"Ne yazık ki şüphelerim doğru çıktı. Beyninde kötü huylu bir tümöre rastladık..."
Tiyatroda kullanılan bir terim vardır; Doğaçlama. Oyuncular konuya bağlı kalarak davranışlarını ve duygularını oyuna göre uyarlarlar. Herhangi yazılı ve zorunlu senaryoyu ezberleme gereği duymadan.
Tıpkı benim gibi... yıllardır süregelen ölüm isteğimin ve bir intihar girişiminin ardından bana armağan edilen ölüm gibi. Artık ölmek için herhangi bir yol aramak zorunda değildim. Tamamen doğaçlama yaparak en kısa sürede ölümün gelişini kutlayacaktım.
"Ella, iyi misin?"
Doktorun konuşması tıpkı suyun altında konuşan insanın sesini andırıyordu. Boğuk ve ne dediği anlaşılmayan türden...
"Ne kadar ömrüm kaldı yani?"
"Bu şekilde konuşmamız doğru olmaz Ella. Kemoterapi ve ilaç desteğiyle bunu değiştire- "
Telaşlı bir şekilde kadının konuşmasını böldüm. "Tedaviyi reddediyorum." Konuşmak için dudaklarını aralayan doktor şaşkınlıkla bana baktı.
"Bu karar için çok erken değil mi?"
Gülerek kadının arkasındaki camdan dışarıyı seyrettim. "Buraya intihar vakası olarak geldiğimi hatırlıyorsunuzdur umarım. Yaşamak için mücadele etmek yapacağım en son şey bile olamaz." Çantamı alarak ayağa kalktığımda o da benimle birlikte ayağa kalktı.
"Bu süreci tek başına atlatmak zorunda değilsin Ella."
"Kararım kesin. Kesinlikle aileme söylememek adına yasal haklarımı kullanacağım. Hoşça kalın."
Hastanenin bahçesinde yürürken üzerime çöken amaçsızlık ilk kez beni şaşırtmıştı. Yoksa korkuyor muydum? Hayır tabii ki de. Sadece yıllardır hayalini kurduğun dileğin ansızın gerçekleşince onunla ne yapacağını bilemezsin. Benim durumum da aynısıydı.
Elimdeki tomografi kağıtlarını okurken gerçekliği algılamada zorluk çekiyordum. Ölecektim. Kendi kendimi düzelttim. Zaten ölüyordum. Sonucun kesinleşmesi tamamen benim yararıma olacaktı.
"Şşt, depresif prenses. N'aber?"
Banka oturan Hazel elimdeki kâğıtlara baktı. "Hastalık hastası annenin sana yaptırdığı tahliller mi?" Dosyaları bir yere toplarken kafamı olumlu anlamda salladım.
"Sessizsin bugün? Yoksa kötü bir şey mi var?"
Belli etmek istemese de Hazel'in gözlerindeki kaygıyı görebilmiştim. 'Evet, öleceğim kesinleşti.' Demek istemiştim ama onun yerine "ne yazık ki sapasağlamım," diyerek yanıtladım.
"E, o zaman bunu kutlayalım bi birayla ha? Üstüne de üç şat tekila attık mı tamam."
Kendimi tutamadan gülmeye başladım. "Daha akşam bile olmadı, ne bu içme çabası? Bakıyorum da keyfin yerinde." Dedim bankta hafif ona doğru kayarken. Sırtını banka yaslayarak önümüzde oynayan çocukları seyretti.
"Ufak bir gelişme var onun için kabul ettim görüşme teklifini."
Şüpheli bakışlarla Hazel'e odaklandım. "Tekrar bağımlılığa geri dönmedim değil mi?" Endişe dolu gözlerime alayla karşılık verdi.
"Daha kötüsü; aşık oldum."
Yanaklarımı şişirerek gökyüzüne baktım. "Bitmedi senin sorunlu erkek sevdan Hazel." Dudaklarını bükerek omzunu silkti.
"Bu seferki aptal değil en azından. Zekadan kurtarıyor."
İnanamayan gözlerle ona baktım. "Şükürler olsun diye bağıracağım bak şimdi. En son elindeki paketlerle seni polisin önüne yem gibi atıp kendisi kaçan o çocuktan sonrasını düşünemiyorum. Neyse ki bayan Louisa hapse girmeni engelledi." Uzun nutuk çekmem canını sıkmış olacak ki sigarasını yakarak 'seni dinlemiyorum' moduna geçti.
"Bayan Louisa demişken, niye sordun o ruh hastası kadının yerini?"
Belgeleri çantama tıkıştırırken umursamaz görünmeye çalıştım. "Terapiyle ilgili bir şey soracaktım da. Hem niye ruh hastası diyorsun ki ona?"
Yan yan bana baktı Hazel sigarasından uzun nefes çekerken. "Bak söylemedi deme; o kadın kafayı sıyırmış. Terapi merkezinden önce yıllarca yetimhane işletmiş şimdi de bizim gibi sorunlularla uğraşıyor. Neden? Ben olsam hayatta uğraşmazdım." Hazel'in elindeki sigarayı alarak dudaklarıma götürdüm.
"Demek ki başkalarının dertleriyle uğraşarak kendi dertlerini unutuyor. Nedeni çok basit aslında."
"Hey, sigaramı geri ver otlakçı. Sen gibi züppe değilim ben unuttun mu? Zar zor çıkarıyorum şu zıkkımın parasını."
Hışımla elimden sigarayı çekip aldı. Onun bu haline gülmeden edememiştim. Sigara içmem onu rahatsız ediyordu çünkü onun gibi zararlı şeylere bağımlı olmamı istemiyordu. Fakat kafamda yeşermeye başlayan ölümcül tümörden haberi yoktu.
"Çocuk yakışıklı mı bari?"
Sorduğum soru üzerine sırıtmaya başladı. Eliyle 'enfes' işareti yaparken ikimiz de kıkırdadık birbirimize bakarak. Kısa sürse de hayat bu zamanlarda güzeldi işte. Özellikle tek derdin arkadaşının toksik ilişkiyse.
•_•_•_•_•
Çadırın önüne geldiğimde beni bu sefer köpeği karşılamıştı. Önce havlasa da beni görünce susup dikkatle gözlemlemeye başladı. Sese çıkan Suflör beni gördüğüne şaşırmış gibiydi.
"Son konuşmamızdan sonra bir süre gelmezsin diye düşündüm. Ne de olsa hayatını kurtardım. Nefreti hak ediyorum."
Yaptığı iğnelemeyi görmezden gelerek karşısına geçtim. Gözlerine odaklandığımda ilk kez onunla bu kadar yakın mesafede duruyordum. Kurduğum yakınlıktan rahatsız olmuşa benzemiyordu. Tam tersi meydan okumam onun hoşuna gitmiş gibiydi.
"Hayatımı kurtardın."
"Buraya teşekkür etmek için mi geldin?"
Güldüm. "Tam tersi, yaptığın iyiliğin karşılığını vermen gerektiğini söylemek için geldim. Bu kadar iyilik meraklısı olduğuna göre bir karşılığı olmalı değil mi?" Dedim kafamı hafif kaldırarak onun hizasına getirirken. Boy farkımız fazla olmadığı için onunla göz göze gelmek zor olmuyordu.
"Nasıl bir karşılık bekliyor beni?"
"Bilmem, yaşayıp göreceğiz ikimiz de."
Tam da arkamı dönüp gidecekken söylediği şeyler üzerine yerime çivilenmiştim.
"Hayatını kurtardım diye beni iyilik perisi olarak görmeni önermem Ella."
İlk kez ismimi onun ağzından duymuştum. Arkamı dönüp onunla göz göze geldiğim ilk kez bakışlarında bir anlam yakalayabilmiştim. O bakışlarda karanlık yatıyordu. Odamda beni ailemle tehdit eden o kişinin bakışlarıyla benzerliğinin olması beni ürkütmüştü.
"Kim olduğumu bilmiyorsun, neler yapabileceğimi de. Ya da neler yaptığımı. Çok çabuk karara varıyorsun; tıpkı intihar kararın gibi. Sen ölmeyi istemiyorsun Ella, sen yaşamak istiyorsun. Hayata duyduğun kin ve nefretin sebebi bu. Yalnızca bu; mutlu olmayı beceremiyorsun."
Doğruydu... hiçbir şeyi beceremediğim için de yaşama hakkım elimden alınmıştı. Söylediği şeyler öfke kontrolümü elimden alıyordu sebebini anlayamadığım şekilde.
"Sen sanki çok mu beceriyorsun yaşamayı? Yaşadığın yere bak! Elinde fırsat verken çöplükte yaşamayı reva görüyorsun kendine."
"Belki de bu çöplük bile fazla benim için. Burayı bile hak etmiyorum belki nereden biliyorsun?"
Bağırırcasına sorduğu soru üzerine ilk kez onun da kontrolü kaybettiğine şahit olmuştum. Birkaç adım yaklaşarak aramızdaki mesafeyi kısalttı ve ardından sözcükleri fısıldarcasına yüzüme üfledi.
"Ama en azından çöplükte bile yaşayabiliyorum. Kendimi öldürmeyi düşünmekle geçirmiyorum günlerimi."
Bile isteye damarıma bastığını anlamamak için aptal olmak gerekirdi. Hiç beklemeden dizimi karnına geçirdiğimde nefessiz kalarak iki büklüm oldu. O an daha fazlasını yapmak istedim. Çünkü uzun süre olmuştu canımın bu denli yakılmadığı.
"Sen de kendini öldürtmekle meşgulsün âma!"
İkinci bir tekmeyi atmama izin vermeden ayağıma taktığı çelmeyle birlikte yerle bütünleştim. Sert zemine çarpmanın etkisiyle bir süre yerimde kalakalmıştım hareketsiz şekilde. Nefes nefese kalan 'terapistim' dizini yere koydu daha iyi nefes alabilmek adına.
"Kendimi öldürtmeyi de sevdiğim söylenemez."
Yerden destek almak için avuç içimi taşlı zemine bastırdım. O an buz gibi olan çakıllardan vücuduma soğuk bir titreşim yayılmıştı. Kalkmam için uzattı elini es geçtim ayağa kalkmadan önce.
"Senin hayatın beni ilgilendirmiyor. Şu saatten sonra benim hayatım da seni ilgilendiremez."
Ayağa kalktığımda o da benimle birlikte dikeldi. "Ella," ismimi onun ağzından duymak garip hissettiriyordu fakat orada bunu düşünemezdim.
"Bu yaşadıklarımızı ufak bir teşekkür olarak kabul edebilirsin. Çöplüğünle sana mutluluklar dilerim."
Adımlarım hızlandığında arkamda bıraktığım yerden de uzaklaşıyordum. Telefonum titrediğinde cebimden çıkararak ekrana baktım bir süre.
"Gizli numara"
Nefesimi dışarı verdim ve çağrıyı yanıtladım. "Dinliyorum." Telefondaki sesin sahibi kendinden emin şekilde konuşmaya başladı.
"Süren azalıyor sevimli köstebek dostum. Şu an basket maçı yapan kardeşini izliyorum. Bir sonraki seferde izlemekle yetinmeyeceğime emin olabilirsin."
Ve telefon kapandı.
Bugün önüme birçok seçenek sunulmuştu. Ve gariptir ki şu anda eleyemeyecek durumda olduğum ölümüm seçenek bile olamazdı. Çünkü hayat beni ölüme rağmen sevdiklerim uğruna savaşmak zorunda bırakmıştı.
Peki Suflör'ü göz göre göre kim olduğunu bilmediğim herifin ellerine teslim edebilecek miydim?
Hiç beklemeden telefonu çıkararak rehberdeki o ismi aradım ellerimin titremesine engel olamadan.
"Ella?"
"Bayan Louisa, acilen konuşmamız gereken bir konu var."