Hasan, askerliğinin ikinci ayına girmişti. Günler hem yavaş hem de hızlı geçiyordu. Sabahları içtima, eğitimler, nöbetler derken bazen zaman su gibi akıyor, bazen de bir gün bir yıl kadar uzun geliyordu. Mardin sıcağı gün boyunca kemiklerine kadar işliyor, akşamları ise bozkırın serin havası tüm yorgunluğunu içine çekiyordu. Bugün nöbetçi değildi, bu yüzden sabah kalkar kalkmaz koğuşun önünde biraz soluklandı. Arkadaşlarıyla beraber sigara içen birkaç asker hararetli bir sohbet içindeydi. Kimi mektup beklediğini söylüyor, kimi memlekette bıraktığı nişanlısından bahsediyordu. “Hasan, senin hatun mektup yazıyor mu bari?” diye sordu Kemal, yanında otururken. Hasan gülümseyerek başını salladı. “Yazmaz mı? Her hafta bir mektup geliyor çok şükür,” dedi, cebinden katlanmış kağıdı çıkararak. K

