3 Kimsem Yok!

1033 Kelimeler
"Ne abisi lan! Evde ikimiz varız sadece. Şimdi seni benim yapsam, kim tutabilir beni? O zaman mecbur evlenirsin!" dedi. Bakışlarındaki ifâde benim midemi bulundırmaya başlarken Fehim abi ,gözlerini yüzümden çekti, bedeni bedenime dokunmadan üzerimden kalktı. "Korkma! Bana gelinim olarak geleceğin güne kadar dokunmam. Ama benimsin bunu bil!" dedi odadan geri adımlarla bedenimi süzerek çıkıyordu. Uzandığım şilteden doğrularak kalktım. Ağlıyordum. Korkumdan tir tir titrerken nefes alamadığımı, midemin bulantısının artışıyla kendimi evden dışarıya attım. Ayağım çıplak sadece koşuyordum. Güneş tepeden vurup yakıp kavururken kendi hızımın rüzgâr esintisi, bir nebze midemin bulantısına iyi geldi. Tarlaları aşıp geçiyordum. Bilinçsizce koşarak geldiğim yer, babamın mezarlığı olmuştu. Yanı başına kara toprağın üzerine çöktüm. Elim toprağının sıcaklığı ile buluştu. Babamı hissettim sanki. Sıcaklığına, sevgisine çok ihtiyacım vardı. Mermer taşında gözüm gezindi. Arif Bulut yazısına gözüm kaydı. Hiç hatırlamadığım babamın yasını bugün yine tutuyordum. Gözlerimden süzülen yaşlar sineme düşüyordu. "Ah babam ,atam. Sen yoksun. Kimsem yok! Ne edeceğim ben? Beni de al koynuna, hemen şuracıkta yatıversem olmaz mı? " Yanındaki boşluğa uzandım. Ölümü hissettim. Hangisi zor düşündüm. Ölümü bile tercih edemiyordum ecelim gelmedikçe. Bana emanet iki kardeşim vardı, analık yapmak zorunda olduğum. Arif ile Ahmet aklıma düştü. Bensiz yapamayacakları ile silkelenmem gerektiğini düşündüm. Şimdi kendimi abimin eşi olmaya hazırlamam gerekliydi. Babamın yanındaki uzandığım topraktan kalktım. Halsiz düşen bedenimi ayakta tutmalıydım. Mermer taşından destek aldım. Beni tutan babamın eliydi. "Babam korkma ben iyiyim. Seni özledim sadece, sen canını sıkma tamam mı? Yine gelirim ben yanına, " dedim. Üç ihlas bir fatiha okudum. Elimi yüzümle kapatıp babam için dua ettim. Köyün mezarlığından yalın ayak çıktım. Başımda al ham'ım, ( al şal, Mardin yöresinde bağlanan biçimde) üzerimde çiçekli fistan kimseye görünmeden eve ulaşmayı dileyerek yürüdüm. Ayağıma batan çakıl taşları, diken, sıcak toprak acısıyla ilerliyordum. Köyümüzün saf , aklı biraz eksik olan Zülküf'ü beni her gördüğü yerde, "Havin, bana varcan mı? Benim olcan mı?" der etrafımda dolanırdı. Bende bilirdim ki bana kötülüğü dokunmaz güler geçerdim. Şimdi yine etrafımda dolanıyordu. Siyah şalvar, mavi tişörtü , temiz giyinen anasının tek çocuğu olan Zülküf'ün bana hep zaafı vardı. Hep aynı sözleri kullanıyordu. "Havin, bana varcan mı? Benim olcan mı?" Yüzümde küçük bir tebessüm oluşturdu. "He Zülküf bir sen eksiktin," diye kendimce mırıldanıp yoluma devam ettim. ***** Azat Ağa; Anamın serzenişinden bıkıp kendimi arabama attım. Sadece sürdüm nereye gittiğimi bilmeden , kaç köy geçtim fark etmediğim. Ta ki al ham takmış koşarak giden ayağı çıplak kızı görene kadar. Aniden frene bastım. Dikkatimi çekmişti farklı oluşu, merak uyandırdı nereye koştuğu. Arabamın manevrasını değiştirip takipe koyuldum. Arabamla hızına anca yetişiyordum. Siyah uzun saçları ,alın içinde güneşin parlaklığıyla göz alıyordu. Beni onu takip etmeye çeken bir şey vardı. Bilmediğim... Mezarlıkta durunca ne alâka diye düşündüm? Arabamdan indim. Görünmeden ne yapacağını merakla izlemeye koyuldum. Yanına uzandı mezarın. Çaresizdi hissettim. Acısını yaşadı, güç toplayıp kalktı. Bilmiyorum Azat ağayı buraya sürükleyen ne? Kendime kızdım ne yaptığıma, burada ne işim olduğuna? Yinede sesiz bekledim. Al yazmalı kız önde ,ben fark ettirmeden arkasında evine kadar takip ettim. Oradan uzaklaşıp cep telefonumla Milan'ı aradım. Adresi verip araştırmasını istedim. Telefonu kapatır kapatmaz yan koltuğa bıraktım. " Galiba buldum." dedim yüzümde oluşan tebessüm arabamın dikiz aynasına yansıdı. Hızla ilk kez geldiğim köyden uzaklaştım. Konağa geri döndüm. Bilmiyorum ama içimi bir huzur kapladı. Anamın benim üzerimde yarattığı evlen baskısından kurtulacaktım. Biliyorum beni o köye götüren, o kızı yalın ayak yollara vuran aynı şeydi. "Hoş geldin abi erkencisin bir şey istermisin?" diyen en küçük bacım Hazal'dı. Kolumun altına alıp avludan içeriye doğru yürüyüp merdivenlere yönelirken, " He valla bir kahveni alırım." dedim. "Olur abim sen iste yeter ki," dedi gülümsüyordu. Merdiven bittiğinde ben çalışma odama geçerken Hazal'da mutfağa yöneldi. Odama geçip beyaz gömleğimin kol düğmelerini açıp iki kat katladım. Masama geçip koltuğuma oturdum ve arkama yaslandım. Başımı arkaya yasladım. Gözlerim kapalı kızı düşündüm. Kömür karası saçı güneş etkisiyle gecenin parlayan yıldızı gibi durmuştu. Bedeni hafif balık etli, 1,65 boylarında alımlı, güzel yüzlü bir kızdı. Buğday teni, kahve gözleri beni görmese de, mezarlıkta ben görebilmiştim. Kapımın tıklanma sesiyle gözümü açtım. Hazal elinde kahve tepsisi bana doğru yürüyordu. Yüzüne baktığımda sanki o kızdı. Hazal'da esmerdi ve bana onu andırdı. Tepsiden kahveyi alıp önüme koyduğunda , "Abim bugün yüzün ayrı gülüyor sanki? Bir şey mi var?" dedi. Su bardağını da koyuyordu. "Yok Hazal ," "Tamam abi öyle olsun." dedi elindeki boş tepsiyle odadan çıkarken, "Afiyet olsun," dedi, göz kırptı ve çıktı. Hazal'ın tavrına gülüp geçtim. Kahvemden bir yudum içtim telefonum çaldı. Arayan Milan'dı. Sağ kolum, can dostumdu. Telefonu merak içinde açtım. "Evet konuş," "Azat, kızın adı Havin. Babası ölmüş, anası bırakıp başkasıyla evlenmiş. İki üvey kardeşi, amcası ve kuzenleriyle yaşıyor. Kuzeniyle nişanlıymış on gün sonra düğünü yapılacakmış. Ama Havin hiç istemiyormuş." İşittiklerim yerimde kıpırdanmama sebep oldu. Sesimde bugüne dek hissetmediğim bir kısıklık anında oluşuverdi. "Milan başlık parasıyla bu işi halledebilir misin? Onu benim eşim yapmak istiyorum. Bu akşama kadar öğren benim için." "Tamam Azat elimden geleni yapacağım. Görüşürüz." Telefonu kapattım. Kızı ilk gördüğüm an aklıma düştü. Bugünkü kaçışında bir şey olduğu belliydi. Canı yanıyordu. Kahvemi içecek keyif bile kalmamıştı. Sırf kafam dağılsın diye önümdeki dosyaları kurcalamaya başladım. Zaman, masamdaki kum saatinden tane olarak dökülürken kaç saat geçmişti. Telefonumu elime alıp Milan'ın aramasını bekledim. O kıza karşı ne hissettiğimi bilmiyordum? Bunca yıl hiç kimseden etkilenmemiştim. Bu benim için ilkti. Bom boş geçirdiğim vakitlere yenisini eklerken telefonum elindeyken çaldı. Daha ilk titremesinde açtım. "Alo Milan hallettim de," aceleci halimi durduramıyordum. "Azat, amcasını buldum, konuştum. Başlık parasını duyunca gözleri parladı. Kabul etti gibi ama, oğlu olan kızın nişanlısını ikna etmek zorundaymış. Konuşması gerekliymiş. Öyle söyledi." dedi ve sessiz bir biçimde benden cevap bekledi. Ben odanın içinde çalışma masası ve aradaki koltuk arasında stresli, düşünceli yürüyordum. Ne yapabileceğimizi düşünüp karar vermeliydim. "Milan sen orada bekle! Bende geliyorum. Bu akşam bu işi halletmeden uyursam bana uyku haram olur. " "Tamam gel." Telefonu kapattım. Üzerime siyah ceketimi alıp, telefonu cebime koyup odadan, merdivenden hızla indim. Arabama binip, o köyün yolunu tuttum. Yarım saat sürmüştü. O evin kapısına yakın bir yere arabasını park eden Milan'ı gördüm. Bende hemen arkasına arabamı park ettim. İkimizde aynı anda arabadan indik. "Azat hayırdır bu kıza karşı?" Sözünü tamamlamadan bir bakışımla sus pus oldu. Eski köy evinin önüne geldik. Milan kapıyı tıkladı. Kapı kısa süre sonra açıldı. Kapıyı açan Havin'di. Havin ise karşısında gördüğü temiz, bakımlı üzerinden kalite kokan, yakışıklı ,esmer, uzun boylu adamları görünce şaşkınlık yaşadı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE