Züleyha Aksoy
"Cehennemine hoş geldin karıcığım. Şimdi yanma vakti!"
Söylediği şeyin bende tek bir karşılığı vardı.
Korku!
Şuana kadar ondan hiç korkmadığım kadar korkuyordum. Benim suçum yoktu. Bunu kendisi de çok iyi biliyordu ancak yine de kafasında kurduğu bu oyuna kendisini öyle bir kaptırmış, beni öyle bir yere koymuştu ki vazgeçmek istemiyordu. Titremekten kendimi alamıyordum. Ellerimi elbisemin eteklerine koparmak istercesine geçirdim. Yumruk yaptığımı anlamıyordu aslında ama gergin olduğumu anlamıştı. İri vücudu arkamda hadsizce yapışık dururken anlamaması anormal olurdu.
"Ne o? korkuyor musun? Ama sen..." daha da yaklaştı, anlaşmada bu yoktu.
"Jehat" diye fısıldadım tek nefeste. Devamından korkuyordum "Sakın" dedi sert sesi ile. Odaya girdiğinden beri ilk defa bu kadar sertti. Kendinden taviz vermeyen biriydi. Bunu biliyordum. Bir anda çekildi arkamdan. Kendimi sıkmaktan nefesimi neredeyse tuttuğumu anlamamıştım bile. Rahatlamanın verdiği bir hisle nefes verdim. Ancak bu kısa sürdü.
"O gün abini kurtarmaya geldiğinde pek cesurdun. Sonuçlarını düşünmedin mi?"
"Anlaşma demiştin" dediğimde sesimin ne kadar çaresiz çıktığını biliyordum. Yapacak bir şeyim yoktu lakin. Maalesef kaderime boyun eğecek kadar aciz biriydim.
"Anlaşma" deyip büyük bir kahkaha attı. Deliydi galiba. Şaşkın bakışlarımı yüzüne çevirdim. Onu tanıdığım andan itibaren bakmaktan kaçıyordum. Neden di bu bilmiyordum ama bir şey bana bakmama engel oluyordu.
"Ahh Züleyha ah" önüme gelip başını sağa sola çevirdi. Ellerini pantolonun içine yerleştirdi "Anlaşma şu kapıdan girene kadardı"
"Ne?" diye bağırdım istemsizce. Dalga mı geçiyordu.
"Şşşş bağırma! beni dinleyeceksin!" işaret parmağını bana doğrultup kaşlarını olabildiğince çattı "Sana söylediğim gibi sadece bu saçmalığa bir sene boyunca katlanacağım. O pek sevgili abinin bütün bunlardan haberi var" söylediklerinden sadece abimle ilgili olan kısmı kalbime bir kıymık gibi battı. Ben onların hayatı yüzünden bu hale gelmiştim. Ve o beni hemen harcamış mıydı?
"Her neyse şimdi geçelim kurallara"
"Ne kuralı?"
"Şöyle ki madem bir şekilde bu aileye gelin geldin. Büyüklerin her dediğini yapacaksın! evden dışarı dahi çıkmayacaksın! okul hariç. Ona da sadece ben alacağım. Onun dışında kimse ile görüşmek yok!" işaret parmağını indirip bana bir adım daha attı. Sigara ve kendisine has kokusu her yanımı sarmıştı bir anda.
"Sana söylediğim gibi bu rezaletin bedelini ödeyeceksiniz!"
"Ben bir şey yapmadım" derken ilk defa ona karşı dişlerimi göstermiştim aslında. Bunu beklemiyordu. Ancak duygularını kontrol etmekte usta olmalıydı. İfadesizliğine devam etti "Kardeşin kaçtı. Abim onu kaçırdı. Benim ne suçum var? kardeşin yaşasın ama bedeli ben ödeyim istiyorsun!" artık gözlerimde biriken yaşların durmaya niyeti yoktu. Akmak istiyorlardı. Karşı koymadım ve göz yaşlarımın günlerdir olduğu gibi sicim sicim akmasına izin verdim.
Burnumu çekip elimin tersi ile yanağımı sildim "Ben sadece okulumu okumak ve hayatımı kurmak istedim. Siz benim hayatımı mahvettiniz"
"Kes!" kolumu yakalayıp kendine çekti "Beni iyi dinle! senin bu timsah göz yaşlarına aldırış edeceğimi mi sanıyorsun? Nasıl bir yılansan o Serdar denen iti bile bir gece de kandırmışsın. Senden vazgeçirmek kolay olmadı. O kahverengi gözlerinde ki şeytanlığı görüyorum Züleyha! Sakın bana bir daha karşı çıkayım deme! Bu gece bizim ilk gecemiz ama ben... Aksoyların kızına dokunmak dahi istemesemde başka şansım yok"
Başımı iki yana salladım "Hayır! Jehat lütfen" hemen dizlerimin üzerine çöktüm ve ellerini tuttum "Yapma ne olur! kaldıramam Jehat ne olur" o daha bir şey demeden kapı çaldı. Başımı kaldırıp oraya doğru baktım. Sonra ise Jehata. Omzunun üzerinden kapıya bakıyordu "Ne var?" diye bağırdı.
"Oğul çarşaf için geldim ben" hemen yeşil gözleri bana çevrildi. Ben ise çaresizce başımı iki yana salladım. Gözlerini kapatıp açtı. Bir saniye geçmişti ama sanki bana bir yıldı.
Elimi ittirip hazırlanmış olan çarşafı açtı. Gömleğini gözümün içine bakarak açtı. Ben ise kapattım gözlerimi. Sanki hala bana namahremdi.
"Beni izle" dedi emreden sesi. Yavaş yavaş açıp baktım ne yaptığına. Kapıda ki sabırsızdı lakin "Oğul çarşaf!"
"Bekle!" diye bağırdı tekrar. Bir tane jilet aldı eline ve kolunun üst kısmına çizik attı. Gözlerimi kocaman açtım. Delirmiş miydi?
"Jehat" diye fısıldadım. Yutkundum. Bunu gerçekten yapmış olmasına inanamıyordum. Gülümsedim. Bu benim için önemliydi. Çarşafı kana buladı. Bir tane peçeteyi bantladı koluna ve gömleğini giydi. Ama iliklemedi önünü.
"Banyoya git!" dedi sadece. Başımı salladım ve hızlıca yerden kalkıp banyoya girdim. Kapıyı kapattığım anda sırtımı kapıya yasladım "Çok şükür Allahım! Çok şükür!" elimi kalbimin üzerine attım. Ne kadar üzgün olsam da Dayemin dediğini yaptım.
Her kötü zamanda iyi şeylere odaklandım. Saçımda ki duvağı çıkarttım. Sonra ise gelinliğimi. Duşa girip sıcak suyun altında düşüncelerimden sıyrılmaya çalıştım. Ben artık buradaydım ve bu gerçeği kabul etmek benim için çok zordu. Kendi kişisel eşyalarım burada olmadığı için onun şampuanını kullanmak zorunda kaldım. Sadece bir kere yıkadım saçımı, vücudumu lifledim ve durulandım. Kabinden çıkıp dolaptan havlu aldım. Saçımı ve vücudumu kuruladıktan sonra odaya geçmek istedim ama üzerimde bir şey yoktu. Eşyalarım yarın gelecekti.
"J-Jehat!" diye selendim ancak ses gelmedi. Dişlerimi dudağıma geçirdim. Her gergin anımda yaptığım gibi dudağımı yemeye başladım "Jehat'!" diye seslendim tekrar. Kulağımı kapıya dayadım. Yine ses gelmedi. Sanırım odada değildi. Rahat bir nefes aldım. Kapıyı yavaşça açıp ilk başta başımı çıkardım. Etrafa bir göz gezdirdim. Oda boştu. Tamamen banyodan çıktım. Belki kızacaktı ama şuan başka şansım yoktu, dolabını açıp bir tane siyah t-shirt aldım ve hemen başımdan geçirdim. Zaten çok sıcaktı, saçımı elimle havalandırdım ve yatağa uzandım.
Daye'nin dediği gibi. Ne olursa olsun kendimi ezdirmeyecektim. Az önce korkudan yaptığım şeyi bir daha asla yapmayacaktım. Her ne olursa olsun bir sene bir daha karşılaşmayacağım birinin bedenimde iz bırakmasını kesinlikle istemezdim. Yarın bu konakta ilk günüm olacaktı. Allahtan tek dileğim bana güç vermesiydi.
Yorgunluktan artık ağırlaşan göz kapaklarım yavaş yavaş kapandı ve ben sürprizlerle dolu olan güne uyanmak için gözlerimi yumdum.
Jehat Kıraçlı
Dudaklarımın arasında ki sigardan güçlü bir nefes çektim. Gözlerimi Diyarbakırın ihtişamlı sokaklarına dikip bu büyüleyici manzarayı seyre koyuldum. İşim gerçekten zordu. Odaya girip tek yapmam gereken şey o kıza sahip olmaktı. Çünkü boşandığımızda elbette bir başkası ile evlenecekti ve bu durumda benim erkekliğime laf gelecekti. Ancak bunu yapamadan birden elimi tutup diz çökünce ne yapacağımı bilememiştim.
Şimdiye kadar ne burada ki saçma kurallara boyun eğdim ne de babamın istediği gibi abim ile ağalık konusunda yarıştım. Hep eğlenceli ve hükmün bende olduğu bir hayat istemiştim. İstediğim de oldu. Amerikaya gidip okudum ve kendime ait bir şirket kurdum. Öyle ki babam ve diğer şirketler ortak olmak için can atar oldu.
Bir sevgilim ve yürüttüğüm bir club vardı. Ama şimdi, hiç istemediğim şeyler yapan bir adam haline geldim. Ne demişti az önce o çiyan gözlü?
"Kardeşin kaçtı. Abim onu kaçırdı. Benim ne suçum var? kardeşin yaşasın ama bedeli ben ödeyim istiyorsun!"
Hah olacak iş değildi gerçekten. Başımı iki yana sallayıp bu saçma düşünceleri def etmeye çalıştım. Asla istediğim bir şey değildi ona acımak. Bu konağa onu getirmem de ki tek amaç geçmişte ki hesaplarının da bedelini ödetmekti. Hiçbir şeyden haberi yok gibi davranıyordu ama hayır. Her şeyin farkında olduğunu biliyordum.
Sigaramdan son kez bir nefes çekip küllüğe bastım ve söndürdüm "Keyif sigarası galiba ha?" Bir anda arkamdan gelen sese döndüm. Gözlerimi devirmeden edemedim, hayatı dalgaya alan küçük kardeşimdi tabi "Abuk sabuk konuşma" diye terslesem de dibime yanaşmaktan vazgeçmedi "Ne yani sen şimdi o güzeller güzeli karını yalnız burakıp bir keyif sigarası içmeye çıkmadın mı? annem çarşafı almış söylene söylene gidiyordu" deyip bir kahkaha attığında onun saçmalıklarına daha fazla katlanamayıp bir tekme savurdum dizine. Hemen "Ahh abi ya" diye bağırıp dizini tuttu.
Salak herif!
"Sen benimle odaklanacağına git karının yamacında dur! Tepemin tasını attırma Mahzar! Bütün gece ne boklar yediğini bilmiyorum mu sanıyorsun?"
"Sen benim evliliğimi kafaya takma...ahh" hala topallıyor oluşunu zerre umursamadım "Bana bak ben ne babama ne de Şiyar abime benzerim. Ayağını denk al! o kız eğer bana gelir de seni şikayet ederse ümüğüne çökerim" benim boş tehditlerde bulunmayacağımı en iyi bilenlerdendi. Daha yaşı 24 olmasına rağmen lisedeyken yediği boku temizlemek için Zişan ile evlenmişti. Ama kıza bok gibi davrandığını bilmiyorum sanıyordu.
"Tama abi" deyip topallaya topallaya odasına doğru gittiğinde tekrar ellerimi cebime sokup terastan sokakları izlemeye başladım. Bu işin içinden çıkıp bir an önce ait olduğum yere ve kollara gitmem gerekiyordu. Daha fazla burda durmam göze batardı. İstemeyerek de olsa odama girdim. Uyuduğunu düşündüğümden sessiz davrandım, uyandırıp o çiyan gözleri görmek istemiyordum.
Gözlerimi odada gezdirdiğimde kapıda dona kaldım.
"Siktir lan!" gözlerimi sonuna kadar açıp doğru görüp görmediğimi anlamaya çalıştım.
"Bu ne lan?" kapıyı hızla kapatıp kilitledim. Amacı neydi lan bu kızın?
Yatağımın üzerinde bir de bu halde.... Daha fazla bakmamak için kafamı çevirsem de olacak iş değildi. Benim tişörtümü alabileceğini kim söyledi ona acaba? dişlerimi sıktım, görgüsüz kız!
Tekrar baktığımda uyuma şekline de kızdım. Benim yastığıma sarılmış, bacaklarını korkusuzca sergiler gibi diğer tarafa atmış...
"Züleyha!" diye bağırdığımda korkuyla kalktı.
"Ne? ne oldu?" gözlerini ovalamaya başladığında biraz bekledim ama kelimenin tam anlamı ile burnumdan soluyordum. Yatağın diğer tarafına gidip kolundan yakaladım "Kalk şu üstüne düzgün bir pijama giy canımı sıkma"
"Ama..."
"Sus! dediğimi yap canımı sıkma benim!"
"T-Tamam b-bırak kolumu" fazla sıktığımı yeni fark etmiştim. Adam da akıl mı bıraktı bu çiyan? kolunu bırakıp dolabıma doğru ilerledim. Hemen pijama takımlarımdan birini çıkarıp kucağına bıraktım "Hemen giy şunları! bir daha da kıyafetlerime dokunma!" gitmesini beklerken kaşlarını derince çattı. O keskin kahvelerini dikti gözlerime "Sanki ben bayılıyorum senin kıyafetlerini kullanmaya. Eşyalrım yarın gelecek! en var uyusam yarın çıkarsam? bir de uykumdan uyandırıyorsun"
"Yürü değiştir şunları yoksa ben çıkartacağım" bunu demeyi bende beklemiyordum ama şimdiye kadar söylediklerimin arkasında hep durmuştum. Bunun olmasından korkup geri çekildi "Sapık" diyerek banyoya girdi. Birde bunun ergen tavırları ile uğraşıyordum.
Ama ben onu yarından itibaren görecektim. Nasıl olsa annem ve nenem icabına bakardı. Oda üzerime üzerime gelince arabamın anahtarını alıp konaktan çıktım. Bu gece dışarda olmam daha iyiydi. Arabaya bindiğimde kemerimi takıp hazırlanırken telefonum çaldı. Yabancı bir numaraydı "Alo" diyerek açtım.
"Sevgilim ben geldim! Senin şehirdeyim"