Cesur ve Gizemli

1377 Kelimeler
Kısım 1 Bölüm 5/1   Cesur ve Gizemli     Derisine dayanan bıçağın soğukluğuna karşın, boğazından aşağıya süzülen kan sıcaktı. Geçtikleri yerde kırmızı çizgiler bırakarak boğazından köprücük kemiğine doğru süzüldüler. Kanın sıcaklığını, boynundan aşağıya yavaşça süzülüşünü hissediyordu ancak kesiğin vermesi gereken acı yoktu. Bunun yerine tuhaf, sinsi bir uyuşukluk vardı.   Düşünceleri, hareketleri uyuşmuş, Tamer Karaca'nın karşısında öylece donmuştu. Bir bıçağın, kendi bıçağının boğazına dayandığının, etini kestiğinin farkındaydı ancak vermesi gereken tepkiyi vermiyordu adam.    Bıçağı kızın elinden kapıp ona saplamamış ya da en basiti bıçaktan kaçınmamıştı bile.   Oysa başka zaman olsa, bir adam gelip de boğazına bir bıçak dayasa Tamer şimdiye kadar çoktan bıçağı adamın böğrüne saplamış olurdu. Bunun yerine Tamer yalnızca kızın gözlerinin içine bakar halde durmuştu. Öyle hareketsizdi ki göz bile kırpmıyor, nefes alıp verirken göğsü kımıldamıyordu.    Onun böyle donmasına neden olan ise Karaca'da gördükleriydi.   Gözlerindeki o küçük çocuk ve bir elmas gibi parıldayan dehşet.    Tir tir titreyen vücudu.    Aksayan kesik ve aciz solukları.   Tüm banyo Karaca’yla, Karaca'nın soluk sesleriyle dolmuştu. Kızın varlığı ve dışarı taşan duyguları son derece sarsıcıydı. Karaca, Tamer'i duygularıyla kolayca alt etmiş, adamı allak bullak etmişti.    Öyle ki bıçak boğazına dayanıp derisini kestiğinde bile adam ufak bir şaşkınlıktan başka bir şey hissetmedi. Yine aynı sebepten, bıçak kızın titreyen eliyle eş zamanlı olarak boynunda titrer, kesiğe biraz daha gömülürken, Tamer donmuş bir heykelden de daha cansız, daha hareketsizce durdu olduğu yerde.    Kendisine bakarken kızın gözleri eski bir hayalete bakar gibi bakıyordu. Sanki Tamer onun en büyük canavarıymış ve canını çok fazla yakmış gibi. O cazgır, sivri dilli kız yok olup gitmiş, onun yerine dünyanın en incinmiş, en masum çocuğu gelmişti.   Kızın bu haline, içi huzursuz bir tepki verdi.   Oysa Tamer kızdan nefret ediyor ve bir an önce ondan kurtulmaktan başka bir şey istemiyordu.  Öyleyse neden, neden kalbi bu kadar hızlı çarpıyordu? Neden gırtlağının hemen gerisinde bir sızı vardı?   Bir buz parçasına dönmüş elleri vücudunun iki yanında yavaşça seğirdi. İki eli de vücudunun yanında öylece sarkan yumruklara dönüştü. Zihninde yankılanan soru adeta beynini havaya uçurabilecek güçteydi.    Neden bu haldeydi bu kız!?   Tamer daha önce hiç bu kadar şiddetli veya canlı duygular görmemişti kimsede. Sanki bundan önce gördükleri siyah-beyaz bir film karesiydi ve yeterince gerçek değildi hiçbiri. Karaca’nınkiler ise, soluk kesen bir renk patlamasıydı. Böylesine bir korku, böylesine bir dehşet, böylesine bir paramparça olmuşluk...   Bıçak genç kızın zangır zangır titreyen elleri yüzünden kesiğe biraz daha dayanınca kesikten yayılan sızıyı ilk kez hissetti genç adam. Kızın boğazını keseceğinden zerre kadar korkmuyordu. Ama Karaca’nın gözlerine bakıp, tüm o duyguları görmeye daha fazla dayanamamıştı.   Karaca ne yaptığını dahi göremeden Tamer boğazına dayanan bıçağı genç kızın elinden aldı. Bir an önce bıçak adamın boğazına dayalı, kızın elindeyken bir an sonra bıçak da adam da gitmişti. Tamer hızlıca, çöktüğü yerden ayağa fırlayıp uzağa gerilemişti.   Kalçası lavaboya yaslanana dek kızdan uzaklaştı ve elindeki bıçağı bir tıngırtı sesi eşliğinde lavabonun içine attı. Yerdeki kıza bakan gözleri sert ve soğuktu ancak maksadı Karaca'yı daha fazla korkutmak değildi. Tersine, lavaboya olabildiği kadar yaslandı, iri vücudunu olabildiğince küçültüp sakladı.   Karaca'nın kaybolmuş, parçalanmış hali yavaşça bir farkındalığa yerini bırakıyordu. Sanki adam onu yakalayıp düşmesini engellediği andan itibaren ilk kez gerçekten etrafını görüyordu. Bakışları adamın bacaklarından gövdesine tırmanmış, kanayan boynuna yönelmişti.   Az önceki rezalete, korku dolu tepkisine duyduğu utancı gizleme isteğiyle öfke bir maske gibi yüzünü kapladı. Ne halt etmeye öyle üzerine atlamıştı ki? Bu durumda kim olsa korkardı! Kaçırılmış, inden farksız bir eve getirilmiş her kız, bir doksanlık bir adam üzerine atladığında aynı tepkiyi verirdi.   Küvetin kenarına tutunup güç alarak kedini yukarı çekti.   ''Sen...'' diye öfkeden titreyen bir sesle haykırdı. ''Sen ne halt ettiğini sanıyorsun!?''   Parmağını suçlarcasına adama doğrultmuştu.   '' Ne halt etmeye öyle atlıyorsun üzerime? Canına mı susadın? Katil mi edeceksin beni!''   Tamer Karaca'nın az öncekinden tamamen değişen tavrını inceleyerek olduğu yerde durdu. Gördüğü o küçük, kızıl kız çocuğunu unutmamıştı ancak bir gerçek de vardı ki; az önce boğazına bıçak dayayıp kanını akıtmıştı. Bu kız Cihan'ın kız kardeşiydi. O herifle aynı kandan, aynı soydan olması bile boğazını sıkıp da gebertmesi için yeterliydi.    Yüzü sertleşir ve gözleri gölgelenirken yaslandığı lavabodan doğruldu. Kendisini ufaltmaktan, evcil bir yırtıcı gibi görünmeye çalışmaktan vazgeçti, hiçbir aslan kendini uzun süre gizleyemezdi.    '' Sana beni sınamanı söylemiştim..."   Bunları söylerken düşmanca konuşmaya çalışmıyordu aslında, hala biraz yumuşaktı kıza karşı. Ama bu Karaca’nın nefret ve öfke taşan bir sesle bağırmasına engel değildi.   '' Bende sana bana dokunmamanı söyledim!''   '' O bıçağı çevirip de sana saplamadığıma şanslı say kendini.'' Diye konuştu Tamer gayet sakince. '' Bu seferlik korkuna vereceğim yaptığını ancak ikinci bir kez o bıçağı bana çekmeye kalkarsan bu sefer sana gerçekten 'dokunurum.' '' Diyerek tehdit etti kızı.   ''Ayrıca...'' diye devam etti daha sert bir tonla. '' Dokunmayacağım dediysem dokunmam. Anlaştık, bitti. Ben sana dokunmayacağım sen de iş birliği yapacaksın. Sen uyduğun sürece ben de bozmayacağım.''   " İyi." dedi Karaca üzerine basa basa. " Bunu aklından çıkarma, bana dokunmayacaksın."   '' Anladık! Elli kere tekrar etmene gerek yok!'' Diye tersledi genç kızı. ''Emin ol sana mecbur olmasam bir saniye bile aynı odada nefes almazdık. Ama kader senin gibi bir şeytana mecbur etti beni, katlanacağız artık, naparsın?!''   Tamer kıza herhangi bir cevap fırsatı vermeden dönüp banyonun kapısına doğru ilerledi. Eşikten geçmeden hemen önce, " Kurutma makinası yok, ama havlu ayarlarım." dedi.   "Kapın yok. Kurutma makinan yok. Olan bir şeyin var mı?" diye sordu alayla.   " Azıcık sabrım var." diye yanıtladı Tamer. " Onu da sen tüketiyorsun."   Sözlerinde tehdit tınısı yoktu ancak delip geçen bakışları kızın içini titretmeye yetmişti.   Bir an durup kızın vücuduna baktı. Kabaca, " Havlu ve kuru kıyafetleri yatak odasına bırakacağım, koridorun sonundaki kapı!" diye söylenerek arkasını dönüp banyodan çıktı. Karaca onun çıkarken eşiğe çarpmamak için kafasını eğdiğini yakaladı göz ucuyla.   Neden bu ahır gibi evde yaşıyordu ki? Çok tuhaftı. Sıcak su tarafının bozuk olduğunu söylemişti, öyleyse sürekli soğuk suyla mı yıkanıyordu bu adam?   İçinden 'canı cehenneme' diye geçirerek bezmiş bir halde başını iki yana salladı. Son on dakikadır birbirine hırlayan iki köpekten farkları kalmamıştı.   Oyalanmadan banyonun eşliğinden çıkıp sağa döndü. İki 'kapısız' kapının önünden geçerek koridorun sonundaki odaya gitti. Açık kapıdan girerek kapıyı arkasından kapattı.    Oda fazla büyük değildi ancak evin geri kalanına göre çok daha iyi durumda olduğu söylenebilirdi.  Oldukça büyük ve normalden daha alçak bir yatak duvar kenarına dayanmış, ufak ahşap bir komodin başına konmuştu. Komodinin üzerinde birkaç kitap ve su şişesi göze çarpıyordu. Ayrıca yatağın ayak ucuyla duvar arasında da birkaç kule kitap ve bir kum torbası duruyordu. Onun dışında giysi dolabı falan yoktu içerde. Odası da evin geri kalanı kadar tuhaftı yani.   Gözleri yatağın üzerindeki kıyafetlere ilişince yatağa doğru ilerleyerek kıyafetleri eline aldı. Biri siyah bir eşofman, diğeri kalın askılı, penye bir siyah atletti. Onun bu soğuk havada neden kendisine askılı bir atlet verdiğini düşündüyse de bir anlam aramaya çalışmaktan vazgeçti.   Adamın kıyafetlerini giyecek olmanın verdiği rahatsızlığı görmezden gelmeye çalışarak atleti eline alıp şöyle bir kokladı. Atlet şaşırtıcı bir şekilde deterjan kokuyordu.   Fazla oyalanmadan hızlıca üzerindekileri çıkarıp kurulandı ve giyindi. Atlet uzun olduysa da aşırı bol durmamıştı. Pantolonun ise belinde ip vardı, onun için düşmesi sıkıntı oluşturmuyordu ama paçaları iki karış uzundu. Yatağın kenarına oturup paçaları üç kez katladı ve işi bittiğinde kalkıp ıslak kıyafetlerini eline aldı.   Tam o sırada adamın baş ucundaki kitaplar ilişmişti gözüne. O öküzün baş ucunda kitap olmasına şaşırarak ne okuduğunu merak etti. Kapalı kapıya şöyle bir bakış atıp komodine ilerledi, en üstteki kitabı inceledi. Kitabın bir polisiye roman olduğunu anladığında biraz daha şaşırmıştı. İlgisini kaybetmiş bir şekilde kitabı yerine bırakarak hızlı adımlarla odadan çıktı.   Adamın salonda olduğunu biliyordu ve doğrudan oraya gidiyordu. Ancak tam banyonun önünden geçerken aklına bıçağın lavaboda olduğu geldi. Hemen banyoya girip lavaboda duran bıçağı eline aldı. Bıçağı öylece bırakıp da gittiğine inanamıyordu!   Yüzü asık bir şekilde bıçağı kapatıp pijamanın cebine attı. Ayaklarındaki sızıları görmezden gelmeye çalışarak salonun girişine yaklaştığında adamın sesini duydu. Onun birisiyle konuştuğunu anlayınca anında olduğu yerde durdu. Kapının pervazına doğru içgüdüsel bir şekilde yaklaşarak kendini sakladı.   Adam tekrar konuşuncaya dek Karaca'nın pür dikkat kesildiği kısa bir sessizlik oluşmuştu içeride. Ama bu durum uzun sürmedi, kısa bir an sonra Tamer’in sesi tekrar duyuldu.   '' Gözlerimi yaşarttın!'' Diye bir bıçaktan bile keskin konuştu. Sesindeki bu keskinlik kendisine yönelik olmamasına rağmen Karaca kollarını sıkıca vücuduna doladı.   '' Ama her ne kadar inanmak istemesen de kardeşin elimde! Eğer o saklandığın delikten çıkıp tıpış tıpış ayağıma gelmezsen...''   Karaca Tamer'in sözlerinin geri kalanını işitmekten aciz bir halde derin, şok dolu bir soluk çekti ciğerlerine.  Resmen O'nunla konuşuyordu! Telefonun diğer ucundaki Cihan'ın ta kendisiydi!   •••
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE