İnsanoğlunun üzerinde renklerden oluşan gönül gözüyle görülmeyen bir elbise vardır. Onu görmek her göze nasib olmaz. Kimisi simsiyah giyinmistir, kimisi bembeyaz. Çocukluktan, yaşanmışlıklardan ve duygulardan kalan alaca renkler süsleyiverir o görünmez elbiseyi.
Feyza'nın rengi alacalı gibi görünse de en çok yeşil barındırırdı içinde. Belki bir başkası olsa, rengi neşesiz hastalıklı bir turuncuya kaçardı o elbise. Lakin Feyza'nın ruh elbisesi, her anın içinden bir iyilik bulup onu iğneyle kazarak ruhuna iliştirmesinden sebep rengi asla solmazdı. Yeşilden kayıp hastalıklı turunculara asla geçmezdi.
Baharın usul usul nazlana nazlana gelişini, yeşil giyinmeye çabalayan toprağı, kahverengi dalların anne şefkatiyle minik yeşil tomurcuklara kol kanat germesini Feyza umutla izledi. Anne şefkatini çok nadir görmesi ondan çok bir şey götüremedi. Çünkü o, iki eliyle kaygıya değil hep umuda sarıldı. Çok bir şey beklemiyordu hayattan... Azla yetinmeyi, küçücük şeylere kocaman mutluluk yüklemeyi iyi bilirdi. Her yerin yavaşça yeşillenmesi bile minicik kalbine bir sürü huzur doldurdu. Pamukkale Üniversitesi'nin en sevdiği yeri kuşkusuz mini göl kenarıydı. Annelerinin ardından bıdı bıdı yürüyen ördek yavrularını şefkatle izledi.
Mezuniyet gecesinden beri ruhunu kıskıvrak yakalayan huzursuzluğu hep iki kişinin mahremiyetini hunharca izlemek olarak yorumladı. Bir yüzünü karanlığın okşadığı, diğer yarım yüzünü aldatıcı balo ışıklarının aydınlattığı Akın Abi'sinin kendini çekmeyişini, ablası Funda'nın ayak parmak uçlarında onun yüzüne doğru uzadığı, fragmanı zihni arsızca izletip durdu. Devamında o ikisinin arasında ne olduğunu izlemedi Feyza. Fakat paylaşılan o minicik fragman bile filmin devamını zaten kendince tahmin ettiriyordu.
Akın Abi'si mezuniyet partisinde Ferit'e gerçekleri anlattım deyişini hatırladı. Adam dürüstlük abidesiydi. Elbette gizli saklı işler çevirmez yaptığının arkasında dururdu. Zaten bir sonraki gün belki de ablası Funda dolayısıyla da kendisiyle o kadar ilgili davranmış olmalıydı.
Feyza böyle basit düşünerek Akın'ın vebaline giriyordu yüreği hafifçe sıkıştı. Ablası için bile olsa o adam içine sinmeyen hiçbir şeye eyvallah etmezdi. Bunu Feyza da eşşek gibi biliyordu da katır inadı gerçekleri görmesine izin vermiyordu. Yanlış yapıyorsun der gibi kalbi sızlayarak yerini hatırlattı zira Feyza yine de oralı olmadı. Doğruların ardından burnunun dikine gitmeyi adet edinmişti.
Zaten ikisi karar verip 'tamam olduk biz' dedikten sonra kendisi hayır ilişkinize onay vermiyorum mu diyecekti? Komik olurdu.
Mesela Ferit Abi'sinin ablası ve Akın Abi'sinin arasında olanlara ne tepki verdiğini çok merak ediyordu. O gece Akın Abi'sine sormamıştı. Ablasıyla da eskisi gibi yakın değillerdi, dilinin ucuna dek gelse bile konuyu Funda'ya çıtlatamamıştı. Ferit Abi'siyle de bu konuları alenen konuşmaya utanırdı.
Aşkın ne olduğunu, nasıl hissettirdirdiğini hiç bilmiyordu. Ablasının, Akın Abi'sini kendisine ilk anlatışı düştü hatrına. Lise yıllarındalardı. "Feyza, o çok yakışıklı ondan başkasını gözüm görmüyor." Demişti ve eteklerini uçuşturarak baharı kutlayan neşeli kuşlar gibi çırpınıp durduğunu hatırlamıştı.
Feyza, Funda için gerçekten çok sevinmişti çünkü yıllardır Akın Abi'sinden bu karşılığı alabilmek için ablası o samimiyetsiz kimliğe saklanmıştı. Artık Funda'nın özüne dönmesini diliyordu. Funda'nın giderek anneleri Aylin Hanım'ın kopyası olmasını bir türlü kabul edemiyordu. O eski sıcak, samimi ve Feyza'yı çok seven ablasını ümitsizce geri istiyordu.
Akın Abi'si ve ablası arasındaki bu yakınlık belki ablası ile aralarında oluşan yüksekliği asla aşılmayan, yaklaşınca bile can yakan, o set duvarını yıkar geçerdi. Umut etti yine Feyza, ablasının onu koruyup kolladığı güzel günlerin geri geleceğine inanmak istedi. Daha çok ayrılığa düşeceklerini, kardeş bağlarının düşmanlığa dönüşeceğini bilemezdi. Suçsuzken en suçlu konumuna düşeceğini de elbette tahmin edemezdi.
Geçmişten acı dersler çıkaran Feyza artık aynı hataları yapmamaya kesinlikle kararlıydı. Büyümüşler ve çocukluktan gelen o masum duygularla hareket edemezlerdi artık. Akın Abi'si her ne kadar ablası Funda dolayısıyla ilgi alaka göstermiş olsa da mesafesini her zamankinden çok daha fazla korumalıydı. Ablasının ve annesinin artık hayal kırıklığı olmayı asla istemiyordu. Bir kez daha aynı yerden yanlış anlaşılmak istemiyordu.
Akın Abi'si iyi adamdı. Ablasını korur kollar güzel de severdi. Böyle düşününce neden içi buruluyordu sinir oluyordu. Ablası güvende ve mutlu olacaktı işte hem belki araları da eskisi gibi olacaktı. E daha ne istiyordu? Bıkkınca ofladı. Bir kız olarak mesafeyi koruması gereken oydu ama o genç adam ona hiç ama hiç yardımcı olmuyordu. Anlıyordu ama yardım etmiyordu. Mesafeyi korumayan kendisi değildi.
Yanına oturup bağdaş kuran omzuyla omzunu hafifçe iten gence Feyza dalgınca baktı. Aynı bölümde fakat ayrı sınıflarda eğitim gördüğü bölüm arkadaşı genç adam yüzüne gülümseyerek bakıyordu. "Yine gitmişsin dünyadan uzaklara."
Ufakça gülümserken yüzüne düşen bir tutam saçı kulağının ardına iliştirdi Feyza. Hem bu sırada bakışlardan kaçtı. "Baharın gelişini izlemek iyi hissettiriyor."
Meriç'in yakışıklı yüzüne burukça gülümseyerek baktı. İki gencin tanışmaları ise şöyle olmuştu. Feyza'nın annesinin hışmına uğrayarak üniversiteye geç kalıp ağlayarak geldiği günlerden birindeydi. Amfinin kapısına ağlayarak geldiğinde sakinleşip içeri girmek için isyanla akan göz yaşlarını sildi. Kafasını amfinin kapısına yasladığında, inatla akmaya devam eden yaşlarla birlikte gelmişti Meriç.
Feyza'nın burnunun dibine dek uzattığı mentollü peçete, polene alerjisi olan Meriç'in cebinden hiç eksik olmazdı. O günden sonra birbirlerini her gördüklerinde, ufak üstü açılmamış dertleşme sohbetleri etmişlerdi. Ve maalesef Feyza en çok ketum ve tutuk olan taraftı. Hoş Meriç'in de Feyza'dan altta kalır yanı yoktu. Derdi dağları aşmışken henüz kendi içinde bile kaybını kabullenememişken birileriyle dertleşmeye hali yoktu.
Meriç ona o gün sorunun ne olduğunu sorduğunda, Feyza 'aile' demişti. Başka bir gün Merih'i bomboş gözlerle öylesine otururken görmüştü ve ne olduğunu sormuştu. Tek cevap vermişti Meriç 'ölüm'.
Önü ardı yoktu dertlerinin sadece kapağını kaldırıp içini gösteriyorlar, derinlerdekini karşılıklı anlayışla kapatıyorlardı. Pek birbirlerinin yüzüne bakmadan konuşurlardı hep. Bu sebepten olsa gerek Feyza, Meriç'i kendisinden uzak tutmaya çalışmamıştı. Feyza, Meriç'in yükünün daha çok olduğunu anlamış ve hiç eşelememişti. Sadece yanında otururdu Meriç'ten öğrendiği gibi susarak destek olmuştu. Konuşmadan da paylaşmayı böyle öğrenmişti.
Sanırım bugün günlerden yine öyle bir gündü. "Feyza, bahar sana da gelir... Eğer sen de istersen." Rüzgarın ılıkça saçlarını okşayarak uçuşturan kıza baktı Meriç, gözlerinde çok tanıdık bir şeyler vardı. Çok insan sevmezdi Meriç ama Feyza farklıydı. Duru bir su gibi ruhunu ele veren gözleri vardı. Hep hüzünlüydü. Sakindi ama içinden çıkarılmayı bekleyen şeyler vardı.
"Benim baharım zaten içimde Meriç, hiçbir zaman umut etmekten vazgeçmedim. Doğrusu da bu değil mi zaten? Dik durmayınca o soğuk kış hiç bitmez ki." Omuzlarını silkti usulca 'ne yapayım bende böyleyim' der gibi. Meriç anlayışla şehrin uzaklarına bakarak gülümsedi. Feyza'ya henüz sağlam bir dalga çarpmamış ve onu derinlere itmemiş olduğunu hiç dile getirmedi.
O iyi bilirdi boğulmayı, derinlere batmayı ise hiç istememişti. Fakat direndikçe su yüzeyine bir türlü çıkamamıştı, omuzlarından basmıslardı onu asla çıkamasın diye. Umarım Feyza'yı yerle bir eden alabora hiç olmaz ve dibe batmak zorunda kalmaz diye dileyip içinden dua etti. Sessiz duası ne kadar kabul olundu, bilinmez. Ama Feyza'ya yaklaşmakta olan çok büyük bir dalga kıran vardı. Batar mı, çıkar mı Allah bilirdi. Ya su onu boğacak ya da sarıp sarmalayacaktı.
"Feyza, biz hiç normal bir sohbet etmedik farkındayım ama anlatmak istediğin bir şey olursa dertleşmek için ben hep buradayım. Yalnız anlatmak konusunda asla cömert olamam, kendim bunu uygulamıyorken senin yapmanı istemem sana samimiyetsiz gelebilir. Ama gerçekten buradayım. Konu her ne olursa olsun çekinme lütfen." Kızın duru gözlerinin içine yakaladıkça bakarak Meriç bunları içtenlikle söylemişti.
Feyza bu samimi davranış karşında, içten bir gülümseme ile güzel yüzünü parlatıverdi. "Mentollü mendilsiz hiçbir şey anlatmam ama." Diyerek ilk tanışmalarına atıfta bulundu. Bu sefer usulca gülümseyen Meriç'ti. Derslerden ve hocalardan konuştular. İlk kez bu kadar sohbet edebilmişler ve bu ikisine de iyi gelmişti. Galiba güven duygusunun temelleri ilk burada atılıvermişti. Derslerine girmek için vedalaştıklarında Feyza biraz daha huzurlu hissediyordu.
⏳️⏳️⏳️⏳️⏳️⏳️⏳️⏳️⌛️⌛️⌛️⌛️⌛️
Günlerin birbiri ardına tesbih gibi dizildiği zamanların ardından huzurla huşuyla tutulan oruçlarla birlikte yaklaşan bayram ile Bade Mahallesi, hummalı bir temizliğe girişmişti. Evlerin bahçelerinde hortumla halılar yıkanıp iyice fırçalanıyor bir yandan da camlar atlet parçalarıyla parlatılıyordu. Ramazan ayı uhrevi bir güçle mahallenin üzerine yağıyordu. Düşen damlalardan nasiplenen elbette orucu hakkıyla tutabilenlerdi.
Her evden yükselen süpürge sesleri birbirine kavuşuyor evlerin beyleri bir kaç gün sonraki Ramazan Bayram'ı için alışveriş yapıyorlardı. Feyza'nın babası Ramazan Bey bütün çocuklarına her bayram özenle kıyafet alırdı. Yokluk içinde geçen çocukluğundan dolayı içinde ukde kalan bayramlık sevincini böyle yatıştırıyordu.
Eskiden dizleri eski çoraplardan yamalı pantolonları, illaki delinmiş olsa da boyanarak ışıldayan ayakkabılarını ve solmuş üst giysilerini hüzünle hatırladı. O çocuk haliyle buruk geçen tüm bayramlar hatrına bütün evlatlarına güzel bayramlıklar almayı senelerdir görev edindi. Oğlu Ferit'e turkuaz mavisi bir gömlek, altına siyah kot pantolonu ve yepyeni ayakkabı alırken çocuklar gibi şendi.
Sıra kızlarına gelince Funda'ya sevdiği rengi turunculu dizlerinin altında biten bir elbise ve ona uyan babetler aldı. Aslında Funda bunları pek severek giymezdi. Babasının uyarmasına rağmen açık seçik giyinmeyi ve o rahatsız incecik topuklularla gezmeyi çok severdi. Fakat yaşlı adamın o tür kıyafetleri kızına almaya hiç ama hiç niyeti yoktu.
Evet büyümüşlerdi ama hala çocuk gibi onları koruyup kollamak istiyor ve kızlarını kem gözlerden çok kıskanıyordu. Bayramyeri Meydanı'ndaki çarşıdan, yakın dükkanlara girerek alışveriş işini keyifle yapıyordu. Küçük kızına ne alsa giyer mutlu olurdu. O yüzden bu sefer ne alsam diye fazla düşünmedi. Beyaz bir elbise gözüne çarptı. Kalın askılı kare yaka ayak bileğinin bir karış üzerinde biten uçuş uçuş elbise tam da Feyza için dikilmişti sanki. Dibinden ayrılmayan görevli kıza elbiseyi gösterdi.
Çocukları aldıklarını hevesle giyerdi emindi ama bir tek Funda onu biraz geriyordu. Keyfini yine de bozmadı. Dükkanda çalışan kız hunharca bayram alışverişi yapan müsterilerden gına gelse de müşteri velinimetti. Bu yüzden yaşlı adama ayakkabı önerisinde bulundu. Feyza'ya da çalışan kızın önerisiyle, Ramazan Bey beyaz spor bağcıklı bez bir ayakkabı aldı.