Gün döndükten sonra vakit çabuk geçiyordu. Hafiften bir rüzgar vardı havada. Mustafa atını yularını çekerek önden ilerliyordu. Hüseyin de onun ardı sıra geliyordu. Zaman kısaldıkça içini kurt gibi kemirdi endişesi. Hiç bir şey planladıkları gibi gitmemişti. Halbuki yola çıkarken ne hayalleri yoldaş eyleyip yola düşmüştü. Sevdiğine hediyeler alacak, göğsü kabararak evlerine varacaktı ama hiç bir şey umduğu gibi olmamıştı. İçindeki sıkıntı katran gibi kaynadı. Şimdiden mahcubiyet çöreklenmişti yüreğinin ortasına. Nasıl elleri boş evlerine varacaklarını kara kara düşünmeye başladı. Ah Emine! Bu mahcubiyetle nasıl gül yüzüne bakardı sevdiceğinin? Nasıl da mahcupdu oysa ki! Yaptıklarından zerre pişmanlık duymuyordu. Bilakis yaşlı adamı kurtardıkları için huzurluydu. Tek derdi sıkıntısı s

