13. Bölüm

1876 Kelimeler
İkinci dil olarak Fransızcayı seçmediği için ilk kez pişmanlık duyduğunu hissetti Annemarie. Tren Paris istasyonuna ulaştığında Fransızca yapılan anonsların sadece birkaç kelimesini anlayabiliyor, tamamını çevirmeyi başaramıyordu. Almancayı Fransızcadan çok daha iyi bilmesi hiçbir işine yaramadığı için önemi yoktu. Almanca'yı biliyordu çünkü annesi bir Almandı. Yaşıtları kariyer yaparken kendisi çocuk doğurmuş, anne olmayı işinin önüne koymuştu. Lowell'a baktığı her anda çok doğru bir karar verdiğini düşünüyordu. Babasının ona sunduğu hayatı kabul etmesinin sebebi de Lowell'dı. Oğlu olmasaydı bunca yıl mahkum gibi yaşamayı kesinlikle kabul etmezdi. Ve şimdi yine oğlu için yeni bir hayat kurmak hayaliyle yola çıkmıştı. Tren garda durunca, yolcular ağır adımlarla treni boşaltmaya başladılar. Annemarie kompartımanın boşalmasını beklerken, üst kısma koyduğu valizine uzandığı anda yanında beliren genç bir adamın sesini duydu. "İzninizle yardım edeyim hanımefendi." dedikten sonra valizi indirip Annemarie'e gülümsedi adam. Annemarie de ona kibarca gülümseyerek karşılık verdi. "Teşekkür ederim ama kendim yapabilirim." "Rica ederim, lütfen size dışarıya kadar eşlik etmeme izin verin." Adamın bakışları Lowell'a kaydı. "Oğlunuz hala tam olarak uyanmış gibi görünmüyor." "Yolculuk yapmaya alışkın değil ve bizim için yorucu bir gündü." "Sizi anlayabiliyorum çünkü benim de küçük bir kızım var. Şey... Annesiyle yaşıyor." Annemarie genç adamın teklifini kabul etmemeyi düşündü ancak o kadar kibardı ki ona hayır demek yerine başını olumlu anlamda sallayıp kabul etti. Alex'in birkaç adım ötedeki kapının önüne ne zaman geçtiğini bile görmemişti. Kendisine yardım etmek yerine trenden inmeyi düşünmesi kadar kaba bir davranış olamazdı. Tamam birbirlerine çok yakın olmayacaklardı ama en azından bu genç adam gibi kibar davranmayı pekala becerebilirdi. Bunu düşünmeyi bırakıp, oğlunun elini tutarak, valizini taşıyan adamın arkasından yürümeye başladı. Onlar kapıya ulaştığında Alex trenden inmiş, yolcuların bekleme çizgisinin ötesinde küçük valizi ile bekliyordu. Valizini taşıyan genç adam, valizi önüne koyunca ona yine teşekkür etti. Adam oradan uzaklaşınca, oğlunun önünde dizleri üzerine çöküp, Lowell'ın dağılan giysilerini ve saçlarını düzeltmeye başladı. "Karnım çok aç..." dedi Lowell yarı uykulu bir sesle. "Tuvalete de gitmem gerek." "Tamam tatlım, buradan çıkınca hepsinin çaresine bakacağız." Lowell ağzını sonuna kadar açarak esnedi. "Peki yeni evimiz burada mı anne?" O sırada yeni yolcularını almış trenin, hareket ederken çıkardığı ses istasyonda yankılandı. Biraz önce inen yolcuların büyük bir kısmı merdivenlere ve asansöre yönelmiş, istasyonu terk ediyordu. Tren oradan uzaklaşınca oğluna cevap verebildi Annemarie. "Evimize gitmek için bir yolculuk daha yapacağız bebeğim." "Yine mi trene bineceğiz? Hayır ben çok yoruldum." "Bu kez uçağa bineceğiz tatlım." Genç kızın bakışları onları birkaç adım ötesinde onları sabırsızlıkla izleyen Alex'e kaydı. Etrafında onlarca koruma ile yolculuk yapmaya alışkındı fakat bu durum gerçekten tuhaf geliyordu. Peşinde bir gölge ile yaşamaya alışabileceğinden de emin değildi. O olmadan da başının çaresine bakabileceğini düşündü. Tamam henüz yaşayacağı eve ulaşamamıştı. Erken karar vermemesi gerekiyordu ancak sadece adını öğrendiği bir adama koşulsuz güvenmek ne kadar doğruydu. Biraz önce valizi için yardım eden adama bile ondan daha çok güvenmeye hazırdı. Usulca ayağa kalkınca, bir eliyle oğlunun elini diğer eliyle valizinin uzun sapını tuttu. Valizi tekerlekli olduğu için taşıması kolaydı. Asansöre binmek mantıklı gelince o tarafa yöneldi. Tam o anda arkasından gelen sesi duydu. "Ah... Ah... Tanrım... N... N... N-efes ala- mı... Lütfen..." Sesin geldiği yöne bakınca acı çeken kişinin trende kendisi ile sohbet eden kadın olduğunu fark etti. O da trenden inmiş, küçük bir valizle sarı çizginin ayırdığı tehlikeli bekleme alanında hafifçe öne doğru eğilmiş, iki elini göğsüne koymuş, nefes almaya ve konuşmaya çalışıyordu. Acı çektiğini, onu rahatsız eden bir durumda olduğunu ancak bu kadar belli edebilirdi. Yanında hiç kimse yoktu. Onu almaya kimse gelmemiş miydi? Annemarie onun için endişelenmekten kendini alamadı. Etrafta hala birkaç insan olmasına rağmen kadını umursayan, ona yardım etmek için yeltenen hiç kimse göremedi. Uzak bir köşeden o tarafa doğru gelen ve üzerinde üniforma olan genç adamı gördü. Ancak o bile yaşlı kadını umursuyor gibi değildi. Lanet olsun! Ne olmuştu bu insanlara? Neden bu kadar bencillerdi? Yoksa bu tavırlarının sebebi iki yıl önce tüm dünyayı etkisine alan büyük salgın mıydı? "Hastalık belirtisi olan insanlara yaklaşmayın!" Yazan duyuru panoları, medyada sürekli yayımlanan uyarı yazıları, maskeler, insanlar arasındaki mesafe, kaos, karmaşa, dramlar ve ölüm... İnsanlar için hiç kolay geçmeyen bir süre... O günlerden geriye kalanda sanırım buydu. Bir insan ölmek üzere bile olsa ona elinizi sürmeyin. Sadece yardım çağırın! Kimin umurunda? Oğluna bakıp, "Hemen Alex'in yanına gidiyorsun Lowell." dedi. "Beni orada bekle ve sakın hiçbir yere ayrılma. Duydun mu beni?" Lowell başını sallayıp, koşarak yanından uzaklaştığında yaşlı kadına yöneldi. Ona yardım etmek istiyordu ve yapacaktı. Bu yüzyılda, yüzyıllar önce olan veba salgınında yapılan uygulamaları uygulamakta neyin nesiydi. Hiç kimse çaresizce ölmeyi kesinlikle hak etmiyordu. Yaşlı kadına doğru adım attığında gördüğü şeyle adeta donup kaldı. Adını sorma gereği duymadığı ancak tatlı sohbetinden keyif aldığı kadın, önce ağır ağır doğruldu sonra sırt üstü arkasındaki boşluğa düştü. "Aman Tanrım!" diye bağırmaktan kendini alamadı ve o tarafa koşarak saniyeler içinde kadının düştüğü yere ulaştı. Hemen dizlerinin üzerine çöküp, başını tren yoluna devirdi. Kadın tren raylarının üzerinde sırt üstü ve gözleri kapalı yatıyordu. Hemen sonra bağırmaya başladı. "Yardım edin! Lanet olsun hiç kimsenin umurunda değil mi? O ölüyor!" Muhtemelen başını raylara sert bir şekilde çarpmıştı. Öncesinde zaten bayılmak üzereydi. Önemli olansa yaşıyor bile olsa tren yolunda yatarken, yaşama şansı sıfır olacaktı. Annemarie görevlinin yanına geldiğini ve elinde tuttuğu telsiz benzeri bir cihazla birileriyle konuştuğunu duydu. Fransızca yapılan anonslarda anladığı tek cümle ise "yardımı bekle!" oldu. Anında ayağa kalkıp, istasyon görevlisinin karşına öfkeli bir şekilde dikildi. "Aşağı inip onu kurtarmayacak mısınız?" "Bunu tek başıma yapamam madam. Yardım birazdan burada olur." dedi genç adam. "Lütfen buradan uzaklaşın." "Lanet olsun ya tren gelirse? Yardım geç kalırsa..." "Bu sizi ilgilendirmiyor. Dediğim gibi lütfen gidin." Alex'in sesini duyunca irkildi Annemarie. Onun yanına geldiğini fark edemeyecek kadar öfkeliydi. "Bayan." dedi Alex oldukça resmi ve ciddi bir ses tonuyla. "Memur beyi rahat bırakın da işini yapsın. Eminim dediği gibi yardım gelmek üzeredir. Oğlunuzun yanına gidin." Annemarie'nin sert bakışlar bu kez Alex'e kaydı. Kendisini tanımıyormuş gibi davranması bir yana rayların üzerinde yatan kadın için en ufak bir endişe belirtisi göstermiyor, yardım etme teklifinde dahi bulunmuyordu.Genç adama dişlerini sıkarak bakarken, "İkinizi de lanet olsun!" dedi ve hiç tereddüt etmeden arkasında boşluğuna yönelip rayların üstüne atladı. Yaşlı kadının yanında dizlerinin üzerine oturup, önce el bileğinden nabzını kontrol etti, sonra boynun bölgesinde artere dokundu. "Tanrım hayır! Nabzı çok zayıf!" diye bağırdığı anda Alex'in rayların üzerine atladığını gördü. "Sen ne yaptığını sanıyorsun?" diyerek yanına çöküp, yaşlı kadını kollarının arasına almaya yeltendi Alex ama Annemarie ona engel oldu. "Kahretsin bırak onu! CPR yapmasam nabzı tamamen duracak! Ayrıca onu bir eşya gibi taşıyamazsın. Düştükten sonra omuriliği zarar görmüş olabilir. Sedye gerekiyor." "Ne yapmazsan?" derken keskin ve sert bakışlarını genç kızın yüzüne dikti Alex. Bu arada istasyon görevlisi oldukça yüksek bir sesle onlara bağırıyor, oradan bir an önce çıkmalarını söylüyordu. Yardım geleceğini de tekrar edip duruyordu. "Kalp masajı ve suni solunum diyorum!" "Burada mı?" derken adamın yüzündeki her kasın gerildiğini gördü Annemarie. Onun hakkındaki düşüncelerinde yanılmadığına şahit oldu. Bu adam bencil ve gerçekten kabaydı. İnsanlara yardım etmekten kesinlikle hoşlanmıyordu. Yine de ona aldırış etmedi. Ve "Evet!" der demez kadının göğsünün orta kısmının üzerinde iki elini birbirlerine kenetleyip, kollarını düz bir şekilde gererek kalp masajına başladı. "Bir... İki... Üç... Dört... Beş.. Altı... Yedi... Söylediğim anda ona suni solunum yapacaksın!" Alex daha çok öfkelendi. "Lanet olsun neden ben?" "Çünkü yanımda sadece sen varsın!" Yaşlı kadının yüzüne bakıp, başını olumsuz anlamda salladı Alex ve genç kıza itiraz etti. "Bunu profesyonellere bırakalım!" "Ben doktorum Bay Alex! Unuttunuz sanırım." "Şu an yaptığınız tek şey kendinize zarar vermek. Dikkat çekmeden bu lanet yerden gitmeyi neden düşünemiyorsunuz?" "Çünkü burada yardıma ihtiyacı olan biri var. O yüzden çeneni kapa ve dediğimi yap!" Alex yaşlı kadının yüzüne bakarken "Masajı ben yaparım! Bana dediğin şeyi sen yap!" dedi kaşlarını devirerek. "Sana onu öp demiyorum pislik herif! Sadece nefes alması için yardım etmen gerektiğini söylüyorum." "Asla olmaz! Bunu sen yapacaksın! Ve bana hakaret etmeye devam edersen kıçını kollamak için parmağımı dahi kımıldatmam seni şımarık prenses!" Annemarie yanaklarını şişirip, içindeki tüm nefesi bir seferde dışarı verirken, gözlerini devirerek kendi kendine sabır diledi. Korumaların zeki adamlar olduğunu düşünmüştü ama hayır kesinlikle değillerdi. Kendisine şımarık prenses demesi ayrıca sinir bozucu olsa da şimdi burada bunun için tartışmanın zamanı değildi. Daha sonra hesabını zaten soracaktı. "Tamam sen yap! Ellerin ve kolların bu şekilde olacak. Ve tüm gücünle bastırmamaya çalış, zavallının kaburgalarını sakın kırma! Ah! Eminim King Kong bile senden daha nazik davranırdı." Alex'in ona cevap vermek için dudakları aralandı. Yüz ifadesi içinden geçen öfkeyi belli etse de susmayı tercih ederek denileni yaptı. İkisi yer değiştirdi. Annemarie kadın başının yanına geçti ve Alex'e nasıl yapılması gerektiğini söyledi. "On beşe iki!" "Ne demek anlamıyorum!" "Yapmaya devam et sadece, lütfen!" Hızlı geçen iki tur sonunda Annemarie kadının nabzını kontrol etti. "Ah Tanrım hala yok!" İstasyon görevlisi bir kez daha bağırdı. "İki dakika sonra tren burada olacak! Çıkın oradan!" Annemarie ve Alex birbirlerine bakarken Alex'in gözle görülür öfkesi sesine yansıdı. "Duydunuz değil mi Bayan Bennett? Burada kalıp ölmek istemenizi anlıyorum ama bu konuda yardımcı olamayacağım için üzgünüm! Korumanız olmayı kabul etmemiş olsaydım, trenin üzerinizden geçmesini asla umursamazdım." "Bu kadar açık sözlü olmanız ne hoş Bay Alex." derken dişlerini sıktı Annemarie. "İnsanları gözünü kırpmadan öldüren bir katil için birilerinin ölmesi ne kadar önemli olabilir ki?" "Sizi kendinizden korumak için para almıyorum!" "Kendime zarar vermeyi asla düşünmedim ve düşünmem de!" "Tabii ya! Hangi aklı başında insan tanımadığı biri için kendini rayların üzerine atabilir Tanrı aşkına!" "Ben bir doktorum bayım! Sizin işinizin aksine amacım hayat kurtarmak!" "Babanızın evindeki o adamlar için de aynı çabayı gösterdiniz mi?" "Elbette ki gösterdim. İnsanları öldürmekten zevk alan ben değilim sensin!" Görevli olanca sesiyle bir kez daha bağırdı. "Çıkın oradan diyorum! Beni duyuyor musunuz?" Alex rayların titrediğini hissedince genç kızla tartışmayı bırakıp, yaşlı kadını kucağına alarak hızla ayağa kalktı. Annemarie daha ne olduğunu anlamadan kadını duvarın üzerine atarak görevlinin önüne doğru yuvarladı. Karanlık tünelin ucundan yansıyan göz alıcı ışığı gördüklerinde ikisinin oradan çıkmak için vakti kalmamıştı. Annemarie'yi hızlı ve sert bir şekilde iterek rayın diğer tarafındaki duvara yasladı. Kendi bedenini onun bedenine adeta yapıştırarak, trenin onlara milim farkla değmeden geçmesini beklemeye başladı. Ancak tren istasyonda durunca, birbirlerinden ayrılacak ve adım atacak alan kalmadı. Annemarie üzerine abanan adamın altında ezilmek üzere olduğunu hissediyordu. Yine de bu durum trenin altında ezilmekten çok daha iyiydi. Adamın boynuna gömülen başı bir yana tenine yapışan dudaklarını aralamak bile imkansızdı. Tamam ayakta s*x yapmak için harika bir pozisyon olsa da bu adamla tren raylarının üzerinde, sevişmek gibi bir fantezisi asla olmazdı. Alex'in bacakları arasında kalan bacakları ve göğüslerine dayanan sert gövdesi; muhtemelen hissettiği tek şey kaslarıydı, hareket etmesine izin vermiyordu. Ya bacak arasındaki o sertlik! Tanrım hayır kafamda kurguluyorum değil mi? Adamın erekte olması mümkün mü? Elbette ki değil! "Çok sertsin..."dedi Annemarie dudaklarını Alex'in teninde adeta öpüyormuş gibi hareket ettirerek. Alex rahatsız olduğunu belli eden bir şekilde kımıldasa da tren gitmediği sürece pozisyonunu değiştirmesi olanaksızdı. Bu duruma alaycı bir ses tonuyla ve fısıldayarak cevap verdi. "Erkekler hakkında bilmediğin bir şey doktor hanım. En olmaz anlar da beynimizden bağımsız çalışan bir organımız var." "Şey... Ben... Onu demek istemedim ama sağ ol. Hala çekici ve seksi bir kadın olduğumu bilmek güzel." derken genç adama aynı alaycı tavırla cevap verdi Annemarie. "Kendine iltifat etmeye alışkınsın sanırım. Nedense hiç şaşırdım. Şimdi neden böyle olduğunu anlıyorum." "Nasıl olduğumu?" "Normalin dışında davranmanın sebebi diyorum." "Ben gayet normalim bayım. Normal olmayan sensin ve şu an bacak arama dayanmış olan penisin." "Alarmı yanlış algılaması onun suçu değil." dedi Alex başını hafifçe eğip, genç kızın kendisine bakan gözlerine dalarak. "Galiba bu konuda onu eğitmem gerekecek."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE