17 bölüm

1355 Kelimeler
Hayatım boyunca önüme çıkan tüm engellerle hep kendim savaştım. Ama kendime itiraf etmek istemesem de, galiba bu sefer tek başıma savaşmamıştım. Hatta kurtarıcım Baran'dı. Beni bırakıp gittiğini bile düşünmüştüm. Beni annem bile her sorunda yüzüstü bırakmıştı. Baran neden bırakmasın diyordum. Ama bir yanım, "O gelecek," diyordu. Ve gelmişti de. Üşüyordum, canım yanıyordu. Üşümenin verdiği titreme miydi, yoksa korkudan olan bir şey miydi bilmiyordum, ama tüm bedenim titriyordu ve kontrol edemiyordum. Ta ki Baran'ın "Sakin ol, geçti," diyen sesiyle onun kolları arasında olduğumu fark edene kadar. Tüm engellere rağmen beni sarsmamaya özen gösteriyordu. Sesinde bu sefer korku değil, huzur vardı. "Hişt, sakin ol. Geçti. Başını göğsüme yasla," dedi. Ben de dediğini yaptım. İnatlaşacak gücüm yoktu. Ana yola çıktığımızda ambulansın ışıkları etrafı aydınlatıyordu. Görevliler beni almak istedi ama Baran izin vermedi ve beni sedyeye bıraktı. Beni ambulansa yerleştirdiklerinde Baran da bindi, elimi tuttu. Koluma damar yolu açıldı ve serum verildi, sonra başıma pansuman yapıldı. Artık her şey kararıyordu. Baran'ın sesi vardı sadece. "Neden gözlerini kapattı?" Sonrasını hatırlamıyordum; yorgun düşmüş bedeni normal , "Beyfendi," diyen bir ses... ve sonrası yoktu. Gözlerimi açtığımda başımda bir ağrı vardı ve olanları hatırladım. Koluma baktığımda serum vardı ve başını ellerinin arasına almış Baran, yanında ise Viyan vardı. "Su," dedim çünkü boğazımdaki kuruluk canımı yakıyordu. İkisi de bana baktı. Baran ayağa kalktı ve başucumdaki bardağa su doldurup bana verdi. Suyu içtikten sonra biraz kendime gelecek gücü buldum. "Annem nerede?" dedim. Ama ikisi de sustu. Gülümsedim. Annem yine gelmemişti. Duvar saatine takıldı gözlerim. Sabahın beşiydi. Belki de akşamdı, bilemiyordum. "Viyan, saat çok erken," dedi. "Herkes dışarıda " "Annem geldi mi yani?" dedim. Ama yine sustular. Baran, "Dinlen," dedi. Viyan'a dönerek, "Dışarıdayım," dedi. Gözlerim doldu. "Gelmedi, değil mi?" dedim. Viyan sustu. "Zaten hiçbir zaman yanımda olamadı, Viyan," dedim. Viyan elimi tuttu. "Hadi, uyu," dedi. Gözlerimi kapattım. "Uyursam belki bir daha uyanmam belki ," diye düşündüm. Ama olmayacaktı. Ben bu kabusa tekrar gözlerimi açacaktım. *** Gözlerimi tekrar açtım. Açmak istememiştim. İlk işim duvardaki saate bakmak oldu. Saat üçü gösteriyordu. Öğleden sonra üç mü? En son uyuduğumda saat sabahın beşiydi. Çokça uyumuştum. Viyan'ın sesini duydum. "Uyanmışsın," dedi. "Keşke uyanmasaydım, Viyan," dedim. "Öyle söyleme," dedi. Sustum, başka bir şey demedim. Tam o anda çalan kapıyla bakışlarım kapıya döndü. Tam o anda içeri annem girdi. Gözlerimi kapatıp açtım çünkü inanamamıştım. Ve evet, annem tam karşımda duruyordu. Yatağa doğru geldi. "İyi misin?" dedi. "İyiyim," dedim. Küçük bir çocuk gibiydim sanki. Tek ihtiyacım olan buydu sanki, tüm acılarım gitmişti. Ama gelip elimi tutmadı, sadece "iyi misin ?" diye sordu, soğuk bir şekilde. "İyi misin," demesi bile iyi gelmişti. Viyan birden, "Abla, Arin hiçbir şey yemedi. Ben bir şeyler getireyim," diyerek odadan çıktı. Öylece sustuk, hiç konuşmadık. Gözlerim doluydu çünkü onun sevgisine ihtiyacım vardı, ama annem tepki bile vermiyordu. Tam o anda Viyan elindeki çorbayla içeri girdi. Annem, beni şaşırtan bir şekilde, "Bana ver," dedi. Viyan da benim gibi şaşırsa da çorbayı anneme uzattı. Annem çorbayı alıp kaşığı batırdı ve bana doğru uzattı. Artık engel olamadım ve gözümden dökülen yaşı serbest bıraktım. Midem bulanıyordu ama annem içiriyor diye tüm çorbayı bitirdim. Annem elindeki tabağı kenara bırakıp, "Hasta ziyaretin' in kısası makbul," diyerek ayağa kalktı. "Gitme," demek istedim ama diyemedim. Desem de annem kalmayacaktı. Gitmeden, "Sen artık çocuk değilsin, Arin . Dikkat et kendine," diyerek odadan çıktı. Gözlerimdeki yaşı sildim. Odada tek başımaydım. Kapı açıldığında başımı yan tarafa döndürüp gözyaşlarını sildim. Duyduğum sese hemen döndüm çünkü bu Berat'ın sesiydi. "Berat?" dedim titrek sesimle. Hemen arkasında Baran vardı. Baran, Berat'ı bana doğru getirdi. Berat elini uzatıp elimi tuttu. Doğruldum ama başım ağrıyordu ve vücudumun bazı yerleri... "Berat, çok korktum," dedi. Gülümsedim. "İyiyim," dedim. "Sen benim için mi geldin?" dedim, sesimdeki şaşkınlığı saklayamadan. "Evet," dedi. "İyiyim, Berat. Sen gelince daha iyi oldum," dedim. Baran odadan çıktı. Berat'la epeyce sohbet ettik ve artık, "Git," dedim çünkü o dışarıyı sevmiyordu, hastaneyi hiç sevmiyordu. Berat'ın elini sıkı tuttum. "Sen geldin ya, ben daha iyi oldum," dedim. Baran içeri girip Berat'ı dışarı çıkarttı ve odaya geri döndü. "Berat'ı kim görürdü acaba?" diye dusndum çünkü baran gitmemisti . "Ne zaman çıkacağız?" diye sordum. Baran, "beş saat sonra. 24 saat gözlemden çıkamazsın, dediler," dedi. "Tamam," dedim. Yani akşama 11'de çıkacaktım ve beş saat kalmıştı. Baran'a baktım. Gözlerinin içi kıpkırmızıydı, sanki tüm gece uyumamış gibiydi. O da bana baktı. Öylece kaldık. Sonra, "Teşekkür ederim," dedim. "Ne için?" "Beni bırakmadığın ve kurtardığın için." Gülümsedi, ama yorgun bir gülümsemeydi. "O kadar da acımasız değilim, Arin," dedi. Ama hep öyle göstermişti kendini. Ve şimdi sanki yelkenleri indirmiş gibiydi. "Belki de," dedim ama devamını getirmedim. "Belki de ne?" "Boş ver. Tekrar teşekkür ederim," dedim. Bir şey demedi, sadece başını salladı. Ve yine sessizleştik. ** Beş saat sonra ... odaya giren doktorla ikimizin bakışlari doktira döndü. Doktor Yatağın ayak ucuna gelerek elindeki dosyayı açtı. "Her şey yolunda, Arin Hanım. Taburcusunuz. Birazdan çıkabilirsiniz. Geçmiş olsun. Başınızdaki dikişleri de bir hafta sonra aldırabilirsiniz," diyerek odadan çıktı. Yirmi dakika sonra taburcu işlemleri yapılmıştı. Viyan bana yardım ederken, Baran da son işlemleri halletti. Viyan benimle gelecekti ve birkaç gün yanımda kalacaktı. Doğruldum ve ayağa kalkmaya çalıştım ama gözlerim karardı, yatağa tutundum. O anda belimde hissettiğim el, gözlerimi açtığımda Baran'ın bana destek olan eliydi ve bana çok yakındı. Nefesi yüzüme çarpıp geçiyordu. Yataktaki elimi çekip belimdeki elinin üstüne koydum, ama çekmek için değil, güç almak içindi. Viyan, "Baran, sen Arin'ı tut, düşmesin," dedi. Tam o anda Baran beni birden kucağına aldı. Panik ve yaşadığım şokla göğüs kafesim hızla kalkıp iniyordu. Baran bu halime gülümsedi ve odadan çıktı. "Yürüyebilirim," dedim ama Baran dinlemedi. Asansöre bindik, aşağı indiğimizde bizi bekleyen Serhat, "Yenge, iyi misin?" dedi. "İyiyim," dedim. Serhat bu halimize gülümsedi. "Rezil olduk," dedim. Baran, "Rezil olacak bir şey yok. Karımı taşıyorum." dedi. ' karım ' demişti .Buna kesin bir şey olmuştu vallahi. Ben değilde sanki, o düşüp kafasını çarpmıştı. Baran beni yavaşça arabaya bindirdi ve yanıma oturdu. Viyan da Serhat'ın yanına geçip oturdu. Serhat'ın yol boyu bakışları Viyan'daydı. Hatta bir ara Viyan uyarmıştı: "Yola bakmıyorsun, kaza yapacaksın!" Ama Serhat " çünkü kör oldum " dedi Viyan ise, "Delimisin kör olsan nasıl kullanacaksın arabayı ?" dedi. Serhat ise ,"Korkma, bu öyle bir körlük değil," dedi. Viyan ise, "Delimi ne ya ?" dedi. Serhat ise, " öyelim.yani öyle oldum," ded. Ben ise onları dinliyordum. Baran ise başını cama çevirmiş, yola bakıyordu sanki, burada değildi. Yol akıp gitmişti ve biz gelmiştik. Baran arabadan inip konaktan içeri girdi. Serhat ve Viyan yardım etti. Onun bu hali beni tuhaf yapıyordu. Bazen sanki düşman değildik, bazen de sanki en büyük düşmanı bendim. Avluya geçtiğimizde Kudret Hala ayağa kalkarak, "Şükür, geldin. Çok korkutun bizi," dediğinde, "İyiyim hala," dedim. Yaren gelip bana sarıldı. Serhat, "Yavaş kız, yeni geldi," deyince Yaren'in gözleri doldu. "Çok korktum," dediğinde elini tuttum. "İyiyim," dedim. Sonra Deniz Abla gelip yavaşça sarıldı. "İyi misin?" dedi. "İyiyim," dedim. " hastaneye geldik ama seni yormak istemediğim için odaya gelmedim. Zaten hep uyuyordun," dedi. "Sorun değil abla, biliyorum geldiğini," dedim. Karan Abi de, "Hadi odana geç, dinlen," dedi. Dilan, "İyi, iyi baksana" dedi. gülümsedim ve Viyan'ın ve Serhat'ın yardımıyla odaya çıktım. Koltuğa geçecektim ki Viyan, "Ne yapıyorsun?" dedi. "Şey..." dedim. "Baran orada kalacak," dedim. Viyan, "Saçmalama, geç uzan," dedi. "Hem bu ne saçma şey ya, ?"Viyan dedim. "Burası onun odası." Viyan, "Of," dedi. "Tamam, ama şimdilik burada ol. Baran Efendi uyusun koltukta," dedi. Viyan bana ilaçlarımı da verip, "Telefon burada, bir şey olursa ara, gelirim," diyerek odadan çıkacaktı ki, "Sen nerede kalacaksın?" dedim. Güldü. "Kudret Hanım'ın odasında." "Gel benim odamda kal," dedi. "Tamam," dedim. Viyan odadan çıktı. İçim içimi yiyordu, ya Baran gelip kızarsa diye. Tam o anda kapı açıldı ve Baran içeri girdi. Ama bir şey demedi, banyoya geçip birkaç dakika içinde çıktı ve dolaptan bir şeyler alıp aniden üstündeki gömleği çıkardı. Gözlerimi kapattım. Ayıp diye bir şey var dedim. Ortada soyunmak nedir? "Burası benim odam, Arin," dedi. "Nerede giyineceğimi sana söylemeyeceğim." Gözlerim hâlâ kapalıydı. Yatağın hafif çökmesiyle gözlerimi açtım ve Baran yanımda duruyordu. "Sen—" dedim ama o umursamadan uzandı. "Çok yorgunum, sus uyuyacağım ," diyerek arkasını döndü. Öylece ona baktım. "Baran?" dedim ama ses yoktu. Bu kadar çabuk mu uyudu ya? "Baran?" dedim ama yine ses yoktu. Dünden beri uyumama rağmen sanki hiç uyumamış gibiydim. Yavaşça uzandım ama bedenim ağırıyordu. Gözlerim kapandı ve her yer karanlık oldu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE