Bölüm 6

1116 Kelimeler
Alexsander ve Rose odaya girer girmez Rose istekli ve cilveli bir şekilde Alexsander'ın yakasını açıp elleriyle göğsünü okşamaya başladı. Bu hareket Alexsander'da kızgınlık ve tiksintiye neden oldu. Hemen Rose'un ellerini yakasından sertçe çekerek Rose'u hafifçe geriye itti. Rose şaşkınlıkla Alexsander'a baktı ve kadınsı bir öfkeyle "İstekli olduğunu sanıyordum."dedi. Evet kesinlikle Alexsander istekliydi ama istediği kadın Rose değildi. Alexsander Rose'a cevap vermeden, odasından başka bir odaya açılan kapıya doğru gitti ve kapıyı açarak Rose'a döndü "Bu gece sen burada yatacaksın" dedi. Rose asla itiraz etmemesi gerektiğini biliyordu. "Pekala bu gece böyle olsun" dedi içinden Rose ve aklında başka geceler için kurnazca planlar kurarak odaya girdi. *** Isabel sabah kahvaltısını hazırlarken gözleri korkuyla sürekli merdivenlere kayıyordu. Alexsander her an kahvaltıya inebilirdi. Onunla karşılaşma ihtimalini düşündükçe kan akışı hızlanıyordu ve panikle çatal,bıçakları masaya yerleştirirken her şeyi birbirine karıştırıyordu. Ancak arkasında onu izleyen bir çift gözden habersizdi. Alexsander şafağın ilk ışıklarıyla uyanmış, aklına kazınmış menekşe gözleri biraz olsun düşünmemek için güneş tepeye çıkana kadar at koşturmuştu. Lanet olsun ki hiçbir işe yaramamıştı ve eve geldiğinde gördüğü ilk şey de menekşe rengi gözlerin sahibi olmuştu. Bu bir lanet olmaydı! Bu kadın tarafından kesinlikle lanetlenmişti! Isabel biri tarafından izlendiği hissiyle arkasına döndüğünde delici kehribar gözlerle karşılaştı ve elindeki her şey yere saçıldı. Düşen çatal,bıçakların çıkardığı ses uğursuz bir ezgi gibi çınladı salonun içinde... Isabel hızla yere eğildi ve kafasını bir an bile kaldırmadan yerdekileri toplamaya başladı. En büyük korkusu ve aynı zamanda en büyük tutkusu olan adam yanından geçip giderken Isabel'in gözleri hala yerdeydi. Dük gider gitmez Isabel derin bir nefes aldı ve yanındaki sandelyeye tutunarak yavaşça ayağa kalkmaya çalıştı ancak ani gelen baş dönmesiyle olduğu yere çakıldı. Gözlerini sıkıca kapadı ve elleriyle eteğini sıkarak her şeyin geçmesini bekledi. Bir tür panik atak geçiriyor olmalıydı. Üst kata temiz çarşafları çıkarmakta olan Fiona Isabel'i fark etmişti ve hızlı adımlarla yanına geldi. Isabel'in kolundan hafifçe tutatarak "Isabel... İyi misin?" diye sordu. Gözlerinde gerçekten bir endişe vardı. Fiona Isabel'i severdi. Onun kalbinin, bu dünyada nadir bulunan mücevherlerden biri olduğunu düşünürdü. Saf ve el değmemiş... Isabel gözlerini yavaşça açtı ve yavaşça yok olan karanlığın arkasındaki yüze baktı. "Ah, iyiyim Fiona sadece biraz başım döndü."dedi. Fiona Isabelden sadece üç yaş büyüktü ancak anne olmasının verdiği anaçlıkla elini Isabel'in başına koydu ve ateşine baktı. "Çok çalışıyorsun Isabel! Biraz dinlenmen gerektiğini hatırla lütfen, biraz ateşin var. Sen odana git dinlen ben elimdekilerini bırakır bırakmaz burayla ilgilenirim."dedi. Isabel Alexsander'ı düşünmemek için kendini adeta işlere adamıştı ve ne durumda olduğunun da farkında değildi. Çok zayıflamıştı, oldukça bitkin ve solgun görünüyordu. Isabel itiraz etmek için tam ağzını açacakken Fiona itiraz kabul etmediğini gösteren bir el hareketiyle onu susturdu. Isabel yüzünde hafifçe ve zoraki bir tebessümle "Pekala Fiona sen nasıl istersen" dedi ve gerçekten biraz dinlenmek için odasına gitti. *** Alexsander Rose ile başbaşa kahvaltı ederken tekrar düşüncelere dalmıştı. Lanet olsun! O gece ve Isabel bir türlü aklından çıkmıyordu. Bu durum Alexsander'ın sinirlerini iyice bozmaya başlamıştı. Alexsander ne hayatına ne de düşüncelerine hiçbir kadını almazdı. Ancak düşünceleri uzun zamandır şu hizmetçi kıza aitti ve bu durum her zaman gücü elinde tutan Alexsander'ı güçsüz hissettiriyordu. Aşkın ve sevginin insanı güçsüzleştiren ve çaresiz bırakan bir saçmalık olduğunu düşünürdü. Bu yüzden hayatına asla aşkı sokmadı ve sokmayacaktıda... O aşktan kaçan adamlardandı... Isabel ona bu duyguları hatırlatıyordu ve bu yüzden kızı her gördüğünde öfkeleniyordu. Bir karar vermesi gerekiyordu, ya kızı burdan gönderecekti ya da kendisi burdan gidecekti. "Ah hayatım annenin kahvaltıya inmemesi ne iyi oldu demi, seninle başbaşa olmaya bayılıyorum." Martha asla Rose gibi bir kadınla aynı masaya oturmazdı. Bu yüzden yemeğini odasında yemeyi tercih ediyordu. Alexsander Rose'un sesiyle dalmış olduğu düşüncelerden çıktı. Sandelyesini sertçe geriye iterek ayağa kalktı ve Rose'a "İlgilenmem gereken işler var çalışma odasında olacağım sende dilediğin gibi evi gezebilirsin," dedi ve salondan çıktı. *** Saatler geçmişti ancak Alexsander lanet olası kızı düşünmekten ilgilenmesi gereken hiçbir işini halledememişti. Kapının teklifsizce açılmasıyla dikkatini kapıdakine veren Dük gelenin Rose olduğunu gördü. Rose sitemkar bir biçimde hızla Alexsander'a doğru yürüdü ve Alexsander'ın kucağına oturup kollarını boynuna dolayarak "Sevgilim beni çok ihmal ediyorsun,seni özlüyorum,"dedi şehvet kokan bir sesle. Alexsander'ın ilk düşüncesi onu kucağından indirip artık bu evden gitmesini söylemek oldu ancak gözlerinin önüne gelen menekşe gözler Alexsander'ın bunu söylemesine engel oldu. Onun yerine kendini Rose'un marifetli ellerine ve diline bırakmaya karar veren Alexsander, kendisine Isabel'in bıraktığı etkinin basit bir şehvet olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu. Tıpkı şimdi Rose'un yapacağı gibi... Ancak beklediği gibi olmadı. Rose ona ne kadar şehvetli öpücükler ve dokunuşlar bahşetse de Alexsander'da hiçbir istek oluşturmuyordu. Alexsander öfke dolu bir şekilde Rose'u adeta üstünden attı ve kızgın bir boğa gibi odadan çıktı. Rose ise arkasından afallamış ve kızgın bir şekilde öylece kaldı. * Alexsander odadan kızgın bir boğa gibi çıkar çıkmaz kendini evin arkasındaki küçük ormanlıkta bulunan göle attı. Soğuk suya ihtiyacı vardı. Bedenine çarpan soğuk su ve sonbaharın getirmiş olduğu serin rüzgar Alexsander'ı yatıştırmaya başlamıştı. Gökyüzünde toplanan bulutlar ise büyük bir fırtınanın habercisiydi. Lanet olsun! O kız kendisinde nasıl bir etki yapmıştı böyle! Bir kıza karşı kendini hayatı boyunca hiç bu kadar zayıf hissetmemişti. Tam da aşktan aptallaşan sersem erkekler gibi davranıyordu. Zaten öfkesinin nedeni de buydu! Aşık olma korkusu... Aşk insanın en zayıf yönlerini ortaya çıkaran baştan çıkarıcı bir lanetti onun için ve Alexsander asla zayıf yönleri olan ve bir kadın için en aptalca şeyleri bile yapabilecek bir erkek değildi! Olamazdıda! Bu lanet takıntı Alexsander'ın annesi ve babası tarafından adeta genlerine işlenmişti. Küçüklüğünden beri sıkı bir disiplinle büyütülmüş, güç ve statünün sembolü haline gelmişti İngiltere'de. Bu durum Alexsander'ın istemediği bir şey olsa da genlerine işlemiş bu şeyi söküp atamazdı. İleride bir veliaht için evlenebilirdi ama bu kesinlikle aşkla mühürlenmiş bir evlilik olmayacaktı. Alexsander sudan çıkmak üzereyken ileride bir hareketlilik dikkatini çekti. Algıları ve refleksleri oldukça gelişmiş biriydi. Bir dönem orduda görev yapmıştı. Babasının ve annesinin hastalıklı davranışları onu buna itmişti. Alexsander'da hem bir askerin çevikliği ve gücü hem de bir dükün zekası ve zarafeti mevcuttu. Bu iki karışım kadınları Alexsander'a çeken ölümcül bir tuzak gibiydi. Alexsander yavaşça sudan çıktı ve pantolonunu giydi. Gömleğini eline aldı ama onu giymedi,elinde tutarak hareketliliğin olduğu yöne doğru yürüdü. Hareketliliğin olduğu yere yaklaşınca onu gördü, ince silüet ve ahenkle dans eden uzun dalgalı saçlar... Isabel biri tarafından izlenme hissine kapılarak arkasını döndü ve onunla gözgöze geldi. Aralarında neredeyse on adım olmasına rağmen Isabel onu bir nefes kadar yakınında hissetti. Aslında böyle hissetmesinin nedeni kendisi değildi bu defa. Alexsander'ın gözlerinde gördüğü ve anlamını çözemediği yoğun bir hissiyattı. Alexsander onunla göz göze geldiği an adeta olduğu yere mıhlandı. Gözgöze geldikleri an büyük bir gök gürlemesi patladı. Isabel çocuksu bir masumlukla gözlerini gökyüzüne kaldırdı. Sanki gökler ona bir mesaj veriyordu. Buradan hemen kaçmalısın... Isabel tekrar gözlerini karşısında duran adama çevirince bunun için çok geç olduğunun farkına vardı. Alexsander gözlerindeki korkunç ve sert ifadeyle Isabel'den gözlerini bir saniye bile ayırmadan ona doğru ağır adımlarla ilerliyordu.    
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE