Bölüm|13

4720 Kelimeler
Akşamı zor eden genç baba, daha fazla kafede durmak yerine kızıyla birlikte eve geçmeyi uygun bulmuştu. Gergince salonda otururken aynı gerginliğin çaprazında oturun kızında da olduğunu bilmek daha da gerilmesine neden oluyordu. Vatan isteyerek ya da istemeyerek bu eve büyük bir bomba bırakmıştı. Sevda, Mert’in gerginliğinin farkındaydı ancak ne olduğunu tam olarak kavrayamıyordu. Bu yüzden de genç adamı kenara çekip konuşmaya karar verdi. Çocukların bahçede oynamalarından istifade ederek yanına ilerlediği adamın kulağına doğru eğilip ‘‘Mert bir dakika bakar mısın?’’ dedi ve salonun kapısına doğru ilerledi. Ayağa kalkan genç adam, oturduğu koltuğa sinmiş kara kara düşünen kızına ‘‘Sakın bir yere ayrılma, Vatan’ı da arayayım deme,’’ diyerek uyarıda bulundu. ‘‘Telefonunu kapatmış dangalak,’’ diye mırıldanan kızını duyunca derin bir iç çekip salondan çıktı. Genç kadının odasının önünde onu beklediğini görünce oraya doğru yürüdü. Mert’in ona doğru yürümesiyle yatak odasına giren Sevda, genç adamın da odaya girmesiyle kapıyı arkalarından kapattı. Onu dikkatle izleyen adamı kapalı kapıya doğru ittirip bedenini de Mert’in bedenine yasladı. Mert biraz aklının dolu olmasından biraz da şaşkınlıktan Sevda’ya tepki veremezken dudaklarına yapışan kadına karşılık vermeyi akıl edebilmişti. Ani bir hareketle kucaklayıp sırtını kapıya yasladığı kadını öpmeye devam ederken elinin biri Sevda’nın kalçasında dolanıyordu. Soluksuz öptüğü kadından dudaklarına küçük öpücükler bırakarak ayrıldı. Nefesini düzene koyabildiğinde hâlâ kucağında olan kadına ‘‘Bu neydi şimdi?’’ diye sordu. Bulunduğu yerin tadını çıkarırmışçasına uzandığı gibi öptü kucağında olduğu adamı. Ardından ‘‘Ücretimi peşin ödemek istedim,’’ deyip Mert’i çenesinden öptü ve ‘‘Mümkünse üstü kalmasın. Kuruşu kuruşuna istiyorum alacağımı,’’ diyerek bitirdi cümlesini. Kucağındaki kadına gülümseyip çenesinden şakağına kadar hat çizerek öptü Sevda’yı. Son öpücüğünü de kadının saçlarının arasına bırakıp ‘‘Rapunzel’im benden ne isteyecek acaba?’’ diye mırıldandı. Sevda, Mert’in yerine gelen neşesiyle gülümsedi. Sabah keyfi kaçan adam, işten eve döndüğünden beri düşünceli bir haldeydi ve Mert’i böyle görmek Sevda’yı nedensizce üzüyordu. ‘‘Ne olursa olsun sinirlerine hâkim olmanı istiyorum,’’ diyen kadınla yüzü yeniden asıldı. Sevda’yı kucağından indirdi ve odanın içinde ilerleyip yatağına oturdu. Sırtı kapıya yaslı bir süre, oturduğu yerde ellerini başının arasına almış adamı seyretti Sevda. İçi daraldıkça gözleri doluyordu. Destek olmak, gülünce güldüğü adamın neşesini yerine getirmek için içinde inanılmaz bir istek duyuyordu. Mert’in yanına ilerleyip genç adamın önünde diz çöktü. Avuçlarını adamın ellerine yaslayıp Mert’in yüzünü kaldırmasını sağladı. ‘‘Düşündüğün neyse paylaş benimle. Üzüleceksek birlikte üzülelim,’’ diyen kadını bileğinden tuttuğu gibi kendine çekti ve Sevda’yı kucağına alıp başını genç kadının boynuna gömdü. Kadının tenine sinmiş sabun kokusunu derince içine çekerken mümkün olsa bir ömür böyle kalabileceğine emindi Mert. ‘‘Anlatmayacak mısın?’’ diye soran Sevda’ya ‘‘Biraz sonra,’’ derken dudaklarıyla genç kadının boynunu okşuyordu sanki. Gözlerini kapatıp anın çekiciliğine kendini bırakan Sevda için zaman ve mekân kavramları değerlerini yitirmişti. Mert, sıcaklığı, dudakları ve nefesi vardı artık onun için. İçinden ‘Allah’ım sen onu bana nasip et,’ diye geçirirken Mert’in de içinden ‘Allah’ım onu da benden alma,’ diye geçirdiğini bilseydi saatlerce ağlayabilirdi. Başını Sevda’nın boynundan kaldıran genç adam, ellerini kucağındaki kadının yüzüne yaslayıp onu alnından öptü. ‘‘İyi ki varsın!’’ dediği kadından ‘‘İyi ki’lere girersek çıkamam Mert,’’ karşılığını alınca genişçe gülümsedi. Gülümsemesinin üç derin öpücükle taçlandırılması ise çok gecikmedi. Muzip bir ifadeyle ‘‘Öpenlerin çok olsun!’’ diyen adama ‘‘Hep sen ol!’’ karşılığını verip Mert’e sıkıca sarıldı Sevda. ‘‘Niyetim de o zaten güzelim.’’ Tekrardan uzanıp öptüğü adamdan biraz uzaklaşıp ‘‘Artık anlat istersen,’’ deyince Mert’in yine yüzü asıldı. Sevda’nın şakağına bir öpücük kondurup ‘‘Korkuyorum,’’ diye mırıldandı. Ona anlamaz gözlerle bakan kadınla derin bir iç çekti ve ‘‘Kızımın yıllar önce benim düştüğüm hataya düşmesinden korkuyorum. Nasıl 19 sene önce Hülya’yı alıp ailemin karşısına çıktıysam sanki bugün babamın yaşadığı şeyi ben yaşayacakmışım gibi hissediyorum. Sevda ben... Çok korkuyorum,’’ dedi. Mert’e sıkıca sarılan genç kadının onu teselli edecek cümleleri yoktu. Bunun yerine düşüncelerini söyledi: ‘‘19 sene önce ailenin size olan tavrını hatırlıyorsundur. O tavır karşısında ne hissettiysen onu düşün ve bu gece ona göre davran.’’ ‘‘Babam çılgına dönmüştü,’’ derken gülmemek için alt dudağını dişledi Mert. ‘‘O zaman sen sakin kalmak için her şeyi yapıyorsun.’’ ‘‘Denerim ama söz veremem. Hele o Vatan bir gelsin de görüşeceğiz.’’ ‘‘Mert!’’ diye uyarıcı bir tonda adını seslenen kadını kollarının arasında biraz daha sardı. ‘‘Akşam yanımdan ayrılmak yok Hanımefendi. Beni sakinleştirebilecek tek kişi sensin.’’ ‘‘Ben ne yapabilirim ki?’’ Duyduğu soruyla başını Sevda’nın boynuna gömüp ‘‘Hiçbir şey yapmana gerek yok. Yanımda olman yeter,’’ dedi ve genç kadının boynunu koklayarak öptükten sonra mırıldanarak devam etti: ‘‘Baktık sakinleşmiyorum seni biraz koklarım geçer.’’ Aldığı iltifatla kıkırdayan genç kadının boynundan başını kaldırıp Sevda’nın menekşe mavisi gözlerine dikti bakışlarını. ‘‘Çok utanmazsın Hanımefendi,’’ deyip onaylamaz anlamda başını iki yana salladı. Sevda, Mert’in bu cümleyi onun kucağında oturduğu için söylediğini düşündüğünden gerçekten utanmıştı. Yanakları kızarırken Mert’in kucağından kalkmak için hamle yaptı ama o kalkmadan Mert tarafından sarılıp sarmalandı. ‘‘Utanır insan böyle güzel olunur mu?’’ ‘‘Ne?’’ Şaşkınlıktan gözlerini kocaman açan kadına kahkahalarla gülmemek için zor tutuyordu kendini Mert. ‘‘Senin hiç acıman yok mu bana? Zaten başımda üç kız bir de kız kardeş var. Yetmezmiş gibi sende çok güzelsin.’’ ‘‘Nasıl yani?’’ ‘‘Güzelliğin başımı döndürüyor Sevda. Nefesimi kesiyorsun. Çok güzelsin çok.’’ Utançla başını öne eğen genç kadına gülümseyerek baktı. ‘‘Bence de utanmalısın. Hem bir tek benim değil Memo’nun da başını döndürdüğün kesin. Biz seninle ne yapacağız Hanımefendi?’’ Mert’in sorusuyla başını kaldırıp dolan gözlerini genç adamın gözlerine dikti. ‘‘Sevin beni,’’ derken bunu öyle bir ihtiyaçla söylemişti ki Mert, sırf bu istek yüzünden bile Sevda’yı sevebileceğini düşündü. Kadının yüzünü avuçlarının arasına alıp ‘‘İsteğin benim için emirdir,’’ dedi. Aralarındaki enerjinin yeniden değişmesi ve yatakta kucak kucağa olmaları Mert için yeterince sıkıntı vericiyken Sevda’nın da dudaklarına yapışmasıyla iyice zor bir durumda buldu kendini. Usulca dudaklarını öptüğü kadından uzaklaşıp genç kadını yatağa bıraktı ve aralarına bir kişi oturacak kadar yana kaydı yatakta. Ona meraklı gözlerle bakan kadına açıklama yapma ihtiyacıyla ‘‘Seni evlenince seveceğim Hanımefendi,’’ dedi. ‘‘Bana utanmaz diyene bak!’’ deyip ayağa kalktı Sevda ve Mert’in önüne gelip genç adamın önünde diz çöktü. ‘‘Mert Toprak, benimle evlenir misin?’’ sorusu Mert için beklenmedik bir şeydi. ‘‘Kucağımı bu kadar sevdiğini bilmiyordum Hanımefendi,’’ diyerek işi şakaya vurdu. ‘‘Mert seni seviyorum ben. Seninle olmak istiyorum. Senin olmak istiyorum,’’ derken sesi gittikçe kısılmıştı Sevda’nın. ‘‘Eğer emin değilsen anlarım ama bana böyle bakarken senden uzak durmamı bekleme benden,’’ diyerek yerden kalktı ve genç adamın şakağına bir öpücük kondurup odanın kapısına doğru yöneldi. ‘‘Evet,’’ diyen adamla arkasını dönüp Mert’e baktığında genç adamın çoktan ayaklanıp yanına geldiğini fark etti. ‘‘Seninle evlenirim, evleneceğim de ama önce kızlarla konuşmalıyım. Onlara aramızdakini anlatıp onaylarını almam lazım. Bir de Nilüfer var. Yarın annemlerde geliyor...’’ ‘‘Ah! Annenler evet!’’ bir anda heyecanlanan genç kadının halini fark eden Mert, Sevda’ya sarılıp genç kadının başını göğsüne yaslamasını sağladı. ‘‘Annem sana bayılacak, dert ettiğin şey buysa. Kendini bunlar için kasmanı istemiyorum. Her şey güzel olacak.’’ ‘‘Buna inanmak istiyorum,’’ diyen kadına ‘‘Bana inan,’’ dedi. Uzanıp tekrar öptüğü kadını bıraktığında ikisi de gülümsüyordu. Çalan kapı zili Sevda’nın gerilmesine, Mert’in de yüzünün asılmasına neden oldu. ‘‘Umarım ambulans da getirmişlerdir yanlarında,’’ diye mırıldanan genç adam Sevda’ya dönüp ‘‘Gazamız mübarek olsun,’’ dedi ve arkasından gelen genç kadınla odasından çıkıp dış kapıya doğru ilerledi. Çalan zil ile evdeki herkes dış kapının başına toplanmıştı. Gurur kapıyı açmaya cesaret edemezken Gülce de gerginlikten bayılmamak için kendini zor tutuyordu. Ablalarının gerginliğini anlayan çocuklar ise ilk defa bu kadar sessizlerdi. Yatak odasından ardından Sevda ile çıkan Mert, tüm çocuklarının kapının önünde toplandığını görünce duruma şaşırmadı. ‘‘Açılın bakalım,’’ deyip çocuklarının kenara çekilmesiyle bu kez de tıklatılan kapıyı ardına kadar açtı. Kapıyı açtığı gibi karşılaştığı manzarayla kalbi sıkışırken ‘‘Çiçeğim seni çooooooooook özledim!’’ diyen Tan’ı bile duymamıştı. Küçük adam koşarak Çiçek’e sarılırken bu duruma tepkisiz kalan bir tek Mert değildi. Günler önce gördüğü rüyanın sanki aynısını yaşıyordu Çiçek de. Tan’ın üstünde takım elbise vardı ve Vatan ağabeyinin elleri de çiçek demeti ve çikolata paketiyle doluydu. Onu istemeye geldiklerini düşünen küçük kız ‘‘Ama böyle konuşmamıştık Allahçığım,’’ diye söylense de Tan’ı kendinden uzaklaştırmayı denemedi bile. Mert ise Vatan’ı takım elbiseyle görmenin şokuyla nefes almayı bile unutmuştu. Omzuna dokunup ‘‘Sakin oluyoruz,’’ diye fısıldayan Sevda ile derin bir nefes aldı ve ellerini havaya kaldırıp Vatan’ı yakalarından tutacakken genç adamın önüne geçen Hülya ile isteği yarım kaldı. ‘‘Mert! İyi akşamlar canım. Görmeyeli baya bir gençleşmişsin sen ya. Yoksa yüzün için bir şey mi kullanıyorsun? Ay adını mutlaka vermelisin bana. Kocam diye demiyorum ama Levent çok yaşlandı. Ona da alırız kullandığın kremden. Aa! Bu da kim? Ay sen çocukların bahsettiği Sevda’sın öyle değil mi? Vallahi Vatan’ın dediği kadar varmışsın. Bak bu kocam Levent yani senin uzak durman gereken adam. Ah uzak durmak derken yanlış anlama canım biraz kıskancımdır da ama Mert’in bakışlarını dikkate alırsak ben, senden uzak dursam daha iyi olacak... Levent, canım... Daha fazla oyalayamayacağım içeri geçin çabuk!’’ Oğlu ile birlikte kaçar adım salona geçerken karısına ‘‘Demek yaşlandım ha! Ben sana bunun hesabını sorarım,’’ diye mırıldanmayı ihmal etmedi Levent. Sanki az önce Mert’in ellerinden kurtarılan o değilmiş gibi hızlı yürümesi için onu kolundan çekiştiren babasına ‘‘Ya baba gelmişsin 50 yaşına Benjamin Button mısın ki yaşın ilerledikçe gençleşesin. Yaşlandın işte,’’ dedi Vatan. Henüz kırk iki yaşında olan genç adam, oğlunu bırakıp ‘‘Yemin ediyorum senden adam olmaz,’’ diyerek solandaki ikili koltuğa oturdu. ‘‘Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar zaten,’’ diyen Vatan başını olumsuz anlamda sallayıp elindeki çiçek demetiyle çikolata paketini yemek masasının üstüne bıraktı. Tam babasının yanına oturacakken daha fazla dayanamayıp çikolata paketini yırtıp kutusunu açtı ve babasının şaşkın bakışları arasında eline aldığı bitter çikolatayı ağzına attı. Çikolatayı iştahla çiğnerken ‘‘Immm! Çok lezzetliymiş ya,’’ diye mırıldanmayı ihmal etmedi. Oğluna söyleyecek hiçbir söz bulamayan Levent içinden ‘Seni yaparken ben sarhoştum sana ne oluyor oğlum? Bu neyin kafası böyle! Allah’tan Tan’ı ayık kafa yaptık,’ diye geçirdi. Çikolata paketini elinden bırakamayan Vatan elindeki kutuyla babasının yanına oturdu. Levent ona çikolata ikram eden oğlu yüzünden acı çekiyormuş gibi gözlerini sımsıkı yumdu. ‘‘Oğlum biz seni evde beslemiyor muyuz? Bu ne açlık?’’ ‘‘Yaaağğ baboğğğ çooğğğk güzoğlar!’’ diye ağzı doluyken beğenisini dile getirmeye çalışan oğluyla derin bir iç çekti. ‘‘Boşuna içki her kötülüğün anasıdır demiyorlar. Senin de baban oldu iyi mi?’’ diye mırıldanırken hâlâ salona gelmeyen milletle daha da tedirginleşti. Kapının önünde ise donakalmış bir Mert vardı. Tan’ı kendinden ayıran Çiçek babasının dizlerine yapıştığı halde Mert’ten bir tepki alamamıştı. Küçük kız babasının onu Tan’a vereceğine adı gibi emindi artık. Hülya ise Mert’in kendine gelmesini beklerken yanına gelen kızlarını iki kolunun altına almış, ilgiyle Sevda’yı izliyordu. Sevda ise endişeyle eteğine sarılan Can’ı kucağına almış, boştaki eliyle de Mehmet’in elini sıkıca kavramıştı. Herkes Mert’ten bir tepki beklerken genç baba sıktığı dişlerinin arasından ‘‘Sevda benimle mutfağa gelir misin?’’ diye mırıldandı. Mert’in cümlesi herkesi tedirgin etmeye yetmişti. Gözleri dolan Çiçek, babasının onu kucağına almayacağını anlayınca birine sarılma ihtiyacıyla ona en yakın olan kişiye, Tan’a sarıldı. Bu sarılmayla afallayan Tan, kendine gelir gelmez unuttuğu nefes alma işlemini gerçekleştirdi. Ardından kollarını Çiçek’in sırtına yerleştirip küçük kıza sıkıca sarıldı. Hülya, çocukları salona yönlendirirken, çoktan mutfağa girmiş onu bekleyen adamın arkasından ilerledi Sevda da. Mutfağa girdiği gibi ardından kapıyı kapatan genç adam, Sevda’ya ayaklarını yerden kesecek şekilde sarıldı. Boynunu derince koklayan adam, içinde binlerce duygu uyandırırken ‘‘Bana Çiçek’i istemeye geldiklerini söyle,’’ diye mırıldanan Mert’e ne diyeceğini bilemedi genç kadın. Ellerini Mert’in ensesinde birleştirip ‘‘Bir de iyi yanından bak yabancıya gitmiyor,’’ dedi. Ayakları tekrardan yere değen kadının boynundan başını kaldırıp Sevda’ya bakmaya başladı. ‘‘Teselli ettiğin için teşekkür ederim Hanımefendi. Bak şimdi çok rahatladım. Kocası karımı, oğulları da kızlarımı alsın. Bende erkeğim diye geçineyim.’’ ‘‘Erkek olduğun tartışmaya açık bir konu değil bence,’’ diyen kadınla anlık gülümsese de yüzünü asması çok sürmedi. ‘‘O kadar mesaj verdim, ‘Kızıma abilik yap!’ dedim. ‘Kızıma biri bir şey yaparsa bende aynısını o hergeleye yaparım!’ dedim. ‘Kızıma bir şey olursa dünyayı yakarım!’ dedim. Ben şimdi bu çocuğa ne yapayım?’’ ‘‘Bence bir dinle önce. İyi bir çocuğa benziyor. Hem belki durum düşündüğün gibi değildir.’’ ‘‘Yoksa bildiğin bir şey mi var?’’ ‘‘Evet.’’ ‘‘Söylesene Sevda!’’ ‘‘Yetiştirdiğin kızı gördüm. Sert kabuğunun altında yumuşacık bir kalp taşıyor Gurur. Senin kızın bilerek seni üzecek bir şey yapmaz Mert. Bunu biliyorum.’’ Duyduklarıyla silkelenen genç adam başını olumlu anlamda sallayıp ‘‘Haklısın,’’ dedi Sevda’ya. ‘‘Hayattaki en büyük pişmanlığım bana iki harika evlat kazandırdı. O yüzden pişmanlık bile demek istemiyorum aslında ama farklı şartlar altında baba olmayı çok isterdim Sevda. Tüm endişem kızımın da aynı şeyleri yaşaması yoksa...’’ tıklatılan kapıyla Sevda ile aralarındaki yakınlığı bozup ‘‘Gel,’’ diye seslendi. Mutfağa giren Hülya temkinli adımlarla Mert’in yanına ilerleyip genç adamın önünde dikildi. ‘‘Bir açıklaman vardır umarım,’’ diyen adama dudaklarını büktü. ‘‘Ne bileyim Mert ya! Yeminler verdim yine de bana mısın demedi.’’ ‘‘Peki, o çiçek çikolata ne alaka?’’ ‘‘Ay ‘Adettendir,’ dedi. Ne âdeti diye sorunca da ‘Tatlı yiyelim tatlı konuşalım istiyorum,’ dedi.’’ Derin bir iç çeken Mert, ‘‘Bana bak Hülya, şu yaşında Tan yetmedi bir de başıma Vatan çıkarsa pılımı pırtımı toplar Yunanistan’a kaçarım bilmiş ol!’’ deyince Hülya’nın gözleri kocaman açıldı. ‘‘Sen çocuklarını alıp istediğin yere gidebilirsin ama kızlarımı hiçbir yere göndermem!’’ ‘‘Bunu onları başıma bela etmeden önce düşünecektin.’’ ‘‘Ya Mert benim ne suçum var? Hem Tan neyse de Vatan artık delikanlı oldu. Onu sev, bunu sevme diyemem ya çocuğa da!’’ ‘‘Çok mu seviyormuş, öyle mi dedi?’’ Ayakta dikilmekten sıkılan genç kadın mutfak masasının önündeki sandalyelerden birine oturdu. ‘‘Of, hayır! Öylesine dedim. Hem ne bu sinir? Vatan, Gurur’u sevdiğini söylese sanki bir şey mi yapacaksın?’’ Hülya’nın çaprazındaki sandalyeyi çekip Sevda’yı oturttuktan sonra kendisi de iki kadının karşısına oturdu. ‘‘Kimseye bir şey yapacağım yok ama bende size verecek kız da yok.’’ ‘‘Of!’’ çeken genç kadın Sevda’ya dönüp ‘‘Bu var ya bu çocukluğunda da böyleydi. İnat, gıcık bir şeydi. Allah’tan kin tutma huyu yok,’’ deyince ‘‘Allah’tan,’’ diye kinayeli bir ses tonuyla karşılık veren Sevda’ya gözlerini kısarak bakmaya başladı. Altta kalmayı sevmediğinden cevap vermek için dudaklarını aralamıştı ki ‘‘Sevda’ya tek kırıcı sözünde arkadaşlığımız biter,’’ diyen Mert ile duraksadı. ‘‘Ama...’’ diye başladığı cümlesi ‘‘Sözlerini ben kaldırırım çünkü seni tanıyorum ama seni tanımayan bir kadına beni kötülersen sonuçlarına katlanman gerekir,’’ diyerek açıklamasını bitirdi. Çaresiz, başını masaya yasladığı ellerine çeviren Hülya bıkkınca nefesini dışarı bıraktı. ‘‘Laf da söyletmezmiş maşallah! Vatan, okuldan arkadaşın olduğunu söylediğinde inanmamıştım ama doğruymuş, sen yeni tanıdığın insanları ailene sokmazsın,’’ deyip başını Sevda’ya çevirdi Hülya. ‘‘Burada kalıyorsan gerçekten önemli biri olmalısın.’’ ‘‘Evleneceğim kadın,’’ diyen Mert ile iki kadında ona döndü. Sevda, gururla karışık bir mutluluk duyarken Hülya’nın yüzünde buruk bir tebessüm vardı. ‘‘Her şey gönlünce olsun Mert,’’ diyen kadına hafifçe gülümsedi. Ona hayran gözlerle bakan Sevda’ya ise göz kırpmakla yetindi. ‘‘E, çocukların haberi var mı?’’ ‘‘Bugün yarın kızlarla konuşacağız, Nilüfer’in düğününden sonra da çocuklara açıklayacağız.’’ ‘‘Ayy ne hoş! Bu arada Nilüfer demişken dün saatlerce Kevser ablayla konuştuk. O nasıl geceymiş öyle ya!’’ Hülya’nın meraklı haliyle gülümseyen genç adam ‘‘Meraktan çatladın değil mi?’’ diye sorunca olumlu anlamda bir baş sallama aldı Hülya’dan. ‘‘Baban beni görünce renkten renge girmese gelirdim ama işte...’’ ‘‘Anne? Baba? Ne yapıyorsunuz burada?’’ Mutfağa giren Gülce ile unuttukları bir şeyi hatırladı üçlü: Üstünde takım elbise, elinde çiçek çikolatayla kapılarına dayanan Vatan İnan’ı. Kaşlarını çatan Mert, oturduğu yerden kalkıp mutfaktan çıkan ilk isim oldu. Sevda, genç adamın arkasından endişeyle bakarken ayağa kalkan Hülya, ona dönüp ‘‘Ne yapıyorsan yapmaya devam et,’’ dedi. ‘‘Anlamadım?’’ diyen kadına bilmişçe gülümseyip ‘‘Mert’i ne kadar iyi tanıdığımla ilgili ahkâm kesmek istemiyorum o yüzden sadece şunu söyleyeceğim. Bu adamda bir şeyler var ve sebebinin sen olduğunu düşünüyorum. Aksi takdirde Mert kendini mutfağa kapatmak yerine Vatan’ı ayaklarından tutmuş sallandırıyor olurdu,’’ diye bitirdi cümlesini. ‘‘Ben bir şey yapmıyorum,’’ diyen Sevda’ya yaklaşıp genç kadının omzuna dokundu. ‘‘O zaman bir şey yapmamaya devam et tatlımcığım. Görünüşe göre sen değil ama aşkın Mert’e bir şeyler yaptırıyor.’’ Kendi kendine gülümseyip ‘‘Allah’ım bu günleri de gösterdin ya şükürler olsun,’’ diye mırıldandıktan sonra arkasında şaşkın bir kadın bırakarak mutfaktan çıktı Hülya. Salona girdiğinde tam da tahmin ettiği gibi bir manzarayla karşılaştı Mert. Levent ve Vatan ikili koltukta yanlarına bir kişi daha sığabilecek şekilde oturuyorlardı. Çiçek üçlü koltukta, Can ve Mehmet’in arasında otururken Tan da hemen önünde ayakta dikiliyordu. Mert, kızına baktıkça iç çeken Tan ile gözlerini devirdi. Ardından bakışlarını tekli koltuğa sinmiş bir şekilde oturan Gurur’a çevirdi. Kızının sus pus hallerine alışık olmadığından bu durumu açıklayacakları şeye yordu ve bu yeniden sinirlenmesine neden oldu. Sert adımlarla salonun ortasına doğru ilerleyip Tan’ın yanına kadar geldi ve ‘‘Tan otursana bir yere,’’ diyerek küçük adama eliyle babasının yanındaki boşluğu işaret etti. Gözlerini Çiçek’ten ayırmadan ‘‘Ama Mert amca özlemim daha geçmedi. Biraz daha burada durayım kalbim yavaşlayınca istediğin yere otururum,’’ dedi. Mert, Tan’ın cevabıyla kalakalırken ‘‘Girme sevenlerin arasına Mert abi. Sende genç oldun, sevdin, sevildin. Anlarsın aşktan,’’ diyen Vatan ile dişlerini sıktı. ‘‘Âşık olacak kız mı kalmadı? Ne istiyorsunuz benim kızlarımdan?’’ sorusuyla Gurur yutkunamazken Vatan, gözlerini Tan’a çevirdi ve ‘‘Kalp bu Mert abi. AB değil ki giriş çıkışta pasaportla vize istesin,’’ karşılığını verdi. Başını olumsuz anlamda sallayan Mert, Çiçek’i kucağına alıp oğullarının arasına oturdu. Bu esnada salona giren Hülya, Tan’ı görünce hızlı adımlarla oğlunun yanına ilerledi. Üçlü koltuğun çaprazındaki tekli koltuğa oturup ‘‘Küçük aşkım gel buradan seyret,’’ diyerek oğlunu kucağına çekti. ‘‘Patlamış mısır da ister misiniz?’’ diye soran Mert bir cevap beklemiyordu ama bu soruyu üstüne alınan Vatan, ‘‘Hay aklınla bin yaşa Mert abi,’’ deyip Gurur’a döndü. ‘‘Gurur’um bize mısır patlatsana,’’ cümlesiyle Levent derin bir iç çekip ‘Alkollü bir gecenin bedeli bu kadar ağır olmamalıydı,’ diye geçirdi içinden. Gurur ise sinirini çıkarmak için bir yerlere yumruk atmak istiyordu. Hayalinde Vatan’ı yere yatırıp ayaklarıyla üstünde tepindiği anlar canlansa da tekme ve yumruklarıyla yapabileceği daha can yakıcı şeyler olduğuna adı gibi emindi. Boğazını temizleyen Mert, Vatan’a istinaden ‘‘Buraya patlamış mısır yemeye mi geldiniz? Gidin evinizde yiyin ne yiyecekseniz,’’ dedi. Bunun üzerine ‘‘O zaman bir kahvenizi içelim Mert abi,’’ diyen Vatan ile çocuklarına yönelik konuştu genç baba. ‘‘Çocuklar siz bahçeye çıkın, oynayın biraz. Uslu durursanız bu akşam iki masal dinlersiniz.’’ Çiçek, masal kelimesiyle onu istemeye geldiklerini bile unutmuştu. Ellerini birbirine çarpıp ‘‘Yaşasın!’’ derken gece burada kalıp masal dinlemeyeceğini bildiği halde Tan bile sevinmişti bu duruma. Üç kardeş peşi sıra bahçeye çıkarken arkalarından üzgün gözlerle bakan Tan’ın gözleri dolmuştu. Mert, küçük çocuğun halini görünce insafa gelip ‘‘Tan hadi sende çık bahçeye ama kızıma çok yaklaşırsan bir daha bu eve giremezsin,’’ deyince mutlulukla başını sallayan çocuk ‘‘Merak etme Mert amca her zaman olduğu gibi yine uzaktan seveceğim,’’ dedi ve koşar adım bahçeye çıktı. Oğlunun arkasından buruk bir tebessümle bakan Levent, ‘‘Zamanı gelince Çiçek’i Tan’a isteyeceğiz biliyorsun, değil mi?’’ diye sordu Mert’e. Düşünceli bir ifadeyle başını sallayan Mert ‘‘Maalesef,’’ demekle yetindi ve o esnada yanına oturan Sevda’yı fark edince hafifçe tebessüm etti genç kadına. ‘‘Tan’ı en fazla 22 yaşına kadar oyalayabilirim. Şimdiden çalışıp para kazanmanın yollarını aramaya başladı. Çiçek’i ona vermemek için hiçbir sebebin kalmasın istiyor,’’ diyen adama dönüp ‘‘Benim kızımı vermemek için her zaman bir sebebim olacak,’’ karşılığını verdi. Bilmişçe gülümseyen Levent, ‘‘Ama elbet biri olacak. Bunun da Tan olacağını ikimiz de biliyoruz,’’ dedi. Gözlerini deviren genç baba ‘‘Zamanı gelince konuşuruz bunları. Bence burada bulunma sebebinize geçelim,’’ deyince olumlu anlamda başını sallayan Vatan, ‘‘Evet, Mert abi artık sebebi ziyaretimize geçebiliriz,’’ dedi. Ardından boş gözlerle etrafa bakıp ‘‘Kahveler nerede kaldı?’’ diye sordu. Dayanamayıp ‘‘Az ye de kendine bir uşak tut!’’ diyen Gurur, tüm başların ona dönmesiyle sinirle karışık utançtan kızardı. Gurur’un bu tavrını anlayamayan Vatan ise ‘‘Ne yapalım, iş başa düştü,’’ diyerek ayaklandı. Kucağındaki çikolata kutusunu kalktığı yere bırakıp herkesin şaşkın bakışları arasında mutfağa doğru ilerledi. Çok geçmeden elindeki tepsiyle geri döndü salona Vatan. Önce Mert’in yanına ilerleyip, genç adamın bugün iş dönüşü aldığı fincanlara dökülmüş kahvelerden birini ona doğru uzattı. İçinden sabır çeken Mert, Vatan’ın uzattığı tepsideki fincanlardan birini alıp Sevda’ya verdi ve kendine de başka bir fincan aldı. Ardından Levent’in yanına oturmuş Hülya’ya dönüp, genç kadına da kahvesini uzatarak babasının önüne geçti. İmayla ‘‘Bu kadar hamarat olduğunu bilmiyordum oğlum,’’ diyen babasına ‘‘Benimle ilgili bilmediğin daha çok şey var baba,’’ deyip gülümsedi. Levent de tepsideki kahvelerden birini alınca Gurur’un yanına ilerleyen Vatan, genç kızın gözleriyle açtığı savaştan habersiz tepside kalan üç fincandan birini de ona uzattı. ‘‘İstemez,’’ diyen genç kıza kaşlarını çatıp ‘‘Ama bol şekerli tam sevdiğin gibi,’’ dedi ve Gurur’un cevap vermesine izin vermeden kahve fincanını ortadaki sehpaya bıraktı. Bu esnada salona giren Gülce de tepside kalan iki fincandan birini alıp babasının yanına oturdu. Kendi fincanını da sehpaya bırakan Vatan, koltuktaki çikolata kutusunu eline alıp herkese çikolata ikram etmeyi de ihmal etmedi. Nihayet yerine geçtiğinde eline aldığı kahvesinden sesli bir yudum alıp ‘‘Imm! Ellerime sağlık. Köpüğü de tam olmuş,’’ diyerek övündü. Mert’in ‘‘Ne mutlu sana Vatan, seni istemeye geldiklerinde acemilik yaşamazsın,’’ cümlesine gülümseyerek ‘‘O zaman istemeye de bekleriz Mert abi,’’ cevabını verdi. Yumruklarını sıkan Mert, ‘‘Sakin,’’ diyen sesle derin bir nefes alıp başını hafifçe salladı ve sadece Sevda’nın duyabileceği bir tonda ‘‘Aramızda bu kadar mesafe varken çok zor o. Biraz yaklaş bana,’’ dedi. Yüzüne yerleşen gülümsemeyi silmekte zorlanan genç kadın, fincanını ortadaki sehpaya koyma bahanesiyle ayağa kalktı. Ardından Mert’e daha yakın olacağı bir şekilde koltuğa geri oturdu. Sevda’nın yakınlığıyla az biraz rahatlayan Mert, belli etmeden genç kadının saçlarından yayılan şampuan kokusunu içine çekti. Sevda’nın onun kullandığı şampuanı kullanması ilginç bir şekilde onu tahrik ederken içine düştüğü eşsiz anlardan koparılması uzun sürmedi. Vatan’ın ‘‘Kahvelerimizi de içtiğimize göre sebebi ziyaretimize geçebiliriz,’’ cümlesi tüm dikkatlerin üstünde toplanmasına neden oldu. ‘‘Son ziyaretin olmaz inşallah,’’ diye mırıldanan Gurur, endişeyle gencin ağzından çıkacak cümleleri beklemeye başladı. Ortamdaki sessizlik çığ gibi büyürken Vatan ayağa kalkıp ceketinin iki düğmesini ilikledi ve herkesin onu görebileceği bir köşeye geçti. Maaile dikkatle onu izlerken hafifçe boğazını temizleyip konuşmaya başladı: ‘‘Öncelikle bu konuşmayı yapmadan önce çok düşündüğümü bilmenizi istiyorum ama artık hayatımla ilgili bir şeylerin netleşmesi gerekiyor.’’ ‘‘Gurur’um bu konuşma seni de ilgilendirdiğinden yanıma gelmeye ne dersin?’’ kulaklarına dolan soru cümlesiyle bakışlarını önce Vatan’a ardından babasına çevirdi. Babasının yüzünün aldığı renk hiç hoşuna gitmediğinden başını olumsuz anlamda sallayıp ‘‘Vatancığım konunun ne ile alakalı olduğunu bile bilmiyorum. Bence sen de şansını fazla zorlama,’’ dedi. ‘‘Ama olmaz ki Gurur’um bu konuşma bizimle alakalı,’’ diyen Vatan’a dişlerine sıkarak baktı genç kız. Babasının da dişlerinin arasından ‘‘Kızım ya sen git ya da ben gideceğim Vatan’ın yanına,’’ demesiyle yerinden fırlaması bir oldu. Vatan’a yaklaşıp ‘‘Seni yedim oğlum. Bittin sen. Tekme manyağı yapacağım seni,’’ dedi ve ardından babasını işaret ederek devam etti: ‘‘Tabii babamdan sağ kurtulursan.’’ ‘‘Ben ne yaptım kızım ya? İşi usulünce yapıyoruz işte. Sen de rahatla biraz.’’ Meraktan çatlama noktasına gelen Hülya, daha fazla sessiz kalamadı ve ‘‘Ay, yeter! Şimdi imdat diye bağıracağım! Vatan yalvarıyorum artık açıkla şu şeyi yoksa kurdeşen dökeceğim meraktan,’’ dedi. Başını olumlu anlamda sallayan Vatan, ‘‘Baba, Hülya abla, Mert abi, Gülce’m... Bildiğiniz gibi Gurur ile aynı üniversiteye gidiyoruz. Yetişkin olduk. Üstelik ben iki ay sonra yirmi yaşında olacağım ve baba lütfen bu sene de doğum günümde tişört alma. Hem zevksizsin hem de o kadar paran varken tişört nedir ya?’’ deyince Levent dişlerinin arasından ‘‘Vatan Kutlu,’’ diye tısladı. Ellerini öne doğru kaldırıp babasına sakin olmasını işaret eden genç adam, Gurur’un ‘‘Allah’ım ne günah işledim de bunu başıma verdin?’’ söylenmesini duymazdan gelip konuşmaya devam etti: ‘‘Her neyse artık yetişkin olduğumuza göre kendi kararlarımızı kendimiz alabiliriz diye düşündüm.’’ ‘‘E?’’ diyerek sabırsızlığını belli eden Mert ile nihayet ağzındaki baklayı çıkardı Vatan ve ‘‘E’si şu ki Mert abi ben Gurur ile yurt dışına gitmek istiyorum,’’ dedi.. Vatan’ın cümlesiyle derin bir nefes alan Mert, ‘‘Sadece yurt dışına mı gitmek istiyorsun yani başka bir şey yok değil mi?’’ diye sorarak durumu iyice netleştirmeyi uygun buldu. ‘‘Yani Mert abi daha ne isteyebilirim ki? Sen önce Gurur’un benimle yurt dışına gelmesine izin ver. Sonrası olur zaten,’’ derken sırıtan gence ‘‘Sonrası ne?’’ diye sordu Mert. ‘‘Ne olacak Mert abi ya?’’ diyen Vatan, babasının ‘‘Siz yurt dışında ne yapacaksınız peki?’’ diye sormasıyla ona döndü. ‘‘Ya annemin komşularının çocukları yurt dışında okurken benim burada kalma şansım sence var mı baba? Bende dedim ki en azından nereye ve kimle gideceğime kendim karar vereyim. Hem Gurur’suz yaşayamam ben.’’ ‘‘Gurur önemli bir erdemdir Vatan, ama kızım erdem değil; insan. Öyle sırf istiyorsun diye seninle hiçbir yere gelemez,’’ diyen Mert ile Gurur’a döndü Vatan ve herkesin duyabileceği bir ses tonuyla ‘‘Gurur’um daha bu sabah annemle konuştum. Yurt dışına gitmem kesin. Yani ya şu an babana benimle gelmek istediğini söylersin ya da belki de yıllarca görüşemeyiz. Hatta görüşmeyiz. Beni bir daha göremezsin,’’ deyince genç kız öylece kaldı olduğu yerde. Bakışları gergin bir şekilde koltukta oturan babasıyla her şeyi paylaştığı genç arasında gidip gelirken ne yapacağını bilemiyordu. ‘‘Beni bırakma,’’ diye fısıldayan Vatan’ın gözlerinde gördüğü kararlılık gözlerinin dolmasına neden olurken ‘Babama bunu yapamam,’ düşüncesi aklının içinde dolanıp duruyordu. Levent’in araya girerek ‘‘Vatan, Gurur üstünde baskı kuramazsın. Tamam, çok iyi arkadaş olabilirsiniz ama onun adına kararlar alıp bizi buraya sürüklemen yanlıştı,’’ demesi Vatan için son damlaydı. Sinirle üstündeki ceketin düğmelerini kopararak açtıktan sonra ceketini çıkartıp eline aldı ve avucunun içinde sıkmaya başladı. Yanlış bir şeyler söylememek için derin bir nefes aldı ama Gurur’un gözlerinde gördüğü kararsızlık canını oldukça yaktığından ‘‘Ne arkadaşı baba ya! Köpekler gibi seviyorum ben bu kızı! Yeter be!’’ deyip ona şaşkınlıkla bakan Mert’e döndü ve onun önüne ilerleyip ‘‘Mert abi ben Gurur’u çok seviyorum. Ne zaman oldu nasıl oldu inan bilmiyorum ama onu çok seviyorum,’’ dedi. Gözleri dolan genç karşısında şaşkınlıktan dili tutulan Mert ne yapacağını bilemezken refleks olarak ayağa kalktı ve Vatan’ın karşısına dikildi. ‘‘Anneme karşı gelemem ama Gurur’suz da gitmem,’’ diyen Vatan’la elini havaya kaldırdı. Gurur gördüğü manzarayla çığlık atarken Mert, elini Vatan’ın ensesine yaslayıp genç adamın gözlerine dikti gözlerini. ‘‘Mert abi özür dilerim. Belki yanlış ama seviyorum,’’ diyen gence ‘‘Biliyorum,’’ karşılığını verdi. ‘‘Bi...biliyor musun?’’ Gurur ve Vatan’dan aynı anda gelen soruya burukça gülümsedi. ‘‘Oğlum siz giderken biz dönüyorduk. Tabii ki de biliyorum, biliyoruz.’’ ‘‘Nasıl yani? Kızmadın mı?’’ Gurur’un sorusuna, kızını kollarının arasına alırken Hülya cevap verdi. ‘‘Kızdık tabii ki de ama birbirinizi sevmenize değil. Bunu bizden gizlemenize kızdık. Üstelik gizleme konusunda bu kadar beceriksizken...’’ ‘‘O zaman hazır kahveleri de içmişken...’’ diye söze başlayan Vatan’ı ensesini hafifçe sıkarak susturttu Mert. ‘‘Ağır ol delikanlı,’’ deyip elini Vatan’dan çekti ve derin bir nefes verdi. Aklına olur olmaz düşünceler geldiği için kendinden utanıyordu. Kızına yakıştırdığı düşünceler oldukça çirkindi çünkü nezdinde. Mert, yerine geri oturmuşken Vatan hâlâ olduğu yerden yüzündeki garip ifadeyle Mert’e bakıyordu. Oğlunun daha fazla kendini rezil etmesini istemeyen Levent, ayağa kalkıp Vatan’ın yanına gitti ve koluna girdiği oğlunu ikili koltuğa, yanına oturttu. ‘‘Ay, ne akşam ama!’’ diye mırıldandı Gülce. Vatan’ın her zaman Gurur’a karşı tavırları farklıydı ama içinde aşk olacağını tahmin edememişti. Düşünceleri Gurur’un babasının yanına gidip ondan özür dilemesiyle son bulurken babasıyla ikizinin sarılmasını yüzündeki tebessümle izledi. Ardından daha fazla dayanamayıp o da ikiliye sarılmak için yerinden kalktı. Üstündeki şaşkınlığı atan Vatan, ‘‘Şimdi Gurur benimle geliyor mu gelmiyor mu?’’ diye sorarak dikkatleri tekrardan üstüne topladı. ‘‘Ya iki dakika huzur ver,’’ diye mırıldanan Gurur da başını babasına çevirip Mert’in cevabını beklemeye başladı. ‘‘Bunu büyükler olarak oturup düşünürüz,’’ diyerek son noktayı koydu Mert. Derin bir nefes veren Vatan da ‘‘En azından düşüneceğiz dedi,’’ mırıltısıyla arkasına yaslandı. Üstünden büyük bir yük kalkmıştı. Zaman neyi gösterir kimse bilemezdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE