4 Azat Ağa

1072 Kelimeler
Havin; Çıplak ayağımla eve kadar zorlanarak yürüyor kimsenin ağzına sakız olmamak için dua ediyordum. Canımın yanması bedenen değil, ruhendi. Eve girdiğimde kimsenin olmamasına sevinerek kendimi direkt banyoya attım. Üzerimin tozunu, toprağını temizlemeye ihtiyacım vardı. Tepemden akan sıcak suyun eşliğinde, bedenime süzüldükçe her su tanesinin arındırdığı bedenimin yanı sıra ağlayarak ruhumuda yıkamaya, devam ettim. Bedenimden akan beyaz köpükler ile ovalanarak durulandım. Aceleci tavır içine bürünmüştüm. Kimse eve gelmeden banyodan çıkmalıydım. Nasıl bu evde Fehim abimle kalacağımı ve yakında nasıl karısı olmaya tahammül edebileceğimi kara kara düşünüp duruyor her düşündüğümde bu işin içinden çıkamıyordum. Banyodan çıktığımda üzerime pembe, üzerinde beyaz çiçekleri olan fistanımı giyinip üzerine ak hamımı taktım. Sonra mutfağa gidip akşam yemeğine koyuldum. Hızlı hareket ediyordum. Yemeklerle oyalanmak bir nebze düşünme olayımı durdurmuştu. Yemekler hazır olduğunda evin diğer işlerine koyuldum. Zaten küçüktü ev ,sadece boş oturup halime acımak istemiyordum. Günün batmasını ,etrafın içim gibi kararmasını beklerken eve önce benim kardeşlerim Arif ve Ahmet geldi. Sohbet ederek eve giriyorlardı. Neşeleri yerindeydi, zaten bu evde sadece benim neşem olmuyordu. Odaya girdiklerinde yerdeki şilteye otururlarken , "Aba ne yemek yaptın?" dedi Arif. Onaltı yaşında babamın adını taşıyan kıymetli kardeşimdi. Hepimiz, esmer ,kahve gözlüydük. Baba tarafımızdan alıyorduk genlerimizi. Ondört yaşındaki Ahmet'in üzerinde emeğim çok büyüktü. İki yaşında bana emanet edilmişti. Bana çoğu kez ana demişliği bile vardı. Küçücük yaşımda daha yediyken ana olmuştum onlara. Babannem, anamın terk etmesiyle bize düşman kesilmişti. Recep amcamı everip onunla karşı kerpiç evde oturmaya başlamıştı. Şimdi kardeşlerime gururla bakıyordum. Onlara sevdiği yemekleri yaptıkça mutlu oluyordum. "İçli köfte, ayranaşı ,salata yaptım Arif." dedim. Yerimde dudağımın kenarını ısırıyor kardeşlerimin bu olayı bilip bilmediğini merak ediyordum. Daha fazla sessizlik içinde boğulmak istemedim. "Siz abimle evleneceğimi biliyor musunuz?" dedim ikisinin yüzüne pür dikkat bakıyordum. İkisi aynı anda başını salladı. Hiç üzgün değillerdi. Yüzlerinde düğün havası kadar şen bir ifade oluşmuştu. Ben anında kaşlarımı çatarak, "Niye bu kadar mutlusunuz? Hiç beni düşünmüyor musunuz?" dedim sitemkardım. Kalbimin param parça oluşunu ,her kırığın kalbime saplandığını hissettiğim acımla. Dokunsan ağlayacak hale gelmiştim. "Aba ne güzel hep bizimle kalacaksın. Hiç ayrılmıycaz. Abimi biliyoruz seni seviyor. Üzmez seni." dedi Ahmet. Arif'te başını hareket ettirerek onayladı. Zaten üzgün olduğum bir durum içinde mecbur olarak kabullenişe geçiyordum. 'Güzellikle ya da zorla' abimin dediği gibi. Sessiz kaldım. Amcam ve üç oğlu daha geldiğinde yerimden kalkarak sessizce mutfağa gittim. Yer muşambasını serip üzerine yemekleri taşıdım. Etrafına oturduk sessiz geçen bir yemekti. Amcamın düşünceli duruşu devam ediyordu. Vaz mı geçti diye ümitlenmedim değil. Abimin de gözünü benden ayırmadığını seziyor hiç o yöne bakmıyordum. Yemeğimiz bitmişti. Yere serdiğim muşambadaki tabakları ve diğerlerini kaldırdığımda kapının tıklamasıyla kapıya yöneldim. Kapıyı açar açmaz gördüğüm adamlarla gözlerim yuvasından çıkacaktı. Gözlerim o anın şokuyla adamları en ince ayrıntısına kadar süzdü. Uzun boylu, esmer , güzel ve temiz ,marka kokan kıyafetleriyle yanlış geldiklerini düşünürken bıyıklı olan bey (Azat Ağa) önce beni süzdü. Utancımdan al al olmuştum. Yüzlerine bakmayı kesip gözlerimi başka yöne kaydırdım. Konuşmaya yanındaki diğer esmer (Milan) başladı. "Halil bey evde mi? Onunla görüşecektik. " dedi yanındaki adama (Azat Ağaya) baktı. Bende başımı kaldırıp beni süzen adama baktığımda gözlerimiz bir an çakıştı. Kahve gözlerinin içi karanlıkta bile parlıyor, göz bebekleri koridordan yansıyan sarı ampulün loşluğuyla iri görünüyordu. Hemen geri çektim gözlerimi ve , "Evde amcam buyurun kapıda kalmayın. " dedim kapının önünden çekilerek girmelerini bekledim. Ayakkabılarını çıkardılar, beni süzen yakışıklı adam (Azat Ağa) önden diğeri arkasından koridorda yürürken bana dönüp baktılar. Benim yön göstermemi beklediler. Önlerine geçtim utanarak, "Burası ," diye elimle odanın kapısını gösterdim. Üçümüz odaya girerken amcam anında yerinden kalktı. Önlerinde eğilip iki eli pençe divan hazır da bekledi. "Hoş gelmişsin Ağam, " dedi buyur edecek yer bakındı odanın içinde. O bakınırken ben de bakındım. Sadece her yerde şilte vardı. Adamlar her hangi bir kenara yavaşça oturdu. Amcam da karşısına diz çökerek oturmuştu. Kardeşlerim ve amca oğullarım da , "Hoş geldiniz ağam," dediler ve konuşacakları şey özeldir diye meraklı ve şaşkın ifadeleriyle odadan yavaş yavaş çıktılar. Bende odadan çıkacakken, "Havin, sen Recep amcanlara bir gitsene," dedi kaşıyla, gözüyle odadan çıkmam için işaret ediyordu. Ne olduğunu anlamamıştım ama bana bakan o adamları ,gözlerinin takip ettiği bedenimi utanarak ellerimi önümde bağladım. Amcama başımı sallayıp odadan hızla çıktım. Koridoru geçip dış kapıya yöneldim. Kim olduklarını çok merak ediyordum. Merak tüm bedenimi kuşatırken bıyıklı ve yakışıklı olan adamın (Yani Azat Ağa) bana bakışı gözümün önüne geldi. Kapıyı kapatıp ayağıma terliklerimi giyinirken o zengin adamların ayakkabılarını düzelttim. Karşı evdeki Recep amcamın evine geçtim. Kapıyı tıkladığımda kuzenim Dijvan kapıyı açtı. Bu saatte buraya gelmemi yadırgayan bakışını bana sunarken sessizce içeri girdik. Yağmur gülümseyerek, "Hoş geldin Havin aba," dedi yanıma yaklaştı. Sarılıp öptü. On iki yaşında olan Yağmur, on yaşındaki Dijvan beni çok severdi. "Hoş buldum," dedim. Babannemin yanına gittim. Elini öpüp yanındaki şilteye oturdum. Başka odadan gelen yengem , "Hoş gelmişsen Havin," dedi gülümsüyordu. Başımı sallayarak, "Hoş buldum yenge, evimize misafir geldi. Amcam buraya gönderdi beni." derken amcamda odaya giriş yaptı. Amcam şaşkın ve düşünceli mimikler içine bürünmüş bir hâlde yerine oturdu. ***** Milan, "Halil oğlunla konuştun mu?" dedi. Halil'in yüzüne dikkatini vererek, "Yok Beyim az önce geldik zaten fırsatım olmadı. " dedi yüzü renkten renge giriyordu. Azat Ağa , "Çağır şu oğlunu bakalım. Konuşalım. " dedi sesinin en sert ,ciddi tonuyla. Azat Ağa bu gece bu evden Havin'in sözünü almadan çıkmayacaktı. Kafasına koymuştu. Halil anında yerinden ok gibi fırlayarak kalktı. Odadan hızla çıktı. Azat ve Milan bir birlerine bakıp bu işin kolay olacağını düşündüren tavır sergiliyordu. Azat Ağa göz gezdirdi odaya, "Havin seni bu evden kurtaracağım. " diye içinden kendine sözler verdi. Halil yanında Fehim ile birlikte odaya girdi. Fehim anlamakta zorluk çekse de sessiz kalmaya devam ediyordu. Yere oturduklarında sanki ev Azat Ağanınmış gibi bir tavıra büründüler. Azat Ağa daha bir rahatlayarak tuttuğu nefesi saldı. "Havin senin sözlünmüş. Ama biliyorum kızın seni istemediğini. " der demez Fehim öfkenin hızla bedenine yerleşmesiyle olduğu yerden kalkacakken babasının elini dizinde buldu. Babasına baktı. Halil bakışıyla oğlunu terbiye etti. Sus pus olan Fehim burnundan soluyorken Azat Ağa sözlerine devam etti. "Bakın size bir teklifim var. Sizi bu evden kurtarır daha iyi imkanlar sağlarım." göz gezdirdiği odada Fehim'e bakarak, "Sana güzel bir iş, maaş veririm. Başlık parası da alacaksınız. Hepinizin hayatı değişir, düşünün! " dedi Azat Ağa. Halil ile bakıştı. Normalde olsa Azat Ağanın yanından bile geçemeyecekleri adamlara Havin için tenezzül ediyordu. Halil ile Fehim şaşkın bir birlerine bakıyordu. Halil şimdiden tav olmuştu duydukları ile gözünde canlandı bile yeni hayatları. Fehim sevdiği kızdan vaz geçecek mi? Kendisi bile bilmiyordu. Ama sabah ki konuşmaları, Havin'in yakarışları ile karşısında duran Azat Ağa ile sevgili olduğunu bugün kü konuşmadan sonra Havin'in getirttiğini düşündü.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE