Geçiş evinin duvarları arasından süzülen sabah ışığı, odanın içindeki ağır sessizliği dağıtmaya yetmiyordu. Akın, saatlerdir uyanık olmasına rağmen kıpırdamamıştı. Göğsünde uyuyan Asya’nın her düzenli nefesi, onun için birer mermi çekirdeği gibiydi her biri ruhundaki o aşılmaz sandığı savunma hattını delip geçiyordu. Akın, hayatı boyunca acıyı bir öğretmen, yalnızlığı ise bir kalkan olarak benimsemişti. Fakat şimdi, kolunun altında savunmasızca yatan bu kadın, ona bambaşka bir şey öğretiyordu zayıflık. Akın’ın zihni, gece boyunca enkazın altındaki o anları tekrar tekrar yaşıyordu. Beton yığınlarının altında nefesi kesilirken, onu hayata bağlayan şey intikam hırsı değil, Asya’nın dışarıdan gelen o yırtıcı çığlığı olmuştu. “Akınnn!” diye haykırışı... O an anlamıştı ki, bir celladın en

