bc

Tesadüf (Türkçe)

book_age12+
955
TAKİP ET
5.5K
OKU
second chance
drama
tragedy
comedy
sweet
humorous
campus
friendship
lies
secrets
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

" Şu ana kadar bana ne yaşatmış olsan da, umurumda değil. Ben seni seviyorum. Seni istiyorum. Gururumu hiçe sayacak kadar seni istiyorum. " Her cümlemde onu ittiriyordum.

" Kafamın karışık olduğunu mu düşünüyorsun? Değil. Hem de hiç değil. " Giydiği gömleğin düğmelerini açarken gözlerimi gözlerinden bir saniye bile ayırmadım. Şaşkınca bakıyordu bana.

" Hayatıma kim girerse girsin, seni unutturamadı. " Gömleği üzerinden çıkardım.

" Bana yaşattıkların için senden nefret ediyorum. Ama seni bırakamayacak kadar da seviyorum. "

KAPAKTAKİ MODELLER KARAKTERLERİ TEMSİL ETMEMEKTEDİR!

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
BÖLÜM 1
Büyük sırlar çoğu hayatı mahvettiği gibi, bazı hayatları rüyaya çevirirdi. Hayatımın on iki yılında varlığını sürdüren okul, yaklaşık beş dakika önce sona ermişti. Okul koridorlarında dışarı çıkmak için koşturan dokuzuncu sınıfları izlerken aynı zamanda elimdeki kâğıdı katlamaya çalışıyordum. Onlar için sadece üç aylık bir yaz tatiliydi bu ara. Benim için ise hayatın gerçek yüzünü görmemi sağlayacak bir başlangıç. Ayakkabılarımın zeminde bıraktığı sesler eşliğinde onların arasından geçerken tek tek sınıflara göz atıyordum. Bu dört duvar arasında onlarca anım vardı. İyi ya da kötü her türlü anı zihnimin bir köşesinden çıkmış bana kendilerini hatırlatıyorlardı. Kantinin önünden geçerken gözümün önüne gelen anı ile yüzümü buruşturdum. Herkesin rezil olduğu anları hatırladığında refleks olarak gösterdiği tepkiyi göstermiştim o an. Sanki o anı yeniden yaşıyormuşum da ellerimi yüzüme kapattığımda kimse burada olduğumu göremeyecekmiş gibiydi. Zamanında tam bu kapının önünde, o zamanlar hayatımın aşkı olduğunu düşündüğüm çocuğun önünde düşmüştüm. O yaşta büyük bir kayıp gibi gelebiliyordu insana ama şu an düşündüğümde unutulmayacak güzel bir anıydı. Okuldan ayrılırken bu kadar üzüleceğim aklımın ucundan bile geçmemişti şimdiye kadar. Ama maalesef insan bunca zaman aynı ortamda bulunduğu arkadaşlarını dersler kadar kolay kestirip atamıyordu. Kolumda hissettiğim baskı ile bütün anılarımdan kurtulup yanıma gelen ve durmaksızın konuşan arkadaşıma baktım. ‘’ Okul bitti diye bir ağlamadığın kalmış. Anlamıyorum ne güzel bitti işte. Artık her sabah erkenden kalkıp otobüse yetişmeye çalışmayacağız. Mesela her sabah alarmımız çalmayacak ya da derslerde uyuyakaldığımız için öğretmenlerimiz kulağımızın dibinde bağırmayacak. Bugün okulda ne giyeceğim diye düşünmek yerine yatağımızda hangi pozisyonda uyuyacağız… ‘’ Konuşmasına müdahale etmediğim sürece nefessiz kalana kadar konuşacağını bildiğimden elimle ağzını kapattım. ‘’ Tamam, üzülmedim yeter ki nefes al. ‘’ Elimi ağzından çektikten sonra önce derin bir nefes aldı sonra da kızgın gözlerini bana çevirdi. Konuşmasına fırsat vermeden çıkış kapısını açtım ve bütün öğrencilerin o son konuşma için bahçede beklediğini gördüm. ‘’ Gidiyoruz ama muamele aynı. ‘’ Gülümsedim ve sıraya geçene kadar yanımda durmaksızın konuşan arkadaşımı dinliyormuş gibi yaptım. Dinlemediğimi anladığı an sanırım beni öldürürdü. Sıranın sonunda yerimizi aldıktan hemen sonra okul müdürü geleneksel konuşmasını yapmaya başlamıştı. Havanın sıcak olması bir yana on ikinci sınıfların dört yıldır aynı konuşmayı dinlemekten sıkılmaları bir yana benim canımı asıl sıkan şey bir daha bu okula gelemeyecek olmamdı. Gerçekten mezun olmak istemiyordum sanırım. Okulun can sıkıcı birçok yanı olduğu gibi eğlenceli de yanları vardı. Bunu kimse inkâr edemezdi sanırım. Bazılarımız bu duvarlar arasında yaşamayı öğrenirdi. Gençlik aşklarını yaşarlar, ilk depresyonlarına girerlerdi. İlk kavgalarını eder, ilk kötü alışkanlıklarını kazanırlardı. Okula sadece matematik, edebiyat gibi dersleri öğrenmek için değil, hayatı öğrenmek için gelirdik. Ama çoğu insan bu durumun farkına varamazdı. Onlara da hak veriyordum. Damarlarında ergenliğin verdiği aykırılık akarken nasıl farkına varabilirlerdi ki? Benim bunları düşünebiliyor olmamın sebebi ise erken yaşta olgunlaşmak zorunda kalmış olmamdı. Ama sadece düşüncelerim olgun diyebilirdim sanırım. Arkadaşlarımın ve kardeşimin yanında üç yaşındaki bir çocuk gibi olabiliyordum. Ben bunları düşünürken çok sevgili müdürümüz konuşmasını bitirmiş çıkış iznimizi vermişti. Kapının önünde oluşan balık istifi kıvamındaki ortama girmek istemediğimden biraz beklemiştik ve herkes çıktıktan sonra okuldan çıkmıştık. ‘’ Oh be dünya varmış. Şimdi ne yapıyoruz? ‘’ Sabırsız arkadaşıma bakıp gülümsedim. Ben ne kadar olgunsam o da o kadar çocuksuydu. Ama yeri geldiğinde benden daha olgun davrandığı zamanlara şahitlik etmiştim. Birbirimizi çok iyi tamamlayan iki dosttuk. ‘’ Eve gitmek istiyorum sadece. Yarın akşam balo var bir de. Dinlensek iyi olur. Şiş gözaltları ile gitmek istemiyorum. ‘’ Bana hak verip yeniden upuzun konuşmalarından birini yapmaya başlamasıyla derince ofladım. Yürümeye devam ediyorken bu kadar konuşmayı nasıl başarabiliyordu? Yorulmuyor muydu? Sanırım bunlara cevap bulamayacaktım, en azından şimdilik. Yanımda ani bir sessizlik oluşmasıyla durdum ve arkama baktım. ‘’ Almina? Ne diye orada dikiliyorsun? ‘’ Almina, büyükçe açtığı gözleri ile bana bakmaya başladı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. ‘’ Elbisem yok. ‘’ Dudaklarından çıkan iki kelimelik cümle bütün sinir hücrelerimi ayaklandırmaya yetmişti. Benimle dalga mı geçiyordu bu kız? ‘’ Kızım sen iyi misin? Bir ay önce demedim mi ben sana elbiseni unutma diye. Al işte şimdi ne yapacaksın? ‘’ Sinirim yüzünden sesimin sert çıktığını onun gözlerinin dolmasından sonra fark etmiştim. ‘’ Ben almıştım ama üzerine kahve döküldü ve lekesi çıkmadı. ‘’ Kahvesini neden elbise üzerindeyken içtiğini ne kadar sormak istesem de onu daha fazla üzmek istemediğimden yanına kadar ilerledim ve omuzlarından tuttum. Herkeste göremeyeceğim güzellikteki turuncu saçlarını yüzünden çektim ve çoktan akmaya başlayan gözyaşlarını silip gülümsedim. ‘’ Haydi ağlama. Gidip benim dolabıma bakalım. Mutlaka sana uygun bir şey buluruz. Zaten genelde benim kıyafetlerimi giyiyorsun.‘’ Yüzündeki ağlamaklı solgun ifade anında uçup gitmiş yerini kocaman bir gülümsemeye bırakmıştı. Çocuk gibiydi. O benim aksime duygu geçişlerini çok çabuk yaşıyordu. Duygusaldı ve duygularını asla saklamaz yeri geldiğinde ağlar yeri geldiğinde kahkahalar atardı. Ben de en az onun kadar duygusal olsam da bunu saklıyordum. Kolay kolay ağlamaz hatta bazen Almina ağladığında ona kızardım. Sinirimi ise on kilometre ötemdeki biri bile fark edebilirdi. ‘’ Düş önüme deli kız. ‘’ Onu ve kendimi karşılaştırmaya bir son verip koluna girdim. Evime kadar yürümeye karar vermiştik. Hem dinlenmek istiyordum hem de yürümek istiyordum. İkisini aynı anda yapmak imkânsızdı sanırım. Evin önüne geldiğimiz zaman ayaklarımız kopmak üzereydi. Çantamdan anahtarı alacak gücüm bile yok gibi gelmişti o an. Anahtarı aramayı boş verip Çınar’ın evde olması için dua ederek zili çaldım. Bir dakika sonra içeriden patırtı sesleri eşliğinde ‘ geldim ‘ sesini de duymuştuk. Klasik Çınar diye düşündüm içimden. Kapı açılır açılmaz Almina ve ben kendimizi içeri attığımızda Çınar ikimize de tepeden bakıyordu. ‘’ Neden bu halde olduğunuzu sormak gibi bir hata yapmayacağım elbette. Şimdi sizi burada bırakıp kız arkadaşımın yanına çıkıyorum. ‘’ İkimiz de yorgunluğun etkisindeyken kız arkadaşım lafını duymazdan gelmiştik birkaç saniye için. Ama o birkaç saniyenin ardından aynı anda kafamızı yerden kaldırıp birbirimize baktık. ‘’ Kız arkadaşı mı? ‘’ Sesim yankı yapıyor gibi gelmişti ama asıl olan ikimizin de aynı anda aynı tepkiyi vermesiydi. Bir insanla ne kadar vakit geçirirseniz onun muhtemel tepkilerini verir hareketlerini farkında olmadan yapmaya başlardınız. Bize de tam olarak aynısı olmuştu. Yaşadığımız aydınlanmadan sonra üzerimizdeki yorgunluk kuş olup uçmuş yerini meraka bırakmıştı. Öyle ki ikimiz de koşarak merdivenlere varmış bir hışımla üst kata çıkıp kardeşimin odasına dalmıştık. Orantısız güç kullanarak açtığımız kapı duvara hızla çarptığı ve yüksek bir ses çıkarttığı için korkup yerinden sıçrayan Çınar ile adını henüz bilmediğim kız arkadaşını gördüğümde gülmeme engel olamamıştım. ‘’ Hayatım işte bu da benim ayarsız ablam ve en yakın arkadaşı Almina. Kızlar bu da kız arkadaşım Yeliz. ‘’ O andan sonra sadece tanışma ile geçmişti. Normalde bu olayı derinlemesine ele alıp onları soru yağmuruna tutabilecek bir yapıya sahipken bugünün yorgunluğu ağır gelmişti ve tanıştığıma memnun olduğumu dile getirip Almina’yı alıp odadan çıkmıştım. Şimdi ise dolabımın karşısında Almina için elbise arayışındaydık. Daha doğrusu ben yatağımda uzanıyordum o ise dolabımı alt üst ediyordu. İşi bittikten sonra dolabı toplayacak kişi tabii ki de o olacaktı. Bunu kendisi de bildiği için aramızda bu konu ile ilgili herhangi bir diyalog geçmemişti. Bir saat içerisinde o istediği elbiseyi bulmuş ben ise uyur uyanık bir şekilde onu izlemiştim. ‘’ Elbisemi de bulduğuma göre ben gideyim artık. Sen de çok yorgunsun dinlen biraz. Yarın gözaltı torbaları ile görmek istemiyorum seni. ‘’ Ona gülümseyip yatağımdan kalktım ve kapıya kadar eşlik ettikten sonra merdivenlere geri yöneldim. ‘’ Çınar! Ben yatıyorum yarın için dinleneceğim. Ses falan yapmayın mümkünse. ‘’ Odama girmeden üst kata doğru bağırmış ve odama girmiştim. Evimiz üç katlıydı. Orta katta benim odam ve bir tane kütüphane tarzı dekore ettiğimiz bir oda vardı. Çatı katında ise Çınar kalıyordu. Orası kattan çok büyük bir oda gibiydi ve orayı Çınar’a kaptırdığım için içimde bir ukde taşıyordum. Yatağıma uzanıp kulaklığımı taktım. Müziksiz uyuyamıyordum. Müzik olmadan uykuya dalmam uzun sürüyordu desem daha doğru olurdu. Ve şu an acil bir uykuya ihtiyacım vardı. Beni en çok rahatlatan şarkılardan birini açıp gözlerimi kapattım ve yarının mükemmel geçmesini dilerek uykuya ilk adımımı attım. ************ Kulağıma gelen perde açılma sesi ve Almina’nın bana seslenişleri eşliğinde uyanmıştım güne. Göz kapaklarımı ne kadar açık tutmak istesem de gözüme batıyorlardı. ‘’ Uyanman için seni öpmem gerekiyorsa bunun olmayacağını şimdiden söylüyorum. ‘’ Almina’nın espri ile karışık sitemini işitir işitmez ayaklarımı yataktan sarkıtır bir biçimde doğruldum. ‘’ Oradan bakılınca pamuk prensese mi benziyorum? ‘’ Az önce söylediği şeylere gönderme yapmıştım ama o beni dinlemek yerine dolabımdan benim elbisemi alıp incelemekle meşguldü. ‘’ Alarmın bayağı çalmış uyanmamışsın. Çınar beni arayıp gel arkadaşını uyandır, alarmı uykumu bölüyor dedi. Kendisinin uyandırmasını söyledim ama kardeşini biliyorsun üşengecin teki. O yüzden ben geldim. İyi ki anahtarım var. ‘’ Kendime gelmeye çalışırken bir yandan da onu anlamaya çalışmakla uğraşıyordum. Gözlerimi ovuşturup esnedim ve yataktan tam anlamı ile kalkıp banyoya yöneldim. ‘’ Hoş geldin. Şimdi müsaadenle biraz kendime gelmek ve sonra kahvaltı hazırlamaya koyulmak istiyorum. Hazırlanmaya kahvaltıdan sonra başlayabiliriz. ‘’ Onu elimin tersi ile kenara ittirip odamdan çıktım ve banyoya girdim. Fakat o konuşmaya devam ediyordu. ‘’ Ya Sena! Bugün Batuhan ile bir şeyler yaşayabilmemiz için son fırsatım. Anlıyorsun değil mi? Nasıl davranacak acaba bana? Kendisi beni baloya davet etti aslında. Bence o da benden hoşlandığını falan fark etti. ‘’ Yüzümü yıkarken canım arkadaşımın hayal dünyasını anlatışını dinliyordum. Hayal dünyası diyordum çünkü gerçekleşmeyecek bir şeyi istiyordu. Batuhan, onun platonik olduğu kişi. Hatta platonikliği de geçtim takıntı haline getirdi artık çocuğu. Nasıl bu hâle geldiğini bilmiyordum. Lise üçüncü sınıfta Almina, onun için çok değerli olan kolyesini kaybetmişti okulda. Tüm gün boyunca ağlayarak kolyeyi aramıştı. Tabii yanında ben de vardım. Daha sonra tam bulamayacağını düşündüğü sırada Batuhan’ı ve elinde salladığı kolyesini görmüştü. O zamandan beri bunun bir işaret olduğunu falan düşünüyor. Ona defalarca bunun bir tesadüf olduğunu söylesem de kendine bir gerçek belirlemişti ve ona göre oynuyordu. İşimi halledip banyodan çıktım ve Almina’nın ortalarda olmadığını görüp aşağı indim. Mutfaktan tabak sesleri gelmesini Almina’nın kahvaltı hazırlıyor olmasına yormuş ve mutfağa girince bu tahminimi doğrulamıştım. Beraber sohbet ederek ve bu gecenin nasıl geçeceği üzerine teoriler üreterek kahvaltıyı hazırlamış, her şey hazır olduktan sonra ben Çınar’ı uyandırmaya çıkmıştım. Şimdi ise üçümüz oturmuş kahvaltımızı yapıyorduk. ‘’ Gece geç geleceksen anahtarı al beni uyandırma gecenin köründe. ‘’ Çınar’a elimdeki yağ bıçağının ucunu gösterip bakışlarımı sertleştirdim. ‘’ Bu bıçağı sana saplamamam için tek bir neden söyler misin? ‘’ Almina bizi gülerek izliyordu ama Çınar’ın gözlerinden geçen, acaba gerçekten saplar mı, tedirginliğini yakalamıştım. ‘’ Çünkü kardeşinim? ‘’ Şirince sırıtıp cümlesini kurar kurmaz ben de ona şirince gülümsedim. ‘’ Ama hiç kardeşimmiş gibi davranmıyorsun. Düşmanını bile daha çok seviyorsundur. ‘’ Ben, hayır tabii ki seni daha çok seviyorum tarzında cümleler beklerken o bunun tam tersi bir cümle kurmuştu. ‘’ Evet. Senin neyini seveceğim? ‘’ Bundan sonrası ona çatal fırlatmam ile başlamış, fırlattığım çatal yanağına geldiği için onun bağırması ve yanağına buz koyması ile sonlanmıştı. Ve çaktırmadan da masayı toplama olayını ona itelemiştik. Mutluyum. Almina ile benim odama çıkmış ve balo için hazırlanmaya başlamıştık. Saat 16:00’da tutulan mekânda olmamız gerekiyordu ve şu an saat 12:00’dı. Dört saatlik bir zamanımız vardı. Aslında kendim açısından herhangi bir telaşım yoktu çünkü hızlı hazırlanan biriydim ama Almina için ne yazık ki aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Tahmin ettiğim gibi olmamış, Almina neredeyse benimle aynı süre zarfında hazırlanmıştı. Beklemediğim bu olay karşısında onu alkışlamak istiyor olsam da onu pohpohlamamak için yapmadım. Çünkü biliyordum ki eğer böyle bir şey yaparsam önümüzdeki iki hafta boyunca bununla övünecekti. “Tamam mısın?” Son olarak parfümümü sıkarken ona dönmeden sormuştum. Ondan ise sadece onaylama sesi almıştım. Gözüm duvardaki saate iliştiğinde saatin 15:10 olduğunu gördüm ve Almina’yı da alıp evden çıkmak üzere aşağı indim. Çınar ortalarda gözükmüyordu. Yüksek ihtimalle birkaç saat önce kahvaltı masasında yanağına attığım çatalın kızarıklık izi ile kız arkadaşına duygu sömürüsü yapıp eve çağırmaya çalışıyordur. Klasik Çınar işte şaşırmamak lazım. “Çınar biz çıkıyoruz.” Cevap vermesini bekledim. Ama herhangi bir yanıt alamadım. Zamanım olsa odasına gider cevap alana kadar döverdim ama zamanım yoktu işte. Ayakkabılarımızı giyip yanımıza yedek olarak aldığımız spor ayakkabılarını da poşetlerimize koymuş ve evden çıkmıştık. Gecenin ilerleyen saatlerinde ayaklarımızın ağrıyacağını bildiğimiz ve eve şişmiş bileklerle gelmek istemediğimiz için yapılmış bir hamleydi bu. “Ne zaman gelecekler acaba? Aramadılar da.” Omuz silkmekle yetindim. Bahsettiği kişiler okuldan iki arkadaşımızdı. Baloya beraber gitmeyi teklif etmişler biz de evlerimiz uzak olduğu ve bu kıyafetlerle otobüs yolculuğu çekmek istemediğimiz için kabul etmiştik. Balo eşlerimiz değillerdi. Ben telefonumla ilgilenirken gelen korna sesi sayesinde geldiklerini anladım ve başımı telefondan kaldırıp onlara baktım. Sinan ve Batur, namı değer okulun ikizleri, takım elbiseleri ile normalden daha fiyakalı gözüküyorlardı. Okulda birbirimizi klasik kıyafetlerle gördüğümüz için farklı bir kombin yapıldığı zaman şaşırıyorduk ister istemez. “Bu ne güzellik hanımlar. Bilseydik sizi partner olarak davet ederdik. Malum gecenin en güzel kızları siz olacak gibisiniz.” Batur’un şakayla karışık iltifatına gülüp kabul ettik. Böyle biriydi işte. Biraz, uçarı. Sinan ise ona göre biraz daha oturaklıydı ama yine de biraz aykırılığı vardı. Değer verdiğim iki arkadaşımdı ikisi de. Yolumuz kısa sürmüştü. Trafik olmamasından kaynaklı mıydı yoksa arabanın içindeki muhabbet akıp gittiği için miydi bilmiyordum ama yarım saate yakın bir sürede varmıştık balonun yapılacağı yere. Onların eşliğinde arabadan inmiş ve etrafa şöyle bir bakmıştım. Mekâna gece kulübü atmosferi verilmeye çalışılmıştı. Alkol tüketilen bir yer değildi. Bizden bir önceki sene mezun olan öğrencilerin balosunda, alkolden kendini kaybetmiş iki kişi kavga ettiği için bizim senemizde böyle bir duruma ortam hazırlamamışlardı. Geniş holün arkalarına doğru küçük bir sahne olmasına rağmen onun zıttı oldukça büyük bir dans pisti vardı. Duvarların rengini tavanda asılı duran mavi kırmızı ışıklardan dolayı seçmekte zorlanmıştım. Ama açık renkler kullanılmışa benziyordu. Kızların çoğu renkli elbiseler tercih etmişti. Benimkinin siyah olması biraz matem havası vermiş gibiydi ama siyah kıyafetleri kendime daha çok yakıştırıyordum. Erkekler ise tekdüze giyinmişti. Ne beklenebilirdi ki zaten? Tek farkları bazıları sade gömlek bazıları yelek giymişti üstüne. Kravat ya da papyon seçeneklerini de atlamamak lazım. “Siz geçin bir yere biz arkadaşlarımıza selam verip geleceğiz.” Sinan ve Batur’u onaylayıp ön masalardan birine oturduk. Almina şaşırılası bir şekilde konuşmuyor sadece etrafı izliyordu. Kimi aradığı çok bariz değil mi? Gözleri karanlık bir duvar köşesinde takılı kalınca aradığını bulduğunu anlamış, bana döndüğü an elimle git işareti yapmıştım. Yüzündeki büyük gülümseme ile sandalyeden kalkıp Batuhan’a doğru ilerledi. Kol çantamı onun sandalyesine koyup içinden telefonumu aldım ve yalnız kaldığım masada telefonumla ilgilenmeye başladım. Birkaç dakika sonra yanımda bir hareketlenme hissedip dikkatimi telefondan çektim ve yanıma baktım. Adını bilmediğim fakat okulda sıkça kendisinden bahsettiren, yanlış anlaşılmasın yakışıklılığı ya da yüksek notları yüzünden değil tamamen artistliği yüzünden kendinden bahsettiriyordu, çocuğu gördüm. Allah aşkına kör müydü? Çantamı görmüyor muydu? “Affedersin, o sandalye dolu. “ Bana tamamen alaycı bir bakışla karşılık verdi. “Ben herhangi birinin oturduğunu görmüyorum ama, küçük hanım.” Küçük hanım mı? Aynı yaştayız yahu. Cevap vermedim. Sinirimi bozan insanlarla diyaloğa girmek yerine kendi hallerine bırakmayı tercih ediyordum. Ne de olsa beni anlamayacak ve sinir bozucu tavrına devam edecekti. Herkesin ona karşılık vermesine alışmış olacak ki bekledi. Bir, iki, üç belki de beş dakika beklemiş olabilirdi. Saymamıştım. O beklerken ben kendisi yokmuş gibi davranmış ve telefonumla ilgilenmeye devam etmiştim. Daha sonra da zaten gitmişti. Bu kadar basitti işte. Yanımdan ayrıldıktan sonra telefonumu tekrar çantama koydum ve gözlerimi yine etrafa çevirdim. Yavaş bir şarkı çalmaya, sevgililer birbiri ile sevgilisi olmayanlar ise yakın arkadaşları ile dansa kalkmaya başladığında istifimi bozmamıştım. Ne sevgilim vardı ne de benimle dans edecek yakın bir erkek arkadaşım. Dans edenleri izlemeye devam ederken gözümün önünde beliren el irkilmemi ve elin sahibine bakmamı sağlamıştı. Sinan’ın gülümseyen yüzünü gördüm. Ne kadar dans etmek istemesem de onu kırmamak ve teklifini boşa çıkartmamak için hafifçe gülümseyip elini tuttum ve beni dans pistine götürmesine izin verdim. Yanlarında durduğumuz çifte baktım. Almina ve Batuhan iki arkadaş mesafesinde dans ediyor bir yandan da fısıldaşarak bir şeyler konuşuyorlardı. Tamam dedim içimden. Almina Batuhan’ın dikkatini gayet güzel çekmiş. Dans müziği sona erip yerini haraketli bir parçaya bıraktığında Sinan’dan ayrılıp ellerimi havaya kaldırdım. “Benden bu kadar. “ Dediğime gülüp başını salladı ve yerime kadar bana eşlik ettikten sonra tekrar piste yöneldi. Masaların arasında dolaşan görevliden içecek istedim. Sessiz oldukları ve insanlarla pek diyalog kurmadıkları için dışlanan bir sürü kız vardı okulumuzda. Fakat şöyle bir bakıyordum da bugün hepsi ayrı güzel olmuştu. Ve bunu fark eden sadece ben değildim. Öyle ki ortamdaki erkek sinek bile yanlarındaydı o an. İçeceğim geldiğinde bir yudum aldım. Bir yandan da ayağımla çalan şarkının ritmini tutuyordum. Şarkının tam yüksek yerinde birden sesin kesilmesi şaşırtmıştı beni. Yalnız ben değil herkes şaşırmıştı. Ama balonun organizasyonundan sorumlu öğrenci sahneye çıkıp mikrofona uzandığında şaşkınlığım dinmişti. Baloda elektrik kesilmesi gibi bir klişe yaşamak inanın istemiyordum. “Sevgili arkadaşlarım, sizlerden aldığımız isimlere göre yaptığımız çekilişimizin sıralamasını sizlerle paylaşmak istiyorum.” Dinlemeye gerek duymadım. Az önce elinde kâğıt, kalem ve tombala torbasına benzeyen bir şeyi tutan çocuk yanıma gelmiş ve şarkı söylemek istiyorsam adımı yazıp atmamı istemişti. İstemediğimi söylemiştim. Katılmadığım için rahatlıkla içeceğimi yudumlarken ikinci olarak benim adımın anons edilmesi ile aldığım büyük yudumu püskürtmeme ramak kala durmuştum. Harry Potter falan mı çekiyorduk? Etrafa şaşkın bakışlar atarken tabiri caizse otuz iki diş sırıtan yakın arkadaşımı görmüştüm. Tabii ki o yapmıştı. Almina bana şirince el sallayıp öpücük attı ve Batuhan ile olan konuşmasına geri döndü. Beni ne duruma soktuğunun farkında bile değildi ama ona kızamıyordum işte. Kötü bir niyeti yoktu. Sesime güzel ya da kötü diyemezdim. Kulak tırmalayacak kadar kötü değildi ama mest edecek kadar güzel de değildi. Ortalamaydı işte. Başa gelen çekilir mantığı ile benim önümdeki kişinin şarkısını söylemesini beklerken ben de ne söyleyeceğimi düşünüyordum. Bu arada benim önümdeki, yani birinci, çocuk az önce sandalyemi almaya çalışan gıcık kişilikti. Göz devirip bitirmesini bekledim. Şarkımı çoktan seçtim çünkü. Şarkı bitip çocuk sahneden inmeye başladığında adımlarımı sahneye yönlendirdim. Heyecanlıydım evet. İlk defa böyle bir kalabalığa şarkı söyleyecektim. Afallamaktan korkuyordum. Heyecanımı bir kenara bırakıp ellerimi mikrofona uzattım. Gözlerim otomatik olarak kapanmıştı. Onları görmezsem, tek başıma söylüyormuş gibi hissedebilirdim belki. Ve ilk notadan girdim şarkıya. I remember years ago Yıllar öncesini hatırlıyorum. Someone told me I should take Birileri bana önlem almamı söyledi Caution when it comes to love Aşk söz konusu olduğunda I did Ben de öyle yaptım And you were strong and I was not Sen güçlüydün ben ise değildim My illusion, my mistake Benim illüzyonum, benim hatam I was careless, I forgot Dikkatsizdim, unuttum I did Öyle yaptım And now when all is done Ve şimdi her şey bittiğinde There is nothing to say Söyleyecek bir şey yok You have gone and so effortlessly Sen gittin ve çok çaba harcamadın You have won Sen kazandın You can go ahead tell them Şimdi gidip onlara söyleyebilirsin Tell them all I know now Onlara şimdi bildiğin tek şeyi Shout it from the roof tops Çatının tepesinden bağırarak söyle Write it on the sky line Onu gökyüzüne yaz All we had is gone now Sahip olduğumuz her şey artık gitti Tell them I was happy Onlara mutluydum de And my heart is broken Ve kalbim kırık All my scars are open Bütün yaralarım açık Tell them what I hoped would be Onlara ne olmayı umduğumu söyle Impossible, impossible İmkânsız, imkânsız Şarkıyı bitirdiğimde kapattığım gözlerimi açtım ve gözlerimi açar açmaz tanımadığım biri ile göz göze geldim. Beni dinleyen insanlar beni alkışlamaya başlamıştı ama onlara teşekkür dahi edemiyordum. Gözleri o kadar yoğundu ki… Anlatmaya çalışsam kelimelerim yetmeyecek diye korkmuştum. İçimde alevlenen duygu silsilesi ile başa çıkamıyordum. Çareyi gözlerimi kaçırmakta buldum o an. Şarkının heyecanı ile yaşanan garip bir andı sadece. Fazla anlam yüklememek gerekirdi. Sanırım. -Bölüm Sonu-  

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

KIRIK ANILAR MAHZENİ

read
4.1K
bc

TYLER (Cherry 2)

read
6.0K
bc

Yasak Sevda

read
85.5K
bc

KAKTÜS| Texting

read
3.4K
bc

Çobanaldatan

read
2.1K
bc

Zor Ajanlar

read
1.5K
bc

PRENSİN KORUMASI

read
13.1K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook