Cesur ve Gizemli 2

1539 Kelimeler
Kısım 1 Bölüm 5/2  ••• Kız sanki o canavar bizzat evin içindeymiş gibi bir korkuya kapıldı. Boş midesi birden ayaklanmış, gırtlağının arkası asit yutmuş gibi yanmaya başlamıştı. Eğer duvara yaslanıyor olmasa, yere düşmesi işten bile değildi.    Genç kız zorlukla Tamer'e yakalanmamak için kendisine hâkim olarak dimdik durdu. Duvarın pütürlü yüzeyine sertçe yaslanmış, bulanan midesini ve hızla çarpan kalbini yatıştırmayı deniyordu.   '' Ulan şerefsiz ben sen miyim?! İnanman için illa kesip de bir parçasını mı göndermem lazım?!''   Karaca bahsedilenin kendisi olduğunu bildiğinden ‘kesme’ lafını duyunca titredi. Nasıl bir belanın içine sokmuştu kendisini? Cidden yaşanıyor muydu bütün bunlar?  Bu düşüncelerle eziyet çekerken Tamer konuşmaya devam etti.   '' Saçlarını keserek başlayabiliriz mesela, güzel saçları var. İnsanın ellerini ondan uzak tutası gelmiyor...''   Karaca kulaklarına ulaşan kelimelerle berber sesli bir soluk alırken, Tamer bir anda kapının eşiğinde belirdi! Karaca olduğu yerde zıplayıp korku ve şaşkınlık dolu bir çığlık atmıştı. Tamer hızla elini kızın ağızına kapatarak sırtını duvara yapıştırana dek ittirdi.   '' Sesiz ol.'' diye emretti, telefon hala kulağındaydı ve yalnızca dudaklarını kıpırdatmıştı.   Karaca adamın bu ani saldırısıyla bocalamışken, Tamer kızın gözlerinin içine bakarak telefona konuştu, işte o zaman kız onun ne yapmaya çalıştığını anladı.   '' Çığlığı duydun değil mi?'' Dedi sertçe. "Al duy kardeşinin sesini de kes artık zırvalamayı!''   Bunu söylemesiyle telefonu kulağından çekip Karaca ile kendi arasına uzatması ve telefonu hoparlöre alması bir oldu. Diğer yandan elini nihayet ağızından çekip konuşması için kıza sessiz bir işaret yaptı başını sallayarak.   Hemen ardından ise Cihan'ın duyabileceği şekilde, ''Konuş!'' Diye gürledi.   Karaca kafa karışıklığını üzerinden atamamış bir halde birkaç uzun saniye öylece durup adama baktı.  Bakışları adamın elindeki telefona kaydığında ise dudaklarından kırık bir fısıltı döküldü.   '' A...alo?''   Konuşmuştu konuşmasına ancak ne söylediğinin bilincinde bile değildi. Hattın diğer ucundan o çok tanıdık ses yükseldiğinde genç kız en nihayetinde her şeyin gerçek olduğuyla yüzleşti.   ''Karaca!?''    Konuşan Cihan’dı. Adını o sesten duyduğu an beyninden vurulmuşa döndü. Abisinin şok dolu sesi bir kez daha,   ''Karaca!?'' diye tekrarladı. '' Gerçekten sen misin?!''   O şaşkın ses kulaklarında yankılanırken genç kız çenesinin titrediğini hissedebiliyordu, aslında konuşabilecek kadar bile gücünün kaldığını düşünmüyordu ancak sözler dudaklarından kendi iradesi dışında döküldü.   '' Benim.''   Dudakları uyuşuktu fakat sesi son derece yalın çıkmıştı. Bakışları Tamer'in tutmakta olduğu telefonun üzerinde öylece donmuştu. Zümrüt yeşili gözleri sanki telefonu gerçekten görmüyormuş gibi bomboş bakıyordu.    Kızın bu tuhaf halini fark eden Tamer, Cihan tekrar konuşmaya başlamadan hemen önce telefonu hoparlörden çıkararak kendi kulağına götürdü. Sert bakışları kızın üzerine sabitlendi. Hattın diğer ucundaki adamın konuşmasına fırsat bırakmadan yalnızca üç kelime söyledi.   '' İki günün var.''   Bu sözlerin ardından telefonu Cihan'ın yüzüne kapatarak umursamaz bir tavırla cebine tıktı. Karaca'nın üzerindeki gözleri hafifçe kısılmıştı.   '' Abin de aynı tepkiyi verdi.'' dedi alaycı bir tonla. '' Ailecek baya duygusal bir kavuşma anı yaşadınız herhalde!''   Karaca Tamer'in alaycı sözlerini işittiyse de buna dair hiçbir tepki vermedi. Hatta tam tersine sırtını yasladığı duvardan ayırıp salona yürüdü. Kız öylece yanından geçip de salonun içine ilerlerken Tamer onun bu hareketlerine şaşırmıştı.   Cihan'ın kızın onun elinde olduğuna bir türlü inanmaması oldukça tuhaftı. Adam sanki Karaca ölmüş gibi bir tepki vermiş, ‘Onun senin elinde olması imkansız,’ demişti hatta. Tamer ona küfür ettiğinde bile sesi aynı inanamayan tonda kalmış, hiçbir karşılık vermemişti.   Şimdi Karaca’nın da aynı şekilde, sanki bir hayaletin sesini duymuş gibi tepki vermesi tuhaftı. Ya iki kardeş yıllardır görüşmemişti ya da ikisi de rol yapıyordu. Kızın yüzündeki şaşkın ve dumur olmuş ifade oldukça gerçekçiydi ancak bu gece için Tamer kıza yeterince müsamaha göstermiş, ona yeterince inanmıştı.   Bunun için daha fazla o bakışlara kanmak yoktu. Karaca’nın paçasını kurtarmak için rol yaptığını düşünüyordu hala. Doğrudan abisinin işleri içinde olmayabilirdi ancak sanki ondan nefret ediyormuş, onunla yıllardır görüşmemiş gibi davranması da fazla palavraydı.   Cihan da Karaca da aynı kanı taşıyordu ve Tamer şu son birkaç saatte kızın da abisinden aşağı kalır bir yanının olmadığını görmüştü. Karaca dengesiz, hırçın bir dişi şeytanın tekiydi. Korkudan titrese dahi adama bıçak çekecek veya üzerine atlayacak kadar da gözü karaydı.    Muhtemelen aile genetiğinde bir tür ‘gözü dönme’ genetiği vardı ve tüm bu deli hareketleri de oradan geliyordu. İtiraf etmek isteme de Tamer Karacanın bu zıtlıklarından etkilenmişti aslında. Adam içten içe onun bu cesurluğuna hayran kalmıştı. Ama yine de hiçbir gerçek, onun son derece sinir bozucu olduğunu değiştirmiyordu.   Hatta öyle ki salona girip de kızın kanepesinde sanki kendi evindeymiş gibi rahatça oturduğunu gördüğünde içinden onunla neden anlaşma yaptığını sordu kendine. Aptal bir söz vermiş, ona dokunmayacağını söylemişti ama ne var ki istediği en son şey buydu.    Kızı tutup bir kaşık suda boğmak geliyordu içinden.   Bu düşünceyi gerçekleştirmenin vereceği hazzı hayal etse de hızla zihninden kovarak koltuğa doğru ilerledi. Gelişi güzel bir şekilde koltuğa oturdu.    Karaca ifadesiz bir yüzle, ''İki gün.'' Diye tekrarladı. '' İki gün dedin. Cihan gelince...beni bırakacak mısın?''   Tamer kızın ifadesiz, sakin görünümlü ifadesine bir bakış atarak alaycı bir şekilde kaşlarını kaldırdı.   '' Ne kadar da sakinsin.'' Diye iğneledi. '' Gören de banyoda içine cin kaçtı sanır. Neydi o hareketler?''   Karaca adamın bu alaycı sözlerine bile ters bir tepki vermeksizin yalnızca gözlerine bakmakla yetindi. Sadece hafifçe kaşları çatıldı.   '' Sürekli bağırıp, didişmenin anlamı yok.'' Dedi ve omuzlarını silkti. ''Çocuk değiliz. Birbirimizden hoşlanmasak da bir anlaşma yaptık ve en azından iki gün daha bir aradayız.''   Tamer kızın olayı özetlemesini dinlerken bir an için neredeyse kendinden şüphe edecekti. Kız her zaman bu kadar uzlaşmacıydı da Tamer mi damarına basmıştı? Oysa dilini tutamayıp Tamer'in tepesinin tasını attıran Karaca’ydı.    ''Ee?'' Diye sorduğunda dikkatini tekrar kıza verdi. ''Şimdi ne yapacağız?''    Tamer de sonunda pes ederek sinirini bir kenara bıraktı.   ''Duruma bakacağız.'' Diye cevapladı. Onca şeyden sonra şimdi böyle oturup sakin sakin konuşmak tuhaf gelse de ikisi de uyum sağlamıştı. '' Eğer sorun çıkarmadan gelir ve Rüya'nın yerini söylerse işimiz biter. Ama şerefsizlik yapıp ayak sürürse...''   Adam sözün devamını getirmeyince Karaca kaşlarını kaldırarak 'Ne?' dercesine baktı.   '' O zaman yalandan birkaç çığlık atarsın, biz de açıp dinletiriz o şerefsiz abine.''   Karaca onaylar biçimde başını sallamakla yetindi.    '' Dinlediğimi nasıl fark ettin?'' Diye birden sordu, oysa bunu sormayı planlamamıştı. Tamer karşılık olarak kısaca,   '' Mağazaya fil girse senden daha az ses yapar.'' Diye yanıtladı. Karaca bu cevaba ters bir bakışla karşılık verdiyse de sakinliğini korudu.   ''Beni nasıl buldun?''   '' Pek kolay olmadı.''   Adamın bu geçiştirilmiş yanıtıyla tatmin olmayarak yineledi.   '' Ama nasıl buldun?''   Soruyu bu sefer daha da üstüne basarak tekrarlayınca Tamer'in de merakı uyanmıştı. Kızın gözlerine dikkatli bir şekilde baktı. Konuştuğunda adam ciddi bakıyordu.   '' Eğer karşılığında sen de benim bir soruma cevap verirsen söylerim.''    Genç kız normalde onunla böyle bir pazarlığa asla girmez, en başından kesip atardı ama adamın onu nasıl bulduğunu bilmesi gerekiyordu. Bu neredeyse hayati bir önem taşıyordu! Nerede yanlış yapıp da yakayı ele verdiğini öğrenemezse bir daha ortadan kaybolmayı başaramazdı.   Başını sallayarak Tamer’in şartını kabul etti.   '' Zaten bir süredir Cihan'ı araştırıyordum. Sonra bir baktım bir kız kardeşi varmış. Seni kaçırıp ona karşı kullanabilmek için peşine düştüm ama sen sanki ölmüş gibiydin.'' Tamer duraklayarak kıza incelercesine baktı ve devam etti.   '' Adın hiçbir yerde yoktu, yıllardır görülmemiştin. Tek eksik mezarındı, eğer o da olsa öldüğüne ikna olacaktım ama ortada yoktu. Başta yurt dışına gitmiş olduğunu buldum, gittiğin şehri araştırdım. Ama bunu bir paravan gibi kullandığını anlamak zor olmadı. İçimden bir ses ‘Bu kız hala Türkiye’de’ dedi. Senin sahte bir kimlik kullandığını anladım. Ondan sonrası çorap söküğü gibi geldi. Sahte kimlik işiyle uğraşan birkaç kapıyı tıklatınca rastladım izine.''   Karaca adamın sanki çok normalmiş gibi anlattığı şeyleri dinlerken aslında şok olmuştu. O kadar akıllıcaydı ki! Tamer resmen onu şıp diye bulmuştu. Bu düşünceyle midesine kramp girdiğini hissetti. Yıllardır saklanmış, kaçmıştı ve sonra bir adam çıkıp gelmiş, eliyle koymuş gibi bulmuştu onu.    ''Şimdi sıra bende.'' Diyen Tamer düşüncelerini böldü.    '' Neden kaçtın bu kadar? Soyadını değiştirmişsin, kimliğini değiştirmişsin, şehrini değiştirmişsin. Kimden kaçıyordun?''   Aslında Tamer kız hakkında çok daha fazlasını biliyordu. Basit bir kafede garsonluk yaptığını... annesi ve babası tüm mal varlıklarını ona bıraktıkları halde kızın o paranın bir kuruşuna bile dokunmadığını...sırf yakalanmamak için bir ölü, bir hayalet gibi yaşadığını.    Tamer başta kızın bu soruya bir yanıt vermeyeceğini düşünmüştü ama Karaca kısa, yalın bir cevap verdi.   ''Cihan... Cihan’dan kaçtım.''   Başta bu yanıta gülüp geçecekti ancak kızın gözlerindeki bir şeyler bunu yapmasını engelledi. Aptalca belki ama Tamer ona tam olarak inanmadığı halde,   ''Neden?'' Diye sordu. ''Niye kaçtın?''   Yalan veya gerçek bu sorunun cevabını öyle merak etmişti ki kız gözlerinde parıldayan bir öfkeyle   ''Tek bir soruydu!'' Diye çıkıştığında şaşırdı. Hayal kırıklığına uğramıştı çünkü kızın bir şeyler sakladığı apaçık ortadaydı. Aslında ona dair her şey koca bir sırdı.   Karaca’nın yeniden, bir kez daha öfkeye bürünen ifadesine dikkatlice bakarken, bu sefer o öfkenin bir kalkan gibi kullanıldığını kolayca anladı. Ve tuhaf ama adam üstelemek istemeyerek sessiz kaldı. Eğer o maskenin altına bakarsa orada bulacaklarından çekinmişti.    Dışarıda, kanepenin dayandığı camın ardında, yeni bir gün doğmaya başlamıştı. Gökyüzü tam olarak aydınlanmış sayılmazdı ama alacakaranlığın perdesi usul usul yırtılmaya başlamıştı.   İkisi de suskun, sessiz bir an birbirinin gözlerine bakarak öylece koltukta oturdu. Aralarında en fazla bir metre vardı, arkalarındaki camdan, aydınlanan şafağın kızıl ışıkları üzerlerine vuruyordu.    Karaca günün ilk ışıkları Tamer’in yüzüne düştüğünde saçlarının aslında sandığından çok daha açık bir renk olduğunu fark etti. Oldukça açık bir kumraldı buna karşın gözleri kendisinden hiç ödün vermeyen, sert bir gece mavisiydi. Gün ışığının altında bile gecenin rengini taşımaya devam ediyordu.   Genç kız ne kadar görmezden gelmek istese de adamın gözlerinin aynı kadife bir gece göğüne benzediğini düşünerek iç çekti.    Ve şafak üzerlerine sökerken, ikisi de suskundu...  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE