Konak Değil Cehennem

2472 Kelimeler
Züleyha Aksoy "Gelin hanım! Kalk gelin hanım!" bir anda art arda kapıya vurulması ile neye uğradığımı şaşırdım. Yerimden fırlayıp kalktığımda ne yapacağımı şaşırmıştım. Jehat odada değildi. Dişlerimi dudağıma geçirip tedirgin bir şekilde bekledim. Aynı şekilde tekrar vuruldu "Gelin hanım kalk hadi! herkes kahvaltı bekler!" kahvaltı mı? benimle ne ilgisi var ki? tereddütlü adımlar ile kapıya ilerledim ve titrek ellerimle kolu kavradım "Gelin dedim" tekrar bir darbe daha vuruldu kapıya. Yerimde sıçradım korkudan. Bu Jehatın annesi olmalıydı. Amacı neydi? Kapıyı yarım açtım "B-Buyrun" dedim çekinerek. Bana tiksinç bir şeye bakıyormuş gibi baktı. Boş boş göz kırpıştırdım ilk başta "Bi-Bir şey mi oldu?" diye sordum. Beni bir tarafına takmadı bile. Avuç içini kapıya yasladı ve arkasında benim olup olmadığımı umursamadan ittirdi. "Ahhh" diye acıyla inledim. Kapıyı ittirince ayağımı vurmuştum. Omzunun üzerinden bir bakış attı sadece "Kocan nerede bilir misin gelin?" bilmiyordum. Ama şuan bilsem bile umrumda değildi. Ayağım çok acıyordu. Zaten sakar olmamdan dolayı her yerimi bir şekilde bir yere vururdum. "Sana sordum" diye yükseldiğinde elimi ayağımdan çektim. Bu kadınla işim işti anlaşılan "B-bilmiyorum" dedim sadece. Neredeydi ki? "Hıh bilmezsin tabi" ellerini karnının üzerinde birleştirdi, bana tamamen döndü ve küçümser bir bakış attı "Ne biçim kadınsan artık gece soluğu dışarıda aldı oğlum" gözlerimi devirmemek için büyük bir savaş verdim. Gerçekten bunca tanatana bunun için miydi? "Ben sadece uyudum. Haberim bile yok gittiğinden" "Birde bana cevap mı verirsin sen?" geri durmadım "Evet veriyorum" eli ile büyük bir hırsla çenemi kavrayıp kendine çektiğinde eline sarıldım ama bırakmadı "Bana bak Züleyha hanım" derken oldukça şiveliydi "O çeneni kapatacaksın! Oğluma düzgün kadınlık edip kucağına erkek çocuk vereceksin! anladın mı beni?" başımı aşağı yukarı salladıktan sonra bıraktı beni. Ama bir anda bırakmasından dolayı geriye doğru sendeledim "Şimdi sana getirilen paçavralardan giyinip aşağı gel. Hizmetlilere yardım et. Kahvaltıyı hazırla. De hayde!" diye bağırıp çıktı. Ben daha yaşadıklarımı sindirememişken bir de bununla mı uğraşacaktım gerçekten? Elimle yüzümü sıvazladım, hayır ağlamayacaktım. Ben üniversiteye giden, kendi ayakları üzerinde duran bir kızdım. Böyle şeylere izin vermemem gerekiyordu. Ama elimde değildi işte. Topallayarak banyoya gittim. Ayağım hala acıyordu. En küçük parmağım kırılmıştı. İlk başta onu hallettim. Sonra tuvalet ihtiyacımı karşıladım. Elimi yüzümü yıkadım. Odaya geçtiğimde kapı çaldı "Gel" dedim. İçeri bir genç kız girdi. Büyük ihtimalle ben yaşlardaydı, güzel bir kızdı "Bunu size getirmem emredildi gelin hanımım" başımı salladım. Dışarı çıktığında getirdiği elbiseye baktım. İşte şimdi rahat rahat göz devirdim. Kırmızı, eski bir elbiseydi kolları kalın askılı, diz kapaklarımdan aşağısına kadar uzun eteği vardı. Paçavra dediği buysa diğer elbiseleri düşünmek bile istemiyordum. Jehatın pijamalarını çıkarıp katladım. Elbiseyi giyip saçlarımı elimle düzelttim. Tokam bile yoktu burada. Mecburen uzun saçlarım salınacaktı. Gidip pencereyi açtım ve yatağı topladım. Odada ki diğer şeyleri de toplayıp çıktım. Konağın içine ilk defa göz alıcı şekilde bakmıştım. Neredeyse her şey altın varaklıydı. Kim gelse buranın bir aşiret reisine ait olduğunu bilirdi. Yan yana bir sürü oda vardı, teras kat gibiydi. En dipte ki bizim gece kaldığımız yani Jehatın odasıydı. Ben aval aval etrafı izlerken bir anda karşıma tanımadığım biri çıkınca korkup geri sıçradım "Ayy sen beni fark etmedin mi?" Etsem korkar mıydım? diyesin geldi ama yuttum. Başımı salladım sadece "Erken kalkmışsın. Her neyse ben Şehrazat Kıraçlı! Şiyarın eşiyim" boş boş göz kırpıştırmaya devam ettim. Zira çok güzel bir kadındı. Hani şu televizyonlarda olan bir içimlik su dediğimiz kadınlardan. Vücudunu saran, pembe mi yoksa açık mor mu bir türlü analyamadığım kalem bir elbise giymişti. Ve kelimenin tam anlamı ile çok güzel olmuştu. Saçlarını da kabartmıştı. Ayağında topuklu olmasa aynı boydaydık ama olsun. Sonuçta güzeldi. "Züleyha iyi misin?" "Ha evet. Kusura bakmayın daldım" tövbe esteğfurullah. Kendimi bilmesem...tövbe tövbe. "Memnun oldum" diye toparladım kendimi. Bana kısa bir bakış attı "Elbise verebilirim istersen. Yani yanlış anlama beğenmediysen bunu diye dedim. Valizin gelmediyse daha" sıcak davranışına karşı anlayışla gülümsedim "Çok teşekkür ederim Şehrazat hanım iyiyim böyle" yüzünü biraz ekşitti "Ay ne hanımı" koluma girip kendisi ile birlikte yürüttü beni "Bana direk Şehrezat diyebilirsin. Aramızda pek bir yaş farkı yok zaten" buna şaşırmamıştım. Zaten genç görünüyordu "Kaç yaşındasınız? yani yaşındasın?" gülümsedi "Hah şöyle...28 yaşındayım" "Aaa erken mi evlendiniz?" neye şaşırıyorsun be Züleyha? sen de 23 yaşındasın. "Evet evlendiğimde senin yaşındaydım." merdivenlerden inerken yardımcı kızların bir şeyler taşıdığını gördüm. Oraya doğru yönelirken beni durdurdu "Nereye?" kızları göstererek "Şeyy Jehatın annesi yardım et demişti" dedim. Kaşlarını derince çattı "Nerede görülmüş gelinlerin sofra kurduğu?" "Artık görülecek!" diye bir ses yükseldi yukardan. Başımı kaldırıp baktığımda yine onu gördüm. Aşağı inerken benden bir saniye dahi gözlerini ayırmıyordu. Şehrezat öne çıktı "Anne bu kız daha yeni gelin. Hem bilmez gibi davranma neredeyse lohusa gibi şimdi. Yapma" "Sen karışma büyük gelin. Çekil şuraya" ben araya girmek istesem de Şehrezat beni arkasına aldı "Kızına olan sinirini suçsuz bırınden çıkarma anne" Aysun hanım bunu beklemiyor olacak ki afalladı ama siniri katlanmıştı. Sabah bana yaptığı gibi küçümser bir bakış attı "Sen hayırdır Büyük gelin" bu kadını çözmüştüm. Ne zaman laf sokacaksa o zaman şiveli konuşuyordu "Erkek doğurdun da bana ahkam mı kesiyorsun? beş yıldır bir bebe veremedin şimdi bunun mu korumalığını üstlendin. Git kocanla ilgilen. Bir daha da ne yapacağımı söyleme" Ben olsam bu lafın ardından hüngür hüngür ağlardım. Ancak o öyle yapmadı. Ellerini göğsünün altında bağladı, başını daha dikti "Eğer kocam evin yolunu hatırlarsa ilgilenirim. Sende yeni geline işkence edeceğine oğullarına söyle de karılarının kucağını bebeksiz bırakmasınlar" Ohaaa! bu çok iyiydi. Ben dahil herkes buz kesmişti. Ama Şehrezad arkasına bakmadan evden çıkıp gitti "Edepsiz!" diye bağırmak Aysun hanımı rahatlatmamıştır tabi "Ne bakıyorsun bön bön! git yardım et kızlara" "Tamam" deyip kızların yanına gittim. Şimdi kimseyle uğraşacak değildim. Ben yanlarına gidince birbirlerine baktılar "Başka gidecek bir şey var mı?" diye sorduğumda sabah gelen kız "Aman gelin hanım biz hal.." diğer kız sözünü kesti "Servisi siz yaparsınız gelin hanım" deyip elinde ki tabağı verdi. Gülümsedim ve tek kelime etmeden masaya gidip koydum. Sıkıntılı bir nefes verdim. Gerçekten çok güzel bir sabaha uyanmıştım. İnanılır gibi değildi. Ne yapacağım diye beklerken dün gördüğüm yaşlı kadın geldi. Birde bu ayar çekerdi tam olurdu. Kolumda saat yoktu ama duvarda neyse ki vardı. 07.00 mı? en azından okula gitmek için fırsatım vardı. Zaten onda başlıyordu ders. Dörtte bitiyordu. Jehat dün gidebileceğimi söylemişti. Bu konuda şanslıydım. Hem en fazla bir yıldı. Ne kadar kötü olabilirdi ki? "Ne beklersin burda?" diye sordu adını bilmediğim teyze "Aysun hanım kızlara yardım dedi de" kaşlarını çattı "Sen edeceksen onlara ne hacet" deyip baş köşeye oturdu. Dayem gibi miydi bu kadın acaba? beni süzdüğü için yerimde rahatsızca kıpırdandım "Aynı ona benziyorsun" dedi birden bire. Gözlerimi kırpıştırarak baktım "Af buyrun kime?" diye sordum merak içinde. Bastonunu yere daha sağlam koymak için kımıldattı "Dilaya!" dedi sert şekilde. Dila derken bile memnuniyetsizdi. "Evet ona benzetirler" dedim sadece. Gözlerini kapatıp "Bi bu eksikti" diye mırıldandı "Efendim?" diye karşılık verince ters ters baktı "Git gözümün önünden!" diye yükselince geri adım attım "Tamam" dedim ve oradan ayrılmaya meyletmiştim ki tekrar adımı duydum "Züleyha!" offf yine bu kadın. Bayılmak istiyordum şuraya bir yere. "Efendim" diyerek geri döndüm. Bana yine saçma bir bakış attı "Servisi yap!" "Ama" "Sana ne diyorsam onu yap! sonra halılar yıkanacak. Misafir falan derken iyice battı" boş boş baktım bir süre "Anlamadım ben mi yıkayacağım ki?" "Aynen öyle. Bak bu huyunu sevdim. Leb demeden leblebiyi anladın" "İyi ama ben okula gideceğim" diye itiraz ettiğimde ikisi birden "Ne okulu?" diye bağırdı. Sanki uzaya gideceğim dedik. Bunlarla işim zordu. "Ben üniversite okuyorum" dedim salağa anlatır gibi. Daha da dehşete düştüler "Gitmeyeceksin!" başımı sağa sola salladım. İtiraz etmek için ağzımı açmıştım ki "Gidecek!" diyen o tanıdık otoriter ses duyuldu. Beraberinde evin diğer erkekleri. "Olmaz oğul!" "Ben olur dedim!" derken ağır ağır bize yaklaştı. Bana kısa bir bakış attıktan sonra "Bu kız benim nikahımda senin değil" deyip sandelyseine yerleşti "Ama..." diye itiraz etse de Aysun hanıma büyük hanımdan uyarı geldi "Jehat doğru der. Onun izni varsa bir şey diyemeyiz. Değil mi Şoreş Ağam?" "Öyle! geç kızım otur kocanın yanına" başımı sallayıp kurbanlık koyun misali eğdim başımı. Gerçekten iğrenç bir hayattı. Tabağıma bir şeyler almak istesem de çekinmiştim "Yesene Züleyha" diye tanımadığım bir ses duyunca döndüm. Bir erkekti ve onu hiç görmemiştim "Sana ne Reşit! dön önüne!" Jehatın uyarısından sonra pısacak sanmıştım ama olmadı. Geriye yaslanıp güldü sadece. "Sende ye bir şeyler canımı sıkma" ona dönüp şaşkın bakışlarımı diktim yüzüne. Şaka mıydı bu? tabağıma bir şeyler koyup tekrar önüne döndü. Canım bir şey istemese de koyduğu böreklerden falan yedim. Bana servis yap diyen kız şuan servisteydi. Tuhaf bakışlarını hissetsem de omuz silkip devam ettim. Okuluma devam edecektim ya hiçbir şeyi kafaya takmayacaktım. Kahvaltıdan sonra Jehat "Babamla çalışma odasına geçeceğim. Git hazırlan konuştuğumuz gibi seni ben bırakacağım" deyip gitti. Bende odaya tekrar çıktım. Valizlerim gelmişti. Gerçekten mutluydum şuan. Sarı bir elbise alıp giydim. İnadına cıvıl cıvıl olacaktım. Saçlarımı yarım örüp perçem bıraktım. Dudaklarıma ise sadece en sevdiğim böğürtlenli nemlendiricimi sürdüm. İşte bu iyi hissettirmişti. Çantamı bulup içine lazım olan kitaplarımı koyduktan sonra odadan çıktım. Aysun hanım bana ters ters baksa da ben ona bakmadan ilerledim. Avluya çıkıp mutfak tarafına geçmek isterken bir anda bir el beni tuttu. Bağırmak istediğimde ise ağzımı eliyle kapattı. Beni bir odaya soktuktan sonra şiddetle duvara savurdu. Ben korku ile bakarken aynı zamanda nefes nefeseydim. Konak konak değil tam bir cehennemdi. Meva Kıraçlı Zor zamanlarda verdiğimiz kararlar her zaman bizim için en doğru kararlar olmayabiliyordu. Bin bir türlü korkuyla yol açtığım şeyler hem beni ailemden tamamen koparmış hem de suçsuz birini kurban etmeme sebebiyet vermişti. Sevdiğim adam bile bana tiksinti ile bakıyordu. Etrafta gezen dedikodular elbette kulağıma gelmişti. Hamile olduğum söyleniyordu. Bu Rezan ile arama daha da büyük bir duvar örüyordu. Dün gece nikahtan sonra yatakta uyumuştu. Bana da koltukta yatmak düşmüştü. Sıkıntılı bir nefes verdim. Daha fazla bu oyunu nasıl devam ettirecektim bilmiyorum ama ne olursa olsun sonuna kadar devam edecektim. Benim Rezandan başka şansım yoktu. "Ooo uyandınız mı Kıraçlı güzeli? zahmet olmuş" Onu bir anda karşımda görünce kalbim deli gibi atmaya başlamıştı. Yanı başımdayken bile bu şekilde hissetmem ne kadar normaldi? "B-ben uyuyamadım da gece" diye ağzımın içinde yuvarlak bir cevap verdim "Kusura bakmayın Meva hanım. Koltuğumuz size layık değil" "Yok hayır ondan değil" "Tamam sus!" diye yükselip elini kaldırdı. Sustum. Elini beline koydu "Bak şimdi, gece aramızda geçenlerden kimseye söz etmeyeceksin. Bana bir şeyler sordular rahatsızdı deyip geçiştirdim ama kurtulamayız. Ben bir şeyler yapacağım, sen zaten alışkınsındır" ne demek isteidğini anlmadığım için kaşlarımı çattım. "Ne demek istiyorsun?" diye sordum. Alayla güldü "Ne yani hamile olduğunu bilmiyorum mu sandın? Hangi piçten bilmiyorum ama sana sahip çıkmadığına göre bir bokluk var" dolan gözlerimi saklamak için başımı yere eğdim. Derin bir nefes aldım. Böyle düşüneceğini biliyordum "Nereden biliyorsun?" diye sordum. Bir kere yanıma gelip sormamıştı ama her şeyden oldukça emindi "Nereden mi biliyorum? sen benimle dalga mı geçiyorsun?" kolumdan tutup bir anda kaldırdı ve kendine yapıştırdı "Bu yaptığın saçmalığın başka bir açıklaması var mı sence?" Korkumu belli etmek istemiyordum. Titreyen dudaklarımı birbirine bastırdım. Hala öfkeyle parıldıyordu gözleri "Sormadın ki?" dedim kısık bir sesle. Duyduğundan bile şüpheliydim aslında. Kolumu daha da sıkmaya başladığında "A-Acıyor" dedim çaresizlikle. "Benim tepemin tasını attırma Meva!" deyip bıraktı. Dolaptan ceketini aldı "Ben şirkete gidiyorum. Eve geldiğimde seninle ilgili hiçbir şey duymayacağım. Ha belki gelmem bile" ayna da kendini düzelttikten sonra bana döndü "Seninle aynı yerde durmak bile canımı yakıyor. Sana her baktığımda aklıma kardeşime yaptığım haksızlık geliyor" deyip çıkıp gitti. Ben ise söylediklerinin ağırlığı ile arkasından bakakaldım sadece. Gözlerimden akan sayısız göz yaşı ile oturdum koltuğa, ona kızamıyordum. Kırılamıyordum. Ne dese haklıydı. Ama bir kere dinleseydi beni... Belki kendisi korumak isterdi. Çalan kapım ile düşüncelerim bölündü. Elimin tersi ile yanaklarımı sildim ve ayağa kalktım. "Gelebilir miyim?" dedi Safiye hanım. "E-Evet" diye cevapladım. Bir defa daha kekeleyen dilime lanet ediyordum. Normalde asla böyle değildim. "Gelmedin sabah kahvaltıya iyi misin diye bakmaya geldim" elinde ki kahvaltı tepsisi ile geldiğinde şaşkınlıktan gözlerimi kocaman açtım. Ben bana kızar, kızı yüzünden bir turda o canıma okur sanıyordum ama bir şey yapmıyordu. Oyun mu oynuyordu, yoksa gerçekten iyi kalpli biri miydi? "Ne oldu? sevmez misin?" "Y-Yok ondan değil... Şey ben bana kızgınsınız sanıyordum" başında k beyaz şalı düzeltti. Çok güzel bir kadındı. Kızı da kendisine benziyordu zaten. Açık yeşil elbisenin üzerine beyaz şal takmıştı. Kendisine bakan bir kadındı anlaşılan. Benim annemden oldukça farklıydı. Anlayışla gülümsedi, ellerini önünde birleştirdi "Aslında kızgınım. Ama sana değil. Sen suçlu değilsin, oğlum...." bu noktada durup sıkıntılı bir nefes verdi "Oğlum da değil. Ben inançlı bir kadınım. Bir şeyler oluyorsa bunu engelleyemeyeceğimi ve her şer görünen olayda hayır olduğunu bilirim. Şimdi sana kızsam, bağırsam kızım bu eve geri gelecek mi?" gözüm dolsa da kendimi tuttum. Başımı sağa sola salladım cevap olarak "Evet gelmeyecek. Ve ben senin gönlünü kırdığımla kalacağım. Benden sana zarar gelmez kızım. Ne olursa olsun artık bu ailenin gelini oldun" "B-ben teşekkür ederim" "Teşekkür etme. Kendine dikkat et" Kapıdan çıkacakken tekrar döndü "Ama Dila Anaya dikkat et. O... Zordur. Kolay sevmez, sevse de belli etmez. Züleyhaya evin en küçüğü olduğu ayrı bir düşkündü. Gittiği için kızgın. Ona kefil olamam" başımı salladım. Halime bir süre bakıp yanıma geldi. Elimi omzuna koydu "Annen gibi olmam ama ben burdayım" deyip çıktı. Bu evde bana tek iyi gelecek kişi oydu galiba. Banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım. Havluyu alıp yüzümü kuruladıktan sonra aynaya dönüp aksime baktım. Çok solgun görünüyordum. Hıh normalde bakımlarımı asla aksatmazdım. Ama bu son zamanlarda aklıma dahi gelmemişti. Banyodan öıkıp odaya geçtiğim sırada kapım aniden açıldı. Dila Ana! Elinde ki bastonu ve siyahlar içinde ki asil giyimi ile kapıda durdu bir süre "Buyur Daye" dedim ama ondan korkuyordum. Kahve gözleri sürdüğü sürme ile daha da koyu görünüyordu. Bana nefretle baktı "Sabahtan beri yatıp durdun! de hayde işlerin başına! Bu eve gelin gelenler yatmak ne bilmezler!" "Tamam" dedim ama ne yapacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu. Yine aynı bakışlar eşiliğinde çıktı dışarı. Benden ardından gittim "İlk başta bana acı bir kahve getir" "Tabi" dedim çocuk sevincimle. "Sonra da trabzanları sileceksin" işte bir heves böyle kursakta kalırdı "Nasıl?" diye sordum. Omzunun üzerinden bana bir bakış attı "Dediğimi duydun! evde ki trabzanları tek tek sileceksin! bende seni izleyeceğim" bastonunu yere sertçe vurup hışımla bana döndü "Safiye anaçtır lakin gelin hanım. Sen bu evden gideceksin. O deyyusların kanını kanıma katmam bilesin!" deyip yürümeye başladı. Salona girerken "Kahveyi unutma" diye seslenmeyi es geçmedi. Sıkıntılı bir nefes verdim. Anlaşılan işim zordu. Mutfağa gidip çalışan kadınlara "Kahve yapmam lazım Dayaye" dedim. "Burada gelin hanım" deyip yerlerini gösterdiler. Hazır makinelerde yapılanı sevmiyormuş Daye. Cezvede ve bol kahveli olmalıymış. Kadın sadist olabilirdi. Bu kahveyi nasıl içiyordu anlamış değildim. İstediği fincanı ayarlayıp pişen kahveyi içine döktüm. Tepsiyi aldım elime. Koyulan çikolata bitterdi. Allahım acıyı çok seviyor olmalıydı. Mutfaktan çıkıp salona gitmek için merdivenlere ilerledim, arkamdan duyduğum sesler ile duraksadım "Kıız bu gelin hanımın namusu yok diyolar. Evlenmeden girmiş Rezan Ağamızın koynuna" "Hakkat kız demek ki öyle ağına almış ağamızı. Yoksa benim bile onca cilveme dönüp bakmadı" "he kız sana bile bakmadı" sonra kahkahalar. Tepsiyi sıkıca tutmaya devam ettim. Çünkü sinirden titremeye başlamıştım. "Ama dur sen bundan hevesi hemen geçer. Tipine baksana bi hapishane kaçkını gibi. Birde bana bak" Ben bakacağım sana. Sen dur. Bugün gece herkes görecek namuslu muyum değil miyim? merdivenlerden ayağımı vura vura çıktım. Meva kimmiş göstereceğim o şırfıntılara. Ve Rezana!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE