Sevgilisi var...

2125 Kelimeler
Züleyha Aksoy Kalbim dışarı fırlamak için deli gibi çarpıyordu. Ciğerlerim ise nefesimi hapsetmişti sanki. Elime bastırılmış eller ile tedirgince beklerken kim olduğunu anlamak için gözlerimi daha da açtım. B-bu.. "Züleyha" diye seslendiğinde öylece kaldım. Ne yapmak istiyordu bu adam. Amacı neydi böyle? "Şimdi elimi çekeceğim güzelim..." bana daha da yaklaştı. Kafamı duvara daha da bastırdım. Kafamı sağa doğru eğdim. O ise kulaklarıma dudaklarını yasladı, ondan gelen pis koku ile birlikte bu yakınlıktan dolayı mide bulantısı baş gösterdi. "Sende ses etmeyeceksin" bunu demesini bekliyormuş gibi kafamı hızla aşağı yukarı salladım. Avuç içini ağzımdan yavaş ve temkin hareketle çekti. Tuttuğum nefesi hemen bıraktım. Kafam aşağı doğru düşmüş, saçım yüzümü kapatmıştı. O ise bir adım geri gitmek yerine dibimde duruyordu. "Nasıl da güzelsin" diye fısıldadı belli belirsiz. Sanki hızlı değişmiş gibi daha da hızlanan kalbim yaşadığım korkunun en iyi kanıtıydı. Ellerim titriyordu lakin göstermek istemedim. Elimi yumruk yapıp tırnaklarımı avuç içlerime bastırdım. "Aferin..çabuk öğreniyorsun" derince yutkundum "Sen... Benden ne istiyorsun? Bu yaptığın duyulursa.." hiç teklemeden kesti lafımı "Sen söylemezsen kimse bilmez küçük hanım." gerilen sinirim ile korkum daha da arttı ama bu durumun önünü almalıydım. "Sen kimsin? masada da gördüm seni" "Reşit ben" dedi asla utanması yokmuş gibi. Tek kaşım havaya kaldırıp bakışlarımı sertleştirdim "Onu anladım. Beni neden buraya çekip birde yaptığın çok normalmiş gibi tanışıyorsun?" biraz geri çekilmesini bekledim ama gözleri arsızca parıldadı. "O Jehat denen kendini beğenmişi buna izin vermez diye. Gerçi, dün sevgilisi ile birlikteydi ama olsun. Demek ki siz böyle şeyleri..." gerisini asla duymadım. Sevgilisi mi vardı? içimden tekrar ettiği kelime dahi boğazımda düğüm düğüm olmuş kalmıştı. Benimle birlikte dahi olmak istememişti. Beni düşündüğünü sanmak ne büyük aptallıktı. Sevgilisi... O yüzden di. Amacı sadece bana ve aileme acı çektirmekti. Peki neden şimdi gözlerim doluyordu? sevinmem gerekemez miydi? Beni rahatlatması, hayatıma daha da iyi odaklanmamı sağlaması gerekiyordu değil mi? Doğru olan buydu. İçimde kırıldığını hissettiğim her şey bir saçmalıktan ibaretti. Derince yutkunup karşımda ki hadsize döndüm. İçimde yükselen öfkeyi gerçek mimarına gösteremezdim. Elimi havaya kaldırıp sertçe yüzüne vurdum. Yediği tokadın etkisi ile yüzünü yana doğru eğdi. Afallamasını bekledim lakin o hiçbir şey olmamış gibi kafasını bana doğru kaldırdı, iyiden iyiye kaymış yüzü ve bakışları ile "Mükemmelsin" dediğinde yakasına yapıştım "Bana bak bir daha yanıma dahi yaklaşmayacaksın. Yoksa sonucu her ne olursa olsun gider herkese beni kuytu köşelerde sıkıştırdığını söylerim. İnana bana yaparım bunu. Kime sapıklık edeceğini iyi seç" deyip geriye doğru ittirdim. Karşı çıkmayıp hareket etti. Bana olan baygın bakışlarını sürdürürken sarhoş olduğunu daha da iyi anlamıştım. Zira bu pis kokunun başka bir açıklaması olamazdı. Elimi kapı koluna attığım sırada tekrar bana seslendi "İstediğini söyle Züleyha hanım. Güzelliğin bile kurtarmaz seni bu konakta." ben hala sıkı sıkıya kapı kolunu tutarken arkamdan yaklaştı ve enseme nefesini üfleyerek devam etti "Ve inan bana anlattığın şeylere inanacak tek bir Allah'ın kulunu bulamazsın. Sana inanmaktansa bana inanmayı tercih ederler." Kulağıma fısıldanan gerçekler ile sarsılmış olsam da bunu umursamıyormuş gibi kapıyı açıp kendimi dışarı attım. İçime çektiğim yakıcı ama keskin hava ile biraz olsa rahatladığımı hissetmek istiyordum. Avluya tamamen çıktığımda tepeye vuran güneşe bakışlarımı çevirdim "Keşke her şey bir kabustan ibaret olsa" diye fısıldarken buldum kendimi. Herkesin saçma evlilik ısrarlarına bile katlanabilirdim. Ama burada olmak cehennemde yanmak gibi geçmeyen bir acı vadediyordu. "Züleyha" diye ismimi zikreden kişinin sesini duyduğumda yüzümü buruşturdum, Duyduklarımdan sonra onu görmek en son isteyeceğim şey dahi değildi oysa ki. Ama bana sunulan acı kader buydu. Gözlerimi açıp ona baktım. Onu ilk gördüğüm günden beri olduğu gibi şıklığı üzerindeydi. Saçlarını özenle yapmıştı. Bugün tek fark normal takımlarından değildi giydikleri. Daha rahattı. Keten, lacivert bir gömlek. Beyaz ve bej arasında bir pantolon giymişti. Şimdi daha iyi far ediyordum teninde ki kavrukluğu. Bu renkler ise yakışıyordu. Sevgilisi için miydi bunca hazırlık? "Ne dikiliyorsun orada gelsene!" diye tekrar yükseldi. Belki de bekletmek istemiyordu. Kim olduğunu delice merak eden tarafımı susturdum. Derin bir nefes alıp yüzüme ifadesiz bir hal kondurdum "Geliyorum" dedim normal tutmaya çalıştığım sesimle. Ardından onun yanına doğru ilerledim. Tam yanında durduğumda bana kısa bir bakış attı "Bu hal ne?" diye sorduğunda anlamsızca baktım suratına "Ne varmış halimde?" diye sormamın üzerine işaret parmağı ile baştan aşağı gösterdi beni "Bu kılık kıyafet ne öyle? okula mı gidiyorsun defileye mi?" gözlerimi devirdim "Ne alakası var? Ona bakarsan sende sevgilisi ile buluşmaya giden ergenler gibi giyinmişsin" dediğimde dumura uğradı. Burukça gülümsedim "Ne o? gerçekten öyle mi?" diye sordum. İçten içe kabul etmesinden korkuyordum. Her ne olursa olsun karısıydım. Kocamdı. Aramızda her hangi bir duygu olmaması bunu yapmasını gerektirmiyordu. Güm güm atan kalbim ile ne diyeceğini bekledim "Belki de öyle" dedi bana bir adım atarken, bir düğüm daha eklendi boğazıma. "Ne yapacaksın Züleyha?" diye fısıldadı. Geri adım atmadım. Çenemi yukarı diktim "Beni ilgilendirmez ama anlaşmayı bozmuş olursun" dedim. Bu konuda ciddiydim. Anlaşmamızda böyle bir şey yoktu. Anlaşma kelimesini duyduğu anda gözlerinde şimşek çakmış gibi oldu. Kaşlarını derince çatıp yine o canavar haline büründü. Kolumdan yakalayıp beni Arabaya doğru çektiğinde canımın acısıyla geri çekmeye çalıştım ama o kadar sıkı tutuyordu ki işe yaramadı. Kendimi bir anda arabanın arkasına yaslı bulduğumda öfkeyle baktım "Ne yaptığını sanıyorsun s" "Şşş sus!" diye diretip parmağını dudaklarıma yasladı. Ben gözlerimi kırpıştırarak bakarken devam etti "Bir daha anlaşmadan bahsetmek yok. Senin nasıl nişanlın varsa benimde Amerika da bir hayatım ve sevgilim vardı" konuşmak için ağzımı kıpırdattığımda dev gövdesi ile daha daha da sıkıştırdı "Sende sesini çıkarmayacaksın. Sadece bir sene. Bunu da bir daha söylemeyeceğim. Ha merak etme..." yandan bir gülüş attı "Sizi tanıştıracağım karıcığım" gözlerimin sulanmaması için ettiğim dualar işe yaramamıştı. Bunu belli etmemek için gözlerimi kırpıştırıp kafamı sağa eğdim. Elini çeneme koyup kendine doğru kaldırdı "Anladın mı?" diye sordu ruhsuzca. Kafamı salladım sadece "Güzel" deyip geri çekildi. Kokusunun etkisi iyi değildi. Ağır geliyordu bana. "Hadi şimdi okuluna" deyip arabaya bindi. Elimle yüzümü avuçladım. Saçımı geriye savurdum "Dayan Züleyha.. Az daha dayan" diye fısıldadım. Tek avuntum okuluma devam edebiliyor olmamdı. Derin bir nefes alıp bıraktım ve gidip arabaya yanına oturdum. Sessizce devam etti yol. Rahatlamıştım. Bir anda arabada yükselen şarkı ile büsbütün canım sıkılmıştı. Sanki şuan ki hayatım görülmüşte kaleme alınmış gibiydi sözleri. Şarkıyı mırıldanmadan edemedim. Ve kendimi tamamen yola ve şarkıya vermiştim. Her sabah doğan güneş Bir sabah doğmaz oldu Elleri ellerimden Kayıp giden yıldız oldu Gülünce ışık saçan O gözler yaşla doldu Ağlama, duymaz artık Bi' varmış, bi' yok oldu Giderken bıraktığı Bütün renkler siyah oldu Üzülme, anla artık Belki de huzur buldu Dursun zaman "Dursun", diyorsun da Oyun değil ki yaşamak "Geldik Ağam" diye bir ses yükselince araladım gözlerimi. Kapattığımı dahi anlamamıştım. Hemen çantamı alıp toparlandım "Çıkınca haber veririm" deyip bir şey demesine fırsat vermeden indim aşağı. En büyük avuntuma koştum hemen. Biraz ilerledikten sonra Sude ve Hamzayı gördüm. Günler sonra ilk defa gülümsedim, elimi kaldırıp "Çocuklar" diye seslendim. Hemen döndüler ""Züleyha" diyerek koştu Sude anıma. Hamza da peşinden geldi. Kocaman sarıldık "Ayy gelmeyeceksin diye ödüm koptu. Şükür geldin" elini sıkıp "Şükür" dedim sadece. Nasıl geldiğimi bir bilse "Şu mu Jehat denen adam?" Hamzanın sorusu ile arkamı dönüp baktım. Gittiğini sanıyordum ama aksine arabadan inmiş kapıya yaslanmış, bir ayağını diğerinin önüne atmış bize bakıyordu. Ben öylece bakarken gözünde ki gözlüğü çıkardı. Hemen çevirdim bakışlarımı, onunla göz göze gelmek istemiyordum "Hmm o" dedim Hamzanın sorusuna karşılık "Ohaaa! Sen ciddi misin kızım?" Sude'nin ağzı açık ayran budalası gibi bakmasına tahammül edemeyip ağzına vurdum bir tane "Kapat ağzını, sinek kaçacak. Ve sil şu salyalarını" kızmam üzerine hemen bakışlarını çekti "Yanlış anlaşılma olmasın, eniştemizi bu kadar beklemiyordum" "Enişte deme şu adama" diyerek okulun kapısına doğru ilerledim "Aaa neden miş?" benim yerime Hamza cevap verdi "Sence bayan akıllı? Adamla nasıl evlendiğini bilmiyormuş gibi konuşma" Hamza ilk defa Sudeye karşı bu kadar sertti. Normalde ağzının suyu akardı bakarken. Aşık olduğunu bir tek Sude anlamıyordu şahsen. Bütün okul bilirdi. Hamza Sudeyi seviyor! Sanırım kıskanmıştı "Ay sana ne oluyor be? girme araya" diye itekledi Hamzayı. Tekrar aralarında bir sürtüşme yaşanmasını istemiyordum "Yakışıklı olması iyi biri olduğu anlamına gelmiyor Sude" dedim bıkkın bir şekilde. Zira ona baktığım her an bana dedikleri aklıma geliyordu. 'Yakında tanıştıracağım sizi karıcığım' içim titremişti yine. Ciddi değildir umarım. Öyle bir şey yaparsa nasıl tepki vereceğimi bilmiyordum. Bu hayatta en çok korktuğum şey aldatılmaktı ve ben ilk günden bunu yaşadığıma inanamıyordum. Sude ve Hamzanın itişmeleri eşliğinde sınıfa gelmiştik. Herkes bana tuhaf tuhaf bakıyordu. Ya da ben öyle hissediyordum. Amfiye oturup hocayı beklerken arkamda ki kızın konuşmaları çalındı kulağıma. "Züleyha burada ki zengin ağalardan biri ile evlenmiş diyorlar. Sanırım nişanı bile atmış onunla evlenmek için" "Evet duydum. Adamı da gördüm yalnız gelirken. Bildiğin taş gibi .şu sümsükte ne bulduysa" Hayır hayır, onlara odaklanma Züleyha. Annen hep ne der 'İnsanlar seni konuşur çünkü senin yaşadığın hayatı yaşamak isterler' o yüzden sus. Duyma Züleyha... Duyma.... ** Elinde çevirdiği küçük halkaya ve çıkardığı sese kilitlendi Jehat. Hayatında plansızlık sevmeyen biriydi. Kontrol her zaman onda olmalıydı. Ancak bu son hafta da yaşadıkları onu bir hayli sıkıntıya sokmuştu. "Ağam.." diye seslendi Şoför. Bakışları ona dönmedi bile. İşaret parmağında takılı olan halkayı baş parmağı ile tekrar döndürdü. İçinde hapsolmuş boncuk bir kez daha şıngırdayıp zihninde ki acı çığlıkları gömüldükleri yerden çıkardı. Çınlayan kulağı ile dönen halkayı durdurdu. Zamanında yaptığı bir hata ile hayatını değiştirmiş ve doğduğu toprakları terk etmişti. Şimdi dönmüş olması bastırdığı duyguları ve mezara gömdüğü çığlıkları yerinden çıkarmaktan başka bir şey yapmıyordu. Uzun zaman sonra ilk defa sıkışmış hissediyordu. Derin bir nefes alıp verdi. Halkayı cebine attı. Onu yanından asla ayırmazdı, hem şansını hem de acılarını temsil ediyordu. Nasıl ayırabilirdi ki? "Ağam.." "Söyle" dedi en nihayetinde "O oğlanı araştırın demiştiniz" ilk başta kimi dediğini anlamadı, biraz düşündükten sonra Züleyhanın yanında duran çocuğu anımsadı "Evet" dedi hemen. Kimlerle takılıyor, yakınlığı nasıl her şeyi öğrenmek istemişti. "Adı Hamza, Hamza Dağ! belki hatırlarsınız dedeniz bir zamanlar hep ihtiyar birinin kahvesine giderdi. Onun torunu işte. Dört yıldır birlikte okuyorlarmış ve staja da aynı hastaneye gidiyorlar" kafasını salladı duydukları ile. O adamı az buçuk hatırlıyordu, Dedesi sürekli onu yanında götürür ve yerime bu çocuk geçecek derdi. Bunu kesinlikle istemezdi. Hala da fikri değişmemişti. "Tamam takibi bırakmayın" deyip açılan kapıdan imdi. Elbette karısını boş bırakmayacaktı. Nedenini bilmediği bir güvensizlik vardı o kıza karşı. Tuhaftı. Hem de çok tuhaf. Hem herkesle yakın olup bir şeyler yaşayabilecek basitlikte hem de keskin çizgileri olan, gerçek aşkı bekleyen biri gibiydi. Tuhaftı... Ve saf.. Az önce sevgilisi varmı yok mu öğrenmek için ağzını aradığını Jehatın anlamayacağını sanacak kadar saf. Arabanın oraya sıkıştırdığı anlar birden bire aklına gelince kendinden emin yürüyüşü duraksadı. Burnuna dolan tatlı bir koku, keskin kahvelerin tedirgince ona bakması ve saçları... Neden bu kadar uzunlardı ki zaten? sevmezdi uzun saçı. Hemen başını sağa sola salladı. Olacak iş değildi. Bunları düşünmesi sadece zaman kaynıydı. Cebinde ki telefonun bildirim sesi ile çıkarıp baktı. Anna: Seni özledim sevgilim Sıkıntılı bir nefes verdi. Ne etmeye geldiyse buraya? zaten her şey yeterince karışıktı. Kız da haklıydı. Kıskanıyordu aslında. Tanıştırmak aklında yoktu lakin. Ta ki Züleyha bunu sorgulayana kadar. Aralarında yanlış analaşılacak bir şeye mahal vermeyi kesinlikle istemiyordu. Hayatında ona yer olmadığını en iyi şekilde göstermesi gerekiyordu elbette. "Hoşgeldiniz Jehat bey. Sizi bekliyorlar. Çevirmende geldi zaten" "Gerek yok" dedi sadece. Zaten ingilizceyi çok iyi konuşuyordu. Kafasını karıştıran her şeyi bir kenarea bıraktı. İş her zaman daha öncelikliydi. Ama gerekeni de yapması gerekiyordu. Az önce baktığı meseja tekrara baktı ve cevap yazdı. Jehat: Bu gece hazırlan. Onun için duyguların fazla bir önemi yoktu. En azından telefonda. Elini cebine sokup onu bekleyen yatırımcılara doğru ilerledi. "Welcome ladies and gentlemen (Hoşgeldiniz bayanlar ve baylar)" Masada bulunan 15 kişinin bakışları anında onda kilitlendi. Kendisi için ayrılan yere geçip oturdu. Bu iş bugün hallederse ciddi anlamda paralar kazanacaktı. Zekasını ve pratikliğini konuşturması gerekiyordu. İstemsizce eli yine halkaya gitti. Şans artık onunlaydı. Eline aldığı dosyayı açtı ve hazırladığı sunumu herkesin bilgisayarında açtı. "As I told you before, this project will be very different from what we have done here before.(Size daha önce anlattığım gibi bu proje burada daha önce yaptıklarımızdan çok farklı olacak.)" Mimarlarına hazırlattı ve üzerinde kendisininde uzunca süre hazırlandığı planı sundu. İl başta kimseden ses çıkmasa sa hayran dolu bakışları fark edebiliyordu. Arkasına yaslandı ve gecelerce uğraştığı şeyin hayata geçtiğini izlemeye başladı. Üzerine uzun uzun konuşulan projeye istediği yatırımı ayarlayıp ayarladığında saat çoktan akşam 18.00 dı. Zorlu bir toplantıydı elbette. "Jehat" "Yes" "Congratulations on a truly excellent project.If you're willing, we'd love to have dinner with your wife.We're very curious about her. (Gerçekten mükemmel bir proje seni tebrik ederim. eğer iznin olursa eşin ile de yemek yemek isteriz. kendisini çok merak ediyoruz. )" Bu beklenmedik teklif ile duraksadı. Evlendiğini bu kadar çabuk duymalarını bekelemiyordu. Zira o yemeğe Anna ile gitmeyi planlıyordu. Fazla düşündüğünü fark edince boğazını temizledi ve "Sure, why not?When are you available? (Tabi neden olmasın? ne zaman müsitsiniz?)" "It will be this evening.We will be back immediately tomorrow morning. (Bu akşam olur. yarın sabah hemen döneceğiz)" "Okey" deyip bitirdi konuşmayı. Bir bu eksikti. Bu iş kontrolünden gittikçe çıkıyordu. Arabaya binerken Züleyhayı aradı "Hemen hazırlan. İş yemeğine gideceğiz. İyi bir şey giy. Yoksa da Şehrazad yengemden al" deyip kapattı. Bu işşin sonu neye gidecek bilmiyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE