Kısım 1
Bölüm 4/1
Tutsak
Evin ışığını açıp arkasını döndüğünde, Tamer olduğu yerde donup kaldı. Artık daha fazla şaşıramayacağını, gecenin önüne daha fazla ilginç şey çıkaramayacağını düşünmüştü.
Burun buruna geldiği manzara ise Tamer’e gecenin henüz sona ermediğini fısıldar gibiydi.
Bütünüyle şok dolu bir an için, Karaca'nın saçlarının yanmaya başladığını zannetti.
Algılaması yavaşlamış, düşünceleri arasındaki bağ karşısındaki görüntü yüzünden birbirinden kopmuştu. Aklına gelen şeyin mantıksız olduğunu değerlendirmekten yoksun kalmış halde kızın saçlarının alev aldığını düşündü. Neyse ki bu yalnızca saniyenin onda biri kadar sürdü.
Genç adam gözlerini kırpıştırarak Karaca'nın saçlarına daha dikkatli baktı. Kızın saçlarının kızıl olduğunu zaten biliyordu, tek sorun bu saçlara kızıl demenin hakaret oluşuydu çünkü kızıl yeterli bir kelime değildi. Saçları yaşayan, canlı bir alevdi.
Dalgalar halinde, yana yana beline kadar uzanıyor, bir yangının titreşen alevlerini anımsatıyordu. Öyle canlı, öyle gerçeklerdi ki, sanki dokunsa eli yanacaktı. Ateşe doğru uçan bir pervane misali eli istemsizce havalandı.
Birden ne yapmak üzere olduğunun farkına vararak kendisine geldi, zihninde hayali bir şekilde silkindi. Aynı anda Karaca Tamer'in havadaki elini fark etti, hala elinde duran telefonu istediğini zannederek telefonu adamın avucuna bıraktı.
Tamer telefonu alıp, sanki hiçbir şey olmamış gibi doğal davranarak salona ilerledi. Karaca'nın arkasından gelip gelmediğini umursamıyordu. Kız kapıyı açıp çıkabilir veya cebindeki bıçakla adama saldırabilirdi. Buna karşın Karaca kaçmak veya adama saldırmak gibi bir harekette bulunmadı. Tamer soldaki bir eşikten geçip kaybolurken onun peşinden ilerledi.
Kaçmak istemediğinden veya adamın böğrüne bir bıçak saplamak hoşuna gitmeyeceğinden değil, bir korkak gibi davranmaktan, yardımına ihtiyacı olan birisi varken kaçıp gitmekten nefret edeceği için bunların ikisini de yapmıyordu. Cihan'ın elindeki o kızı hiç tanımıyor olabilirdi. Cihan’dan ölümüne korkuyor da olabilirdi. Onun adını duymak bile... kalbini yerinden söküyor olabilirdi.
Buna rağmen kaçamazdı. Korkup sinemezdi. Kaçıp gitse bile zaten o canavarın kıza yapacaklarını düşünmek onu içten içe öldürürdü. İnsan kendi vicdanından saklanamazdı. Bunun için gitmenin, kaçmanın hayalini kurmak anlamsızdı.
Kocaman, korkunç prangalar ayak bileklerine dolanmış, onu hiç tanımadığı bu yabancıya bağlamıştı.
Karaca göğsüne çöken ağırlık altında inlememek için kendine zor hâkim oldu. Bedeni isteği dışında adımlar atıp onu az önce adamın geçtiği kapıdan içeri çekerken genç kızın elleri yumruklara dönüşmüştü.
Tamer ise odadaki tek koltuğa, üçlü bir kanepeye bırakmıştı kendini. Yüzü yorgun ve düşünceliydi. Kaşları çatılmış, ifadesi donuklaşmıştı. Odadaki sessizlik elle tutulacak denli somuttu. Tuhaf bir şekilde ikisi de taştan heykellermişçesine, birbirlerinin varlığını unutmuş gibiydi.
Karaca’nın dikkati salona kaydı. Duvarlarda boya namına bir şey yoktu, sadece gri bir sıva vardı. Adamın oturduğu koltuğun arkasındaki büyük camlar, kuvvetli esen bir rüzgârda alaşağı olacak gibi görünen cılız, ağaç çerçevelerle sabitlenmişti.
Kocaman siyah kanepe dışında odada sayılı eşya vardı. Üzeri boş sigara paketleri ve içinden izmaritler taşan bir küllükle kaplı ahşap sehpa acınacak haldeydi. Geri kalan her şeyle zıt kaçan son model bir televizyon bir duvarın çoğunu kaplıyordu. Bu televizyonu satıp tüm salonu düzgünce döşeyebilirdi. Kızın bakışları kafa karışıklığıyla koltuktaki adama çevrildi.
Tamer kendi dünyasına dalıp gitmiş görünüyordu.
Her ne kadar ona küçük bir sonsuzluk gibi gelmiş olsa da kısa bir süre sonra ifadesini ve zihnini kontrol altına aldı. Düşüncelerinin önüne ise kalın bir set çekmiş, onları setin ardına hapsetmişti. İfadesini ustalıkla değiştirerek koltukta hareketlendi. Bakışları Karaca’yı bulmuştu.
''İş bitinceye kadar burada kalacaksın.'' Dedi duygu barındırmayan bir sesle.
Karaca, “Ne zamana kadar?'' Diye sordu sıkıntıyla ve cevap vermesini beklemeden devam etti. '' Bu işler nasıl yürüyor veya ne yapmaya çalışacaksınız bilmiyorum ama detayları konuşmamız lazım. Eğer bu iş uzarsa..."
Sanki doğru kelimeyi bulamamışçasına cümlenin yarısında tıkanıp kaldı. Sahiden ne diyecekti? Bu iş uzarsa gitmekle mi tehdit edecekti? Bunu yapabilir miydi ki?
'' Ne, gidecek misin?"
Aniden oturduğu yerden ayağa fırladı Tamer. Onun yüzündeki öfkeyi gören Karaca ufacık odada korkuyla hızla geri çekildi.
" Ne çeşit boktan bir oyun oynuyorsun bilmiyorum ama benimle kafa bulmaya kalkışma. Ben seni bırakana kadar buradasın! İstesen de hiçbir yere gidemezsin. Dua et ki o çatıda bana söz verdirdin. Sana zarar vermeyeceğim ama beni kandırdığını da sanma. Eğer beni öfkelendirirsen, sana el sürmeyeceğimden o kadar da emin değilim!"
Her bir sözü ağızından hınçla çıkıyordu. Gözlerinde parlayan öyle bir öfke ve nefretti ki... Karaca sonraki bir dakika boyunca dehşetle dondu. Adeta arkasındaki duvarla bütünleşmişti. Tamer bilerek ona fazla yaklaşmamıştı, hala aralarında bir metre kadar bir mesafe vardı.
Karaca bin bir güçlükle sırtını duvardan ayırdı. Dizleri titriyordu ancak bunu belli etmemek için tüm gücüyle çabalıyordu.
" Benden... uzak dur!" dedi öfke ve korkudan titreyen sesiyle.
Ona olan nefretinin zihnini bulandırmasına izin vermeyen adam dişlerini sıkarak baktı kıza. Gözleri önüne onun inşaatın tepesindeki o korkunç hali geldi ve kendisini sakinleştirerek geriye çekildi.
Kendisinden iğrenmişti. Ne zamandır kadınları korkutup, duvara yapıştırıyordu? Abisi yüzünden kızdan ne kadar nefret ederse etsin bu Tamer’e son derece yanlış geliyordu. Hayatı boyunca böyle bir duruma hiç düşmemişti.
" Bak, " dedi sert çıkan bir sesle. " Ben de sana bayılmıyorum. Sözüm söz! Rüya’yı aldığımız an iş bitecek ve seni bırakacağım!”
Adamın bu şekilde çıkışması Karaca’yı adeta çileden çıkardı. Kızgın, öfkeyle parıldayan gözleri sertçe adamınkilere dikildi.
'' O zaman kanepeye yığılmak yerine kıçını kaldırıp ne yapacaksan yap! " Diye patladı. Oysa yalnızca birkaç saniye önce korkudan duvara yapışmış bir haldeydi.
Ne çeşit bir manyaktı bu kız böyle?
Bir an için Tamer’in gözlerinden kızı boğazlamamak için her bir kasını zor zapt ettiği okundu.
Karaca bunu gördüğünde hala adama öfkeyle bakmasına rağmen bir adım geriye attı. Tanımadığı, onu kaçıran bir adamın evinde, gecenin bir saatinde tek başınaydı...
Huzursuzlukla ağırlığını bir ayağından ötekine vererek kıpırdandı. Hareketi, ayaklarının zonklamasına neden olmuştu. Aynı anda keskin, yakıcı bir sızı kesiklere hücum etti. Karaca bunu göz ardı etmeye çalıştıysa da yüzünün buruşmasına mani olamamıştı.
Tamer'in bakışları yavaşça kızın kir içindeki ayaklarına kaydı. Siyah ve grinin tonları ayaklarını boyuyor, birçok yerdeki kurumuş kan hemen göze çarpıyordu.
'' Banyo nerede?'' diye sordu Karaca Tamer'e. Konu değişmişti.
Adamın gözleri ayaklarından ayrılıp yüzüne yöneldi. Karaca başta onun ters bir tepki vereceğini veya hiçbir şey söylemeyeceğini düşündü.
Ama Tamer kısaca,'' Soldan ikinci kapı.'' diye söylendi.
Genç kız oyalanmadan salondan çıktı. Adamın tarifince sağa dönüp dar koridorda ilerledi. Odada onunla yalnız olmaktan kaçıyordu. Duyduğu öfkeye neyin neden olduğunu bilmiyordu bile. Sanki adamın varlığı öfkeli olması için yeterliymiş gibi hissediyordu.
Farkında olmadan çatılmış kaşlarla önüne çıkan ikinci kapıdan içeriye daldı.
Otomatik bir hareketle eli duvardaki ışık anahtarını bulup açmıştı. Işık can çekişiyormuş gibi yavaşça, kademe kademe artarak açıldı. Karaca ters ter tavandaki ampule baktı. Ampul de en az sahibi kadar sinir bozucuydu. Adama bu kadar sinir olduğu için kendisine de kızarak banyonun kapısını kapatmak üzere arkasını döndü.
Kapı koluna uzanan eli de bakışları da havada asılı kalmıştı. Ne olduğunu anlayamayan, bocalamış bakışları boşlukta şöyle bir dolaştı. Kapının olması gereken yerde yeller esiyordu! Gördüklerine inanamayarak boşluğa, ardından pervaza kaydı gözleri. Kapı namına yalnızca pervaz vardı.
Neredeyse içeriye gidip Tamer'e nasıl olup da banyosunun bir kapısının olmadığını soracaktı. Allah aşkına nasıl bir evdi bu?! Eve bir kez daha hayret ederek başını iki yana salladı.
Ne yapacağını tam olarak bilmeksizin dönüp banyoyla yüz yüze geldi. Büyük bir küvet karşısındaki duvarın tam dibine yaslanmıştı. Bir lavabo, ağaç bir dolap ve klozet dışında başka da bir şey yoktu.
Küvete ilerledi, içine girip şöyle bir etrafı kontrol etti. Hemen solunda, duvara asılı musluğun üzerinde duş başlığı duruyordu. O da geri kalan her şey gibi eski, basit ve yıpranmış görünüyordu ama yine de iş görürdü. Karaca başlığı yerinden çıkartıp eline alarak küvetin oturak kısmına oturdu.
Nasıl olup da bu kadar sakin kalabildiğine kendisi bile şaşıyordu. Tek bir gecede, hatta yalnızca iki saat içinde hayatı alt üst olmuştu. Bir yanı, sert ve amansız bir köşesi artık kaçmaktan, korkmaktan, bir kurban olmaktan bıkmıştı. O yanı geçmişinden hiç kurtulamadığını ve kurtulamayacağını her zaman biliyordu. Tam da bu yüzden o yanı şimdi kalıp savaşmak istiyordu.
Zihninde bu düşüncelerin gölgeleri kapı kapı dolaşırken genç kız öne eğilip pijamasının paçasını dizine kadar kıvırdı. Elindeki duş başlığını yere, ayaklarına doğru tutmuştu. Sola çevirerek eski püskü musluğu açtığı an ne olduğunu anlayamadan duş başlığı banyoda yankı yapan bir püskürme sesiyle patladı. Tazyikli su ayaklarından çok üstüne başına fışkırmıştı.
Hızlıca musluğu kapatmaya çalıştı ancak kapanmıyordu, sıkışıp kalmıştı. Karaca okkalı bir küfü savurarak duş başlığını kendisinden uzağa tuttu. Artık üzerine su gelmiyordu ancak çılgın şey hala patlamaya devam ediyordu. Tişörtü sırıl sıklam olmuş, yüzünden sular damlıyordu.
Şeytan al, başlığı git Tamer'in kafasına vura vura kır diyordu. Ancak esas kırmak istediği aptal duş başlığı değil bizzat adamın kafasıydı!
İyi insan lafının üstüne, bir an sonra Tamer banyonun eşliğinden geçip içeriye girdi. Karaca'nın duş başlığını ona saldırmaya çalışan bir köpeği kendisinden uzaklaştırır gibi iki eliyle birden tutuğunu gördü.
•••