18. bölüm

1809 Kelimeler
Baran'dan Onu ambulansa bindirdiğimde birden gözleri kapandı. İçimi öyle bir korku kapladı ki... Hem kendime kızıyordum, hem de düşünemeden edemiyordum. "Neden gözlerini kapattı?" dedim. Hemşire, "Yorgun düşmüştür, normal," dedi. Hastaneye vardığımızda onu içeri alıp film falan çekmişlerdi. Hiçbir şey çıkmamıştı ama yine de önlem amaçlı 24 saat tutacaklardı. Arin'i bulduğumuz duyulunca bizimkiler ailesine de haber vermişti. "Kayboldu," diye. Kudret Halam, Deniz, Serhat, yaren, Nare Abla... Hepsi korkuyla bana bakıyordu ama iyi olduğunu söyledim. Tam o anda Viyan geldi ve bana bağırdı: "Ne yaptın ona?!" Serhat onu tutup, "Sakin ol," dedi ama Viyan öfkeyle bağırdı: "Sana dedim, Baran! Şahmeran kılına zarar gelse yakarım seni! Arin niye bu hâlde?" Tam o anda Karan, "Onun suçu yok. Hatta, Arin'i o buldu," dedi. Viyan, Karan'ın sözleriyle biraz daha olsa sakinleşti. Kudret Halam, "Kızım, burası yeri değil. Hadi içeri," dedi. Hepimiz içeri girdik. Arin'in ailesinden bir tek Viyan vardı. Birkaç saat sonra yaşlıca bir kadın gelip çokça ağlamıştı. Viyan, "Anne, yapma. Bak Arin iyi," demişti. "Hadi, eve," deyip götürmüştü ve geri gelmişti. O gece odadaydık ve saat sabahın beşiydi. Başımı avuçlarımın arasına aldım ve olanları düşündüm. Ya bir şey olsaydı? Neden? Bana ne oluyordu? Neden düşünüyordum? En başta canı yansın istemiyor muydum? Ama neden şimdi kalbim bu kadar korkuyordu? Tam o anda Arin'in sesini duydum. "Su," dedi. Ayağa kalktım, hemen su verdim ve geri çekildim. Arin, "Annem nerede?" dediğinde sustum. Viyan da sustu çünkü ailesinden kimse gelmemişti. Gülümsedi, ama içten bir gülümseme değildi sanki; acı dolu bir gülümsemeydi. Sonra duvardaki saate baktı. Tam o anda Viyan, "Saat çok erken," dedi. Arin, "Herkes dışarıda mı?" dedi merak dolu bir sesle. Yine sustuk, çünkü ailesinin soruydu. "Dinlen," dedim. Viyan'a dönerek, "Dışarıdayım," dedim ve odadan çıktım. Neden kimse gelmemişti? Herkes bir yana, annesi bile gelmemişti. İçimde hem öfke vardı, hem de üzüntü... Bu kız ya gerçekten sevilmeyi hiç hak etmiyordu, ya da gerçekten onu sevecek bir ailesi yoktu. Neden bunu yaptığımı bilmiyordum, ama adımlarım beni dışarı attı ve arabaya bindim. Karahanlı konağı'na gittim. Saat çok erkendi , ama gittim. Arabayı durdurdum ve öylece kaldım. Neden bunu yapıyorsun, Baran? dedim kendi kendime. Başımı direksiyona yasladım ve biraz zaman geçsin diye bekledim. Saat sekize geldiğinde arabadan indim ve konağın kapısını çaldım. Kapı açıldığında içeri girdim ve "Delal Hanım nerede?" dedim. Karşımdaki kadın (övey annesi olmalıydı) "Delal!" diye bağırdı. Ve bir kere daha, "Delal, gel hele! Damadın geldi! Umarım kızın bir şey yapmadı!" dedi. Nasıl? Haberleri yok muydu? Ama ben babasını aramıştım. Delal Hanım içerden çıkıp avluya geldi. "Buyur?" dedi. "Kızın," dedim. "Yaralandı." dedim. " Durumu nasıl" dedi. ama çok sakindi. "Dün kayboldu ormanda, sonra yaralandı ama iyi," dedim. "Sizi götüreceğim," dedim. "Gelemem," dedi. "Nasıl?" dedim. "İşim var," dedi. "İşiniz," dedim, "kızınızdan daha mı önemli?" "Size ihtiyacı var," dedim. Kendime kızsam da bunu yapmak istiyordum. "Tamam," dedi sonra. "Geleceğim." Öfkeyle arkamı döndüm ve konaktan çıktım. Hastaneye geldiğimde Arin uyumuştu. Hep uyuyup uyanıyordu ve sayıklıyordu. Dışarıda bekliyordum, Viyan içerideydi. Sonra Delal Hanım'ı gördüm. Ayağa kalktım. "Geldim," dedi.başımı salladım ve Arin'in odasını gösterdim . Odaya girdi ve birkaç dakika sonra Viyan çıktı. "Ne oldu?" dedim. "Arin aç, çorba getirecektim," dedi. "Sen bekle," dedim. "Ben alırım." "Viyan, tavuk suyu çorbası al. Arin çok sever," dedi. Kantine inip tavuk suyu çorbası aldım ve yukarı çıktım. Viyan çorbayı alıp odaya girdi. Aklıma gelen şeyle gidip Berat'ı getirmek istedim. Berat çok endişelenmişti, Deniz sık sık arayıp "Berat soruyor, ne oldu?" diye soruyordu. Kabul etmeyeceğini düşündüm ama Berat hemen kabul etmişti ve Berat'ı da hastaneye getirdim. Arin'in annesinin çıkmasını bekledim. Arin'in annesi çıkınca Berat'ı odaya götürdüm ve odadan çıktım. Delal Hanım'a onu götüreceğimi söyledim, kabul etmese de ısrar ettim ve kabul etti. Arabaya bindiğimizde, "Dün eşinize haber verdim, söylemedi mi?" dedim sakin bir sesle. "Söylemişti," dedi. "Neden gelmediniz?" dedim. "Durumu iyi zaten," dedi. Sustum. Konağa geldiğimizde arabadan indiğimizde kapıyı çaldım ve kapıyı yine o kadın açtı. Delal Hanım içeri girdi, onlar da içeri girince kapıyı kapattı. Tam arkamı dönüp arabaya binecektim ki, duyduğum sesle olduğum yerde kaldım. "Kızın seni de geçmiş ha? Bak o Baran'ı elinde tutmak için ne numaralar yapıyor. O hep böyleydi zaten. Kos koca baran Şahmeran gelip seni aldı. " Dedi. Ama delal hanım hiç bir şey söylemedi. Öfkeyle arabaya bindim ve hastaneye gittim. Bir yanım "Bu kız bu ailede nasıl böyle yaşadı?" diyor, bir yanım da "O da onlardan," diyordu. Ama kalbime engel olmak mümkün değildi. Odaya girdim. Arin tekrar uyanmıştı. "Ne zaman gideceğiz?" dedi. Öfkemi bastırıyordu. O bakışları, sesi, kokusu... 24 saat dolunca, yani beş saat sonra çıkacaktık. Her şey tamamdı, süre dolmuştu ve son işlemleri de halledip çıkacaktık. Arin ayağa kalktı, ama yatağa tutundu ve gözleri karardı. O an ayağa sıçrayıp belini tuttum. Gözlerini açtı ve bana baktı. Kahretsin, dedim. Bu kadar yakın olunca kalbimin sesine engel olamıyordum. Ama yürüyemiyordu. Viyan, "Baran sen yardım et !" deyince hiç düşünmeden onu kucağıma aldım ve odadan çıkarttım. Utansa da ya da utandıysa da umursamadım. Hastaneden dışarı çıktığımızda bizi karşılayan seehata baktım . Serhat, "İyi misin yenge ?" dedi ve güldü. Arın ,"İndir beni!" dedi ama indirmedim. Arabaya bindirdim. Araba çalıştığında avludaki o sözler sanki tekrar kulaklarıma doldu. Ortada bir oyun vardı. Ve bu oyunun kazananı ben olacaktım. --- Arin'den... Odamdan çıkarak salona geçtim. Kudret Hanım bana baktı, yüzünde biraz kızgın bir ifade vardı. "Neden odanda dinlenmiyorsun, kızım? Daha yeni taburcu oldun," dedi sesinde endişe ve hafif bir azarla. "İyiyim artık, Hala. Yatıp yatıp uyumaktan her yerim tutuldu," dedim gülümseyerek. Aslında hâlâ başım ağrıyordu ama bunu belli etmek istemiyordum. Salonda, işleri Viyan'ın yaptığını gördüm. Bardakları topluyor, masa örtüsünü düzeltiyordu. Kudret Hanım, "Viyan, sen otur, işleri yapma," demişti ama viyan " arin daha iyileşmedi, ben yaparım," diye ısrar ediyordu. Bu sırada Serhat, Viyan'ı hayranlıkla izliyordu. Onun her hareketini takip ediyor, en ufak bir şeye atlayıp yardım etmeye çalışıyordu. Kudret Hanım bu bakışları fark etti ama hiçbir şey demedi, sadece gözlerinde bir ışıltı ve düşünceli bir ifade vardı. Viyan mutfağa doğru gittiğinde Kudret Hanım yanıma yaklaştı ve alçak sesle, "Teyzen çok hamarat ?" dedi. Gülümsedim ve ' evet, Hala öyledir." Dedim . "Maşallah," dedi başını hafifçe sallayarak. "Çok akıllı, cesur bir kız. Hem de çok güzel. Beğendim." İçimden bir sevinç ve gurur duydum. "Teşekkür ederim, Hala," dedim. "Fakat," diye ekledi, sesini biraz daha alçaltarak. "Zamanı var. Acele etmeyelim." Gözlerini Serhat'a doğru çevirdi, sonra tekrar bana baktı. Anlamıştım. Susup başımı salladım. Tam o sırada Viyan geri döndü. "Kudret Hanım," dedi çekingen bir sesle. "Ablamlar akşam Arin için gelecekler izniniz varmı ?" Kudret Hanım'ın yüzünde sıcak bir gülümseme belirdi. "Tabii ki, başımızın gözümüzün üstünde yeri var. Gelsinler." Ancak Keje Hanım, sofrada otururken başını kaldırdı. "Hayır," dedi keskin bir tonla. "Ortalığı kalabalık etmeye gerek yok." Kudret Hanım dönüp ona baktı. Sesi yumuşak ama kesindi: "Keje, sus. Söyle kızım gelsinler. Hem Arin'in canı sıkılmaz, hem de tanışırız." Keje Hanım homurdandı ama başka bir şey söyleyemedi. Viyan teşekkür edip oradan ayrıldı. Ben de Deniz Abla'nın yanına oturdum. O, Jinda için bir şeyler örüyordu. Yanına sokuldum ve fısıldadım: "Abla, Ela Abla gelmiş ama odasından çıkmıyor. Neden?" Deniz Abla'nın eli durdu. Yüzünde bir endişe belirdi. Bana baktı ve alçak sesle, "Arin, Ela geldi, ama kıyameti koparıyor," dedi. "Neden?" diye sordum merakla. Deniz Abla bir an duraksadı, sonra içini çekti. "Boran yeni öldü ama , siz düğüne gidersiniz," diye, küstü " dedi . sanki uzaklara bakıyormuş gibi. Sonra anlatmaya devam etti: "Sonra Kudret Hala, kızdı Ela'ya ve dedi ki... 'Acın var, bilirim. Bizim de cacımız var. Ela gelin...'" Cümlesini bitirmedi ama yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu. Sonra devam etti . " İşte kudret hala ona bu dünyada ne ölümler biter, ne de düğünler. "Ela gelin" dedi, Ela da odasına girdi, çıkmadı. Dedginde anladım dedim .Tam o anda konağın kapısı sert bir şekilde çaldı. İçeri, orta yaşlarda bir adam girdi ve "Baran Şahmeran!" diye bağırdı. Keje Hanım ayağa kalkarak, "Seyit!" dedi. Adam, Keje Hanım'a dönerek, "Oğlun nerede, Keje Hanım?" dedi. Tam o anda Baran'ın sesi duyuldu: "Buyur Seyit. Hayırdır?" Seyit denilen adam, "Pek hayır değil, Baran Şahmeran. Kardeşimin kocası öldü ve senin onu nikahına alman lazımdı, ama almadın!" dedi. Baran öfkeyle aşağı indi ve Seyit'e doğru gelerek, "Sen ne diyorsun lan? O benim abimin emaneti, benim de yengem! İlla nikahıma mı almam lazım? Bu evde kalacak, bu onun evi, rahmetlinin evi!" dedi. Ama Seyit denilen adam öfkeyle Baran'ın üzerine yürüdü. "Bu böyle olmaz, Baran! Kardeşimi götüreceğim! Bu konakta ömrünün sonuna kadar dul mu kalacak ve yetimlerine mi bakacak?" dediğinde, Baran öfkeyle adamın yakasından tuttu. "Lan, 'yetim' de ne onlar elanın çocukları! Kim bakacak onlara?" dedi. Tam o anda Ela'nın sesi duyuldu: "Baran, dur! Sen de dur, abi!" Seyit, "Bacım, seni almaya geldim," dedi. Baran, Ela'ya dönerek, "Gel buraya!" dedi. Ela aşağı indiğinde, Baran Seyit'e döndü: "Ben abim öldüğünde, daha abimin acısını yaşamadan, bana Ela'yı nikahına alın dediniz. Ben sana ne dedim? 'Ela, sen benim abimin emanetisin, bunu asla yapmam. Burda kalacaksan kal, dedim. İstemiyorsan da babanın evine dön,' dedim. Sen de 'kalacağım' demedin mi?" diyerek Seyit'e baktı. "Yine de diyorum: Ela, burda istediği gibi kalacak. Burası onun ve çocuklarının evi. O bu evin geliniydi, şimdi ise kızı, şimdi yine diyorum: Ela, kalmak istiyorsa kalsın, ama gitmek isterse yolu açıktır. Buna engel olmam. Ama tek başına bu konaktan çıkarı, yiğenlerimi bu evin dışına çıkaramam. Gelip görmek istersen görürsün, ama çocukları bu evden çıkaramam," dedi. Ela ağlayarak, "Abi, ben kabul etmedim! Hem Baran benim kardeşim, sana da dedim: bu olmaz! Baran'ın nikahına da girmem, başkasıyla da evlenemem. Ben burda çocuklarıma bakacağım," dedi. Seyit denen adam öfkeyle, "Daha çok gençsin, bacım! Bir ömür yetimlere mi bakacaksın?" dediğinde, Baran öfkeyle adama doğru atıldı ama Ela izin vermedi. "Abi, ne diyorsun? Onlar benim canım, Boran'dan kalan tek emanetlerim. Şimdi git, abi. Benim evim, yuvam burası," dedi. Adam kapıdan çıkıp giderken, Baran elini Ela'nın omzuna attı. "Ağlama, sana dediğim gibi. Seni Mersin'e göndereceğim, çocuklarla orada hayatınıza devam edersiniz. Ben gelip sizi sürekli göreceğim," dedi. Ela, Baran'a sarılarak ağladı. Herkes onları izliyor, üzülüyordu. Ne zor olmalıydı, üç çocukla tek başına kalmak... İnsanın sevdiğini kaybetmesi çok kötü olmalıydı. Ve bu, benim abimin, babamın yüzünden olmuştu. Viyan'a döndüm, dolu gözlerle. "Senin suçun yok, Arin," dedi sessizce. Ama bu yüreğimi soğutmuyordu. Sonuçta, masum bir insanın ölümüne benim ailem sebep olmuştu. Baran, Ela'ya dönerek, "Hadi, yukarı çık, hazırlan. Mersin'e gideceğiz," dedi. Deniz Abla'dan duymuştum. Ela Abla gitmek istemiş Mersin'e, Baran da buna karşı gelmiş, Keje Hanım ve Ahmet Ağa çok karşıymış ama Baran'dan dolayı ses edememişler. Derin bir nefes aldım. Ailemin yüzünden, belki de çok mutlu olacak bir aile sonsuza dek mutsuz ve eksik yaşayacaktı... Ela Abla yukarı çıktığında, Baran'ın bakışları bana döndü. Dünkü Baran yoktu, yine eski Baran vardı. Saf bir öfke. Baran, konaktan çıkacaktı ki, Kudret Hala, "Akşam Arin'in ailesi gelecek, erken evde ol," dedi. Baran bir şey demedi, öfkeyle çıkıp gitti. Kudret Hala'nın çabasını görüyordum. O, düşmanlık son bulsun istiyordu. Ama nasıl olacaktı? Ben olsam asla bitirmezdim. Viyan'a dönüp, "Ela Abla'nın odasına çıkacağım," dedim. Ama Viyan, "Hayır," dedi. "Lütfen," dedim. "Gitmeden konuşmak istiyorum," dedim. Yukarı çıktım. Odanın önünde kaç dakikadır bekliyordum, bilmiyordum. Ama artık girmem gerektiğini biliyordum. Kapıyı çaldım ve içeri girdim .
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE