15. bölüm

1758 Kelimeler
Adam gülümseyerek, "Merhaba," dedi. "Sizi burada görmek güzel bir tesadüf." Mecburi bir gülümseme sergiledim. "Damat tarafından mısınız?" diye sordu. "Hayır," dedim. "Aslında iki tarafı da tanımıyorum da. Halam gelin tarafını tanır." Adam sırıtarak, "Halanız kim? Sizi daha önce hiç görmedim. Yani böyle bir güzelliği görmemek imkansız," deyince şok içinde kaldım. Bu adam ne diyordu? "Ne diyorsunuz?" dedim öfke ve şaşkınlıkla. Adam gülümseyerek başını iki yana salladı. "Hayır, inanın ki bu lafı ilk defa kullanıyorum. Ve dün de kardeşime yardım ettiniz. Bu arada, ben gelinin kuzeniyim. Ondan sordum. Yani sizi daha önce hiç görmedim," dedi. Tam konuşacaktım ki, "Dün size doğru düzgün teşekkür de edemedim. Ama galiba abiniz kıskandı," deyince öylece baktım. Baran'ı abim sanmıştı, o yüzden bu kadar rahat davranıyordu. "Abi değil," dedi. Baran, sert bir sesle araya girdi: "Eşiyim." Adamın yüzündeki şaşkınlık kendini ele veriyordu. Adam konuşacakken, onu iten Baran'la neye uğradığını şaşırdı. Adam Baran'a dönerek, "Ne yapıyorsun?" dediğinde Baran, "Lan, dün bir, bu gün iki! Dün hadi dedik neyse, bu gün ne öyle karımın dibine kadar giriyorsun?" dedi. "Baran!" dedim ama Baran öfkeyle bana baktı. Adam Baran'ı daha da kızıştıracak bir şey söyledi: "Ben evli olduğunu bilmiyordum." Baran, "Ne demek istiyorsun oğlum?" dedi. Baran'ın elini tuttum. Baran'ın bakışları bana döndü. "Lütfen," dedim. "Herkes bize bakıyor." "Seninle konuşacağız, Arin Hanım," dedi Baran ve adamın yüzüne yumruk attı. "Bir daha gördüğün her kadına yavşama, lan!" dedi ve kolumdan tutup çekti. "Baran!" dedim. "İnsanlar bize bakıyor!" Baran öfkeyle yürüyerek, "S****şim lan bakanların belasını!" diyerek beni çekiştirdi. Ağzım açık onu izliyordum. Arabaya doğru götürdü, arabayı açıp beni içine itti ve kapıyı kapattı. Kendisi de sürücü koltuğuna bindi ve son sürat arabayı sürdü. "Baran!" dedim. "Yavaş! Korkuyorum!" dedim ama dinlemiyordu. "Yavaş!" dedim. "Korkuyorum!" dedim. Baran öfkeyle, "Korkuyorsun, öyle mi? Korksaydın o elbiseyi giyemezdin, Arin Hanım! Sana dememe rağmen kırmızı elbiseyi alıp giydin!" "Neden bu kadar takıntılısın bu kırmızı renge?" diye bağırdım. Baran hiçbir şey demeden, dahada hızla sürdü. Uzunca sustuk ve bir şey demedik. Cama çarpan yağmur damlaları beni daha da geriyordu çünkü çok hızlı sürüyordu. Birden araba yalpaladığında korktum. Baran'ın elini tuttum. "Yavaş!" dedim. Baran sert bir şekilde direksiyonu yana kırdı ve araba durdu. Baran öfkeyle direksiyona vurdu ve arabadan indi. Ben de indim. Yağmur daha da şiddetlenmişti. Baran arabaya bakıp tekme vurdu. "Lastik patlamış," dedi ve bagaja geçti. Ama daha da öfkelenmişti. "Lan!" dedi. "Yedek lastik nerede?" diye bağırdı ve öfkeyle bagajı kapatıp yanıma geldi. Yağmur damlaları her yerimizi ıslatmıştı. Baran arabaya gidip telefonu çıkardı. "Kahretsin, çekmiyor!" dedi. Ben de göğsümün içindeki telefonu çıkardım. Gerçekten çekmiyordu.daha fazla ıslanmasın diye geri koydum . Baran, "yüreyeceğiz," deyip arabayı kapatıp yürümeye başladı. "Saçmalama!" dedim. "Bu karanlıkta bu ormanda yürüyemeyiz!" Baran, "Ne olmuş? Çok mu korkuyorsun? Ayı falan çıkar diye mi?" dedi alaycı bir tonla. "Korktuğumdan değil! Zaten yanımda bir ayı var, ikincisiyle uğraşacak gücüm yok!" dedim. Baran gülerek, "emin olki ayı çıksa bile seni görünce kokudan kaçar " dedi. Yüzümü ekşiterek arabanın camına baktım. Kendime baktım ve hiçbir şey de yoktu Sadece belki biraz göz makyajım akmış olabilirdi. "Yürü," dedi. "Ama hayır!" dedim. Baran, "İyi, o zaman burada kal. Biraz ileride bağ evi var. Burada kalırsan sen bilirsin," diyerek yürüdü. Gerçekten gidiyordu. Koşarak ona yetişmeye çalıştım, hemen dibinden gidiyordum. Birkaç dakika yürüdükten sonra karşımıza bir ev çıktı. Baran kapıya doğru gitti, cebinden çıkardığı anahtarı kapıya taktı. Tam kapıyı açıyordu ki çalılıklardan duyduğum sesle çığlık atıp Baran'a doğru koştum. Baran kapı kolunu indirip bana baktı, ama ben hızımı alamayıp son sürat Baran'a çarptığımda önce Baran, sonra ben açılan kapıyla birlikte yere yığıldık. Baran gülerek, "Lan, bağırma! Senin yüzünden ormanda tek bir vahşi hayvan bile kalmadı, hepsinin ödünü kopardın!" dedi. Hızla ayağa kalkıp, "Orada dışarıda bir şey vardı!" diyerek içeri girdim. Baran ayağa kalktığında daha da çok güldü. "Ne gülüyorsun? Kapat şu kapıyı!" dedim. Baran, "Hepsi bir kirpi için miydi?" dedi. "Ne?" dedim ama anlam veremedim. "Ne diyorsun?" diyerek kapıyı kapattım, Baran kapıyı kilitledi korktugun şey kirpi dedi.ve salona girdi. Üstüm sırıl sıkmadı ve sinirden deli olmuştum. Baran bana dönerek, "Yukarı çık. Orada giyecek bir şey bulursun," dedi. "Çıkarmıyorum," dedim. Baran gülümseyerek, "Benim yanımda kırmızı giyebilirsin, sorun değil," dediğinde gerçekten bu adamı anlamam zordu. "Neden beni buraya getirdin?" dedim. "Karımsın çünkü. Ben nereye, sen de oraya," dedi. Öfkeyle ona doğru gittim. "Sen gerçekten manyaksın, biliyor musun?" dedim ve yukarı çıktım. Üst katta yatak odası vardı. Tam ortasında büyük, ahşap çerçeveli bir yatak ve yanında antika bir dolap... Burası basit bir bağ evinden çok, şehirdeki konfora sahip, sıcak ve samimi bir yerdi. Ahşap beyaz kapıyı açtım, burası banyoydu. İçeri girip yüzümü yıkadım, saçlarımı kuruladım. Banyodan çıkıp etrafa baktım. Gardıroba doğru gidip açtım, ama hepsi Baran'ın kıyafetiydi. Ne giyecektim? Ve üstümdekini çıkarmam lazımdı. Dolaptan bol olmasına rağmen bir gömlek çıkardım, üstü hallettim de, alta ne giyecektim ki? Dolabı kurcaladım, neyseki beli lastikli bir eşofman buldum ve giydim. Eşofmanı kendime göre ayarladım ama yine de boldu. Paçalarını katlayıp içe kıvırdım, iyi durdu. Ama içerisi soğuktu ve hapşırmaya başlamıştım bile. Elbiseyi banyoya serip oflayarak döndüm. Aşağı indiğimde Baran hâlâ o kıyafetlerle duruyordu. "Ben giyindim," dedim. "Sen de gidebilirsin," dedim. Ama "Hayır," dedi. "Gerek yok," diyerek bana baktı. Dışarıdan gelen seslerle Baran'a yaklaştım. "Bu sesler kurt sesi mi?" dedim. "Evet," dedi, " sanki hiç duymamış gibi." Nereden duyacağım? Baran, hayatımda kurt mu gördüm? Sesini bileyim? Filmlerde böyle oluyordu," dedim. "Kapıyı falan kırmazlar, değil mi?" dedim. Baran 'yok' dercesine baktı. Ama ne yapayım? Korkuyordum ve sesler çok yakındı. Ve biz az önce dışarıdaydık. "Aman Allah'ım!" dedim. Baran, "Saat geç. Git uyu," dedi. "Sen nerede uyuyacaksın?" dedim. "Burda," d bende burda uyuyacağım dedim. Baran, arsız bir şekilde gülümseyerek bana baktı . Sana merakımdan değil, korkuyorum ya!" Tam o anda elektrikler gittiğinde çığlık atıp, "Baran, neredesin?" diye bağırdım. Baran dedim, tekrar. "Buradayım." Baran'a elimi uzatıp onu aradım ve ona çarptım. . "Çok karanlık!" dedim. Baran telefonunun ışığını açıp, "Gel. Burada, bir yerde mum olacaktı,telefonun şarjı bitmesin bize lazim olacak " dedi. Tam gidecekti ki elini tuttum. Hiç gurur yapacak halim yoktu, korkuyordum. Baran gülerek, "Gel bücür," dediğinde, "Sensin bücür! Bana bücür deme, boyumla dalga geçme!" dedim. Baran, "Boyunda sıkıntı yok," dediğinde, "Evet," dedim. "Sırık gibi uzun olan sensin!" Baran, "Ya sabır," dedi ve çekmecelerde mumu aradı. Sonunda buldu, cebindeki çakmağı çıkardı. Biraz ıslandığı için başta yanmadı, ama sonrasında yandı ve Baran mumu yaktı. Mumu takip edip salondaki büyük, eski kanepeye oturduk. Deriden yapılma, soğuktu. Bir ürperti geçirdim ve kendime engel olamayarak iki kolumu kendime sardım. "Üşüdün," dedi Baran, gözlem yapar gibi. "Yok," diye mırıldandım, ama titreyen sesim yalanımı ele veriyordu. Baran ayağa kalktı. "Bekle." Yukarı çıktı, birkaç dakika sonra kalın, yünlü bir battaniyeyle geri döndü. Beni itip kaktırmadan, yanıma, tam yanıma oturdu. Battaniyeyi üzerimize ikimizin üstüne örttü. Ani sıcaklık içimi ısıttı, ama onun bu kadar yakın olmasından kaynaklanan bir başka sıcaklık da yüzümü yakıyordu. Biraz itiraz etmek için kıpırdandım. "Sakin ol," dedi Baran, sesi alçak. "Daha fazla üşümeyelim diye." Battaniyeyi düzeltti, dizlerime iyice sardı. Hareketleri şaşırtıcı derecede özenliydi. Mum ışığında, bu kadar yakınken, onun yüzündeki en küçük ifadeyi görebiliyordum. Yorgunluk... ve belki de başka bir şey. "Baran," dedim, cesaretimi toplayarak. "Hmm?" "Eğer istemeseydin... benimle evlenmeyecek güce sahiptin. Neden kabul ettin?" Sessizlik oldu. Gözleri mum alevine dikildi, alev onun göz bebeklerinde dans ediyordu. "Peki sen?" diye sordu, bakışlarını bana çevirmeden. "Sen de istemeyebilirdin. Senin de 'hayır' diyecek gücün yok muydu?" Gülümsedim, acı bir gülümsemeydi. "Yoktu. Benim hiçbir zaman seçme gücüm olmadı. Ama senin vardı. Neden? Neden ikimizi de bu ateşe attın? Amacın neydi?" Baran derin bir nefes aldı, göğsü battaniyenin altında yükselip alçaldı. Uzun, düşünceli bir sessizlikten sonra konuştu, sesi neredeyse bir fısıltı kadar alçaktı: "Amaç... baştaydı. Şimdi yok." Bunu söylerken, sonunda bana baktı. Mum ışığı gözlerinde, o her zamanki öfkenin altında saklanan, daha derin, daha karmaşık bir şeyi aydınlatıyor gibiydi. Cevabı ne kadar basitse, anlamı o kadar ağırdı. Bir şey diyemedim. Sadece ona baktım. Ve o da bana baktı. Mumun titrek ışığı, Baran'ın sert çizgilerini yumuşatıyor, gözlerinin içindeki o bilindik öfkeyi değil, derin bir yorgunluğu aydınlatıyordu. Yavaşça, dirençle, sırtımı kanepeye yasladım. Onun yanında, ama ona temas etmeden. Dışarıda bir dal kırıldı, irkildim. Farkında olmadan ona biraz daha yaklaşmıştım. Uzun bir sessizlik oldu. Sadece dışarıdaki ağaçların çıtırtısı ve ikimizin nefes alış verişleri vardı. "O kırmızı elbise," diye başladı Baran, sesi rüyadaymış gibi uzak. Gözleri mum alevindeydi. Sana yakışmıyor bir sürü insanın içinde Öyle parlak, öyle... inatçı bir renk." Bu beni ilgilendirir," diye fısıldadım. "Belki önceden evet ama şimdi değil ," dedi, omuz silker gibi yaptı. Ama hafifçe bana döndü. Neden öyle söylediğini anlamdım .ve Mum ışığı şimdi onun yüzünün tamamını aydınlatıyordu. Öfkeli Baran gitmiş, yerine tanımadığım, savunmasız bir adam gelmişti sanki. O anda anladım. Onu buraya, bu ıssız eve getiren sadece öfke değildi. Bu, onun kaçtığı yerdi. Sessizlik, kimsenin ondan bir şey beklemediği, rol yapmak zorunda olmadığı bir sığınak. "Baran," dedim, ismini ilk kez bu şekilde, bir hitap olmadan, sadece onu çağırır gibi söyledim. Gözleri aniden bana odaklandı. "Hmm?" "Niye buradasın?" Bu sefer sorum öfke değil, saf bir meraktı. "Bu ev... senin mi?" "Evet," dedi kısaca. Sonra, beklenmedik bir ekleme: "Kimsenin bilmediği, benim bile unutmaya çalıştığım yer." Gözleri odada gezindi. "Burada... sadece Baran'ım. Sadece Baran, sorumluluk sahibi Baran Ağa değil." İçim acıdı. Deniz Abla'nın anlattıkları aklıma geldi. Doktor olmak isteyen genç adam. Hayallerini gömen ağır yük. "Burada mutlu musun?" diye sordum, cesaretimi toplayarak. Bir an düşündü. "Burada... özgürüm," diye düzeltti. Sonra bana baktı, bakışları delip geçiyordu. "Şimdi sen buradasın. Ve sen... sen de bir rüya gibisin." "Ve ikimiz tutsağız." Dedi Sözleri canımı yaktı Evet. O beni bu evliliğe esir etmişti ama aynı zamanda kendisinide bu evliliğe esir etmişti .İkimiz de bu evliliğin mahkumlarıydık. Gözlerim doldu. Lanet olsun. Göstermemeliydim. Ama o gördü. Yavaşça, tereddütle, başparmağını kaldırıp yanağımdan süzülen tek damlayı sildi. "Arin," diye tekrarladı ismimi, bu sefer bir fısıltı gibi. Parmakları hâlâ yanağımdaydı. O küçük temas, içimde bir şeyi serbest bıraktı. Korku, öfke, direnç... hepsi eriyip gitti. Geriye sadece bu karanlık, bu soğuk, bu yalnızlık ve bu yabancı, tanıdık adam kaldı. Farkında olmadan başımı eğdim. Alnım, onun omzuna değdi. Sıcaklığını hissettim. Tüm bedenim bir titremeyle sarsıldı, ama bu sefer soğuktan değil. Baran dondu. Sonra, yavaşça, kanepenin arkasındaki kolunu indirdi ve belime doğru getirdi. Beni kendine çekmedi. Sadece... oraya koydu. Bir davetti. Ve ben, hiç düşünmeden, o daveti kabul ettim. Tüm ağırlığımla yaslandım ona. Başım göğsüne dayandı. Kalp atışlarını duyabiliyordum – hızlı, güçlü, benimkiyle aynı ritimde. "Lanet olsun," diye mırıldandı, sesi boğuk. Ama öfkeyle değil, şaşkınlıkla, teslimiyetle. Kolunu daha sıkı sardı. Diğer eliyle, hâlâ yanağımda geziniyordu, sonra saçıma kaydı, saçlarımı hafifçe okşadı. Hiçbir şey söylemedik. Konuşmaya gerek yoktu. Mum yanıp sönüyor, dışarıdaki rüzgar uğulduyordu. Ama burada, onun kollarında, onun sıcaklığında... belki dedim bu kin ve öfke biter di ve belkide çok iyi iki arkadaş olurduk. Gözlerim yavaşça kapandı. Uykuya daldım bir şey söyledi ama anlamdım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE