Bahar ayında yerlerde kuru yaprak nereden olsun? Derdi Feyza'nın uçuş uçuş hallerini karanlık kuyunun dibine gömmekti. İçten içe zaten bu tavrı beklediği için Feyza hazırlıklıydı. Fakat yine de kalbinin cam gibi kırılmasına engel olamadı. Çocuk Feyza 'artık bu kadını sevmeyelim yeter' diye sanki şimdi yirmili yaşlardaki Feyza'ya feryat figan ediyordu. İkisininde canları çok yanıyordu. Küçük Feyza'nın da büyük Feyza'nın da canı alev alev yanıyordu.
Dün dört dörtlük hazırlanan yemek bile onu hiç umutlandırmamıştı. Hep böyle olurdu. 'Güzel geçer, annem iyi bir şeyler yapıyor' dediği her günün sonunda kızcağız hep sert kayaya, son hız tosluyordu. Bu sebeple artık annesine dair umut beslemeyi kestiği için sessizce annesinin yanından sıyrıldı. Aylin Hanım bu sessizliğe tamamen bozuldu, eskiden olsa 'tamam anneciğim' der hevesle verilen işi yapardı. Şimdi duvar gibi tepkisiz bir Feyza onu sakinleştirmek yerine dahada delirtti. İstediği de bu değil miydi zaten?
Yaşadığı o çaresiz günlerin hesabının Feyza'ya kesilmesi, küçük kızını hırpaladıkça eşi Ramazan Bey'in yaptığına pişmanlık duyup perişan olması. Onun yüzünden başlamamış mıydı her şey?
Aylin Hanım bir sinirlenip bir durulurken böyle kocaman bir his kabini avuçlayıp sıktı sanki. Elleri boynuna götüren kadın bir an nefes alamadığını hissedip panikledi. Sanki böyle bir şey ellerinden kayıp gidiyordu da o engel olamıyordu.
İşte vicdanının sesi avaz avaz bağırıyordu kadına lakin bunu anlaması gereken anne yüreği sanki taş kesilmişti. Eskimiş koltuğun sırt dayanılan kısmına ellerini koyup kambur bir şekilde derin derin nefesler aldı.
Boğuluyordu kadın. Birden arkadan beline sarılan kollar Aylin Hanım'ı sıkıca sardı. Kadıncağız umut etti, Feyza bu dedi. Ama biten sarılmadan sonra döndüğü yüz, küçük kızının değil büyük kızınındı.
Allah şahit ya kendisine sarılan Feyza olsaydı her şeyi sıfıra çekerek yeniden başlayacaktı hayata. Nefes alacaktı sanki. Olmadı.
Bu kez bu gün bu sabah bu bayram, Feyza annesine gelmedi. Artık gelmezdi. Biliyordu.
Aylin'in içindeki çok derinlerden duyduğu ses 'Çok geç kaldın' diyordu. 'Artık çok geç!' Vicdanı hala sesini duyurmaya çalışıyordu. Kalbi kararan kadının parçalarına kötülük yapıştığı için umuda sarılmak yerine pişmanlığa sıkı sıkı tutundu. Çok yanlış karardı. Gelgitli psikolojisini Funda'nın anlamasını istemediği için ona gevşekçe sarıldı.
Ana kız sarıladursun Feyza çalılardan yapılmış süpürgeyi eline hırsla aldı. Her zaman baktığında neşe kaynağı olan çiçek açmış erik ağacı bile düşen moralini düzeltemedi. Bembeyaz gelin gibi elbisesiyle toza bulunmak canını çok sıktı.
Annesinin abarttığı kadar kötü değildi bahçe ama yine de tulumbanın betonla çevrili mini havuz kenarından süpürmeye başladı. Baktı ortalık kuru topraktan çok tozuyor, tulumbadan metal kovaya taşıyabileceği kadar su doldurdu. Bir işi yapıyorsa en güzel şekilde hakkıyla yapmalıydı, babası hep öyle derdi.
Metal kovanın içinden minik elleriyle bahçenin içine kovadan su sepeledi. Etek uçlarına boya lekesi gibi sıçrayıp bulaşan çamur tanelerini bile önemsemedi. Bütün bayramlık sevinci patlamış balondan halice sönüverdi. 'Her şey yoluna girecek, geçip gidecek, bitecek' diye kalbine verdiği telkinler bugün nedense hiç işine yaramıyordu.
Hırsla nemlendirdiği toprağı, kazırcasına süpüren genç kıza, mis gibi erik çiçekleri kokusu bile ulaşmıyordu. Kendisine defalarca seslenen Akın'ı bile canının sıkıntısından duymamıştı. Çünkü annesine olan hayal kırıklığı yüzünden benliği hepten kayıptı. Bir evlat annesinin bu derece vicdansızlığını, sevgisizliğini kazanmak için nasıl bir hata yapmış olabilirdi? Bu hayata doğmuştu mesela ve bu suç muydu?
Süpürgeyi sıkan ince parmaklarının üzerine kapanan sıcacık iri el ile Feyza yerinde sıçrayıp irkildi. Boş bulunup bir çığlık falan koparmamıştı çok şükür. "Feyza iyi misin? Çok seslendim ama beni duymadın."
Feyza, üzerine eğilmiş bedenin yüzüne dalgınca bakıp yeri süpürmek için eğildiği konumdan doğruldu. O kadar mı kendinden geçmişti? Gerçekten Akın Abi'sini hiç duymamıştı. "Dalmışım kusura bakma." Genç adamın gözlerine uzun süre bakmamak için bakışlarını kaçırıp bahçenin ne kadarını süpürdüğüne baktı. Sonra gözlerini aşağı doğru düşürünce süpürgeyi kıracak gibi saran parmaklarını, sıkıca kavrayan sıcacık iri eli fark etti.
Hızla elini geri çekti fakat Akın Abi'si elini bırakmadı. Akın'ın amacı kızın elinden süpürgeyi almak olduğu için sıcacık uzun parmakları ile üşümüş narin eli daha sıkı kavradı. Feyza panikledi ve evin kapısına ve pencerelerine telaşlı bir bakış attı. Annesinin yada ablasının bu hallerini görmeleri, bayramın kendisine iyice zehir olması demekti.
Funda odasında yakışıklı bulduğu adama karşı bol bol süslenmekle meşguldü. Anneleri Aylin Hanım ise odasında yatağa oturmuş geçmişe, güzel günlere dalıp gitmişti. Feyza boşuna endişeleniyordu. Gözlerini kaçırıp evinin pencerelerine bakıp duran kızın, Akın dikkatini çekmek istedi. İri bedenini kızın baktığı yönün önüne çekti. Böylece minyon tipli Feyza'yı, iri bedeniyle bir nebze gizlemiş oldu. Kızı ürkütmemek için sakince sıcacık bir sesle konuştu. "Bırak biraz da ben süpüreyim. Nefes nefese kalmışsın, yorulmuşsun."
Gözlerine şefkatle bakan Akın Abi'sinin sözlerini Feyza ikiletmedi. Nefes nefese kaldığını, yorulduğunu o söyleyince fark etti. O ana dek çalı süpürgeyi kırmak ister gibi sıkan parmaklarını aynı şekilde tutmuştu. Parmaklarını gevşetir gevşetmez, elini sıkıca sararak sıcacık yapan büyük el usulca çözüldü. Akın kızın elinin içinden süpürgeyi kaydırarak aldı. Kalan az bir kısmı özenle süpürdü. Onunda paçalarına biraz toz bulaştı, süpürdükçe bir kaç kez havaya kalkan tozdan hapşurdu. Akın için bunlar hiç sorun değildi. "Tamamdır, bitti işte."
Akın tulumbaya yaklaşıp ellerini buz gibi suda ıslattı. Sonra siyah pantolonun paçalarını silkeledi. Feyza kollarını ovuşturarak çiçeklenmiş ağaçları izliyordu ama aklı hala burada değildi. Akın onu yanına çağırdı. "Komşu kızı... Feyza? Kızım niye duymuyorsun sen, beni? Feyza?" Kız kendisine nihayet durgun şekilde bakınca devam etti. "Gel buraya, yanıma." Aralarındaki üç metrelik mesafeyi gözleriyle işaret etti.
Feyza kollarını ovuşturmayı bırakıp kurulu bebek gibi genç adama, tulumbanın yanına yürüdü. Bakışları boşluktaydı, aklı hala sevilememesinde...
"Yaklaş bakalım, çıktığı kadar elbisenin eteklerini silkeleyelim. Siyah renkli olsa belli olmazdı da olsun, deneyelim." Akın, kızın ayaklarının dibine diz çöküp genişçe ayak bileklerini saran eteği elleriyle ona hiç temas etmeden kumaşı silkeledi. Çoğu lekeyi küçülttü ama çıkaramadı, kızın bu haline çok üzüldü.
Temiz bahçeyi bembeyaz bayramlık elbisesiyle süpürmesi kendi isteğiyle olamazdı. Temizlik adı altında kıza yapılan eziyetlerden sadece bir tanesiydi bu. Yüzündeki, gözlerindeki boşluk artık kabullenilmiş üzüntüdendi. Niye kabulleniyordu? Neden direnmiyordu? Şiddet görmeyen biri bu çaresizliği anlayamazdı. İtiraz hep daha fazla şiddet doğururdu. Akın bilmiyordu.
"Şurada kuru yapraklar kalmış onları da süpüreyim." Dalgınca konuşup kızın eliyle gösterdiği yere bakan Akın artık sinirlerinin yavaştan yay gibi gerildiğini fark etti. Kuru yapraklar dediği yerde, rüzgarın dalından düşürdüğü hafifçe sararmaya yüz tutmuş tek bir yaprak tanesi vardı.
Yanından uzaklaşıp süpürgeyi yeniden eline alan kıza, Akın arkasından ince beline tek elini onu durdurmak için sardı. Süpürgeyi elinden yavaşça alıp rastgele en uzağa hırsla savurdu. "Kuru yapraklar falan yok Feyza. Bahçeyi tertemiz ettin, beğenmeyen bırak kendisi gelip süpürsün, yeter! İyi ol Feyza, dik durmaya çalış olur mu? Ne kadar güçlü olduğunu biliyorum, onu ortaya çıkar."
Akın tek eliyle sarıldığı ince beli biraz daha kendine çekip sıkarak çenesini kızın saçlarının üzerine yasladı. 'Buradayım, yanındayım' diye haykırmak istiyordu ama bu ruh haliyle kızın doğru anlayacağını sanmıyordu. "Ferit'le dertleş, olmadı bana gel. Artık önce kendini düşün be kızım! Of!"
Akın 'bana gel' derken mecazen demiyordu. Hepten gel demek istiyordu. Açık açık dese kız ablasını öne sürerdi. Kendisine genç yakışıklı bir erkek gözüyle bakmadığını maalesef biliyordu. Feyza, Akın'a ablasının sevdiği erkek olarak bakıyordu. Ve bu Akın'ı kahrediyor elini kolunu bağlıyordu.
Genç adam kıza ardından tek eliyle belinden sarılıyordu. Feyza ise öylece sarılmasına itiraz etmeden duruyordu. Akın geri çekildi, evin içinden birileri onları görürse hoş şeyler olmazdı. Kendisi seve seve göğüslerdi de Feyza kaldıramazdı. Feyza'nın arkasından Akın önüne geçti, dokunmak teselli etmek için karıncalanan ellerini pantolonunun ceplerine gizledi. Kızın üzerine eğilip kaçmayan gözlere dikkatle baktı. "Daha iyi misin? Bir daha sarılayım mı?"
Öylece Akın Abi'sine bakan Feyza duyduklarıyla şaşırdı. Utandı. Bakışlarını hemen kaçırdı. "Yok sağol, iyiyim." Demekle yetindi. Adam sanki içini görüyordu, tuhaftı. Feyza'yı kaybolduğu yerde sobelemişti. Hiç istemese bile içi birazcık ısınmıştı.
Yan yana durup çiceklenmiş erik ağacına kısa bir süre ikisi de baktılar. Sonra Akın yeniden konuştu. "Öyle bakmasana kızım! Bebek erikleri korkutuyorsun, bak büyüyemeyecekler sonra yiyemeyeceksin." Sözleri bitince dirseğiyle kızı hafifçe itti. Fakat boş bulunan Feyza diğer tarafa doğru boş poşet gibi savruldu.
Refleksleri kuvvetli, tüm dikkati kızın üzerinde olan Akın, kızı yere devrilmeden sıkıca belinden tek koluyla kavradı. Bedenine yandan yaslarken söylendi. "Kusura bakma Feyza ya... Küçücük olduğunu mal gibi unutup duruyorum hep. Benim yüzümden neredeyse yeri öpüyordun."
Genç adamın kendine söylenişi komikti, yeri öpüyordun demesi daha komik geldi. Feyza küçücük ufakça kıkırdadı, içinde tuttuğu sinirleri boşalmıştı. Akın'da "Hay Allah'ım ya... Benim yüzümden düşecekti gülüyor birde... Ne yapıyorsun be, diye çemkirmen gerekmiyor muydu?"
"Kendine mal dedin." Diyerek omuz silken Feyza, yandan yaslandığı sıcacık güçlü bedene ağırlığını tamamen verdi. Üşüyordu. Birazcık küçücük ısınmak istiyordu. Bugüncük iltica etmek yani sığınmak istediği kişi şansına mı, kör talihine mi bilmiyordu ama Akın Abi'siydi. Zaten genç adamda buna razı gibi dimdik durarak bu ilticaya sessizce ortak olarak izin verdi.