bc

Aşkın Gölgesinde

book_age18+
2.4K
TAKİP ET
9.2K
OKU
others
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Cambridge Dükü Alexsander Atkins'in evinde çalışan, basit bir hizmetçi olan Isabel çocukluğundan beri düke aşıktı.

Her gece gölgeler arasında onun başka kadınlarla seviştiğini gören Isabel'in ruhu ızdırapla doluydu.

Peki dükün bundan haberi var mıydı?

***

Isabel'in hayatı bir gece dükün odasında uykuya kalmasıyla değişir.

Alexsander, evinin çatısı altında böyle bir güzellikten habersiz yaşarken,odasına girdiği bir gece tüm hayatı alt üst olur.

Soğuk,katı ve bir o kadar da yakışıklı olan dük,hizmetçisini karısı yapamazdı ama metresi yapabilirdi.

İhtiras,entrika ve aşk dolu bir hikaye...

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Bölüm 1
Isabel karanlıkta saklanmış, duvar kenarında şehvetle sevişen çifte bakıyordu. Kalbinde on yedi yaşından beri hissettiği o acıyla kafasını çevirdi ve merdivenlerden indi. Aşık olduğu adam her gece olduğu gibi kollarında başka başka kadınlarla odasına çıkıyordu ve o sadece gölgelerin arasından onun başka kadınlara dokunuşlarını seyrediyordu. Elinden başka ne gelebilirdi ki? O imkansızdı, o Cambridge Dükü Alexsander Atkis'ti. Kendisi ise onun evinde çalışan bir hizmetçi. Isabel Alexsander'a, henüz yedi yaşında bir duvar kenarında ağlarken aşık olmuştu. Isabel tekrar o ana döndü. Yedi yaşındaydı ve Greta'nın yanından hiç ayrılmayan çekingen bir kızdı. Greta içerideki masayı akşam yemeğine hazırlamak için koşturuyordu. Isabel'de ona yardımcı olmak için mutfak masasının üzerinde duran ve kendi boyundan büyük olan tabakları zar zor alıp içeri götürmeye çalışırken tabakların ağırlığına daha fazla dayanamamış hepsini elinden düşürmüştü. Salondaki büyük gürültüyle dük ve düşes ona bakmış sonra da düşes ona kızmıştı. Isabel masada oturan henüz on iki yaşındaki Alexsander'a bir bakış atıp korkuyla salondan koşarak kaçıp mutfağın bahçeye açılan kapısından dışarı çıkmış, bir duvar kenarında hüngür hüngür ağlamıştı. Dakikalar sonra ise masada oturan çocuk yanına gelip onun yanına çömelmiş hemen önlerinde duran bir kır çiçeğini koparıp ona uzatırken "Böyle şeyler olur ufaklık kafana takma, hem o tabaklar benim bile kaldıramayacağım kadar büyüklerdi" demişti hınzır bir gülümsemeyle. İşte Isabel o gülüşü gördüğü günden beri ona aşıktı ve hepte öyle kalacaktı... O günkü çiçeği hala sakladığı gibi onun aşkını da hep içinde öyle saklamıştı. Alexsander, Isabel on iki yaşındayken on sekizine çoktan ayak basmış genç bir delikanlı olmuştu.Aynı evin içinde yaşamalarına rağmen Alexsander Isabel'in varlığını çoktan unutmuştu. O artık bir düktü. Babası ölünce dükalık unvanı ona geçmişti ve o zamandan sonra uslanmaz bir çapkına dönüşmüştü. Alexsander'ın dükalık unvanını almasının ardından sekiz yıl geçmesine rağmen pek bir şey değişmemişti. Sadece Alexsander daha da çapkın ve kadınlar için şeytani derecede tehlikeli ve onlara her türlü günahı işletecek kadar yakışıklı olmuştu. Isabel'in içindeki aşk ise aradan geçen yıllara rağmen daha da büyümüştü. Isabel Alexsander'ı başka bir kadınla ilk gördüğünde henüz on yedi yaşındaydı, o günkü acıyı ve burukluğu hala içinde hissediyordu. O günden sonra Alexsander her gece eve, kollarında başka kadınlarla gelmeye başlamıştı ve Isabel'in sessiz aşkı içinde ona işkence eden bir canavara dönüşmüştü. *** Isabel kutu kadar olan odasına geldiğinde kapıyı yavaşça kapatıp kendini yatağın üzerine attı ve on yedi yaşından beri akıttığı sessiz gözyaşlarının arasından uykuya daldı. "Isabelllll!" Isabel sertçe açılan kapıyla ve kulaklarını sağır eden sesle yerinden hopladı. "Hadi Isabel saat kaç oldu kalk ve bir an önce mutfağa gelip bana yardım et. Ayrıca mutfaktaki işlerden sonra çamaşırları yıkaman gerekiyor." Greta sert ve kalın sesiyle artık onun için sıradanlaşan işleri sıraladıktan sonra odadan çıktı. Isabel o çıkar çıkmaz hızla üstünü giydi ve kuyuya gidip elini yüzünü yıkamak için bir miktar su çekti. Artık neredeyse ezberlediği bir rütinle Greta'nın söylediği işleri yapmaya koyuldu. Greta bu evin aşçı başısıydı. Sert mizaçlı, tombul bir kadın olan Greta'nın yüreği aslında göründüğü kadar sert değildi. Yıllardır bu evde çalışan Greta tüm çalışanların annesi gibiydi. Isabel onun elinde büyümüştü. Grate, Isabel henüz üç yaşındayken kimsesiz çocukların bırakıldığı bir evin duvar kenarında ağlarken bulmuştu onu. Küçük kızın o haline dayanamamış ve elinden tutup kendisiyle bu eve getirmişti. Tabi bunun için düşes Martha Atkins'e bayağı direnmesi gerekmişti. Çünkü düşes İngiltere'nin gelmiş geçmiş en kendini beğenmiş, mevki ve statüler konusunda hassas kadınıydı. Isabel kalan son işini de yapmak için ısınan suyu kovaya boşalttı ve kirli çamaşırlardan bir tanesini eline aldı. Bu Alexsander'ın gömleğiydi! Isabel etrafına çekinerek bakındı ve ürkekçe gömleği burnuna doğru götürdü. Gözlerini kapadı ve hafif ıslak orman kokusunun erkeksi, keskin bir kokuyla harmanlandığı baş döndürücü kokuyu, onun kokusunu, içine çekti. Isabel Alexsander'a ancak bu kadar yakın olabiliyordu. Bu yüzden çamaşır yıkama günlerini iple çekerdi. Isabel kar beyazı gömleği yıkadıktan sonra diğer elbiseleride hızla yıkayıp evin arka bahçesine astı ve yorgunlukla iç geçirip içeri girdi. Çok yorulmuştu, gözleri uykusuzluktan kapanmak üzereydi ama işi henüz bitmemişti. Daha Greta'ya akşam yemeği için yardım etmesi gerekiyordu. Isabel ayaklarını ve kollarını hissetmeyerek mutfağa girdi. Greta ocağın başında ateşin üstündeki çorbayı karıştırıyordu. "Ah, geldin mi Isabel hemen içeri gidip masayı kur" , bir eliyle çorbayı karıştırıp diğeriyle başını tutarak "Başımıza taş yağacak bu akşam dük eve erken geldi ve kurtlar kadar açmış. Acele etmemiz lazım"dedi. Isabel "Dük" kelimesini duyunca kalbi yerinden çıkacakmış gibi hissetti. Alexsander eve çok nadir erken gelirdi hatta bazen hiç gelmezdi. Bu yüzden bugün sıradışı bir gündü. Onu bir saniye fazladan görmek için Isabel heyecanla tabaklara uzandı. Ancak oda hizmetçisi Alba Isabel'i kenara itip "Sen karışma ben hallederim" diyerek tabakları eline aldı. Alba beş senedir bu evde çalışan ve ahlak konusunda oldukça yoksun olan kızıl saçlı bir afetti. Alba Dük'le yatmak için her yolu denemiş ancak Alexsander'ın dikkatini bile çekememişti. Isabel Alba'nın nasıl biri olduğunu ve neyin peşinde olduğunu çok iyi biliyordu ama ona karşı koyamadı ve sessiz bir şekilde geri çekildi. İçinden ise kendine lanet ediyordu, bu kadar güçsüz ve kendisine yapılan her şeyi hemen kabullendiği için. Ama onun elinden bir şey gelmezdi. Küçüklüğünden beri kimsesiz ve bir sığıntı gibi büyüdüğü için kendine bir kabuk örmüştü ve o kabuğun dışına çıkamıyordu. Genellikle çok az konuşur ve insanlar ona ne derse onu yapardı. Tıpkı şuan da olduğu gibi. Alba tabaklar elindeyken Isabel'e baştan aşağı küçümsercesine baktı ve tam salona gitmek üzereydi ki Greta'nın sert sesiyle olduğu yere mıhlandı. "Alba! Bu görevi sana verdiğimi hatırlamıyorum!" dedi ve Isabel'e bakarak devam etti "Isabel tabakları al ve içeri gidip bir an önce masayı hazırla" dedi. Isabel Greta'ya minnet dolu bir bakış atıp Alba'nın öfkeyle ona uzattığı tabakları çocuksu bir sevinçle aldı. Isabel içeri girdiğinde Alexsander koyu yeşil tonlarında döşenmiş salonun pencere kenarında durmuş dışarı seyrediyordu. Bacaklarını hafifçe aralamış iki elini de koyu gri renkteki takımının pantolonuna sokmuştu. Bir heykeltraşın kusursuz bir eseri gibi duruyordu. Isabel ona bakarken nefes almayı bile unutmuştu. Düşes Isabel'in öylece durduğunu görünce sert ve sinirli bir sesle onu azarladı. "Neyi bekliyorsun sen! Şu masayı bir an önce kur."dedi. Bu hizmetçi kızı hiç sevmezdi Martha sadece iyi bir aşçı olan Greta'yı burda tutmak için kabul etmişti Isabel'i. Sakarın tekiydi. Ayrıca annesi ve babasının kim olduğu bile belli değildi. Düşes evinin çalışanlarını bile itinayla seçer en soylu ailelere hizmet etmiş bol referanslı insanları çalıştırırdı evinde. Isabel düşesin sesini duyduğunda hemen toparlandı ve panikle tabakları masanın üzerine dizmeye başladı. Ama o kadar heyecanlıydı ki elleri titriyordu. Aniden elindeki tabağı düşürdü. Tabağın kırılan sesiyle Alexsander arkasına döndü. Isabel yere eğilmiş aceleyle kırılan parçaları topluyordu. Alaxsander'ın olduğu tarafa panikle göz atan Isabel onunla göz göze geldi ve yerden aldığı bir parça parmağını kesti. Kanlar damla damla halıya akarken Isabel hızla parmağını ağzına götürüp emdi. Tüm bu olanlar düşesi çileden çıkarmıştı. Düşes "Hemen çık burdan seni beceriksiz hizmetçi parçası! diye cıyakladıktan sonra evin uşağı Henry'i çağırıp derhal buraları temizlemek ve masayı kurmak için başka bir hizmetçiyi göndermesini emretti. Isabel ise ordan koşarak uzaklaştı ve hızlı adımlarla odasına doğru koştu. Odasına vardığında ise hıçkırıklara boğularak kendini yatağına attı. Tanrım! Alexsander'ın önünde rezil olmuştu! Kendine lanet ediyordu! Isabel'in hıçkırıkları sessiz gözyaşlarına dönüşürken Greta kapıyı yavaşça açtı ve Isabel'in odasına girdi. Isabel'e şefkatle bakarak yanına oturup saçlarını okşadı. "Ah güzel Isabel'im bu kadar ağlamana sebep olacak bir hata yapmadın sen, düşesi bilirsin o bu dünyanın en merhametsiz kadını" dedi. Isabel bu sözlerden sonra yataktan doğruldu ve Greta'ya ıslak gözlerle baktı. Greta onun aslında ağlama sebebinin Alexsander olduğunu çok iyi biliyordu. Isabel'in Alexsander'a aşık olduğunu görmemek için kör olmak gerekiyordu. Greta Isabel'in gözyaşlarını silerken "Isabel artık ondan vazgeçmelisin, bunun imkansız olduğunu biliyorsun. Kendine yuva kurabileceğin bir erkek seçip çocuklar yapmalısın. Stephan senin için oldukça uygun biri üstelik senden hoşlanıyor da." dedi. Stephan Alexsander'ın seyisiydi. Onunla çok iyi anlaşırdı hatta bu evde Greta'dan sonra konuşup gülebildiği tek insan oydu. Ama Isabel ona her zaman yakın bir dost gözüyle bakmıştı. Ayrıca Isabel'in içinde Alexsander'a olan aşkı bu kadar güçlüyken başka bir erkeğe karşı bir şey hissedemezdi. *** Alexsander annesinin bu tavırlarından artık çok sıkılmıştı. Daha demin yaşananlar Alexsander'ı kızdırsa da konuşmadı sadece annesine öfkeli bir bakış attı. Bugün istediği tek şey bir an önce karnını doyurup uyumaktı dün gece yaşadığı macera onu oldukça uykusuz bırakmıştı. Alexsander yemeğini yer yemez odasına çıktı ve gözlerini kapatıp uykuya daldı. Rüyasında ise sislerin arasında yüzünü tam seçemediği bir kadının gözyaşlarını silerken buldu kendini. Gözyaşlarının sıcaklığını elinin üzerinde hissediyordu. Nedense bu kadın Alexsander'ın ruhuna dokunuyordu. Ve bu his ona geçmişten bir anıyı hatırlatıyordu... Çok eskilerden bir anı...    

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Sokaklar Çocuk Doğurmaz

read
6.1K
bc

Şirin Mafya

read
36.0K
bc

Kanlı Duvak

read
60.2K
bc

(Töre yazgısı serisi +18 ) Kalbinin Esiri

read
29.1K
bc

BEN ONU ÇOK SEVDİM

read
3.9K
bc

Günaymadan

read
20.1K
bc

Kaçınılmaz Evlilik

read
6.7K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook