantılarından bahsediyor daha çok tanıyorlardı birbirlerini. Tabi her erkeğin güzel bir kadını görünce birşeyler hissetmesi normaldir. Kultigin’in sınıfında birçok güzel kız vardı. Ama en beğendiği Nazlı idi. Nazlı sarışın bir altmış beş boylarında, omuzlarında olan saçları ona ayrı bir güzellik katıyordu. Onu ilk gördüğü andan itibaren ona hayranlık duymuştu. Bir an sanki tüm hayatı boyunca aradığı kadın oydu. Fakat onunla şuan konuşmak onun için imkansız gibi geliyordu. Kadınlar konusunda her zaman özgüvensiz biri olmuştu. Fakat Kültigin’in tanınmaya başlaması bayağı bir cesur hareket yapması ile başlamıştı.
Matematik öğretmeni olan Zeliha, hem sınıf öğretmenleriydi. Çok katı öğretmen olması öğrenciler üzerinde o kadar büyük bir etki yaratmıştı ki üst sınıftaki öğrenciler bile onun ne kadar acımasız olduğunu söylerler, bu kadından korkarlardı.
Öğretmen Zeliha, kuralları seven biri olması bilinen bir şeydi. Ortalama bir boyu, sarışın, boğazının sol kısmındaki damarlar fazlaca belirgin olması sanki ona biraz psikopat bir görüntü veriyordu. İlk dersinde şöyle bir kural koymuştu. “ Bütün eşyalarınız tam olarak dersime geleceksiniz. Kitabınızdan, defterinize, silgi, kalem bütün bunlar eksiksiz şekilde burda olmanızı istiyorum” demişti. Kültigin neden bu kadar takıntılı olduğunu anlayamamıştı. Ne de olsa ilkokul zamanların da öğretmenler o kadar önemsemeyen biriydi. Bu yüzden niye bu takıntı düşüncesi ona önemsiz gelmişti. Fakat bu takıntının ne kadar gerçek olduğunu bir hafta sonra anlayacaktı.
Bir hafta sonra matematik dersinde herkes öğretmeni beklerken, Kültigin tüm araç gereçleri tamam olduğu için gayet sakin bir şekilde bekliyordu. Ögretmenin sınıfa gelmesi kısa bir selamlaşmadan sonra, hemen kontrol etmeye başladı. O sırada Gülçin’in silgisinin olmadığını farketmesi olaylar silsilesini başlatmıştı. Gülçin silgisinin olmadığını söyledi. Öğretmen bir anda “Ben size söylemedim mi? Neden benim söylediklerimi ciddiye almıyorsunuz? Neden silgin yok,salak mısın? Hafızan bu kadar mı çalışmıyor” gibi kelimeler kullanmıştı. Tabi bu olaylar karşısında Kültigin’in sinirleri bozulmuştu. Ne yapması gerektiğini bilemiyordu. Bu aşağılanmayı durdurmak istiyordu. Bir anda aklına defterini sıranın altına koymak geldi. Hakan “ Ne yapıyorsun, manyak mısın? Dedi. Kültigin “ Az bekle sıra bana gelsin bak neler olacak göreceksin” dedi.
Öğretmen “ Kültigin senin materyallerin hepsi burda mı? Diye sordu. Kültigin “ Defterimi unuttum öğretmenim” dedi. Öğretmen “ Ben size ne diyorum. Siz ne yapıyorsunuz, beni hiç mi ciddiye almıyorsunuz? Siz adam olmazsınız! Dedi. Kültigin bu anı bekliyor gibiydi. Kültigin “ Sizin bu yaptığınız bir insanı aşağılamaktır. Gülçin silgisini unuttuysa ne olmuş ki, bakın silgimi ikiye bölerek ona verebilirim. Sadece ufak bir uyarı ile onu incitmeden yapabilirdiniz. Bu yaptığınız hareketler sizden iğrenmeme sebep oluyor, sizin böyle yapmanız matematik dersinden nefret etmeme sebep oluyor ve sizi sevmekten uzak tutuyor. Ve burda ki arkadaşlar da sizden nefret etmek için sebep veriyorsunuz “. O anda defterini sıranın altından çıkardı. “ Aslında hiç birşeyi unutmadım. Gülçin’e yaptığınız hareket sinirlerimi bozdu. Bende disiplin cezası alsam bile size bir ders vermek ve sizinle atışmak istedim. Öğretmen “ Neden yaptığını anladım varsayıyorum seninle öğle arasında özel bir konuşma yapmak istiyorum” dedi. Sırasına oturduktan sonra biraz ders işlemeye başladılar. Kültigin öğle arasında ne konuşacaklarını düşünüyordu. Yurda gitmesi gerekiyordu öğle arası yemek yemek ve on dakikalık ibadetini tamamladıktan sonra öğretmenle görüşürüm diye bir plan kurdu. Öğretmen ile konuşma zamanı gelmişti. Öğretmenler odasına çıkarken kafasında binbir türlü düşünceler de olan Kültigin ne yapacağını bildiğini söylesek yalan olurdu. Ne de olsa ilk kez bu kadar katı kurallara sahip bir kadının yanına gidiyor ve korku duyuyordu.
Öğretmeni bulduktan sonra rehberlik odasına geçtiler öğretmen “ Senin ailevi sıkıntıların mı var yoksa bana kasti olarak mı böyle davrandın?” Diye sorunca Kültigin bir an duraksadı beyninde zaman bir iki yıl geriye sardı. “ Öğretmenim ben yedinci sınıftayken babaannem yatalak bir kadındı. Sonra sekizinci sınıfta annem kalp krizi sonucu hastalandı. Hayatta kaldı, kaldı ama İstanbul’a daha iyi bir tedavi için abim yanına aldı. Bizde benden dört yaş büyük diğer abim ve kızkardeşim ile köyde beraber kaldık. Babaannem yatalak, annem İstanbul'da, abim okulu bıraktı ve küçükbaş hayvancılık yapıyor. Küçük kız kardeşim babaannemle ilgilendi bende abime yardım ettim haliyle okulu aksattım “. Ve sonra “ Babam çok sert ve otoriter bir adamdır. Bizimle ilgilenmek bir yana yüzümüze bile bakmıyordu. Sekizinci sınıftayken arada bir okula gider, sınavlara girerdim. Başarılı bir öğrenci idim ama annemin olmaması bizi dağıttı. Babamın aşağılamaları artık bende özgüvensizlik ve dayanılmaz bir nefret duygusu yarattı. Yaşadıklarımın hepsini şuan size hemen anlatamam ama sizden de aynı seviyede bir aşağılama olmasa da size patladım diyebilirim. Ya da bu bir haykırış, imdat çığlığı gibi algılayabilirsin” dedi. Öğretmen “ seni şimdi biraz daha iyi anladım. Bende hatalıydım, ben bunun için senden özür dilerim ama kendini bana böyle içtenlikle anlatman beni çok etkiledi. Sana bu saatten sonra ne zaman istersen yardımcı olacağım, tamam mı? Şimdilik bu sohbetimizi bitirelim sende öğle arasında biraz daha dinlen” diyerek sohbeti bitirdiler. Kültigin belki de içinde bazı şeyleri anlatmanın verdiği ufakta olsa bir mutluluk vardı.
Zilin çalmasıyla sınıfa çıkan Kültigin bir an sınıftakilerin biraz garip bakışlarını hissetti. Bu biraz öğretmene karşı gelmesinin bunu nasıl yaptığına şaşıran arkadaşlarının bakışıydı. Kültigin'e bu biraz özgüven vermiş gibi duruyordu. Kültigin kimseyle muhatap olmadan sırasına oturdu. Kafasını kolları arasına alarak uyku pozisyonuna alarak düşüncelere daldı. Aklında bir düşünce olarak Nazlı ‘ya belki bu olayla yakınlaşabilir miyim diye düşüncelere daldı. Kendince bu düşünceler yüzünde ufak bir tebessüm oluşturdu. Bir hayal herşeyin başlangıcı olabilir bunun mutluluğu vardı içinde. İnsan hayallerinin peşine gitmekte özgürdür ancak yaşadığın hayat sana imkan vermedikten sonra, hayal kurmanın bir anlamı olmadığının acısını insan biraz da olsa anlıyor. Kültigin biraz da kibirlenme duygusu gösterse de içinde ki mutluluk gurur verici bir hâl almıştı. Bu olay tanınmanın sadece sınıfta değil okul çapında tanınmasına vesile olacaktı.