Bölüm|5

2794 Kelimeler
‘‘Biraz daha su ister misin Leyla’m?’’ Mert’in sorusuyla Mehmet iç çekerken, Can ve Çiçek aynı anda gözlerini devirdi. İki gündür kahvaltı sofralarına, öğle ve akşam yemeklerine hatta masal anlatmaya bile çocuklarının odasına gittiğinde yanında Leyla da oluyordu Mert’in. Çocuklarının gözüne soka soka deliliğe devam ediyordu genç adam. Bakışları kucağında Çiçek ile Can ve Mehmet’in arasında oturan Sevda’ya kaydığında genç kadına göz kırpmadan edemedi. Tüm korkularına rağmen Sevda’ya iki gün önce evlenme teklifi etmiş, cevabını da gözlerinden öpülerek almıştı. Geçen iki günde ise çocuklardan vakit buldukça konuşup birbirlerini tanımaya çalışmışlardı. Huysuz ve Tatlı Kadın parçasını en güzel Zeki Müren’in mi yoksa Müzeyyen Senar’ın mı seslendirdiği konusunda anlaşamasalar da Mert, fırsatını bulduğu ilk anda Sevda’nın dudaklarıyla Müzeyyen Senar konusunda bir anlaşmaya varmak için konuşacaktı. ‘‘Biriciğim babacığım,’’ seslenişini duyunca gözlerini Sevda’dan ayırıp genç kadının kucağında oturan kızına çevirdi. Çiçek iki gündür Sevda’nın kucağında oturuyordu. Mert buna anlayış gösterebilirdi eğer ki oğulları yanında olsaydı ama ne Can ne de Mehmet, oturma düzeninde bir değişikliğe yanaşmıyordu. Kucağında ya da kolunun altında küçük bir bedene alıştığından kendini boşlukta hissetse de bunu da Leyla ile konuşarak üstünden atmaya çalışıyordu. ‘‘Efendim Çiçeğim?’’ ‘‘Sen niye canımcığım Rafunzelciğim’e onu yiyecekmiş gibi bakıyorsun?’’ Çiçek’in sorusuyla Sevda kıkırdarken, Mert başını tabağına eğip tabağındaki zeytinlerle oynamaya başladı. Kendine vakit kazandırmak için kekelerken, kızının ‘‘Yoksa sen Rafunzelciğim’i mi kıskanıyorsun?’’ diye devam etmesiyle rahatladığını hissetti genç baba. Kızına Sevda’ya neden öyle baktığını açıklayamazdı çünkü. Küçük kız babasını ayıplar gibi işaret parmağını öne arkaya sallayıp ‘‘Aa! Kıskanmak çok kötü biriciğim aslancığım babacığım,’’ dedi. Mert usulca başını sallayıp derin bir iç çekti. ‘‘Ne yapayım Çiçeğim? Siz orada,’’ deyip eliyle evlatlarını işaret etti ve devam etti: ‘‘Ben ise tek başıma buradayım. Allah’tan Leyla’m var.’’ Mert bunu öyle bir söylemişti ki Can ile Çiçek’in aynı anda dudakları titredi. İkiziyle göz göze gelen Can büzdüğü dudaklarıyla Çiçek’e ne düşündüğünü net bir şekilde belli etmişti. Çiçek, ikizine usulca başını sallayıp kucağında oturduğu Sevda’ya döndü. ‘‘Rafunzelciğim ben senin kucağının sıcaklığını sevdim ama biriciğim aslan kral babacığımın bana ihtiyacı var.’’ Sevda başını sallayıp Çiçek’in yanaklarına birer öpücük kondurdu. ‘‘Oh! Öpenlerin çok olsun canımcığım,’’ deyip Sevda’nın kucağından kaydı ve kahvaltı masasının altından geçerek babasının bacaklarına tutundu küçük kız. Mert, kızını masaya dikkat ederek kucağına alıp sıkıca sardı. ‘‘Babasının Çiçeği, çok özledim seni,’’ derken kızının saçlarını peşi sıra öpüyordu Mert. Sevda’yı kıskandığı söylenemezdi ama çocuklarının yavru ördek gibi genç kadının peşinden ayrılmaması canını sıkıyordu. Üstündeki ilginin azaldığını hissediyordu ve bu da onu alınganlaştırıyordu. Şimdi kucağında kızı varken ondan keyiflisi yoktu. Gözlerini aralayıp karşısında oturan oğullarına baktı. Can, Çiçek’in boşluğundan yararlanıp Sevda’nın kucağına tırmanmış, genç kadının ağzına verdiği kahvaltılıkları gülerek çiğniyordu. Öyle ki Mert oğlunun yediği her şeyi ağzının içinden görebiliyordu. Normal şartlarda bu durum onu rahatsız edebilirdi ama oğlunun gülüyor olmasına değerdi. Mehmet’e baktığında o da hayran bakışlarıyla Sevda’yı izliyordu. Sevda izlendiğini fark etmiş olacak ki Mehmet’e dönüp genişçe gülümsedi. Bu gülümseme ile Mehmet’in yanaklarını pembeleşirken, yüzündeki sırıtmayla önüne döndü. Annesi Mert’in ilk aşkıydı. Nilüfer kardeşi, canı; küçük sevgilisiydi. Müjde ise hayatının aşkıydı Mert’in. Fiziksel olarak etkilendiği, yanında huzur bulduğu Sevda ise oğlunun ilk aşkı gibi duruyordu. Mert hafifçe tebessüm edip başını kızına çevirdi ve Çiçek’e istediği kahvaltılıkları yedirmeye başladı. Ardından aklına gelen şeyle durup Sevda’ya döndü. ‘‘Sevda satranç oynamayı biliyor musun?’’ sorusu Mehmet’in başını kaldırıp genç kadına bakmasına neden oldu. Oğlunda istediği tepkiyi yaratmanın gururuyla gülümsedi genç baba. ‘‘Evet, biliyorum ama çok uzun zaman oldu oynamayalı.’’ Mert’in cevap vermesine kalmadan Mehmet, sesindeki heyecanlı tınıyla ‘‘Hiç önemli değil Sevda abla, ben hatırlamanı sağlarım,’’ dedi. ‘‘Tamam, o zaman kahvaltıdan sonra oynarız,’’ deyip Mehmet’in kocaman gülümsemesine neden olan genç kadın da yüzüne yayılan gülümsemeyle Mert’e döndüğünde ona göz kırpan adamla nefesinin kesildiğini hissetti. Mert ne yapıyorsa güzel yapıyordu. Sevda, Mert kadar düşünceli bir erkek tanımadığına emindi. Bu adam türünün tek örneğiydi, şimdilik. Arkasından iki oğlu yetişiyordu.  ‘‘Babacığım bu hep bizimle mi oturacak?’’ diyen kızıyla, bakışlarını kızının işaret parmağıyla gösterdiği yere çevirdi Mert. Leyla’yı görmesiyle gülümseyip, kızının sorusunu hatırlayınca yüzünü buruşturdu. ‘‘Annenle doğru konuş Çiçeğim,’’ diye uyardığı kızının elleriyle yüzünü kapatmasına kıkırdarken, iç çeken Çiçek’in ‘‘Hiç anne görmesem inanacağım ama aklım yalan söylemez. Bu dikenli cadı anne olamayacak kadar yeşil!’’ demesiyle kahkaha atmamak için zor tuttu kendini. ‘‘Çiçeğim bu organik anne.’’ Mert’in cümlesini sadece Sevda ve Mehmet anlamıştı. Genç kadın duyduğu cümleyle kahkaha atarken, Mehmet ‘‘Ha ha ha! Çok komiksin baba,’’ demekle yetindi. Başını tabağına eğdiğinde ise babasının esprisine sırıttı küçük çocuk. Hâlâ babasına nikâh olayından dolayı kırgındı. Her ne kadar Sevda onunla konuşup, işin aslını anlatsa da bir süre daha babasına mesafeli olmaya kararlıydı. ‘‘Bir şey anladıysam çikolatalarım kaybolsun.’’ ‘‘Al benden de o kadar Çiçeğim,’’ diyen Can ile Mert konunun uzamaması için çocuklarının dikkatini dağıtacak bir soru yöneltti onlara: ‘‘Akşam eve gelirken ne getireyim size?’’ Duyduğu soruyla Can ağzındaki peyniri daha hızlı çiğneyip yutkunurken, Çiçek de babasının kucağında yan döndü ve Mert’in yüzüne gülümseyerek bakmaya başladı. ‘‘Ben bir tane anne istiyorum babacığım. Rafunzelciğim gibi uzun saçları, maviş gözleri olsun. Bir de sesi onun kadar güzel olsun ve onun kadar güzel koksun ve onun kadar harika harikası masal anlatsın,’’ deyip derin bir nefes aldı Çiçek. O soluklanırken Can, kardeşinin kaldığı yerden devam etti. ‘‘Rapunzel’im gibi hep gülsün babacığım. Bir de onun kadar güzel süt ısıtabilsin ve şey yapsın ımmm... Sarılsın,’’ deyip utanan küçük çocuk başını Sevda’nın göğsüne yasladı. Sevda, Can’ı bağrına basarken ondan mutlusu yoktu. Çocuklar dolaylı da olsa onu anne olarak istediklerinin sinyalini veriyordu. ‘‘Bende bir adet nikâh memuru istiyorum baba,’’ diyen Mehmet ile bakışları Sevda’yı buldu Mert’in. ‘‘Çocukları duydun Sevda, sen ne istiyorsun?’’ diye sordu genç kadına. Sevda alt dudağını dişlerken gülmemek için zor tutuyordu kendini. ‘‘Gelirken ekmek almayı unutma,’’ deyip göz kırptı Mert’e. Mert başını sallarken, Çiçek ellerini dua eder gibi açıp boşluğa kaldırdı. ‘‘Allahçığım bu eve ekmek giriyor, peynir giriyor, yumurta giriyor da neden yeni annemciğim girmiyor?’’ Mehmet kahvaltı tabağını ileri itip başını masaya yaslamayı tercih etti. Can ise ‘‘Büyüyeyim çocuklarıma bir sürü anne alacağım,’’ diye mırıldandı. Medeni kanunu öğrenince yaşayacağı hüsrana biraz daha vardı. Mert ise çocuklarının yüzüne yerleşen hayal kırıklığını daha fazla görmek istemiyordu. Sevda’ya baktığında onun da aynı şeyleri düşündüğünü anladı ama çocuklarına böyle bir haber vermek için henüz erkendi. Mert öncelikle büyük kızlarının bu durumu öğrenmelerini ve benimsemelerini istiyordu. Yine de çocuklarının yüzü gülsün diye ‘‘Rapunzel varken ona benzeyen birini aramaya gerek yok bence,’’ dedi ve ekledi: ‘‘Kahvaltınız bittiyse doğru salona hadi.’’ Mehmet odasına geçerken, ikizler de salonun yolunu tutmuşlardı. Kahvaltıyı toplamak için kalan Sevda ve Mert ise birbirlerine bakmaktan henüz ayağa kalkamamışlardı bile. ‘‘Kafeyi çok aksattım. Bu akşam geç gelebilirim.’’ Sevda, Mert’i saatlerce görmeyecek olmanın üzüntüsü ile hüzünlendiği halde yüzüne küçük bir tebessüm yerleştirdi. Adamın işiydi bu ve bakması gereken bir ailesi vardı. Buna alışması gerekecekti. ‘‘Kahvaltıyı toplamana yardım edip çıkacağım,’’ derken, kadının gözlerinden gözlerini çekemiyordu Mert. O gözlere bakmaya bahanesi olsun diye, tane tane konuşuyordu. ‘‘Sen git ben hallederim,’’ diyen kadına gülümseyip ‘‘Olmaz, yardım edeceğim,’’ diyerek son noktayı koydu ama yerinden kalkamıyordu. Kalksa da gideceği yer Sevda’nın yanı olurdu, biliyordu. Bakışmaları uzarken genç kadının yerinden kalkıp yanına gelmesiyle o da ayaklandı. ‘‘İyi misin?’’ diye soran Sevda’ya ‘‘Evet,’’ diye fısıldadı ve genç kadını bileğinden tutup kendine çekti. Göğsü, göğsüne yaslanan kadının beline tek elini koyup yaklaştı. Sevda bu hareketle nefesini tutup gözlerini kapattı. Mert’in onu öpeceğini düşündüğünden heyecanlanmıştı. ‘‘Gözlerini aç,’’ diyen adamla dudakları aralanırken, dudaklarının üstünde hissettiği parmaklarla gözlerini araladı. Mert yüzünde hafif bir tebessümle Sevda’nın dudaklarını okşuyordu. ‘‘Seni öpersem kendime engel olamam,’’ deyince Mert, Sevda kasıklarının sızladığını hissetti. ‘‘O zaman öpmemelisin,’’ deyip seslice yutkundu genç kadın. ‘‘Şu an sözlerinle değil, gözlerinle konuşuyorsun Sevda. Gözlerin bana bambaşka bir şey söylüyor.’’ Mert’in cümlesiyle gözlerini kaçırdı. Bu adam tarafından öpülmek istiyordu ama ortamın müsait olmadığının farkındaydı. Belindeki elin orayı okşamaya başlamasıyla titredi Sevda. Derin bir nefes alıp başını Mert’in omzuna dayadı. ‘‘Zorluyorsun beni.’’ ‘‘Hoşuna gittiğimi sanıyordum.’’ Mert’in imasıyla başını kaldırıp genç adama baktı tekrardan. ‘‘Şüphen olmasın,’’ derken gözlerini Mert’in dudaklarından ayırabilse genç adamın da zorlandığını gözlerindeki ifadeden anlayabilirdi. ‘‘Özür dilerim,’’ diyen Mert, Sevda’nın nedenini sormasına fırsat vermeden genç kadının dudaklarına eğildi ve Sevda’yı öpmeye başladı. Ellerini Sevda’nın sırtına yerleştirip onu bedenine iyice yaslarken, dudaklarını müptelası olduğu dudaklardan bir an olsun ayırmıyordu. Geri geri gidip kalçasını arkasındaki tezgâha dayarken, devirdiği sandalyenin farkında değildi. Bir eli Sevda’nın kalçasına doğru indiği sırada, genç kadının soluklanmak için dudaklarını çekmesiyle o da ciğerlerini hava ile buluşturdu. Nefes nefese kalmış ikili arzuyla birbirine bakınca, Mert’in ‘‘Kaç,’’ demesi Sevda’nın kaşlarının çatılmasına neden oldu. Gözlerini kapatıp derin bir soluk aldı genç adam. Hâlâ kollarının arasında olan kadına sarılıp, kulağına doğru fısıldadı: ‘‘Elimden bir kaza çıkmadan git buradan.’’ Sevda başını kaldırıp Mert’in gözlerine baktığında, genç adam bıkkınlıkla gözlerini araladı. ‘‘Hanımefendi sabrımın da bir sınırı var. Şimdi gitmezsen öpmekle kalmam,’’ diyen Mert, Sevda’nın ayaklarına beton dökme isteğini kamçılıyordu ama bulundukları ortam ve aralarındaki resmiyete dökülmemiş ilişki bunun için uygun değildi. Bu düşünce aklına başka bir düşünceyi getirdi Sevda’nın: ‘Ya basit bir kadın olduğumu düşünüyorsa?’ Bir çırpıda Mert’in kollarından kurtulup aralarına birkaç adımlık mesafe koydu. Elleriyle bedenini sardığında, başı utançla yere eğilmişti. Mert, Sevda’daki değişimi anladığından genç kadına doğru adım attı ama adımı Sevda’nın da geri adım atmasıyla sonuçlandı. Az önceki durumdan farklı bir duruma düşmeleriyle ‘Yanlış bir şey mi dedim?’ diye düşündü genç adam. Bir adım daha atınca, geri adım atan kadın sinirini bozduğundan, iki adımda Sevda’yı yakalayıp kollarının arasına aldı tekrardan. ‘‘Ne oldu?’’ diye sorduğu kadından cevap alamayınca ‘‘Sevda hani her şeyi konuşacaktık?’’ diye ısrar etti. Sevda başını kaldırıp Mert’e baktı. Yüzünü buruşturup ‘‘Ben kendimi kötü hissettim,’’ dedi kısık bir ses tonuyla. Mert’in aklından kötü öpüştüğü bile geçerken, Sevda’nın kendini düşürdüğü pozisyon geçmemişti. Soran gözlerle kollarının arasındaki kadına bakmaya devam etti. Mert’in açıklama beklediğini anlayan Sevda rahmetli kocasından bahsedecek olmanın gerginliğiyle gözlerini kaçırdı. ‘‘Ben böyle biri değilim yani Fatih birlikte olduğum tek erkekti,’’ dedi gittikçe kısılan ses tonuyla. ‘‘Seni zorluyor muyum?’’ diye soran adama hayretle baktı. Bunu kastetmemişti. Başını hızla sağa sola sallayıp elleriyle Mert’in kollarını kavradı. ‘‘Hayır, Mert yanlış anladın. Ben sadece beni yanlış tanımanı istemiyorum. Biz tanışalı bir hafta olacak yarın ve geldiğimiz noktaya bak.’’ Kaşlarını çatmış, ‘Saksı’ diye adlandırdığı aklının çalışmasını bekliyordu Mert. Sevda’nın neden kötü hissettiğini anlamaya çalışıyordu. Çıkardığı tek sonuç genç kadının bulundukları durumundan rahatsız olduğuydu. ‘Ben onu öptüğümde Müjdem’e ihanet etmiş gibi hissetmiştim acaba o da Fatih’e mi ihanet etmiş gibi hissediyor kendini?’ Bu düşünce Mert’in canını yakmıştı. Müjde’nin yeri her zaman ayrı olacaktı ama o da bazı şeyleri kabullenmişti artık. Özellikle geçen gece gördüğü rüya Müjde’ye haksızlık etmediğini anlamasına vesile olmuştu. Tam kendini Sevda’ya açmışken, başa dönmek istemiyordu ama kollarının arasındaki kadına da gerektiği kadar zaman tanımaya hazırdı. Sevda’nın belindeki ellerini çekeceği sırada genç kadın bunu anlamış olacak ki ellerini Mert’in omuzlarına yerleştirdi. Böylece Mert, ellerini kadının iki yanında sabitledi. Dışarıdan dans eden bir çift gibi görünüyorlardı. ‘‘Daha yeni seni öptüğümü varsayarsak düzgün düşünebilmek için biraz daha zamana ihtiyacım var Sevda. Bana neden kötü hissettiğini daha net bir şekilde açıklar mısın lütfen?’’ Derin bir nefes alıp ‘‘Beni, her önüne gelen erkeğin kollarına atlayan biri olarak düşünmeni istemiyorum,’’ dedi ve Mert’in konuşacağını anlayınca ekledi: ‘‘Ben daha önce böyle bir şey yaşamadım. Fatih’le bile evlenmeden bu kadar yakınlaşmamıştık. Mert günlerdir yaptıklarıma akıl sır erdiremiyorum.’’ Mert’in yüzündeki tebessümle ona bakması Sevda’nın gereksiz bir heyecan duymasına neden oluyordu. Özellikle genç adamın sol yanağındaki gamzenin belirmesi Sevda da orayı öpmek için yoğun bir istek uyandırıyordu. ‘Bir kere öpsem mi acaba? Hemen hızlıca öpüp geri çekilirim. Yok, şimdi olmaz. Dokunsam ya peki?’ Mert’in kahkahasıyla daldığı yerden dönen Sevda, genç adamın burnunu yanağına sürterek ‘‘Bu evde bir tane Leyla var Hanımefendi ikinciye gerek yok,’’ demesiyle yanaklarının ısındığını hissetti. Mert, Sevda’nın yanağına küçük bir öpücük kondurup uzaklaştı. Yüzündeki gülümseme onu oldukça yakışıklı gösteriyordu ve Sevda nefes almayı genç adam onu yanağından öptüğünde unutmuştu. ‘‘Yanlış bir şey yapmıyoruz Sevda. Kaç yaşında insanlarız üstelik ikimizde tecrübeliyiz. Benden uzak durmak istersen anlayış gösteririm. Benim de kızlarım, kız kardeşim var ama sırf senin hakkında saçma şeyler düşüneceğime inanıyorsan yanılıyorsun.’’ Genç kadının dudaklarını aralamasıyla bir şey diyeceğini anladığından, işaret parmağını Sevda’nın dudaklarının üstüne yerleştirdi ve konuşmaya devam etti. ‘‘Yıllardır yalnızdım ve şimdi kollarımın arasında her şeyi paylaşabileceğimi düşündüğüm birinin olması paha biçilemez. Evet, haklısın hızlı ilerliyoruz ama bu bizim yanlış bir şey yaptığımızı göstermez, birine duyduğumuz ihtiyacı gösterir. Sevda sen gelmeden önce ben içimdeki boşluğu başka şeylere yorardım. Şimdi ise yokluğuna yoruyorum. Sana aşk vaat etmiyorum, edemem de ama burası huzur veriyor,’’ deyip genç kadına tekrardan sarıldı ve burnunu Sevda’nın boynuna gömdü. Genç kadının da ona sıkıca sarılmasıyla tebessüm etti. Her gün biraz daha yakınlaşıyorlardı ve Mert bu durumdan çok memnundu. ‘‘Mert,’’ adının fısıltıya benzer bir tonla mırıldanılmasına aynı şekilde karşılık verdi: ‘‘Sevda?’’ ‘‘Kafeye gidecektin.’’ Sevda’nın ona hatırlattığı gerçekle başını kaldırdı. Genç kadının sürekli topuz halinde olan saçlarından fırlamış bir tutamda parmaklarını dolaştırıp ‘‘Masayı toparlayıp çıkarım,’’ dedi. ‘‘Hayır, Mert ben hallederim,’’ diyen kadına itiraz edemeden Sevda’nın kolundan çekiştirmesiyle mutfaktan çıktılar. Hole geldiklerinde Sevda ‘‘Çocuklar babanız kafeye gidiyor,’’ diye bağırdı. En önden Çiçek arkasından Can salondan çıkarken, Mehmet de odasından çıkıp hole geldi. ‘‘Biriciğim babacığım beni özlersen gel olur mu?’’ diye rica eden kızına gülümseyip spor ayakkabılarını giyindi ve kızını kucağına aldı. ‘‘Seni özlemediğim bir an bile yok Çiçeğim,’’ derken kızının yanaklarını öpüyordu. Ardından kızını tek kolunda sabitleyip sırasını bekleyen Can’a döndü ve onu da kucağına aldı. ‘‘Can’ım, Çiçeğim ve Sevda ablan önce Allah’a sonra abine sonra da sana emanet. Onlara iyi bak.’’ Ellerini yumruk yapıp olmayan pazılarını babasına gösteren Can, ‘‘Sen hiç merak etme babacığım ben onları farelerden ve cadılardan korurum,’’ dedi. Çiçek duyduğu cümleyle heyecanlanıp ‘‘Köpekçik balıklarından da korur musun ikizcanım?’’ diye sordu. Can kardeşini düzeltmek istese de duruşunu bozmayıp ‘‘Sen hiç korkma Çiçeğim, ben seni her şeyden korurum,’’ deyince küçük kız babasının diğer kolundaki kardeşine sarıldı ve neşeyle konuştu: ‘‘Oy biriciğim ikizcanım iyi ki varsın!’’ Mert, çocuklarının saçlarına birer öpücük kondurup ikisini de yere indirdi. Mehmet’in saçlarını okşayıp ayağa kalktığında Sevda ile göz göze geldi. Bu esnada çocuklar başlayan çizgi filmin sesiyle el sallayarak salona geçince, ikili yine yalnız kalmış oldu. ‘‘Bir şey olursa beni ev telefonundan arayabilirsin. Rehberde ‘Babacım’ diye kayıtlıyım,’’ deyip Sevda’nın başını sallayarak onaylamasıyla yanlarındaki portmantoyu işaret etti Mert. ‘‘İlk çekmecedeki kutunun içinde ve yatak odasında gardırobun orta kapağını açınca hemen üst rafa koyduğum zarfın içinde para var, aklında olsun. Markete gitmeye bir tek Memo’nun izni var. O da beş dakika içinde dönmek şartıyla. Acil bir şey lazım olursa söylersin alır ama gelmesi beş dakikayı aşarsa hemen beni aramalısın. Kapı çalarsa ‘Kim o?’ demeden...’’ deyip sustu Mert, Sevda’nın çatılan kaşlarını görünce. Ellerini havaya kaldırıp ‘‘Tamam tamam,’’ dedi ve aklına gelen diğer şeyi söyledi: ‘‘Kızlar bugün de annelerinde kalırlar büyük ihtimal. Akşam için yemek yapma beni bekle, birlikte hazırlarız bir şeyler.’’ Babalık damarı tutan Mert’i dinlemek hoşuna gitse de onun bu kadar pinpirikli olmasını komik buluyordu Sevda. ‘‘Mert, git artık,’’ dedi hâlâ bir şeyler anlatan adama. ‘‘Ama...’’ diyen Mert, fazla pinpirikli davrandığını fark ederek sustu. ‘‘Tamam, özür dilerim güzelim sadece çocuklarla ilk kez yalnız kalacaksın ya telaş yapma istedim.’’ Sevda ‘Güzelim’ kelimesinden sonrasını duyamasa da Mert’in bu kelimenin devamında kötü bir şey demeyeceğini tahmin ediyordu. Gülümseyerek genç adama yaklaşıp Mert’in uzamaya başlayan sakallarının arasına bir öpücük kondurdu. ‘‘Git biraz para kazan, yakında seni epey masrafa sokacağım,’’ diyen kadınla kahkaha attı Mert. ‘‘Yatak odasındaki sol koltuğun altında yere gömme, gizli bir kasa var. Şifreyi çözersen masrafını oradan karşılarsın,’’ dedi oyuncu bir ses tonuyla. Neredeyse evde tüm para saklanan yerleri öğrenmek bir yandan gururunu okşarken, diğer yandan huzursuz hissetmesine neden olmuştu Sevda’nın. ‘‘Öyle bir söylüyorsun ki hırsız olasım geldi,’’ diyen kadına yaklaşıp şakağından öptü. Aralarındaki yakınlığı bozmadan düşüncesini aynen dile getirdi: ‘‘Beni yanlış anlama güzelim sana güvenmesem çocuklarımı emanet etmezdim. Para kazanılır, ben ailemi genişletmeye çalışıyorum.’’ Ona sarılıp kulağının altından öpen kadınla içi titredi Mert’in, Sevda’dan istemeyerek de olsa ayrılıp kapıyı açtı. Dışarı çıkıp Sevda’ya ‘‘Allah’a emanet olun,’’ dedi. ‘‘Sende,’’ diyen kadına göz kırpıp arkasını döndü ve kafeye doğru yürümeye başladı. Genç adamın arkasından bir süre daha bakan Sevda kapıyı kapatıp, alnını kapıya yasladı. İçinde fırtınalar koparken dudaklarından dökülen tek dua ‘‘Allah’ım sen mutluluğumuzu bozma, bize bu dünyada da ahrette de iyilik ver,’’ oldu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE