Bölüm|15

1136 Kelimeler
Yoğun geçen günün ardından oluşturulan uyuma düzeniyle herkes odalarına çekilmişti. Mert’in anne ve babası üst kattaki misafir odasına geçerken Çiçek, Mehmet ve Can, Sevda ile birlikte Mert’in odasına geçmiş; Mert de Aleksis ile oğullarının odasındaki yataklara geçmişti. Boyu uzun olduğu için Mehmet’in yatağında iki büklüm olan Aleksis seçme şansı olmadığından durumu kabullenip, başını yastığa koyduğu gibi uyurken Mert’i uyku tutmuyordu. Kardeşinin iki gün sonra evlenecek olması, en yakın arkadaşı ve aynı zamanda Nilüfer’in de manevi ağabeyi sayılan Barış’ın düğüne gelemeyecek olması uyuyamama sebeplerindendi. Ancak genç adamın asıl uyuyamama sebebi bugün Sevda’yı çok az görmüş olmasıydı. Yerinde rahatsızca kıpırdanıp yatakta yan döndü. Horul horul uyuyan kardeşiyle derin bir iç çekip yattığı yerde doğruldu. Odadan çıktığında kendine bitki çayı yapmaya karar vererek adımlarını mutfağa yönlendirdi. Bu esnada arkasında duyduğu sesle duraksayıp başını çevirdi ve Sevda ile göz göze geldi. Holü aydınlatan loş ışığın altında ona doğru yürüyen kadınla genişçe gülümsedi. ‘‘Uyku tutmadı mı?’’ diye sorduğu kadın ‘Hayır’ anlamında başını sallayıp ‘‘Yokluğun uyutmadı,’’ deyince Sevda’ya kalmadan iki adımlık mesafeyi kapatıp genç kadını kollarının arasına aldı. ‘‘Al benden de o kadar. Normalde evin bu kalabalığını severim ama böyle günlerde yalnız kalmak imkânsız.’’ ‘‘Ben pek alışkın değilim,’’ diyen Sevda’yı boynundan öperken ‘‘Alışırsın,’’ diye teselli etti ve birlikte mutfağa yöneldiler. Mert’in elma, limon, tarçın kabuklarıyla kaynattığı çaydan birer fincan içen ikili yataklarına dönmek yerine bahçenin yolunu tutmuştu. Elinden tuttuğu kadını hamağa yönlendiren Mert, kendi uzandıktan sonra Sevda’nın da yanına uzanmasını sağladı. Uzandığı yerde yan dönen kadın, geçen seferkinin aksine bu sefer söze gerek kalmadan başını, kol ve bacağını Mert’in üstüne doğru attı. ‘‘İşte şimdi uyuyabilirim,’’ diyen adama ‘‘Uyuyacak mısın?’’ diye hafif sitemli bir sesle sordu Sevda. Mert’in anne babası gidene kadar bir daha bu kadar yakın olabileceklerini sanmıyordu. Hafifçe tebessüm eden adam, ‘‘Evlenmediğimiz sürece daha iyi bir seçenek göremiyorum,’’ deyince tatlı bir ürperti dolaştı Sevda’nın bedenini. Başını Mert’in göğsüne biraz daha bastırıp ‘‘İkimizde yetişkin insanlarız Mert, birlikte olmak için belediyenin onayına ihtiyacımız yok,’’ dedi. Hafifçe kahkaha atan adam, ‘‘Allah’ın izniyle karım olmandan daha güzel bir şey yok. Hem ben üç kız babasıyım. Kızlarımın başına gelmesini istemediğim bir durama seni sokamam... Ha bir de ben o hatayı bir kez yaptım bir daha tekrarlamam,’’ diyerek durumu açıklığa kavuşturdu. Alaycı bir tonda ‘‘Ne yapalım evlenene kadar bekleriz o vakit,’’ diyen kadını alnından öptü. ‘‘Sen evde ne yaptın tüm gün?’’ sorusuna aldığı ‘‘Seni, sizi bekledim,’’ cevabıyla çenesinden tutarak başını kaldırdığı kadının dudaklarına küçük bir öpücük bıraktı. ‘‘Bir an hiç bitmeyecek sandım. Çiçeğim’e çiçekli gelinlik; Memo’ya takım elbise; Can’a papyon, gömlek, kot pantolon beğendirene kadar kırk takla attık. Aleksis desen bir ara damatlık deniyordu. Allah’tan kızların alışverişe ayrı çıkmasına izin verdim yoksa hâlâ alışveriş merkezinde olabilirdik.’’ Duyduklarıyla kahkaha atan kadını tekrar dudaklarından öptü. Aldığı öpücükle durulan kadına aklındaki soruyu yöneltti. ‘‘Sen nasılsındır alışverişte? Yani nasıldın?’’ Derin bir iç çeken Sevda, ‘‘İnan bulup bulabileceğin en kolay insanımdır bu konuda,’’ dedi ve devam etti: ‘‘İhtiyacımı belirler ve sadece ona yönelik alışveriş yapardım. Ama yıllar oldu böyle bir yere gitmeyeli. Şimdi o kalabalığı düşününce ürpermiyor değilim.’’ Kollarının arasındaki bedenin titremesiyle Sevda’yı biraz daha sardı. ‘‘Belki yakın zamanda değil ama ileride bunu da aşacağımıza eminim.’’ ‘‘Bu bahçe bana yeter Mert, imkânım olsa hiçbirinizin dışarı çıkmasına izin vermezdim ama...’’ ‘‘O gece dışarı çıkmasaydınız da eşin ve çocuğun... Biliyorsun işte Sevda. Eğer çocuklarım gazeteye o saçma ilanı vermeseydi seninle tanışamazdım. Seninle bir aile kurmanın hayalini bile kuramazdım. Ben başıma ne geldiyse kabullenip şükrettiysem demek ki sebebi senmişsin. İnan benim içinde bunu söylemesi zor ama acılarımız, kayıplarımız bizi bir araya getirdi. Ben, seni acılarıma borçluyum.’’ Duygusallaşan kadın, başını Mert’in boynuna doğru yaslayıp genç adamın kendine has kokusunu derince içine çekti. ‘‘Öyleyse bana bir ömürlük mutluluk borçlusun Mert. Çünkü benden mutluluğumu çaldılar.’’ Saçlarından öptüğü kadına ‘‘Sende bana bir nikâh borçlusun Sevda. Üstelik o mutluluğa benim de ihtiyacım var. Birazını paylaşır mısın?’’ sorusuyla karşılık verdi. Hafifçe tebessüm eden kadın, ‘‘Karşılığında kaç öpücük alacağıma bağlı,’’ demesine kalmadan dudaklarının üstüne kapanan dudaklarla titredi. Mert, genç kadını iyice üstüne çekip bedenlerinin temasını kuvvetlendirirken Sevda’nın dudaklarından bir an olsun ayrılmıyordu. Bir eli Sevda’nın pijama üstünden içeri girip sırtında gezinmeye başlarken diğeriyle de genç kadının kalçasını okşuyordu. Bu esnada kopan ip, hamağın bir tarafının yere çökmesine neden oldu. Acıyla inleyen ikili hayretle birbirine bakmaya başladı. Durumun komikliğine daha fazla dayanamayıp sessiz kahkahalar attılar. "Artık eve girsek iyi olur," diyen Mert ile ayaklandı Sevda da. Suçlu bir çocuk gibi Mert'e baktı ve "Özür dilerim," dedi. Mert ise Sevda'nın bir suçu olmadığını biliyordu. "Hamağın ipini sen koparmadın ya? Boşver gitsin. Hemen uyuyacak mısın?" diye sorduğu kadın "Uykum kaçtı iyice, bir duş alırsam belki rahatlatır, uykumu getirir," karşılığını alınca tebessüm etti. ‘‘Sen önden gir içeri. Saçlarını kurutma ama çok ses olur şimdi,’’ diyerek genç kadını yönlendirdi. ‘‘Sen?’’ diye soran kadına ‘‘Ben salonda seni bekliyor olacağım. Giyindikten sonra salona gel de saçlarını kurulayalım,’’ cevabını verip Sevda’nın gözden kaybolmasını izledi. Dakikalar sonra salona geçen Mert, oturduğu yerde sessizce Sevda’nın gelmesini bekliyordu. Tam meraklanmaya başladığı sırada genç kadının kapıda belirmesiyle yerinden kalktı ve ona doğru yürüyen kadını açık olan televizyonun ışığı sayesinde yanına gelene kadar izledi. ‘‘Saçlarımı yıkaması uzun sürdü,’’ diye açıklama yapan kadınına hafifçe başını sallamakla yetindi. Ardından elinden tutarak onu koltuğa yönlendirdi. Hemen yanına oturduğu kadının sırtını kendine çevirerek Sevda’nın başındaki havluyu çekti. Sarı saçları kalçalarına değen kadının omuzlarına serdiği havlu sayesinde hiç konuşmadan Sevda’nın saçlarını kurutarak taramaya başladı. Saçlarında dolanan parmaklarla uzun zamandır eksikliğini hissettiği bir duyguyu yeniden tadıyordu. Ona değer veren, onu önemseyen birinin olduğunu bilmek gözlerinin dolmasına neden olurken ‘Mutlu olmalıyım, üzgün değil,’ diye içinden geçirip dudaklarına bir gülümseme yerleştirdi. Tarama işlemi bitince havluyu toplayıp kenara koyan Mert ile oturuşunu düzeltti. İçindeki duyguların taşmasına ramak kala daha fazla dayanamayacağını hissederek sıkıca Mert’e sarıldı. Genç adam bu sarılmaya aynı şekilde karşılık verirken ‘‘Sen, Çiçeğim’den de betersin Sevda. Her saçını taradığımda duygulanacaksan işimiz var seninle,’’ diye söylenmeyi ihmal etmedi. ‘‘Senin basit olarak gördüğün, hayatının bir parçası olan şeyler benim hayalimdi; özlemini çektiklerimdi. O yüzden en azından alışına kadar izin ver.’’ ‘‘Öyle olsun güzelim,’’ derken Sevda’nın sırtını okşuyordu. Parmakları nemli saçların arasında kayarken aklına gelen fikirle duraksadı. ‘‘Sevda, saçlarını kesmemi ister misin? En azından biraz kısaltırsak...’’ ‘‘Hayır!’’ deyip kollarının arasından çıkan kadınla şaşırsa da bir şey demedi. Verdiği ani tepkiyle Mert’in bakışlarındaki şaşkınlığı fark eden Sevda daha sakin bir tonda devam etti: ‘‘Üzgünüm... Ben yapamam Mert. Bir daha böyle bir şey isteme benden.’’ Bir şey söylemek yerine sadece başını olumlu anlamda salladı. Sevda’nın asla kapanmayacak yaralarının olduğunun farkındaydı. Bu yüzden elinden gelen tek şey onun yanında olmaktı. O da öyle yaptı. Kollarının arasına aldığı kadına sıkıca sarıldı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE