Zamanın uğursuz bir köşesinde kilit altında kalmıştım. Nefeslerim ciğerlerime ulaşmıyor, kulaklarım uğulduyordu. Gözlerimi kırpıştırdım. Ahu hâlâ karşımda duruyordu. Yaşananlar lanet bir hayaldan ibaret değildi. En yakın arkadaşım, sevdiğim adamın evindeydi. Çocukluğum olan kız, saçları kabarmış, kırmızı ruju dağılmış bir vaziyette karşımda dikiliyordu. Ateş'in evinde, bu hâlde işi neydi? "Burada, bu hâlde ne işin var?" Sesim o kadar boğuk çıkmıştı ki bana bile yabancı geldi. "Ben-" dedi, ardından susarak gözlerini kaçırdı. "Ne bu hâlin?" diye bağırdım. Ruhsuz adımlarla içeri girip üzerine yürüdüm. Ayaklarımın yere bastığından bile emin değildim. Karşımda yanlış bir şey yapmış gibi dikilirken içimde ani bir öfke patladı. Dişlerimin arasından "Konuşsana!" diye tısladım. Cevap vermeyince

