Feyza'nın dünyası başına yıkılmış gibiydi ve kederli bir kabullenmişlikle oturduğu tekli koltukta sanki altına sivri civiler döşenmiş gibi tedirgindi. Aile bireyleri teker teker eve geldiğinde Feyza'nın iki dirhem bir çekirdek halini yadırgamışlardı. Aylin Hanım, küçük kızına çikolatalı kek yaptırdıktan sonra onu azad etmiş akşamı beklemesini söylemişti. Sabahtan yufka ekmek yapma planları suya düşmüştü ama olsundu bu konu çok daha önemliydi. Akın'ın annesi Fatma'da kurabiyeleri üstlenmişti ama görücüler için yaptığını henüz bilmiyordu kadıncağız.
Ferit kardeşini saçlarından öpüp "Bugün birinin düğünü mü var Feyza? Ne güzel olmuşsun abisinin güzeli." Dedi. Abisinin ilgisi ve sevgisi bile kızcağızı rahatlatamadı. Konuşursa avaz avaz ağlayacaktı ve annesinin hevesle giriştiği bu işi bozarsa annesinin hışmına uğrayacaktı.
Onu cevap vermekten kurtaran ablası Funda oldu. "Feyza görücü geliyormuş sana, haydi gözün aydın." Ferit duyduğuyla irkildi. Daha kardeşinin okulu bitmemişti ki ne görücüsüydü? Kardeşi sevdiğim kimse yok demişti yoksa abisinden saklıyor muydu? Ona sorgular gibi bakmaktan kendisini alamadı.
Funda kardeşine gelen görücü kim bilmiyordu, öğrenseydi elbet böyle tebrik etmezdi. Ne olursa olsun karşı çıkardı. Ferit sordu. "Görücün kim Feyza?" Feyza abisinin gözlerine bakamadı. O da bu halde olmak istemezdi ki. Kurbanlık koyun gibi oturup kaldığını abisi görmüyor muydu ki?
Zor duyulan bir sesle ağzına cam kırıkları doldurmuşlar gibi mırıldandı. "Bekir Abi'ymiş..." Abi sıfatını bile hak etmeyen adam kılınlının ismi, güzel yüzünü buruşturmasını sağladı.
Funda beyninden vurulmuşa döndü. "O ayyaş pislik mi? Hani şu deterjan dükkanı olan?" Feyza ablasının tepkisine şaşkınca baktı çünkü bu işin olmasını o da ister gibi geliyordu. "Sen kafayı mı yedin Feyza? Öyle bir adama evet mi dedin?" Funda'nın aklı almıyordu, bu kız nasıl bunu öylece kabullenip birde üstüne böyle süslenirdi? Düşmanımın başına öyle adam vermesin derdi kaldı ki Feyza her ne olursa olsun kardeşiydi. Akın'ın radarına yakalanmadığı sürece kardeşinin varlığı Funda'ya batmıyordu.
Ferit, Bekir'i önceden kendi halinde bir genç olarak bilirdi. Doğu görevinden önce öyleydi çünkü, doğal olarak ne düşüneceğini o an bilemedi. Feyza mı istiyordu, o içki içen çocuğu yoksa başka şeyler mi vardı emin olamadı. Lâkin kanı deli gibi kaynamaya başlamıştı. Kıskançlıktan gözü dönmek üzereydi! Evin içi her yer kırmızı kırmızı görünüyordu sanki. Süsecek boğa gibi burun deliklerini genişleterek öfkeyle soluması, kardeşini biriyle hatta bir adamla paylaşmak üzere olduğundandı.
"Funda sana fikrini soran oldu mu, sus otur yerine!" Mutfaktan ellerini önündeki önlüğüne kurulayan Aylin Hanım, Funda'nın bu yersiz çıkışına çok öfkelendi. Feyza isterse olacaktı işte, içten içe de kendisine sormaya başladı. Cidden çok mu içiyordu ki o oğlan? Halbu ki annesi Fadime Hanım, onların dini sohbet gününde biricik oğlunu öve öve bitirememişti.
Kapı girişinde yenice gelmiş ama konuşulanların hepsini duymuş olan Ramazan Bey, öfkeden kıpkırmızı kesilmişti. Tepesinden çıkan dumanlar eksikti bir tek... Eve gelen görücüyü daha şimdi öğreniyordu ve böyle bir şeyi kabul etmesi mümkün bile değildi. "Bunlardan neden benim haberim yok Aylin?" Normal tonlamayla başlayan konuşması isim kısmında oldukça yükselmişti. Evi inleten gümbürtüyle evin yanan huzur mumunun alevi titredi, ateşlenen bir fitil usul usul ilerlemeye başladı.
"Bey bir sakin olsana... Şey sadece oturmaya gelecekler. Kız görmeye gel-"
"Kes! Diyorum ki neden daha önceden bana söylemedin? Yumurtan münasip bir yerine gelmiş, ben öyle duyuyorum! Neden?" Gözleri öfkeden kızaran adam kızının koltuğun ucunda emanet oturuşunu gördü. "Bu kız okuyor! Ne görücüsü?" İki elini açarak daha çok bağırdı. "Sadece oturmaya gelecekler madem... Bu kızın hali ne Aylin?" Sesi giderek daha çok yükselen yaşlı adam, karısını 'kendine gel artık o senin kızın be kızın' diyerek sarsmak istiyordu.
Aylin Hanım eşinin katır inadı damarına bastığını yenice fark ediyordu. "Ramazan Bey, sakin ol hele. Bugün Fadime Hanım aradı. Gelip çayınızı içeceğiz dedi. Buyrun gelin dedim. Temizlik, yemek derken seni aramayı unuttum." Aylin arka arkaya dizdiği yalanların bugün onun boynuna yılan gibi dolanmamasını umdu.
Bekir'in annesi Fadime'yi arayan eve görücü olarak davet eden Aylin'in ta kendisiydi!
Bu davete balıklama atlayan Fadime Hanım, oğlunun mürüvvetini görmekten başka dileği olmadığından ağız aradı. "Feyza da gönüllüyse, isteyiversek ya bugün güzel kızını be Aylin?" Dediğinde Aylin "Siz bir çikolata, çiçek alın gelin hele..." deyip çoktan o karanlık kapıyı kızı için aralamıştı.
Bütün bu olanları eşine anlatacak değildi her halde. Ramazan Bey'in hala burnundan soluduğunu görünce bir yalan daha söylemekten zarar gelmez deyiverdi içinden. "Hem bana ne kızıyorsun canım, Feyza'yı okuldayken aradım. Akşama Fadime Teyze'nler gelecek. Gelirken süt alıver kek yapayım dedim. Bir baktım kızımız eve böyle geldi. Ne yapsaydım heves etmiş kız..."
Feyza'nın hayretten, hayal kırıklığından kulakları uğulduyordu. Bu duydukları gerçek olmamalıydı. Adım adım pisliğe sürüklendiğini hissediyordu. Kalbi, beyni ve zayıfca bedeni cayır cayır yanıyordu. Bütün bakışlar şimdi onun üzerindeydi. Babası kızını iyi tanıyordu, düğünlerde bile süse püse düşkün olmayan kızının bugün mü coşası gelmişti?
"Olmaz böyle! Feyza git yıkan kızım, sil şu boyaları." Feyza ok gibi yerinden fırladı lakin çalan kapıyla olduğu yerde kalakaldı. Aylin hala eşini ikna etme çabalarındaydı. "Genç kızdır, heves etmiştir. Elleme, bugün karışma." Diyordu. Normalde kızlarına özellikle Feyza'ya bu abartıları yasaklayan karısının bugün melek kesilip heves meves demesi Ramazan Bey'i dahada çileden çıkardı.
Onlar horozlar gibi tartışadursun Feyza kapıyı açmaya gitti. 'İnşallah görücüler değildir' derken ne kadar içten bir dua ettiyse artık gelen Akın Abi'siydi. Kapıdan çıkarken son dakika emrivakiyle annesi Fatma Hanım tarafından eline tutuştutulmuş bir tepsi kurabiye ile kapı girişince öylece dikiliyordu.
"Hoş geldin abi, gelsene..." Derken kızcağızın sesi kısıkçaydı. Akın içeriden yükselen seslerin kapıya kadar geldiğini duyunca içinden 'yanlış zamanlama' dedi. Elleri titreyerek içeriyi gösteren kıza dikkatle baktı. Bir şeyler olmuştu. Kötü bir şeyler olmuştu... Yine.
Kızın yüzünden öylesine aşağı dogru kayan bakışları, dizlerinin altına uzanan siyah dantel işlemeli bir elbise giydiğini ve biraz da makyaj yaptığı fark etti. Her zaman doğal olan kızın hali ona bir garip geldi. Gözünde hala çocuk gibiydi Feyza. Bu büyüyüvermiş hali içinde bir yerleri çok huzursuz etti. Yere düşünce bile yeniden yeniden kendi başına kalkan bir kız çocuğuydu Feyza. Söylediği gibi hala çocuktu işte.
"Geçsene, içeri gel. Gitme ne olur abi." Diyen kızın buruk sesiyle salondan yükselen sesleri yeniden duymaya başladı.
"Bir sorun mu var, Feyza?" Deyip başıyla ve bakışlarıyla içeriyi işaret etti. Feyza kapıyı dahada açıp içeri girmesi için iyice geri çekildi. Ayakları stresten ve endişen onu taşıyamıyordu artık. Feyza sırtını duvara yasladığında, Akın girip girmemek konusunda tereddüt etti ama kız 'gitme, gel' demişti. Belli ki yardımına ihtiyacı vardı.
Feyza'nın rengi her an biraz daha atıyordu. "Sen iyi misin?" Deyip boştaki eliyle kızın masum yüzüne uzandı neden sonra kendine kızdı. Artık çocuk değillerdi, elini yarı yoldan yumruk yaparak çevirip saçlarının içine kattı. Neyse ki Feyza yerlere altın düşürmüş gibi bakarken Akın'ın bu ikilemini yakalayamadı.
Kapı ağzında daha fazla durmamak için ayakkabılarını topuklarına basıp serice çıkarıp içeriye girdi. Akın'ın arkasından ilerleyen Feyza hem korkuyordu hem içi biraz rahatlamıştı. Akın Abi'si, Bekir'in onu rahatsız ettiğini anlatırsa bu isteme merasiminden falan belki kurtulurdu. Bir yandan da korkuyordu, Bekir'e 'sen yüz vermişsin' denilmesinden ödü kopuyordu.
Aylin Hanım ve Ramazan Bey içeriye elinde bir tepsi kurabiye ile giren Akın'ı görünce önce suspus oldular. Aylin Hanım hemen tepsiyi genç adamın elinden aldı ve sehpa üzerine emanet şekilde koydu. Evin babası Ramazan Bey "Hoş geldin oğlum, geç otur." Derken Akın'a sorgularcasına bakmaktan kendini alamadı. Akın koskaca adam, yaşlı adamın bakışlarından çekinip huzursuzca kıpırdandı. Sanki 'bir sen eksiktin, evladım' dermiş gibi yılmışçasına bakıyordu. Ferit, Akın'ın dirseğinden tutup yanına oturmasını sağladı. Akın'ın gelişiyle suspus olan aile bir yerlere öylece oturuverdiler.
Ramazan Bey kızının kapı girişinde öylece dikildiğini görünce ters bir şekilde konuşmaktan kendini alamadı. "Git çıkar şunları, düğüne gider gibi, ne bu böyle!" Kızının okumasını istemekte haklıydı, evin en küçüğü olarak bu istekli haline inanmak istemedi. Feyza irkilip başını salladıktan sonra hızlıca odasına yürüdü. Elleri titreyerek banyosuna girip hızlı bir duş aldı. Bol eşofman altını ve uzun kollu badisini giyip hızla saçlarını kuruttu. Sımsıkı ensesinde topladı. Yetmedi abisinin bol kapişonlarından birini sırtına, başlığını da kafasına geçirdi.
Akın sessizce oturan ev ahalisine konuyu nasıl açacağını bilemedi. Üstelik neden tartıştıklarına da anlam veremedi. "Ramazan Amca, ben yanlış bir zamanda geldim galiba ama sana ve Ferit'e anlatmam gereken önemli şeyler vardı." Ferit merakla dostunun yüzüne baktı. Ramazan Bey'in yerinden kalkacak takati kalmamıştı. Tam karısına ve büyük kızına, 'bizi yalnız bırakın' diyecekken evin zili acı acı çaldı.
Feyza için bu acı ses ona bahşedilen gailenin başlangıcını hatırlatır gibiydi. Daha kederli, dertli günlere hazırlanması için son çağrıydı.