Medyun 🌹

1475 Kelimeler
Aylin davranışları yüzünden bütün evlatlarını ve eşini kaybetmeye yakın olduğunu ilk kez fark etti. Funda bile bu olayda ona cephe almıştı. Ferit ve annesi yüzleşe dursun, Akın Feyza'nın babasının bileklerini ovmasını, Funda'nın da telaşla su içirmeye çalışmasını izledi. Akın kızların babası Ramazan Amca'nın rengi biraz yerine gelince artık konuşması gerektiğini biliyordu. Bekir'in nasıl bir pislik olduğunu ve saplantılı şerefsizliğini biliyordu. "Ramazan Amca'm, biraz daha iyiysen konuşalım mı? Feyza siz bize biraz müsade edin." Feyza'nın yüreği kuş gibi çırpınıp duruyordu, ismi geçince derin bir yerden uyanır gibi usulca silkelendi. Babasını kaybetme korkusu onu mahvetmişti. Akın Abi'sinin isteğini sorgulamadı bile çünkü hali yoktu. Feyza babasına hafifçe sarılıp odadan hayalet gibi usulca çıkıp gitti. Funda ise babasını ilk kez böyle gördüğü için çok endişeliydi. Hoş babasının en uzak olduğu evlat oydu ama kıyamamıştı işte. İyi olduğuna inanmadan odadan çıkmak istemiyordu. Babasına bir şey olursa bu evde huzur diye bir şey kalmazdı, biliyordu. Başını babasının sıcacık dizine koyup gözlerini kapattı. Ramazan Bey kızlarının perişan ve korkmuş halleri yüzünden kendisini düşünmeyi bırakıp kalbindeki uğursuz baskıyı yok saymaya çalıştı. Feyza iyiydi. Sorun şimdilik çözülmüş görünüyordu bu sebeple kendisine sakinleştirici telkinler verdi. Bir süre sonra geçen o bıçak keskinliğindeki ağrıdan sonra nihayet rahat bir nefes alabildi. Dizine başını yaslayan büyük kızının saçlarını sevdi ve odasına gitmesi gerektiğini söyledi. Funda babası üzülmesin diye sözünü dinledi ve Akın'a uzunca bir süre hiç çekince yaşamadan bakarak gitti. O anlar Akın için diken üstü geçmişti. Ramazan Amca'nın, Funda'nın o anlamlı bakışlarını görmesi, Akın'a olan güveninin sarsılması demekti. Ciddi anlamda Funda'dan hiç hazetmiyordu. Zaman zaman babasıyla konuşamadığını bu yaşlı adamla dertleşmişti. Çok istediği işte ve meslek seçiminde en çok bu adam arkasında durup yüreklendirmişti. Akın'ın, mahallede bakkal Raşit Efendi'den sonra en çok hürmet beslediği; Ramazan Bey ve hayran olduğu karakter modeliydi. Her ne kadar ailenin direği olma konusunda çuvallasada bu yaşlı adam aynı Akın gibi dediğim dedik birisiydi. Ona sebebi belirsiz olduğunu düşündüğü bir saygı duyuyordu. Mahallede olurunu almak istediği sayılı adamlar içindeydi. Güvenini kaybetmeyi kesinlikle istemiyordu. Adamın evde olduğu vakitler annesi Feyza'ya dokunamıyordu buna bir kaç kez şahit olmuştu. Ama keşke küçük kızının huzuru için nemrut karısından vazgeçebilseydi. Gerçi bekara karı boşamak kolay gelir, Ramazan Bey bir zamanlar yaptığı hatanın diyetini ödüyordu ama bunu Akın bilmiyordu. Nihayet Akın konuya girebildiğinde derin bir nefes aldı. "Ramazan Amca daha önce anlatmam gerekirdi ama ben harekete geçene kadar olaylar fazla hızlı ilerledi. Feyza sana olanı biteni anlatır dedim ama sen üzülürsün diye söyleyememiş." Derin bir nefes alırken kelimeleri çok dikkatlice seçiyordu. "Amca, kızına da size anlatmadı diye kızma, neden bu kadar içine kapanık olduğunu çok iyi biliyorsun. Dillendirmeye gerek duymuyorum. Annesi oğlanın yaklaşmasına sen izin vermişsindir der diye anlatamamış olabilir. Ben Feyza'yı bugün sabah okula götürürken Bekir'in tekinsiz bakışlarını fark ettim. Arabanın içinde olmamıza rağmen o haysiyetsiz, gözlerini küçücük kızın üzerinden çekmedi." Ramazan Bey ellerini ovuşturarak dinlerken dinlediği şeylerin devamının daha ağır olduğunu hissetti. Kızını koruyamamasının utancıyla genç adamın yüzüne bakamadı. "İş dönüşü de işte Nurten Nine yolumu kesti. Olanları anlattı. Sen polissin git bir gözünü korkut dedi. Aylin Hanım'a söylemek istemiş ama malum kızın canını yakar diye söyleyememiş, sana anlatmaya bir kadın olarak çekinmiş. Olay büyümesin yavrum, ailesi üzülmeden sen hallediver dedi ama ben geç kaldım. Duyar duymaz sana yada Ferit'e telefon açmalıydım. Yüzünüze söylemek istemiştim. Üstelik ortalığı da kan ile batırdık kusura bakmayasın." İkisi de lavuk Bekir'den arta kalan koltukta halıda ve eski parkelerde ki kan izlerinde gözlerini amaçsızca gezdirdiler. Ramazan Bey kızını evde karısından, dışarıda Bekir'den koruyamamasının ağırlığını bugün çok daha ağır hissetti. "Biliyorum amca bugün çok gerildin, kendini iyi hissetmiyorsun fakat Bekir kolay kolay vazgeçmez. Babasını ve o şerefsizi dükkanda aynı kadınla haşir neşir gördüm. Üstelik mahallali görür laf ederler, dükkanı taşlarlar endişesi bile yoktu. Feyza hala tehlikede diye düşünüyorum." Akın bunu daha nasıl bu kadar yumuşatarak anlatabilirdi bilmiyordu. Adamın rengi giderek önce soldu ve sonra pancar gibi kıpkırmızı kesildi. Ağır bir küfrü ortalığa dökerken Akın yadırgamadı bile. "Ben o şeref yoksunu aileyi, Aylin yüzünden evime almak zorunda kaldım ve bizden yüz buldular. Katil olmamak elde değil!" Akın yaşlı adamın öfkesini anlıyordu ama söylemezse içinde kalırdı o yüzden açık yüreklilikle düşüncelerini dile getirdi. "Ramazan Amca haddimi aştıysam affola, seni çok severim ve saygı duyarım bilirsin... Ama Feyza'yı en iyi senin tanımana rağmen bir anda olsa Bekir'in söylediklerine inanıp boynunu büktün. Kendi kızına hiç güvenmiyor musun? Ben sana o hali yakıştıramadım." Ramazan Bey'in ateş almış bakışları Akın'ı buldu. "Yanlış düşünüyorsun genç adam... Sen benim utancımı Feyza'dan şüphelenmek olarak gördün ama ben, evde anasının eziyetine dışarıda itlerin peşine takılmasına engel olamadığım için boynumu büktüm." Akın, yaşlı adamın alevli gözlerinin an be an soluşunu izledi. Bir süre ikisi de sessiz kaldıktan sonra Ramazan Bey, Akın'a dikkatle baktı. Geldiğinden beri bütün tavırlarını ve açık sözlülüğünü taktir ediyordu. Bekir'i dövdükçe Akın'ın değeri dahada artmıştı sanki. Zaten en az kendi oğlu kadar Akın'ı çok severdi. Kız babasının ve abisinin yapması gerekeni komşunun oğlu yapıyordu. Kısacık bir an bunun utancını da yaşadı. "Akın, sen hiç borçlu tokat yedin mı evladım?" Genç adam endişeli bakışlarla yaşlı adama baktı. Akın, yaşlı adama yaşadıkları ağır geldi, tırlattı her halde diye düşündü. İçinden kendi kendisine 'hem tokatın borçlusu, alacaklısı mı olurmuş' diye soruyordu. Adamın sorusunun şu an ki konuyla alakasının absürt olmasını bir kenara atarak gayri ihtiyari cevap vermek istedi... "Küçükken belki tam hatırlamıyorum... Biz çocukken Ferit'le sizin içtiğiniz sigaralardan çalıp bahçenin arkasında içmeye çalışmıştık. Babamla, sen bizi o halde yakalayıp bize birer tokat atmıştınız. Bakışlarla anlaşıp babalar olarak kendi oğlunuza değil komşu oğluna tokat atmıştınız. Kendi kanımıza kıyamayız dediniz galiba... Yada hiç vurmaya kıyamadığınız evlatlarınıza asla unutmasınlar diye böyle bir ders verdiniz, bilemiyorum. Ama Ferit'te ben de sanırım o suçluluğu unutamadık." Akın o anıları hatırlamış gibi buruklaştı. Çocukluğunu çok özlüyordu. "Sen bana ilk ve son olarak o zaman hatırlı bir tokat atmıştın. Ama galiba onun dışında ben hiç tokat yemedim amca. Babam genelde kulaklarımı çekerdi." Yaramazlık yaptığında babası tarafından poposuna tekme yiyordu ama bunu dile getirmek kocaman bir adam için elbette utanç vericiydi. Akın babasını kızdırınca sürekli çektiği kulağının biraz kepçe olduğunu düşünüyordu. Bu birazcık özgüvenine zede verirken o kulağına bir elinin parmakları ulaştı. Ufakça gülümsedi azıcık kızardı. Ferit'te kendisi de çok yaramaz çocuklardı ve bu adamın kızlarını da kendilerine uydurdukları an çoktu. Mesela birinde meyve ağaçlarından hırsızlık yapıyorlardı. Kızları suç mahallinde gözcü tutuyorlardı. Sait Amca'nın erik ağaçları mahalledeki en lezzetli erikleri üretirdi. Bu hırsızlıkta Nurten Nine'ye yakalanmasalar iyiydi ama yakalandılar. Sonrasında babalar ortak bahçeye bir sürü meyve ağacı dikerek başkasının bahçelerine göz dikmemelerini ummuştu. Fakat her yıl onlar Sait Amca'nın erik ağaçlarına maymun gibi tırmanmaya devam ettiler. Çünkü Feyza erikleri çok ama çok severdi. Bahçede çamur oynayıp evin kapılarına pencerelerine sürerlerdi. Kızlar toprak çamurdan çanak tabak yaparlardı. Akın silah, Ferit kalem, Ayaz ise ev ve havuz inşa etmeye çalışırdı. Sıkıldıklarında ise çamur savaşı yaparlardı. Annelerini bile bu savaşta harcadıkları çok olmuştu. Birinde Ummuhan Teyza'nin tavuklarının altından yumurta çaldılar. Yetmedi Elvan Abla'nın tavuklarına dadandılar. Sonra Veli Amca'nın kümesine... Topladıkları bir koliye yakın yumurta Ayaz'ın yatağının altına saklandı. Ve acıktıkta Akın'ın evinde pişirip pişirip yediler. Başta tatsız tuzsuz olsa da yaptıkça ustalaştılar. Yumurtalar bitince tekrar kümelere dadandılar. Funda ve Feyza o sırada şekerli bir sakızı bir türlü paylaşamadılar. Saç baş kavga ettiklerinden gözcülük görevini hakkıyla yerine getiremediler. Ve Ummahan Abla'ya yakalandılar. Hırsız var diye deli deli bağıran kadınla küçük çocuklar olarak çok korktular. Akın sanki çocuk değilmiş gibi Ayaz da dahil Akın'ın küçük bedeninin arkasına ip gibi dizilip sakladılar. Feyza için en güvenilir liman hep Akın'dı, polis olacaktı ya korurdu onu. İç güdüyle Akın'ın arkasına saklandı, diğerleri ise sürü güdüsüyle. En suçsuz Akın olmasına rağmen suçu üstlendi, benim fikrimdi dedi. Oysa Feyza'nın karnı aç diye bir yumurta çalacakken Ferit'in ve abisi Ayaz'ın asla tok gezmediklerini hesaba katamamıştı. Akın'ın babası Ömer Bey o zaman oğlunun kulağını sakız gibi uzata uzata çekmişti. 'Bir daha hırsızlık aklına gelirse seni sanayiye veririm, okul yüzü göremezsin.' demişti. O Akın'ın son yaramazlığı oldu çünkü kanun adamı olmazsa çocukken bile sevdiklerini koruyamayacağından korktu. Hoş polis olmuştu ama birini yine kötülükten vicdansızlıktan koruyamamıştı. İçi burkuldu. Burnunun direği çocukluğuna olan özlemle sızladı. Ramazan Bey gözlerini halı desenlerine kilitletmiş Akın'ın üzerine dikti. O an ne düşündüğünü çok merak etti ama sormadı. Akın o dalgınlıktan çıkana kadar onu tartar gibi izledi. Donuna işediğini hatırladığı velet şu an karşısında efendi efendi oturmuş halı desenlerine görmeyen gözlerle bakıyordu. Hayat çok garipti. Akın'ın durgunluğu duruşu çocukken bile akıllı oluşu onu gülümsetirdi. Oğlu gibi gördüğü gence içi birazcık daha ısındı. Dalgınlıktan çıkıp kendisine öylesine bakan genç adamın gözlerinin içine baktı ve ekledi. "Öyleyse yakın zamanda, borçlu tokat yemeye hazır oluver, evladım." Akın, adamın dediklerinden bir bok anlamadığı gibi ve onları nereye koyacağını bilemediğinden öylece yaşlı adamın gözlerine baktı. Hala çocukluğu gözlerinin önünde çamurlu bir halde koşuşturuyordu çünkü ve ana yeniden odaklanmak zordu. 'Borçlu tokatta ne anasını satayım' diye içinden saydırıyordu. Yılların yaşlı kurdu gözlerinde Ferit'inkine benzer ışıltılarla kendisine bakıyordu ve Akın bu ağır hissi sevmemişti. İç sezileri onu uyarıyordu. Umarım Funda yüzünden borçlu, alacaklı verecekli aman her ne sikimse bir tokat yemem diye dualadı. Ama diğeri olursa... Uğruna kurşun bile yenilirdi...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE