Bölüm|14

1867 Kelimeler
Çarşamba gününe uyanan Toprak Ailesi’nin evinde ayrı bir telaş vardı bugün. Çocuklar erkenden kalkıp hazırlanmış; Nilüfer, Sevda’nın yardımıyla salona mükellef bir kahvaltı sofrası hazırlamıştı. Hepsi Mert’in havalimanından almaya gittiği anne, babası ve kardeşi içindi. Salondaki tekli koltukta oturan Ali, çizgi film izleyen Mehmet, Can, Çiçek ve Gülce gibi tüm dikkatini televizyona vermişti. Nilüfer, müstakbel kocasındaki bu rahatlıktan rahatsız olmamak için kendini zor tuttuğundan olabildiğince uzak duruyordu Ali’den. Bu esnada çalan kapı zili herkesin irkilmesine neden oldu. ‘‘Ben açacağım ben açacağım Yaya’ma kapıyı ben açacağım!’’ diye bağıran Çiçek, herkesten önce hole çıkıp kapıyı açtı. ‘‘Çiçeğim!’’ deyip onu kucağına alan anneannesine sıkıca sarılan küçük kız, bir yandan da elini dedesine uzatıp yaşlı adamın da elini tutmasına neden oldu. ‘‘Vay sen ne kadar büyümüşsün,’’ deyip karısının kollarından kucağına çektiği torununa sıkıca sarıldı Mehmet de. Çiçek, ‘‘En kralcığım dedeciğim bak seni kiminle tanıştıracağım,’’ deyip dedesinin kollarından ayrıldı ve yaşlı adamın elinden tutarak onu Sevda’nın önüne kadar getirdi. Mehmet, karşısındaki genç kadına tebessümle bakarken Roza araya girip ‘‘Sevdacığım yakından daha güzelsin. Umarım bu evdeki misafirliğin kalıcıdır,’’ dedi. Anneannesinin cümlesiyle kıkırdayan Çiçek, Sevda’nın bacaklarına sarılıp ‘‘Bizim de niyetimiz o zaten,’’ diyerek genç kadının daha fazla utanmasına neden oldu. Aleksis’in ıslık çalıp ‘‘Neden bize böyle misafirler gelmez ki?’’ sorusu Mert’in kardeşinin karnına dirsek atmasıyla cevapsız kaldı. Sevda’ya ‘‘Tanıştığımıza memnun oldum kızım,’’ diyen Mehmet, genç kadını daha fazla utandırmayarak hasret giderme amacıyla kızına yöneldi. Ailenin diğer üyeleriyle de sarılma faslı bittiğinde herkesin bakışları Ali’ye kaydı. O yüzündeki gülümsemeyle sıranın kendisine gelmesini bekliyordu ne zamandır. Babasına bırakmadan öne doğru atılan Aleksis, Ali’ye doğru ilerleyip ‘‘Vay enişteciğim! Görüşmeyeli nasılsın? Özlettin,’’ diyerek genç adama sarıldı. Şaşkınlıkla elleri havada kalan Ali, ne olduğunu anlamadan Nilüfer’in Aleksis’i çekmesiyle rahat bir nefes verdi. ‘‘Sıkmayın çocuğu,’’ diyen Roza, Ali’nin yanına gelip genç adamın yüzünü avuçları arasına aldı. ‘‘Tanrı seni korusun oğlum,’’ diyen kadına ‘‘Allah razı olsun,’’ karşılığını veren Ali, Roza’nın kıkırdamasına neden oldu. Yaşlı kadın, Ali’yi yanaklarından öpüp geri çekildi ve eşine yanlarına gelmesi için başıyla işaret verdi. Ağır adımlarla karısı ve müstakbel damadının yanına ilerleyen yaşlı adam elini havaya kaldırıp öpmesi için Ali’ye doğru uzattı. İkiletmeden elini öpüp alnına koyan Ali’yi kendine doğru çekti ve ‘‘Bu iş daha bitmedi. Ha deyince kızımla evlenebileceğini sanıyorsan çok yanılıyorsun,’’ dedi. ‘‘Ama...’’ diye söze başlayan Ali’nin sırtına sertçe iki defa vurup ‘‘El öpenlerin çok olsun damat,’’ dedi ve gülümseyerek salona geçti. Mehmet’in arkasından şaşkınca bakan genç adam, Nilüfer’in ‘‘Seni sevdi,’’ demesiyle seslice yutkundu. Şu an için tek bir şeyden emindi genç adam o da Mehmet Toprak’ın sevdikleri listesinde yedeklere bile giremezdi. Herkes salona geçtiği için el mahkûm Ali de salona geçti ve kahvaltı masasında tek boş olan yere Aleksis’in yanına oturdu. Nilüfer, anne ve babasının arasında oturduğundan kendini biraz garip hissetse de Aleksis’in elindeki kaymak tabağını ona doğru uzatıp ‘‘Enişte bundan da ye lazım olur,’’ demesiyle gerginliğini üstünden atması çok sürmedi. *** Maaile edilen kahvaltının ardından erkekler, çaylarını bahçede içmeye karar vermişlerdi. Aleksis ile iyi anlaşan Ali, küçük kayınçosunun yanına oturmuş çayını yudumluyordu. Ortamda dönen sohbete çok katılmasa da kayıtsız değildi. Bu nedenle ‘‘Yalnız baba ben eniştemi çok sevdim diğerleri gibi değil,’’ diyen Aleksis’i rahatlıkla duyabilmişti. İçtiği çay boğazından ateş gibi midesine inerken ‘‘Diğerleri gibi derken?’’ diye sormadan edemedi. Omuzlarını silken Aleksis, ‘‘Ya hepsi geçmişte kaldı en kral enişteciğim,’’ diyerek konuyu geçiştirmeye çalışsa da babası Mehmet, ‘‘Ah sıpa! Gördün mü pot kırdın. Tüh!’’ deyip başını olumsuz anlamda salladı. Bu hareketle iyice meraklanan genç adam, ‘‘Yok efendim olur mu öyle şey? Maksat kalpler kırılmasın,’’ deyip devam etti: ‘‘Aleksis, o enişteler kimlerdi kardeşim? Bana ad, soyadı, TC kimlik numarası, fotoğraf ya da hiçbiri yoksa adres verebilir misin?’’ Duyduğu isteklerle sırıtan Aleksis, ‘‘Boş ver enişte elini kana bulamaya değmez hepsi geçmişte kaldı. Gerçi bir de ablama sormak lazım geçti mi diye ama geçmiştir herhalde,’’ deyince düşünmeye başladı genç adam. ‘Geçmiştir değil mi? Geçmiştir tabii ya! Lan oğlum bu kız sana âşık. Sormana sorgulamana ne gerek var. Hem senin GBT’n çok mu temiz? Ulan Allah’tan bunlar konuşulmuyor yoksa Nilüfer seni yer be! Gerçi onun yediği de ne kadar ki. Yok, en iyisi evlenir evlenmez sıkıca besleyeyim onu.’ ‘‘Nereye daldın enişte?’’ sorusuyla başını çay bardağından kaldırıp Aleksis’e çevirdi. ‘‘Yok, öylesine bir şey düşünüyordum.’’ ‘‘Hayırdır damat yoksa diğer enişteler canını mı sıktı?’’ ‘‘Yok, efendim. Benden önce olan benden öncede kalır. Ben Nilüfer’i düşünüyordum. Kendine hiç dikkat etmiyor. Beslenmesi de düzensiz. Hayırlısıyla düğünden sonra bir düzene oturturuz diye düşünüyordum.’’ Bu cevap kabul etmek istemese de Mehmet’in oldukça hoşuna gitmişti. Aleksis’in sözleriyle Ali’nin olay çıkartacağını düşünürken buna takılmaması ise düğünün iptali üzerine kurduğu planlarına ters düşüyordu. ‘‘Tabii damat. Nilüfer ben seni vurmadığım sürece sana emanet. Kızımın yediğine içtiğine dikkat et. Duyduğu cümlelerle gülse mi ağlasa mı bilemedi Ali. ‘‘İnşallah beni vurmanız gerekmez efendim,’’ deyince kaşlarını çatan adama ‘‘Yani eğer çok canınız çektiyse biraz vurun ama bana bakacak olan Nilüfer olacağı için çok da şey etmeyin...’’ deyip sustu. ‘‘Ne diyorum ben ya?’’ diye mırıldandıktan sonra çayını kafasına dikleyerek heyecanının biraz olsun dinmesini diledi. ‘‘Bence bu kadar yeter baba. Eniştemizi daha fazla germeyelim,’’ diyen Mert, Ali de onu kucaklama hissi yarattığının farkında değildi. ‘‘Ya abi biz ne dedik ki? Hem en sevdiğim eniştemin bunlara takıldığını sanmıyorum,’’ deyip elini Ali’nin sırtına yerleştirdi Aleksis. Ali ise farklı bir noktaya takılmıştı. Başını yana doğru çevirip ‘‘En sevdiğim enişte derken?’’ diye sordu. ‘‘Yani enişte adaylarının arasında en sevdiğimsin. Hatta üstüne tanımam enişte,’’ diyen genç adamla derin bir nefes aldı Ali. Mantığı Nilüfer’in hayatında tek sevdiği adam olduğu gerçeğini ona haykırırken kalbi paramparça olmuştu bile. Yine de bunu Nilüfer’e evlendikten çok sonra sormak üzere kafasının bir yerine yazdı. ‘‘Sevgine layık olmaya çalışacağım kayınço,’’ deyip masadaki boş bardağını işaret ederek ayaklandı. ‘‘Ben bir çay alıp geleyim, isteyen var mı?’’ sorusuna çay bardağını Ali’ye doğru uzatarak cevap vermiş oldu Mehmet. Genç adam kendi bardağıyla müstakbel kayınbabasının bardağını alıp teras kapısından girerek salona geçti. Gülüşerek muhabbet eden kadınlara başıyla selam verip annesinin hemen yanında oturan Nilüfer’e de onu takip etmesini işaret ederek mutfağa geçti. Çok bekletmeden mutfağa giren kadının ardından kapıyı kapatıp Nilüfer’e sıkıca sarıldı. ‘‘Hayırdır Ali ne bu aşk?’’ sorusuna ‘‘Özlemiş olamaz mıyım?’’ sorusuyla karşılık verdi. Başını sevdiği adamın omzuna yaslayan Nilüfer, ‘‘Babamla tanıştırdığım ilk erkeksin, şimdiye kadar sakatlanmadıysan bence oldu bu iş,’’ deyince müstakbel karısından uzaklaştı Ali. ‘‘Peki, o enişteler ne?’’ ‘‘Ne eniştesi?’’ ‘‘Aleksis’in benim kadar sevmediği enişteleri?’’ Kahkahayı patlatan genç kadın ‘‘Afiyet olsun Aliciğim,’’ deyip genç adamı yanağından öptü. İlk başta durumu idrak edemeyen adam, nişanlısının eğlenir bakışlarıyla tufaya düştüğünü anlamış oldu. ‘‘Haaaa!’’ deyip derin bir nefes alan Ali’yi dudaklarından öpüp geri çekildi ve genç adamın mutfak masasına bıraktığı bardakları çay doldurmak için eline aldı. Çay koyduğu bardakları tepsiye yerleştirip sevdiği adama uzattı. ‘‘Sakın oyunlarına gelme. Hepsi seni yıpratmaya yönelik taktikler.’’ ‘‘Merak etme Nilüferciğim bu saatten sonra evli ve üç çocuklu olduğunu söyleseler bile bende yaprak kımıldamaz.’’ ‘‘Ya... Peki, bir çocuğum olduğunu öğrensen?’’ Elindeki tepsinin kulplarını sıkıca kavrayan genç adam ‘‘Daha çocuğumuzun olmasına 12 ay var yavrum. Farazi konuşmayalım lütfen,’’ dedi ve Nilüfer’e göz kırpıp mutfaktan çıktı. Bahçeye geçerken de ‘‘Şu nikâhı kazasız belasız atlatalım da üç kızım olsun razıyım,’’ diye mırıldandı. Saatin ilerlemesiyle yapılacak işlerini bahane eden Nilüfer ve Ali evden çıktıktan sonra nikâh ve yemek daveti için polis evini ayarlamışlardı bile. Geriye kilise ve imam nikâhı kalmıştı onu da cuma sabahı halledeceklerdi. Emniyetteki haber muhabiri arkadaşlarından biri o gün fotoğraflarını çekmek için söz verdiğinden geriye o fotoğraflarda üstlerinde olması gereken gelinlik ve damatlık kalıyordu. Nilüfer’in net tavrı yüzünden ona gelinlik bakmayacakları için uzun bir duvak ve şık bir beyaz elbisenin peşindeydi ikili ancak durum Nilüfer’in sandığı kadar kolay değildi. Çünkü beğendiği her elbiseye bir kulp bulan Ali, işini oldukça zorlaştırıyordu. Oysa ilk girdikleri erkek giyim mağazasından Ali için hemen bir takım elbise almışlardı. Üstündeki straplez, kısa elbisenin de Ali’den ret almasıyla derin bir nefes aldı. ‘‘Sen benimle dalga mı geçiyorsun yoksa evlenmekten mi vazgeçtin?’’ Duyduğu soruyla oturduğu yerden kalkıp sevdiği kadının yanına ilerledi Ali. ‘‘Aşk olsun yavrum ben hiç yapar mıyım öyle şey?’’ derken gülmüyor olsaydı daha inandırıcı olabilirdi. ‘‘Yok, bence canına susadın sen!’’ deyip yumruk yaptığı elini havaya kaldıran kadını kendine çekti ve Nilüfer’e sıkıca sarıldı. ‘‘Ne yapıyorsun yavrum? Evimizdeyken istediğin kadar şiddet yanlısı tarafını üstüme salabilirsin ama dışarıdayken sözü geçen benmişim gibi davranmak zorundasın.’’ Nilüfer duyduklarıyla içten bir kahkaha attı. ‘‘Kılıbığım ama evde diyorsun yani?’’ diye sorduğu adamdan ‘‘Aşk olsun yavrum ne kılıbıklığımı gördün? Ben sadece kadınların gücünün farkında olan ve buna göre davranan bir erkeğim,’’ karşılığını alınca keyfi daha çok yerine geldi. ‘‘İyi, tamam. E, bu elbisenin nesi var peki?’’ ‘‘Sorunda bu ya zaten bir şeyi yok. Düz sıradan bir elbise... Büyütme gözlerini yavrum. Benim yanımda sönük kalma diye diyorum,’’ diyen adama ‘‘Senin ocağını söndürürüm,’’ karşılığını verince ‘‘Ateşimi söndürsen yeter,’’ cevabını aldı. Tüm bedeni üç kelimeyle titrerken Ali’nin etkisine girmemek için ondan uzaklaşıp kabinlere doğru ilerledi. Müstakbel eşinin eline sıkıştırdığı ve en son giymesi için ısrar ettiği beyaz elbiseyi giyinmeye koyuldu. Oturduğu yerden Nilüfer’in kabinden çıkmasını bekleyen Ali, açılan kapı ile bakışlarını yerden kaldırdı. Önü kısa arkası uzun kalp yaka elbiseyle karşısında dikilen kadına hayranlıkla bakmadan edemedi. Buğday tenine oldukça yakışan beyaz elbiseyi siyah saçlarını salarak tamamlamıştı genç kadın ve Ali, Nilüfer’e duvaktan daha çok yakışan bir şeyi fark etmişti: Nilüfer’in mutlulukla parlayan gözleri. Yerinden kalktığı gibi genç kadının yanına ilerleyip ellerinden tuttu. ‘‘Yavrum... Bu... Çok...’’ deyip yutkunan genç adam, duygusallaştığını fark edince ‘‘Çok güzelsin lan!’’ deyip sevdiği kadına sıkıca sarıldı. ‘‘Gelinlik için teşekkür ederim,’’ cümlesiyle geri çekilip Nilüfer’e boş gözlerle bakmaya başladı. ‘‘Gelinlik derken?’’ ‘‘Yeme beni Ali. Üstümdeki elbise değil gelinlik. Hem onu da geçtim etiketini çıkarmayı unutmuşsun.’’ ‘‘Ha! Sen bunu diyorsun. Yavrum hani ben lavaboya gittim ya oraya giderken gelinlik mağazasının önünden geçiyordum ki taaaa askıların birinde bunu gördüm...’’ ‘‘Maşallah sendeki de ne göz!’’ ‘‘E, ne sandın yavrum. Baktım dedim bu ne güzel elbise. Meğerse gelinlikmiş.’’ ‘‘İyi tamam. Çıkalım artık,’’ diyen kadına ‘‘Bir dakika,’’ deyip yanından uzaklaştı ve kendi paketlerinin arasına sakladığı duvağı eline alarak geri döndü. ‘‘Şunu da bir takalım,’’ dedikten sonra duvağı başına örttüğü kadına hayranlıkla bakmaya başladı. ‘‘İşte şimdi tam oldun,’’ deyip genç kadının aynada kendine bakabilmesi için birkaç adım yana kaydı. Kendini görmesiyle soluğunu tutan Nilüfer, eli beline yaslı Ali ile tuttuğu nefesini bıraktı. ‘‘Çok güzelsin yavrum. Daha da güzeli benimlesin.’’ ‘‘Sende fena değilsin kendine haksızlık etme,’’ diyen kadınla duruşunu dikleştirip ukala bir yüz ifadesi takındı ve dudaklarını Nilüfer’in yanağına değdirirken mırıldandı: ‘‘Yanılıyorsun yavrum aslında çok fenayım.’’ Ali’nin cümlesinin taşıdığı imayla ürperen genç kadın, müstakbel eşinden uzaklaşıp kendini kabine attı. Üstündeki gelinliği çıkarıp kıyafetlerini giyerken düşündüğü ve istediği tek şey bir an önce Ali ile evlenmekti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE