Bagay 🌹

1317 Kelimeler
Feyza'ların evinde huzursuz bir sükunet vardı, anneleri hastaneden çıkarılıp eve getirildikten sonra sessiz ve hiç olmadığı kadar içine kapanmıştı. Baba ve anne birbirine soğuk ve küstü. Ferit kardeşini gerektiği gibi koruyamadığı için suçluluk hissediyordu. İhaleyi Akın'a yıkmak erkeklik gururunu örselemişti. Ve o uğursuz görücü gecesi, Akın'ın yaptıklarını, kendisinin yapması gerektiğini bildiği halde Akın'a bırakmış olmasından dolayı küçük kardeşine karşı mahçup bir haldeydi. Funda ilk kez evin çatısının zangır zangır titrediğine şahit olmaktaydı. Evde ki bu mağrur sessizlik elbet bir yerde arsız bir hiddetle patlak verecekti hissediyordu. Bu sefer annesini o da alttan alamıyordu. Bu hengamenin sebebi yalnızca annesinin halt yemesiydi. Hayır anlamıyordu, madem karı koca geçinemiyorlardı niye ayrılmıyorlardı? Yıllardır bu soğuk savaşın içinde, birbirlerine katlanmakta zorlanırken neden evlatlarını ortak ediyorlardı? Feyza annesi ile en çok ilgilenen kişiydi. Yemeği, giyinmesi ve banyosu hep Feyza'nın üzerinden geçmişti. Evin huysuz annesinden yüz çevirmeyen yalnızca evin küçük kızıydı. Bu otuz gün boyunca annesi ona hiç kötü söz söylememiş ve Feyza'nın kendisine bakıp ilgilenmesine izin vermişti. Yorgun gözleriyle öylece küçük kızını izlemişti. Bade Mahallesi'nde dedikodu almış başını gitmişti. Bekir-Feyza ikilisi konuşulması gerekirken tuhaf bir şekilde başka bir ikili konuşuluyordu. Mahallenin dedikodu kazanını karıştıran baş aşçı Hörü Teyze'nin kulağına o gece olanlar doğrudan biraz çarpıtılarak anlatılmıştı. Mahallenin laf cambazlığı, birinci elden, ikinci gün anında muhteşem bir hızla değişime uğradı. İlk gün Feyza'yı ve namusunu alalede karalama iken ikinci gün olay Akın'ın Feyza'yı, Bekir'den koruduğu yönündeydi. Yakışıklı polisin, Bekir'i sanat eseri çizer gibi özenle dövdüğünü söylüyorlardı. Mahalleli işlerine çok yarayan polis genci karşılarına almayı göze alamadı. Bekir'in Akın'dan ödü koptuğu için mahalleden kaçtığı konuşuluyordu. Bir iki gün sonra ki dedikodu şöyleydi. Hani Aylin Hanım, Akın'a Funda'yı verecekti ya... Hah bence o iş öyle değildi işte... Feyza ile Akın arasında kesin bir şeyler vardı hem Akın çocukken bile Feyza'dan asla kopmaz koparılamazdı. Tutuk soy isimli aile, isteme olayını bile başlatamamış, Akın Bekir'i çok dövmüştü. Güzellik abidesi bir tanecik Feyza'mızı çok kıskandıysa demek ki... Ne akıllı uslu kız ama yakışıyorlarda ikisi de güzel ya güzel çocukları olur onların doyasıya severiz... İnsanlar kötüydü çok kötüydü. Bekir'le anılan aynı isim, Akın'ın adı geçince temize çıkmıştı! Mahalleli riyakardı. Yüzlere gülüp arkadan konuşurlardı. Yüreklerinin yetmediklerine, işlerine koşanlara edilen muamele ise on numara beş yıldızdı. Buna benzer bir sürü senaryo daha konuşuldu, durdu. Fakat ortak noktada buluşulan tek doğru mahallede hiç sevilmeyen Aylin Hanım'ın hayalinin gerçek olamayacağı yönündeydi. Funda'ya umut vererek kızcağızı resmen harcamıştı. Aman Funda zillisine mi acıyacağız canım? Mahallede hangi birimizi sevip saymış adam akıllı selam vermiş bu kız? Hiç kimseye. Layığını o da bulur. Zengin koca avcısı o bulur illa ki yolunu, acımayın be şu zilliye... Ve daha nicesi susmadılar, kurdular kurdular konuştular... Akın bir gün ev için alışveriş yaparken selam verdiği kişilerin imalı imalı bakışlarını sezdi. Esnafların dükkan önlerindeki kartonları istifleyen Hurdacı Mehmet Abi'ye gözü ilişti. Orta yaşlı adam tam yürüyecekken durdurup sordu. "Abi günaydın, mahallede neler oluyor? Bu insanlar kafayı mı yemiş? Niye zınk diye durup gözlerini dikerek bana bakıyorlar? Sonra da pişmiş kelle gibi sırıtarak göz kırpıp ne is der gibi neden kaş göz yapıyorlar? İçme sularına içki mi karışmış acaba? Çok tuhaflar... Biri değil yani hepsi bir garip. Sanki beni kurbanlık koyun gibi kaynayan kazanlarına atmak istiyorlar... Baksana biri daha göz kırpmaya çalıştı çarpıldı salak! Koca lamba direğini göremediyse demek ki... Sence de çok tuhaf değiller mi?" Hurdacı Mehmet, genç adamın gözlerine, ifadesiz tutmaya çalıştığı yüzüyle baktı. Konuşulanları bir bir duymuştu ama söyleyip söylememekte kararsız kaldı. Laf taşımak gibi olduğundan sessiz kalmak istiyordu. "Boşver abicim... Boş beleş işler işte... İşleri, güçleri hep dedikodu bilirsin. Haydi git işine, suçlular beklemez amirim." Diye gülümsemeye gayret etti. Akın'ı geçiştirmeye çalıştı lakin genç adam yemedi. Hatta şüphe makasıyla kalbi biçiliyor gibiydi. "Abi bir şey olmuş, duyduysan söyle işte... Bak, sen anlatmazsan, yolu uzatıp bakkal amcama gideceğim." Mehmet, mahallenin bu gencini çok severdi ve daha fazla konuyu sakız gibi sündürmek istemedi. Duyduklarını birebir usul bir onaylama ile anlatmaya başladı. "Bekir'i öldüresiye dövdüğünü... Funda'ya değil, Feyza'ya sevdalı olduğunu konuşuyorlar. Üstelik Hörü Yenge, herkese istihbarat çok sağlam demiş. Aile içinden biri anlattı diyormuş. Aylin Hanım ile Funda kızımızı da bildiğin yerin dibine sokar gibi eleştirip kötülüyorlar. Feyza ve seni ise övüyorlar... Bildiğim bu kadar abicim. Bana kalırsa hiç uğraşma dön git işine. Yıllardır böyle bunlar hiç değişmezler." Akın, Hurdacı Mehmet Abi'den duydukları ile dumura uğradı. Önce konuşulanların hayretinden kaşları yukarı doğru kalktı. Sonra o gün için bir daha düzelmemek üzere kaşları çatıldı. Mahallede dizi çekiliyor gibi hızla senaryo oyuncular değişiyordu. Akın yıllardır bu hıza yetişememişti ve yine bu hıza yetişemiyordu. Hurdacı Mehmet Amca ile dalgınca vedalaştı. Durup düşünürken hadi ben neyse de Feyza ne alakaydı babasının şarap çanaklarına koyduğum diye konuşanlara bilendi. Deyimi yerindeyse kan akışı coşkun bir nehir gibi şakaklarına yürüdü. Aileden yakın olup kim olayları böyle anlattıysa, onu bulup anasından emdiği sütü burnundan getirmesi lazımdı. Kafasından dumanlar çıkıyordu çünkü haydi kendisi gerçekten neyse de... Feyza'ya edilecek şiddetin yankılarını kulaklarında ve yüreğinde duyuyordu Akın. Usulca yutkunurken düşündü. Bunu çözmenin bir yolu olmalıydı ama neydi işte? Akın, Ferit'i aradı. "Neredesin kardeşim?" Diyerek selam sabah kısmını direk kafadan eledi. Ferit ise bir yerleri tutuşmuş gibi bir ileri bir geri yürüdü. "Eve geldim, dersler erken bitti." Akın ise "Bahçeye çık, on dakikaya yanındayım, konuşmamız gerekiyor." Diyerek telefonu dostunun suratına kapatmıştı. Ortak bahçede buluştuklarında Akın, Ferit'e olanı biteni fokur fokur köpürerek anlattı. "Aileye çok yakın biriymiş... Kim ulan bu! Yürek mi yemişte götünden lafları uydurarak yayıyormuş. Kim olabilir, senin bilgin var mı?" Ferit bir sağa bir sola sallandı, çocukkende böyle bir suç işlediğinde yerinde duramazdı. Kabağı hep Akın'ın başında patlattırdı. Akın gözlerini şüpheyle kıstı. "Yapmadın değil mi lan!" Yüksek sesi bahçeyi arşınlayıp kendi kulaklarına yankı yaptı. Birilerini bu kadar tanıyor ve ezbere okuyor olmak Akın'ın laneti gibiydi. Yaramaz çocuklar gibi kısıkça bir sesle pişmanlık belirtisi bile göstermeyen kumral adam "bendim" diye itiraf etti. Gözlerindeki ışıltılı parlaklığı görmese pişman olduğunu düşünecekti ama hayır değildi. Akın duyduğuna inanamadı. Kaşları hayretle yay gibi yukarı doğru kavislendi. Ardından kaşları gözlerine uzanmaya çalışır gibi çatıldı. Es vermeden Ferit'in iki yakasına yapıştı. "Ulan göt! Ulan gevşek lavuk! Sonunda olabilecekleri hiç düşünmedin mi?Nasıl abisin, oğlum sen? Geniş misin? Kardeşini dedikodulara yem etmeye utanmadın mı? Bu kadar rahat kardeşin hakkında dedikodu çıkarmayı o çöp miden nasıl kabul etti?" Ferit sadece susuyor ve Akın'ın deli öfkesinin sakinlemesini bekliyordu. Ferit'in susması Akın'ı sakinleştirmek yerine deli ediyordu. Ayran çalkalar gibi dostunu kendisine gelmesi için sarstı. "Annen canavarı kardeşine eziyet edecek oğlum! Bahane arıyor zaten bilmiyor musun?" Akın kısık sesle, Ferit'i bir kez daha yakalarını iyice sıkarak sarstı. Yetmedi. En az kendisi kadar cüsseli olan adamın yakalarını iyice sıkarak ayaklarını yerden kesip havaya kaldırıp sesinin tonunu yeniden yükseltirken isme gelince fısıldayarak söyledi. "Susma lan gavat susma! Yediğin hurmalar Feyza'yı tırmalayacak ulan! Bilmiyor musun?" Akın, Ferit'i havadan çöp gibi ileriye tüm gücüyle fırlattı. Bir kız abisi olsaydı gerekirse herkesi döver ağızlarını bir daha konuşamasınlar diye bağlardı. Bu ayarsız ne yapıyordu peki? Bekir'den sonra kardeşinin adını dostuyla çıkarıyordu. Yok olmuyor sakinleşemiyordu. Üzerindeki polis üniformasının yakalarını hırsla çekiştirip bulutlu gök yüzüne görmeyen gözlerle baktı. Ardı ardına Ferit'e gün yüzü görmemiş küfürler salladı. Dizleri yere sürünerek yerden destek alan Ferit bu adamın gücüne her seferinde daha çok şaşırıyordu. Kuvvetle firlatılmasından dolayı yerde dizleri üzerinde yana doğru sürüklenmesi biter bitmez hırsla ayağa kalktı. "Bilmiyorum lan bilmiyorum! Allah Allah! Yeter ulan bir dur, amına koduğum! Sakinleş diye susuyorum, şirazen kayıyor it oğlu it! Baban suçsuz ama hak ettin hiç öyle süsecekmiş gibi bakma ulan! Siktir olup şehirden gitmek zorunda kaldığımdan beri bu evde ne boklar dönüyor hiç birini bilmiyorum! Feyza hep zayıftı evet ama şimdi kemikleri sayılıyor." Ferit bir işe yaramadığını hissederek kahrolmuş bir halde konuşmaya zorlukla devam etti. "Evde herkesin hizmetine bir tek o koşmaya başlamış, arada babam destek atıyor ama o kadar... Döndüm ama bıraktığım gibi değiller. İki kiz kardeş gittiğim zamanlardan beri birbirlerinde çok daha fazla soğuk. Annem her zaman ki gibi huysuz acımasız ve vicdansız. Babam her zamankinden daha yorgun ve bıkkın buldum. Hadi her şeyi geçtim de... Sen de yoktun, burada değildin. Uzaktaydın, ben evimin içinde neler döndüğünü bilmezken senin nasıl haberin oluyor? İşte bunu anlayamıyorum Akın."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE