Hiçbir Şeyim Değil!

2916 Kelimeler
Züleyha Aksoy Telefonun bir anda suratıma kapanması ile öylece kaldım. Az önce konağa gelip hızlıca odaya çıkmıştım. Şimdi ne yapmam gerektiği hakkında da pek bir fikrim yoktu. Neye hazırlanacaktım? neden benimle gidiyordu? Sen onun karısısın Züleyha! Ahh evet unutmuştum. Telefonun ekranını kapatıp hemen valizlerimin yanına gittim. İçine ne kadar baksam da istediğim şeyler pek yoktu. Akşam olacağı için biraz daha şık olmam gerekiyordu. Acaba o nasıl giyinecekti? O her zaman şık... Evet o zaman bende yanında sönük olmamalıydım. Hemen elim ayağım birbirine dolaşmıştı. Sakin olmam gerekiyordu. Benim için her hangi bir akşamdan farkı yoktu öyle değil mi? Evet yoktu. Olmayacaktı. Derin bir nefes aldım ve tekrardan vazlizde ki eşyalarımı karıştırmaya başladım. Hiçbir zaman abartılı kıyafetler giymeyi tercih etmemiştim. Hata etmişim. Sude bana her zaman 'Bir kızın dolabında kurtarıcı gece elbisesi olamalı' dediğinde onu kale almamıştım. Haklıymış. Bir iki tane bulduğum kırmızı elbiseyi acele ile aynanın karşısında denemeye çalışırken odamın kapısı tıklandı. Kendimi kaptırmış olmamdan dolayı ilk başta korktum. E-Efendim" diye kekelememe de bundandı. Ben elbiseyi önüme siper etmiş beklerken kapıyı usulca açıp içeri güler yüzü ile Şehrezad yenge girdi. "Züleyha" dedi içten ve sıcak sesi ile. Gülümsedim bende. Paniğim hemen ortadan kalkmıştı "Buyrun" dedim resmi bir şekilde. Ona böyle mesafeli olmam pek hoşuna gitmemiş olacak ki yüzünü buruşturdu "Bana Şehrezad diyebilirsin. Ona öyle buyrun falan" deyip içeri tamamen gidi ve yatağın üzerine attı kendini. Oldukça bakımlı bir kadındı. Sabah gördüğüm gibi değildi. Üzerini değiştirmiş, tayt ve spor bir üst giymişti. Ben ona bakrken kafasını salladı "Ne o rahatsız mı ettim? hemen çıkarım" dediğinde gülümsedim "Hayır etmedin. Şeyy aslında iyi bile oldu. Bana yardım etsen" dedim utana sıkıla. Tek kaşını havaya kaldırıp beni biraz süzdü. Sonra ise odada gezdirdi gözlerini. "Sanırım kıyafet seçiyorsun" söylediği şeyi kafamı aşağı yukarı sallayarak onayladım. Gülüşü yeniden yayıldı yüzüne "Jehat ile mi çıkıyorsunuz?" diye sordu manidar gülüşü ile. İlk aşta anlamadığım için boş boş göz kırpıştırdım. Ama aklıma bir anda dank eden şey ile kocaman açtım gözlerimi "Evet ama öyle değil. Yani şeyy bende bilmiyorum" "Hey hey sakin ol bakalım" diyerek kalktı ayağa ve yanıma geldi "Sanırım iş yemeği. Çünkü bugün akşama kadar toplantıdaydı. O zaman ona göre bir şey bulalım. Hmm bakalım neler varmış?" o valize eğilip bakarken dediği şey düşündüm. Bana direk emir verip kapattığı için nereye gideceğimizi soracak fırsatım olmamıştı. "Ay bu ne Züleyha ya?" diye bir anda sinirlenince geri adım attım "Ne oldu?" "Hemen benim odama gidiyoruz. Yeni evlisiniz siz. Böyle şeyleri gün içinde bile giyme bence" kolumu tutup odadan sürükleyerek çıkardı beni. "Heyy bensiz ne yapıyorsunuz?" "Koş küçük eltim koş" deyip kahkaha atan Şehrezada şaşkın şaşkın baktım. Çok enerik bir kadındı. Hem bu kadar bakımlı hem de nasıl etrafa neşe saçıyor daha ilk günlerde merak etmeye başlamıştım. Galiba biraz da hayrandım. Küçükken hayalim hep onun gibi bir kadın olmaktı. Üniversiteyi kazanınca dizilerde izlediğimiz hayatları yaşayacağımı ve hayatımın aşkını bulacağımızı sanmıştım. Ne iyi olurdu Ama değil mi? "Gel bakalım" Şehrezad beni büyük bir giyinme odasına sürükleyip elini beline attı "Daha hiç açmadığım paketler var ve hepsini sana vermeye karar verdim. Şimdi ilk olarak Jehatı arayıp soralım ne için alacak mış seni?" bir anda tedirgin olup elimi havaya kaldırıp ona karşı salladım "Hayır hayır gerek yok. Kızmasın şimdi" "Ay bırak" diyerek içeri giren kızla bakışlarımız ona döndü. Bildiğim kadarı ile küçük oğlanın karısıydı ama adını bile bilmiyordum "Kızarsa kızsın. Ateş olsalar cürmümüz kadar yer yakarlar" "Hah şöyle" deyip güldü Şehrezad ve telefonda ki birkaç tuşa basıp kulağına götürdü. Saniyeler sonra açılan telefonla konuşmaya başladı. Ben ise dudaklarımı yemekle meşguldüm. Her gergin anımda olduğu gibi. "Jehat Züleyha hazırlanacak ama nereye gideceğinizi söylememişsin kıza" ... "Havlama hemen söyle adam akıllı. Kız ne giyeceğini nereden bilsin?" verdiği cevap yüzünden kıkırdadım. Ona benim demek istediklerimi rahat rahat söylediği için çok minnettar olduğumu sonra söyleyecektim. "Tamam kapat. Bir saate gelirsin" deyip tak diye kapattı "İşte seni bu yüzden seviyorum" deyip güldü daha adını bilmediğim gelin. "Ne sandın Zişan hanım. Neyse tahmin ettiğim gibi bir ortağı ile akşam yemeğine katılacakmışsınız. O zaman hem şık hem de biraz iddialı olmalısın. Bu Amerikanlar biraz cüretkar tavırları severler." Yerimde rahatsızca kıpırdandım. Bu ne demekti şimdi? "Jehat kızmasa. O kızınca ben korkuyorum." "Kız haklı. Bizimkiler gibi değil Jehat. Kızınca ben bile korkuyorum." "Siz merak etmeyin öyle bir nutku tutulacak ki kızmak için ağzını açamayacak bile" Özgüveni takdire şayandı elbette ama şimdi yeri miydi tartışılırdı. Ona ne kadar istemediğimi söylesem de asla umursamadı ve zorla bir elbiseyi verdi "Hemen giyin bunu" omuzlarım düştü. Ben onun gibi değildim. Laf anlatamayacağımı anlayınca el mecbur elbiseyi giydim. Zaten giymesem daha az dikkat çekerdim "Şehrezad bu elbisede emin miyiz?" diye sordum aynada kendimi süzerken "Biz de görsek de emin olup olmadığımızı anlasak Züleyha" yanaklarımı şişirip derin bir nefes verdim. Bu işler amma zordu. Birde alışkın olmayınca daha da zor geliyordu. Perdeyi açıp ister istemez dekoltemi kapatma gereği duyarak çıktım karşılarına "Oha çok iyi" dedi zişan. "Mükemmel olmuşsun" diye alkışladı Şehrezad "Kızlar bu olmasın" dedim. İtiraz etmesem beni bu elbise işle gönderirlerdi "Yok bu olmaz cidden" diyince içime bir su serpildi. Elbise diz üstümde siyah satendi. Kolları ince askılı ama parıltılıydı. Göğüs kısmım büzgülüydğ ama yine de göğüslerim belliydi. Bunu giyemezdim "Bu fazla olmuş. Yani her kadın bunu taşıyamaz sen taşımışsın ama bu gece için uygun değil. O zaman sana uzun ama yine iddialı bir şey verelim" Askıda ki naylon paketleri büyü,k bir özenle karıştırıp bakıyordu. Ben ise ellerimi birbirine geçirmiş kurbanlık koyun gibi bekliyordum "Hah işte bu" deyi aldı askıdan ve bana getirdi "Birde bunu giy. Zişan makyajda çok iyidir o yapar onu da" "Büyük bir zevkle" Başımı sallayıp tekrar perdeyi kapayyım ve üzerimi değiştirdim. Bu gece iin içimde oluşan saçma his beni zor duruma sokuyordu. Daha sabah bir sevgilisi olduğunu söylüyordu ama gecesine yemeğe çıkarıyordu. Ne kadar dengesiz ve hadsiz biriydi. Ben Serhatı bile bu yüzden reddetmişken düştüğüm durum üzücüydü. Elbiseyi nihayet giyip fermuarı güçte olsa çektim. Aynaya dönüp baktığımda ben bile şaşıp kalmıştım. Siyahtı yine rengi. Beyaz tenime yakışmıştı. Ve dedikleri gibi hem asil hem de cüretkar bir elbiseydi. Boydan boya kalem, bedenimi sarpa saran bir elbiseydi. Askısı ne kalın ne inceydi. Göğüs dekoltesi vardı. Tam ortadan oyuk gibi başlıyor ve göğüs kısmımı sarıp baskılıyordu. Etrafı ise küçük inciler ile süsülenmişti. İnce belimi bile güzel göstermişti. beğenmiştim... "Züleyha yardım ister misin?" Eyvah! Kızları unutmuştum hayran hayran kendime bakacağım diye. Son düzeltmeleri yapıp perdeyi açtım ve karşılarında durup bir tur döndüm. İkisi de beni biraz süzdü "Gerçekten çok iyi" "Cuk diye oturmuş" Utancımdan kızaran yanaklarım ile gülümsedim "Teşekkür ederim. Bence bu güzel" "Bence de hemen makyaja alalım efendim sizi" utanmam devam ediyordu sayelerinde "Ya deme öyle" diye itiraz ettim ama Zişan gayet mutluydu "Valla sıkıntıdan az kalsın orta yerimden ayrılacaktım zaten gel hadi" "Peki" deyip ilerledim yanına. Gösterdiği sandalyeye oturdum. Birkaç makyaj malzemesi aldı ve masaya bıraktı. Fırçaları temizleyip geldi "Bence fazla abartılı bir şey yapma" dedi aniden Şehrezad "Elbise zaten çok güzel oldu. Bırak sadece Züleyha parlasın" ona nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyordum. Bu konakta hiç güzel günlerim olmayacağına emindim ama onlar sayesinde biraz da olsa yüzüm gülüyordu. Zişan makyajıma başladığında Şehrezad ayakkabı ve çantamı hazırlıyordu. Gözüme biraz parlak far sürdü, sonra hemen eyelenır ve rimel. Yalnız eyelenır çok iyi olmuştu. Ten makyajımı da hafif yapmıştı. Biraz allık ve bronzer ile bitirdi işini "Çok iyi oldu" deyip beni aynaya ittirdi "Nasıl?" çok makyaj yapmadığım için bu halime pek alışkın değildim ancak çok güzel görünüyordu "Şimdi saç Şehrezad hanım" "Hemen" deyip elinde maşaya benzer bir şey ile geldi. Saçımı tarayıp elinde topladı, önden az bir şey perçem ayırdı. Sprey sıkıp önümü sabitledi ve sıkı ama hoş görünen bir topuz yaptı. Arkadan biraz dağınık görünüyordu "Çok iyi oldu. Yüzün ortaya çıktı" evet yakışmıştı. Bu halim bana cidden çok uzaktı. Önüme ayırdığı perçemimi de maşa ile şekil verdi ve açtı. "İşte bu iyi" Bir süre kendime baktıktan sonra ayağa kalktım "Teşekkür ederim kızlar" teşekkürüm içtendi. Çünkü onlar olmasa ben bunların hiçbirini yapmazdım. "Önemli değil şekerim. Ama son olarak bunu da sürelim" derken kapı çaldı "Hanımım Jehat Ağam gedi. Sizi bekliyor" "Acele et" dedim Zişana. Gülümsedi sadece ve dudağıma ruju büyük bir dikkatle dürdü. "İşte şimdi tam oldun" aynaya bakma gereği bile duymadan ayağıma topuklu ayakkabıyı giyip çantamı aldım ve odadan koşar adımla çıktım. Jehatın odasına geldiğimde telefonu alıp çıkmak istiyordum ama kapıyı biri tuttu ve aniden kapatıp beni de kapıya yasladı. Ben sabah ki anı tekrar byaşadığım için korku ile bakarken karşımda ki Jehat saldırmaya hazır bir boğa gibi bana bakıyordu "Bu ne?" dedi dişlerinin arasından. Elimde olmadan derince yutkundum "N-Ne?" diye sordum. Ne dediğini asla anlamamıştım. Ve bu yakınlıkta da anlamam pek mümkün değildi doğrusu. "Bu elbise ne böyle?" dedi aynı karanlık ses tonu ile. Gözlerimi yeşillerinden güçlükle çekip başımı öne eğdim. İlk başta dekolteme baktım sonra ise yeni fark ettiğim açıkta kalan kavruk tenine. İçerisi karanlıktı. Sadece ay ışığı yansıyordu ama kavruk teni bu şekilde bile belli oluyordu "E-elbise" dedim gayet normalmiş gibi ama hayır değildi. Parmak uçlarım karıncalanıyor, midem bulanıyor ve en önemlisi dokunma isteğimin yerini yoğun bir kasıntıya bırakıyordu. "Bunu giyerek ne düşündün Züleyha hanım?" diye sordu. Cevap vermek için ağzımı açtım ama elinin önümde ki perçeme gitmesi ile donup kaldım. Nefesim ciğerlerime hapsolmuştu sanki "Kimi etkilemek istedin?" diye sordu bu sefer. Sesi kısık ama kendinden emindi. Sanki bu sorunun cevabını zaten biliyordu. Hiç beklemediğim bir anda ortaya çıktı arsız tarafım. Elimi aniden karşı koyamadığım bir dürtü ile kavruk göğüsüne koydum. Avuç içimi yakıp kavuran sıcaklık ile çiğerlerimde tuttuğum nefesi verdim. "Belki de..." dedim teninde ki bakışlarımı tekrar yeşillerine çevirdim. Simsiyahtı göz bebekleri. Dişlerini sıkmasından keskin olan yüz hatları daha da belirginleşmiş, damarları ben burdayım dercesine yanaklarında ve alnında yer etmişti. "Sadece güzel olmak istemişimdir" diye tamamladım yarım bıraktığım cümleyi. Gözlerim her bir noktasında gezinirken hem ondan gelen yoğun koku hem de bütün vücuduma vuran sıcaklığı ile başım dönüyordu. Perçemlerimde ki elini çekip omuzlarıma koydu. Yavaş yavaş ilerleyip teninde yaslı olan elimin üzerine koydu elini "Amacın ne bilmiyorum ama.." diye fısıldadı dudaklarıma karşı. Onun karşısında her türlü şekilde girmiştim belki. Korkmuş, üzülmüş ve hatta acınası duruma düşmüştü,m ama şimdi... Şimdi sadece ona bakakalmış ve ne yapacağını heyecanla bekler duruma gelmiştim. Elimin üzerinde ki elini biraz kıpırdatıp bileğime nazikçe doladı. Ben ona hala bakarken hiç beklemediğim bir anda benden uzaklaşıp bileğimden çekti ve kapıya yüz üstü çevirdi. Kulağıma eğiliğ "Sakın buraya neden geldiğini unutma Züleyha! Sana yüz verdiğimi ise hiç düşünme! Eğer ortakalrım istemese yanımda görünmene dahi izin vermezdim." bileğimde ki elini daha da sıkılaştırıp diğer elini boynuma sardı ve kendine yasladı. Dudaklarını kulağıma yasladı "Sakın... Sakın bir bedelden ibaret olduğunu unutma!" deyip çekildi. Nefes nefese bir süre kapıya yaslı bekledim. Gözlerimin anlamsızca dolmasını göz ardı edip toparlandım "Öyle bir ş..." "Sen arabaya geç" deyip lafımı kesti. İlk defa bu yaptığına sinirlenmeyip şükür ettim. Burnumu çekip, yere düşen çantamı ve telefonumu alıp odadan dışarı attım kendimi. Hızlı adımlar ile merdivenlere yöneldim. Zaten saçma bir yakınlığın bende bu denli bir heyecan uyandırması iğrenç bir duygu değilmiş gibi birde düştüğüm durum ile yerin dibine girmek istiyordum. Sanki ona karşı bir şey hissediyormuşum da o yerimi belletmiş gibi olmuştu. "Gelin hanım!" gözlerimi sıkıca kapattım. Birde bu eksikti şimdi. "Gelin hanım!" diye tekrar bağırdığında başka çarem olmadığını kabul edip ona doğru döndüm "Buyrun Aysun Hanım" diye karşılık verdiğimde yüzünü buruşturup küçümser bir bakış attı. "Anan konakta ki hanımağalara nasıl seslenmen gerektiğini belletmedi mi? orda burda salınmayı eyi bilirsin amma..." tam karşıma dikildiğinde baştan aşağı süzdü beni "Başka bnr şeye yaramazsın! Kocan hemen işe başladı, bir kadınlık edemedin mi?" Duyduğum her kelime başıma bir darbeydi "O nasıl öyle Aysun h..." "Kes!" elini havaya kaldırıp beni susturdu. Hala hayretler içerisinde ona bakıyordum, bana bir adım daha attı "Sen bu günlerin kıymetini bil gelin! Jehat yakında gidecek ogidince de senin defterini düreceğim" "Ben bir şey yapmadım" desemde umursamadı "Hele bir sene içinde kucağıma torun verem bak sana ne yapıyorum. Ha bunu da böyle bil" deyip şalını yüzüme karşı savurarak gitti. Arkasından öylece baktım. Kendi kızı kaçıyordu ama suç nedense benim oluyordu. Ben kendi halimde öylece yaşayıp gidiyordum. Kimseden bir şey beklememiştim hiç, okuluma rahatlıkla gidip geliyordum. Ama bir gecede dünya tersinn döndü. Duyduğum hakaretlerin bini bin para oldu. Bu konak... Sanki dipsiz bir kuyu gibiydi benim için. Geleli daha iki gün olmuş olmasına rağmen beni içine acımasızca çekiyordu. Çekerken ise her bir uzvum bir yere değiyor, paramparça ediyordu. Bu kuyudan nasıl çıkacağımı dahi bilmiyordum. Başımı kaldırıp gösterişli konağı taradım. Her yer altın varaklı, güzel çiniler ile bezenmişti. Dışardan gördüğünüzde hayran olacağınız bu konak içine girdiğinizde cehennemden farksızdı. Sanki biz yanıyoruz diğerleri zebanilik yapıyordu. Daha fazla burada duramayıp sonunda avluya çıktım. Jehat daha gelmemişti. Belki de yemekten sonra sevgilisine gidecekti. Bu düşünce ile bedenim ürperdi. İçiten içe ne kadar normalleştirmeye çalışsam da olmuyordu. Kalbim bunu her dillendirdiğimde titriyordu sanki. Onun soğukluğunu derinlerime kadar hissediyordum. "Oooo Züleyha hanım" yine kim diye düşünürken karşımda Reşit belirdi. Sabah ki yaşadığımız şey yüzünden hemen geriledim. İğrenç bakışları ile bana bakıyordu. Sanki ruhumu bile çıplak görüyordu, o şekilde arsız ve pisti bakışları "Ne güzel olmuşsun. İnsan Jehatı kıskanmadan edemiyor" "Kes sesini" dedim etrafa göz gezdirerek. Birinin duymasını kesinlikle istemiyordum "Neden keseyim sesimi?" diyerek etrafımda dönmeye başladı. Bedenim bu kavurucu sıcakta bile titriyordu "Biri görecek ve yanlış anlayacak" dedim tedirgince etrafı incelerken "Neden yanlış anlasın? sadece yengemi övüyorum... Kocan da geliyor zaten" deyip bir anda kayboldu ortada. Amacı neydi bilmiyorum ama Jehattan ölümüne korkuyordu. Acaba ona desem bana inanır mıydı? korktuğumu söylesem koruma ister miydi? "Ne dikiliyorsun orada?" Reşitin arkasından bakacağım diye dalıp gitmiştim. Yerimde sıçrayıp baş parmağımı damağıma yasladım "Ödüm koptu" dedim rahatlamış halimle. Sonra ise "Hava almak için" diye cevapladı sorusunu. Başını salladı "İyi hadi gidelim. Gece gece zaten canım sıkkın" deyip ilerledi. Bir anı bir anını tutmuyordu. Bi polar falan mıydı acaba? Benim gibi siyah bir takım giymişti. Normal zamanlarda içine beyaz gömlek giyiyorken bugün siyah giymişti. Şoförün açtığı kapıdan alışık bir tavırla bindi. Bende yanına oturduğumda araba hareket etmişti. O telefonu ile uğraşırken bende etrafı incelemeye başladım. Ne kadar garipti. Bunca zamandır aynı şehirde yaşıyorduk ama ben asla buralara gelmemiştim. O da yetmezmiş gibi gerçekten de iki ayrı dünyaların insanıydık. Araba nihayet durduğunda lüks bir mekana geldiğimizi anlamıştım. Kapım açıldı ve ben dışarı asil bir şekilde çıkarken Jehatta diğer taraftan çıkıp yanıma geldi "Koluma gir" dedi kolunu büküp bana uzatarak. El mecbur girdim koluna. İşte yine oldu, kalbim normalinden hızlı atmaya başladı. Kendimi kasmak istemesemde elimde değildi "Kasma kendini. Sen sadece ben Züleyha Kıraçlı de yeter" "Ama ben kıraçlı değilim" dedim aniden. Bunu sesli söylemiş olmaktan sonradan pişman olsam da artık çok geçti. Sinirli bakışları anında beni buldu "Sana dediğimi yap beni sinirlendirme" "Tamam" dedim el mahkum. Ah abi ahh beni düşürdüğün duruma bak. "Gülümse" dedi tekrardan ve içeri girdik. Zoraki bir gülümseme takındım. Başka ne yapabilirdim ki? Garsonun yönlendirdiği masaya doğru ilerledim. "MR. Jehat!" diyerek ayağa kalkan biri kadın biri erkek olmak üzere iki kii ile biraz ortmı süzdüm. Sanırım onlar da çiftti. O yüzden benimle gelmişti. "Hello. How are you? (Merheba nasılsınız?)" diye sorduktan sonra adamın bakışları beni buldu. Elini nazikçe uzattı, bende elimi uzattım. Dudaklarını mesafeli ama kibar bir şekilde elimin üzeri ile buluşturdu "I am not very well as the beauty of this lady has fascinated me (Bu hanımefendinin güzelliği beni büyülediği için pek iyi değilim)" Bu denli bir girişi bende pek beklemiyordum. Şaşırsam da gülümsedim "Thank you (teşekkür ederim)" diyerek karşılık verdim. Adam hala elimi tutuyordu, Jehat bir anda elimi kurtarıp sıkıca tuttu "My wife, Züleyha Kıraçlı (Eşim Züleyha Kıraçlı)" diyerek beni kendine çekti. Dışardan bakınca beni tanıtıyormuş gibi gelse de aslında bu erkekçe 'Karımdan uzak dur' demekti. Adam bunu anlamış olacak k i "Nice to meet you, Ms. Kıraçlı (Memnun oldum bayan kıraçlı)" deyip araya mesafe koydu. Diğer kadınla da tanışıp yerlerimize oturduk. Yemekler gelene kadar ciddi bir şekilde işten ve bugün ki toplantının detayları ile ilgili konuştular. Ben ise sadece izliyordum. Anladığım kadaı ile burada bir proje gerçekleşecekti. Ne yaptığını merak etsem de ses etmedim. Birde bunun için çocuk gibi azar işitmek istemiyordum doğrusu. "What do you do? (Siz ne iş yapıyorsunuz?" Bayan isabella'nın ani sorusu ile şaşırsam da suyumdan bir yudum alıp elimi masada birleştirdim "I am a senior nursing student. (Hemşirelik son sınıf öğrencisiyim)" ona ingilizce cevap vermemi beklemiyor olacak ki şaşırdı. Ama ben heves edip çok iyi bir şekilde öğrenmiştim. C2 seviyesinde konuşuyordum. Kendisini toparlayıp "Jehat bey eşini kednine göre seçmiş" dedi. Bu sefer şaşırma sırası bendeydi. Madem Türkçe konuşabiliyordun neden şov yaptın ki be abla? diye yüzüne sormak istesem de bu isteğimi yuttum ve hayran bakışların odağı olan Jehata çevirdim yönümü. Onun da bana bakıyor oluşunu beklemiyordum. Tuhaf bir bakıştı. Şimdiye kadar onda rastlamadığım sakinlikte bir bakış. Haddinden fazla süren bakışmamızın ardından tekrar sohbete döndüler. Ben ise yemeğime. Hararetli konuşmanın ardından Jehatın telefonu çalınca masadan uzaklaştı "Nasıl tanıştınız Jehat ile?" bu kadında ki rahatsız eden tavrın aynısı Reşitte de vardı. Ve ben şuan Jehat gittiği için hiç rahat değildim. En azından iş konuşarak başımı şişirebilirlerdi. Boğazımı temizleyip "Aileler aracılığı ile" diye cevap verdim. Yalanda sayılmazdı "Onun gibi birisi bu şekilde neden evlensin ki?" küçümser tavrı, yayık gülüşü... Beni sinir etmekle kalmayıp onu parçalama isteği uyandırıyordu. Derin bir nefes alıp sandalyeme yaslandım "Onun gibi birisi evliyken neden size karşılık versin?" dediğimde dumura uğradı. Bende büyük bir zevkle suyumdan tekrar bir yudum aldım ve masadan kalktım "Eşime bakmam gerek" deyip Jehatın gittiği yöne ilerledim. Etrafa bakınırken sesin duydum "Ben sana evde bekle dedim neden buradasın?" "O kiz kim Jehat? neden ona öyle bakiyorsun?" hızlı olan adımlarım yavaşladı. Elimle duvara tutundum. Duyduğum şeyler hoşuma gitmeyecek olsa bile durup dinledim. "O benim hiçbir şeyim değil Anna! sadece sen varsın benim hayatımda" onca tuttuğum göz yaşı işte şimdi akmıştı. Evet onun hiçbir şeyi değildim. Ve artık asla da olmayacaktım! Mekandan çıkıp abimi aradım. Ama açmadı. Taksi çevirip bindim "Aksoy konağına" dedim. Bundan sonra berdel falan umrumda değildi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE