Kısım 1
Bölüm 4/2
Tutsak
•••
Kız öyle öfkeliydi ki Tamer küvete yaklaşıncaya dek adamın içeriye girdiğini bile fark etmedi. Fark ettiğindeyse Tamer'e çevrilen gözleri adeta ateş saçıyordu.
''Nasıl kapanıyor bu lanet şey?!'' Diye haykırarak hala çılgınca su püskürten duş başlığını kendisinden olabildiğince uzağa tuttu.
Tamer yüzünde ciddi bir ifadeyle küvete yaklaştı. Bir an sonra içine eğilmeden önce, Karaca'ya şöyle bir bakıp, ''Çekil oradan.'' Diye homurdandı.
Genç kız onun duvardaki musluğa ulaşmak istediğini anlayarak sözünü ikiletmeden oturakta arkaya doğru kaydı. Tamer uzanıp duvardaki musluğu kavradı ve Karaca'nın az önce tüm çabasına rağmen yerinden oynayamadığı musluğu kolayca takıldığı yerden çekip kapattı.
Karaca aralarındaki bu güç farkına sinir olmuştu. Tamer geri çekilmeden hemen önce Karaca'nın sırılsıklam olmuş haline bir bakış attı. Su damlaları yavaşça yüzünden aşağı süzülüyordu. Saçları aşırı ıslanmamıştı ancak yine de sefil bir kedi yavrusu gibi görünüyordu.
Genç adam aralarındaki yarım metrenin bilincine varır varmaz, yavaş ama kararlı bir şekilde doğrulup bir adım küvetten uzaklaştı.
'' Musluk da duş başlığı da bozuk.'' Derken sanki beş yaşında, sinir bozucu bir veletle konuşuyordu. ''Sıcak su tarafı bozuk. O tarafa açınca böyle oluyor.'' Derken elini kızın üzerini işaret eder şekilde salladı.
Karaca kendini tutamadan homurdandı.
'' Nasıl ev bu böyle! Banyoda kapı yok!''
Kaşları havaya kalkmış, eli adamın ardındaki boş pervazı işaret ediyordu Yüzünden memnuniyetsizlik ve huysuzluk taşıyordu.
Normal zamanda eğer adamın fakir olduğunu bilse asla böyle davranmazdı ancak olmadığını biliyordu. Allah aşkına, altındaki arabayı alana veya kolundaki o pahalı saati takana kadar bu evi beş kez baştan aşağıya yenilerdi.
Tamer kıza ters bir bakış atarak, '' Misafirimmişsin gibi konuşma.'' Diye uyardı. '' Misafir değil, bir hiçsin bu evde. Her ne kadar 'anlaşma' yaptıysak da şikâyet edecek konumda değilsin, tutsaksın sen."
'' Tutsakmış! Sen pisliğin tekisin!"
Banyonun duvarlarında yankı yapan bağırışına Tamer yüzünü buruşturarak tepki verdi.
'' Bağırma seni manyak!'' Diye geri bağırdı. İkisi de birbirine öfkeli bakışlar yolladı. Kız oturduğu yerden başını havaya kaldırmış adama altta kalmayan bakışlar atıyordu. Bu dik başlı hali Tamer'in sinirlerini iyice zıplatmıştı. Ters bir şey söylememek için dudaklarını birbirine bastırarak, sabır diledi.
Ne var ki Karaca'nın susmaya niyeti yoktu. Kısa bir an adama meydan okuyan bakışlar atmayı kesip, üzerindeki sırılsıklam kıyafetlere baktı. Bu halde durup üzerindekilerin kurumasını beklemesinin imkânı yoktu. Soğuk su zaten yeterince üşümesine neden olmuştu.
'' Bana havlu ve saç kurutma makinası ver.'' değiverdi.
Tamer’in yüzü gerilirken çenesi birbirine kenetlendi. Adam birdenbire gülümseyince Karaca’nın tüyleri diken diken olarak havaya kalktı.
'' Cebindeki o bıçağa bu kadar güvenmesen iyi edersin.''
Bu sakin ses karşısında kızın rahatsızlığı iki katına çıktı. Ama yine de küstahça, '' Sen de kendine bu kadar güvenme.'' Dedi. ''Bıçağının ne kadar keskin olduğunu benden daha iyi bilirsin, değil mi?''
Tek kaşını kaldırarak sorduğu bu soru havayı buz gibi yapmıştı, Tamer’i gözlerinin içine baka baka tehdit ediyordu. Karşılığında genç adamın tek yaptığı küvetle arasındaki tüm mesafeyi bir anda kapatmak oldu. İki elini birden küvetin kenarına yavaşça dayar ve vücudunu öne eğerken gözleri kızınkilerin içine çakılmıştı.
Karaca geriye kaçmamak için tüm kaslarını olduğu yere kilitleyerek sağlam durdu. Buna rağmen gözleri gerginliğini ele veriyordu. Kızgın, yeşil gözleri tehlikeye karşı irileşmişti.
'' Şansını zorlamaya kalkma.'' Diye mırıldandı adam. '' Beni sana dokunmak zorunda bırakma.''
Karaca bu sözleri işittiğinde gözle görülür bir şekilde irkildiyse de gözlerindeki öfkenin daha da alevlenmesi uzun sürmedi.
'' Dokunamazsın bana!'' Diye tısladı dişlerinin arasından. Elleri birer yumruğa dönüşmüştü.
Tamer’le aralarındaki mesafe hala aynı şekilde öne eğik duruyor olmasına rağmen küçülmüş, küçülmüş, ufacık olmuştu. Onu ittirip uzaklaştırmak geçiyordu içinden. Tamer’in varlığı yüksek voltajlı elektrikten farksızdı; sinir bozucu ve çarpıcı. Genç kızın tüylerini diken diken edip, kanını fokurdatıyordu.
Onu kendisinden uzaklaştırma isteğiyle bir yumruk attı adamın göğsüne. Aslında sadece ittirmek isterken, yumruk çok daha sert şekilde indi. Ve bu darbe, Tamer'in sabrına inen son darbe oldu.
Karaca ne olduğunu bile anlayamadan, Tamer ileri atılarak sağ eliyle kızın boynunu kavradı! Bir an sonra kızı belinden yakaladığı gibi küvetin korumasından dışarı çekti. Sanki oltanın ucunda asılı ufak bir balığı suyun içinden çıkarıyordu. Karaca’nın şaşkınlık ve korku dolu çığlığı ikisinin de kulaklarını sağır etti.
" Bak, dokunuyorum sana!" diye hırladı adam yüzünün tam önünde. " Ne oldu, dilini mi yuttun şimdi de!?"
Boğazına sarınan el yüzünden doğru düzgün nefes alamazken bile adamın artık tanıdık olan kokusunu duyumsayabiliyordu. Adamdan yükselen sıcaklık üzerine hücum ediyor, onu ikinci bir deri gibi sarıyor, boğuyordu. Karaca’nın kalbi öylesine şiddetli çarpıyordu ki Tamer'in kalp atışlarını duyabildiğinden emindi. Kurtulmak için can havliyle çırpındı.
Tamer saldırdığı kadar hızlı bir şekilde kızı geri salıverdi. Ayakları yere değdiği an saldıracağından emindi fakat başını aşağıya eğip de yüzüne baktığında orada yalnızca tek bir şey gördü.
Dehşet. Saf, katıksız bir dehşet. Gözlerinin zümrüt yeşili tonu inanılmaz açık bir yeşile dönüşmüş, göz bebekleri endişe verecek kadar genişlemişti. Tamer onun bu halinden ani bir endişe duyarak kolunu tutmak için uzandı. Her an yerle bir olup başını mermer zemine çarpabilirdi.
Eli kıza uzandığı anda, Karaca hızla geriye kaçtı ancak bu ani hareketi yüzünden ıslak ayakları zeminde kaydı. Tamer onu bu sefer kolundan yakalayıp kendisine çektiğinde elinin altında tir tir titrediğini hissedebiliyordu.
Çıldırmış gibi bağırarak adamı ittirmeye çalışırken dudaklarından anlamlı kelimeler değil yalnızca yüksek sesli bir bağırış duyuldu. Tamer, onu bırakırsa tekrar kayacağını bildiğinden iki kolunu birden sıkıca tutarak kendisine getirmeye çalıştı.
'' Sakin ol, ben...'' diye onunla konuşmaya başladıysa da yumruk mu yoksa tokat mı olduğu belli olmayan bir darbe yüzüne uçunca sözü yarıda kesildi.
Yanağı sızlar ve kızın boğuluyormuş gibi çıkan nefes sesleri banyoda yankılanırken Tamer buna mecbur kalmış halde, Karaca’ya bir çerme taktı. Biraz sert ama güvenli bir şekilde kızı banyonun zeminine indirivermişti. Bunu yaptığı an geri çekilerek aralarına mesafe koydu.
Karaca bırakıldığı yerde sırtını küvete dayamış, dizlerini kendisine çekmiş, korku dolu gözlerle bakıyordu Tamer’e.
Tamer bu bakışların aynısını nerede gördüğünü hemen tanıdı. Bu bakışların aynısını inşaatın tepesindeyken de görmüştü. Karaca'nın gözlerin arkasından ona bakan o küçük çocukla bir kez daha göz göze geldi.
Çocuğun acı ve dehşetle dolu gözleri kendisininkilere bakarken genç adam kafasında bir basınç, kulaklarında sersemletici bir uğultu hissediyordu. Damarlarındaki kan bile zehirlenmiş gibi acı acı akıyordu, bu yüzden kızın hareket ettiğini başta fark edemedi.
Karaca’nın hareket ettiğini fark ettiğinde ise artık çok geç kalmıştı. Kendi bıçağı boğazına dayandı
ve kanı yavaşça boynundan aşağıya süzüldü...